Anahtar kelimeler: Satılık Simsarlık Ştiye Parsele Pafta Pazarlama Mah İli İlçesi Bölümler

T.C.

İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: ████████ Esas
KARAR NO
: ████████
DAVA
: Alacak (Simsarlık Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ
: █████/2025
KARAR TARİHİ
: █████/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Simsarlık Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
Dava
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı arasında 09.10.2020 tarihli Satılık Yetki Sözleşmeleri imzalanmış ve dava konusu bu sözleşmeler kapsamında ... İli .... İlçesi ... Mah. 2 Pafta 1 Ada 157 parsele kayıtlı 26-33-56-58-75-101-103-108-128-175-209-220-243-272 nolu ile 21-22-41-68-71-110-138-141-195-201-228-245 Nolu ve ... İli ... İlçesi 367 Ada 14 Parsele kayıtlı 1-2-3-4-5-6 Nolu, ... İli ... İlçesi 168 Ada 1 Parsele kayıtlı 5-6 Nolu, bağımsız bölümler kapsamında taşınmazların pazarlama ve satış aracılığı yetkisi ...Ltd. Şti'ye verilmiş ise de söz konusu taşınmazların davalı ... tarafından sözleşmeye aykırı şekilde davacı şirketin bilgisi ve onayı olmadan sözleşme süresi dolmadan üçüncü kişilere satıldığını, dava konusu "Satılık Yetki Belgesi" sözleşmesi 3. maddesinde "Satıcı, sözleşmeyi süre dolmadan tek taraflı olarak feshederse veya gizli satış yaparsa emlak komisyoncusuna, sözleşmede yazılı satış bedeli üzerinden yüzde altı oranında bir meblağı cezai şart bedeli olarak ödemeyi kabul taahüt eder." düzenlemesi yer aldığını, müvekkili şirketin, bahse konu sözleşmenin imzalanması akabinde sözleşme gereği resim çekimi, eksper gibi hazırlık işlemlerini yapmaya başlayarak üzerine düşen edimlerini yerine getirdiğini, ancak davalı ... tarafından sözleşmeye aykırı olarak dava ve sözleşme konusu taşınmazların gizli satıldığını, dolayısıyla dava konusu sözleşmelerde kararlaştırılan cezai şart bedelinin muaccel olduğunu, ... 27. Noterliği ... yevmiye numaralı ...tarihli ihtarnamenin davalıya gönderildiğini ancak cezai şart talebinin kabul görmediğini, arabuluculuk sürecinin anlaşamama olarak tamamlandığını, davalı ...'nun dava konusu alacağın kısmi temlik alacaklısına karşı yapmış olduğu haksız icra takibi ve tahliye talepleri sonucunda müvekkili şirketin de alacaklarının tahsil edilme maksadıyla dava açmaya karar verildiğini, dava konusu alacağın; 23.06.2025 tarihinde 2.000.000 TL ve 25.07.2025 tarihinde 2.320.326 TL olmak üzere toplamda 4.320.326TL'lik kısmı muacceliyet tarihi en eski alacaktan itibaren hesaplanmak ve mahsup edilmek üzere; dava dışı ...(T.C.:...)'a temlik edildiğini, bu süreçte davalı ... tarafından davacı şirketin kiracısı olduğu taşınmazın anahtarlarının haksız bir biçimde değiştirilmiş ve hakkı olmayan yere tecavüz suçu kapsamında ... 69. Asliye Ceza Mahkemesi ... E. dosyası üzerinden kovuşturma sürecinin devam ettiğini, müvekkili şirketin yukarıda izah edilen dava konusu sözleşmelerde yazılı taşınmazların gizli satışı sebebiyle muaccel olmuş alacakları kapsamında üçüncü kişi ...'a muacceliyet tarihinden itibaren mahsup edilmek üzere toplamda 4.320.326-TL kısmi temlik mevcut olup bilirkişi incelemesi neticesinde ve yargılama sürecinde belirlenecek tutar sonrasında yapılacak talep artırımında bu husus hesaplamada göz önünde bulundurulacağını belirterek açıklanan tüm bu nedenlerle; 09.10.2020 tarihli dava konusu sözleşmelerin cezai şart maddesi uyarınca, daha sonrasında artırılmak üzere (şimdilik) 10.000-TL cezai şart alacağının ve faizinin davalıdan tahsiline; alacağa temerrüt tarihinden itibaren ticari (avans) faizi işletilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Cevap
: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın görevsiz mahkemede ikame edildiğini, görevli mahkemenin Tüketici Mahkemeleri olduğunu, simsarlık sözleşmesinden doğan uyuşmazlıkların mutlak ticari dava olmayıp, nispi ticari dava olarak kabul edilebilmesi için ise her iki tarafın tacir ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesinden kaynaklanması gerektiğini, her ne kadar yargılama konusu uyuşmazlıkta davacı taraf tacir ise de, davalı müvekkilinin tacir sıfatını haiz olmadığı gibi, yargılama konusu uyuşmazlığın davalı müvekkilinin ticari faaliyetlerinden de kaynaklanmadığını, davanın esasa ilişkin olarak, emlakçının faaliyetleri sonucunda gerçekleşmeyen satışlar neticesi davacının komisyon alacağı ve cezai şarta hak kazandığından söz etmenin mümkün olmayacağını, davaya konu taşınmazların satışı davacının aracılık faaliyetleri sonucunda gerçekleşmediği gibi ilgili yerlerin satışı hususunda davacının dahli tarafları bir araya getirmesi, tanıştırması vb. yollarla yaptığı herhangi bir aracılık hizmeti bulunmadığını, işbu sebeplerle davacının herhangi bir ücrete hak kazanmadığı, davaya konu ettiği cezai şart alacağına da hak kazanamayacağı, davaya konu taşınmazların büyük çoğunluğu müvekkilinin iradesi dışında, büyük çaplı örgütlü bir dolandırıcılık operasyonu sonucu elinden çıktığını, hiçbir şekilde davacının cezai şarta hak kazandığını kabul anlamına gelmemek ve bu anlamda olmamak kaydı ile, bir an için davacının cezai şart talep etmekte haklı olduğu varsayılacak olur ise; Yargıtay’a göre ücretin üzerinde belirlenen cezai şartın, sadece ücretten arda kalan kısmı cezai şart olarak kabul edilmekte olup davacının talep edebileceği cezai şart oranı ileri sürüldüğü şekilde %6 olmayıp, %2 oranında olacağını, dava konusu taşınmazları davacıyı zarara uğratmak ya da aradan çıkarmak amacıyla değil kurbanı olduğu dolandırıcılık operasyonu sonucunda elden çıkarmak zorunda kaldığı, buna rağmen birçok taşınmaz yönünden herhangi bir menfaat de elde etmediği gözetilerek fahiş cezai şart tutarının indirilmesi taleplerinin bulunduğunu, taşınmazların satışında hiçbir faaliyeti bulunmayan davacının ne hizmet bedeline ne de cezai şarta hak kazanmadığını, ancak bir an için aksi varsayılacak olur ise, fahiş miktardaki cezai şartın indirilmesi taleplerinin de bulunduğunu, yukarıda detaylarıyla açıklandığı üzere, müvekkili bahse konu taşınmazları kötüniyetle ve davacıyı devreden çıkarmak amacıyla devretmemiş, alenen 3. şahıslarca dolandırıldığını, işbu hususun celp edilecek savcılık dosyası ile kanıtlanacağını belirterek öncelikle davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddine, davacı tarafından ikame olunan haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın esastan reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ;
... 69. Asliye Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası, taraflar arasında imzalanan █████/2020 tarihli satılık yetki belgesi sözleşmeleri, ticaret sicil kayıtları, ... 27. Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi, alacak temlik sözleşmesi, davalının tacir olup olmadığı noktasında ilgili kurumlara yazılan müzekkere cevapları celp edilmiş, incelenmiştir.
Dava, simsarlık sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemelerin görevi kanunla düzenlenir ve görev hususu kamu düzenine ilişkindir.
Davanın esasına geçilmeden evvel, öncelikle görevli mahkemenin hangi mahkeme olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir.
Zira, görev hususu kamu düzenine ilişkin olduğundan taraflarca her zaman ileri sürülebileceği gibi Hâkim tarafından da yargılamanın her aşamasında resen nazara alınması zorunludur.
5235 Sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4. ve 5. maddelerinde hukuk mahkemeleri düzenlenmiştir. Kanunun 6. maddesinin ikinci fıkrasına göre asliye hukuk mahkemeleri, sulh hukuk mahkemelerinin görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü dava ve işler ile kanunların verdiği diğer dava ve işlere bakar. Bu husus 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2. maddesiyle de teyit edilmiştir. Anılan maddenin ikinci bendi Hukuk Muhakemeleri Kanununda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesinin diğer dava ve işler bakımından da görevli olduğunu vurgulamıştır. Asliye Ticaret Mahkemeleri de 5235 Sayılı Kanunun 5. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5. maddesinin 1 numaralı bendi uyarınca bu mahkemeler, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde hangi davaların ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlenmiş, anılan kanunun 5. maddesinde asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir.
6102 sayılı TTK'nın 5/1. maddesine göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bu hükme göre ticaret mahkemelerinin görev alanı ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleridir. Ticari faaliyetleri ilgilendiren bütün davalar ticari dava değildir. Ticaret mahkemeleri ayrı bir yargı kolu oluşturmayıp, asliye hukuk mahkemelerine göre ihtisas mahkemeleridir.Bu nedenle ticari işlerle ilgili bütün davalar ticaret mahkemelerinin görev alanına sokulmamış, yalnızca uzmanlık gerektiren hususların ticaret mahkemelerince karara bağlanması esası getirilmiştir.
Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar,
6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, taraflar arasındaki simsarlık sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart alacağın tahsiline yönelik açılan davanın, 6102 s. TTK' da yahut diğer Kanunlarda düzenlenen mutlak ticari davalardan olmadığı açıktır.
Nispi ticari dava bakımından, Mahkememizce, davalının tacir olup olmadığı incelenmiştir.
Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca █████/2007 tarihinde kararlaştırılıp,... tarih ve ... sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, ... sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nin 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden, Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekmektedir.
Nispi ticari dava bakımından, davacının ticari şirket olması sebebiyle tacir olduğu konusunda duraksama yoktur. Ne var ki, bu ayrıma göre her iki tarafın, yani davalının da tacir olması zorunludur. (İSTANBUL BAM 18. HD.... E. ... K.)
... tarih ... sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan █████/1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile T.T.K.'nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre;
1-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar,
2-Vergi Usul Kanunu’na istinaden BİRİNCİ SINIF TACİR SAYILAN VE BİLANÇO ESASINA GÖRE DEFTER TUTANLAR ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların (iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların) esnaf ve küçük sanatkar, tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.
█████/2007 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan ... tarihli ... sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile esnaf ve tacir ayrımına esas sınırlar belirlenmiş olup, bu kararda 213 Sayılı VUK 177.maddesinde belirtilen hallerden 1. ve 3.bendindeki konularda faaliyette bulunanlarda belirlenen sınırların yarısını, 2.benddeki faaliyetlerde bulunanların bu tutarın tamamını aşanların tacir olacağı belirlenmiştir.
Davalı ...'nun ... Vergi Dairesi Müdürlüğü yazı cevabı uyarınca 1. sınıf tüccar olmadığı, bilanço usulüne göre defter tutan kimselerden de olmadığı, hatta ticari faaliyetinin bulunmadığı, bu itibarla davalının VUK 177. maddesi ve Bakanlar Kurulu kararı uyarınca tacir sıfatının olmadığı anlaşılmıştır. Diğer taraftan davalının ticaret sicil kayıtları uyarınca tacir olarak sicilde kaydının bulunmadığı ve ticari işletmesinin bulunmadığı belirlenmiştir.
Davalının tacir sıfatı bulunmadığının kesin olarak tespit edildiği, her iki tarafın tacir olmadığı dava dosyası bakımından Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olmadığı (İSTANBUL BAM 43. HD. ... E. ... K; İSTANBUL BAM 37. HD.... E. ... K.), taraflar arasındaki simsarlık sözleşmelerinde birden fazla taşınmaz bakımından yetkilendirme yapıldığından Mahkememizce davalının tüketici olarak kabul edilmediği, bu itibarla uyuşmazlığın hallinde genel görevli olan Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. (İSTANBUL BAM 12. HD. ...E. ... K). Yapılan açıklamalar ile atıf yapılan emsal kararlar uyarınca, simsarlık sözleşmesinden kaynaklanan davaların mutlak ticari davalardan olmaması, davalının tacir olmaması sebebiyle nispi ticari dava da söz konusu olmadığından somut uyuşmazlığın çözümünde Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olmadığı, bilakis uyuşmazlığın çözümünde genel görevli olan Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu anlaşılmakla, 6100 sayılı HMK 114/1-c HMK 115/2. madde hükümleri uyarınca mahkememizin görevsizliği nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
: (Ayrıntısı ve Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere);
1-6100 sayılı HMK'nın 114/1-c. ve 115/2. maddeleri uyarınca mahkememizin görevsizliği sebebiyle davanın dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE,
Görevli mahkemenin ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ olduğunun tespitine,
2-HMK.nın 20. maddesi uyarınca taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak talep etmesi halinde dava dosyasının görevli İSTANBUL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE tevzi edilmek üzere hukuk mahkemeleri tevzi bürosuna gönderilmesine,
3-HMK'nın 20. maddesine göre kararın kesinleşme tarihinden itibaren iki hafta içinde Mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli Mahkemeye gönderilmesi talep edilmediği takdirde Mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine,
4-Harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin görevli mahkemece değerlendirilmesine,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. █████/2026
Katip ...
Hakim ...

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!