Anahtar kelimeler: Bam Esaskarar Ankara Haciz Hmknın Karara Yoluna Manevi Adliye Şirket

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 25. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: █████████ - ████████

T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
25. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: █████████ Esas
KARAR NO
: ████████
KARAR TARİHİ
: █████/2026
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: ANKARA 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2023
NUMARASI
: ████████ Esas, ████████ Karar
DAVANIN KONUSU
: Tazminat
Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonucunda mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, haksız haciz nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davalı şirket vekili, kararın T.C. Anayasası ile 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine uygun bir gerekçe içermediğini, İcra ve İflas Kanunu Mahcuz Malları Muhafaza Tedbirleri Taşınırlar Hakkında başlıklı 88. maddesinin 5. fıkrası gereği malların Adalet Bakanlığı tarafından yetkilendirilen yediemin deposunda muhafaza altına alındığını, istihkak davasının kabulü sonrası eşyaların teslim sorumluluğunun yedieminde olduğunu, eşyaların teslim edilememesinde müvekkiline atfedilebilecek bir kusur bulunmadığını, yedieminin muhafaza görevini yerine getirememesinden müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, yüksek yargı kararları gereği doğrudan yediemin hakkında icra dosyasından tazmin talep edebilecekken bu davanın açılmasının mümkün olmadığını, müvekkiline kusur atfedilemeyeceğinden haksız fiil sorumluluğunun da bulunmadığını, yapılan hacizde müvekkilinin ağır kusuru ya da kötü niyeti olmadığından manevi tazminat ödetilmesi şartlarının oluşmadığını, alacağın zamanaşımına uğradığını ileri sürerek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hükme karşı davalı vekilince yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Dairemizce, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır.
Dosya kapsamından, davalı alacaklı tarafından dava dışı borçlu ... Hırd. İnbş. Mal. Paz. Tic. Ltd. Şti. aleyhine başlatılan icra takibi kapsamında davacı şirkete ait iş yerinde █████/2011 tarihinde haciz ve muhafaza işlemleri yapıldığı, davacı şirket tarafından Ankara 9. İcra Hukuk Mahkemesinin ████████ Esasına kayden açılan istihkak davasının yapılan yargılaması neticesinde davanın reddine karar verildiği, kararın temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesi █████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamı ile davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulması üzerine bozma ilamına uyularak Ankara 9. İcra Hukuk Mahkemesi ████████ esasında yapılan yargılama sonunda davanın kabulü ile davaya konu taşınırların mülkiyetinin davacı şirkete ait olduğunun tespitine ve haczin kaldırılmasına karar verildiği, hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği, kararın kesinleşmesinden sonra icra dairesinden eşyaların tesliminin talep edildiği, ancak muhafaza altına alınan malların teslim edildiği yedieminin bulunamaması nedeniyle teslimin gerçekleşmediği, davacı tarafça malların bedelinin tazmini gerektiği iddiasıyla maddi ve manevi tazminat istemli eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık haksız hacizden, diğer bir deyişle haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Yargıtay 4 Hukuk Dairesi'nin █████/2018 gün, ██████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere ''...Haciz işleminin borçlu olmadığını bildiği kişi veya borçluya ait olmadığını bildiği eşyaya yönelik yapılması durumunda haksız haciz söz konusu olur...'' .
Haciz haksız ve bundan maddi zarar doğmuşsa, alacaklı kusurlu olmasa dahi, zarar görene maddi tazminat ödemekle yükümlüdür. Buna karşılık, haksız haciz kararı olan alacaklının kusursuz sorumluluğu sadece maddi tazminat bakımından geçerli olup, manevi tazminat yönünden TBK’nın 49'ncu maddesindeki koşulların oluşması gerekir. Bu maddeye dayalı sorumluluk ise, kusura dayalıdır. Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre haksız takip/haciz nedeniyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için alacaklının icra takibinde kötü niyetli veya ağır kusurlu olması da gerekmektedir.
Somut olayda; haciz ve muhafaza işlemlerine karşı açılan istihkak davası sonucu malların davacı şirkete ait olduğuna karar verilmiş olmakla, yapılan haciz ve muhafaza işlemlerinin haksız olduğu ve davalı tarafın haksız fiili ile muhafaza altına alınan malların yediemin deposunda kaybolarak iadeye yönelik işlemler sonuçsuz kaldığından, yediemindeki eşyaları davacıya teslim etme, bir başka anlatımla haksız haciz meydana gelmeseydi zarar gören hangi durumda bulunacaksa o durumun tesisi yükümlülüğü davalı şirkette olduğundan davalının maddi zarardan sorumluluğu bulunmadığına ve istemin tümden reddi gerektiğine ilişkin istinaf nedenleri yerinde değildir. (Aynı yöndeki Yargıtay 4. Hukuk Dairesi █████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamı ile Hukuk Genel Kurulu 2017/4-1502 Esas, ████████ Karar sayılı ilamı)
Dava konusu eşyalar yediemin tarafından teslim edilememiş ve yediemin bu malların bedelinden sorumlu ise de, davalının da haksız fiil sorumluluğu bulunduğundan yediemin ile birlikte borçtan TBK 61. maddesi gereği müştereken ve müteselsilen sorumlu olup davacının zararını tek başına davalıdan talep etmesine yasal bir engel bulunmadığından maddi tazminata ilişkin davalı vekilinin istinaf nedenleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucu ileri sürülen istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.
Haciz ve muhafaza işlemlerinin yapıldığı adrese gönderilen ödeme emrinin iade edildiği, Tebligat Kanunu 35. maddeye göre tebligat yapıldığı, haciz sırasında borçlu şirkete ait hiçbir evrak bulunamadığı, davacı şirketçe ticaret sicil kayıtları ve satın alınan mallara ilişkin faturalar sunulduğu, buna rağmen bu adreste daha önce başka bir dosyadan haciz yapıldığı gerekçesiyle haciz ve muhafaza işlemlerinde ısrarcı olunarak ağır kusurlu davranıldığı, yapılan haciz ve muhafaza işlemeleri ile davacı şirketin ticari itibarının zedelendiği, kişisel değer niteliğinde olan ticari itibar tüzel kişiler yönünden kişilik hakkı kapsamında bulunduğundan, basiretli tacir gibi davranmayan davalının davacı şirketin uğradığı manevi zararı gidermekle yükümlü olduğu ve manevi tazminat ödetilmesi koşullarının oluştuğu kabul edilerek yerel mahkemece davacı yararına bir miktar manevi tazminata hükmedilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
Manevi tazminatın miktarına gelince; kişilik hakları saldırıya uğrayan kimse Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi hükmü uyarınca manevi tazminat adı altında bir miktar para ödetilmesini isteyebilir. Hâkim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken aynı Kanunun 51. maddesi uyarınca durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önünde tutmalıdır. Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkimin hukuka ve hakkaniyete göre karar vereceği Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesi hükmüdür. Bu kapsamda manevi tazminatın miktarı belirlenirken tarafların kusur oranı, sıfatı, statüsü, sosyal ve ekonomik durumları ile eylemin işleniş biçimi ve yöntemi dikkate alınmalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenler karar gerekçesinde objektif olarak gösterilmelidir. Manevi tazminat adı altında hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek nitelikte olmalı fakat bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmediği unutulmamalıdır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Somut olayın özellikleri, tarafların sıfatı, konumu, kusurun ağırlığı ve TBK’nın 58. maddesi hükmünde belirtilen ilkeler gözetildiğinde hüküm altına alınan manevi tazminat tutarının da yerinde olduğu kanaatine varıldığından davalı vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf nedenlerinin de reddi gerekmiştir.
Davalı tarafça, ilk derece mahkemesinde usulüne uygun tebliğe rağmen süresi içerisinde cevap dilekçesi verilip zamanaşımı def'inde bulunulmadığından 6100 sayılı HMK'nın 357. maddesi gereği istinaf aşamasında ileri sürülen zamanaşımı def'i dinlenebilir görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle,
1)İlk derece mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğundan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin 1. fıkrası b bendinin 1 numaralı alt bendi gereğince; davalı tarafın istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
2)492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarife gereğince; alınması gerekli 44.988,56TL istinaf karar ve ilam harcından, peşin alınan 10.820,60TL harcın mahsubu ile bakiye 34.167,96TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
3)İstinaf yoluna başvuran davalı tarafından yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4)Temyizi kabil olan bu kararın, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince; Dairemiz tarafından tebliğe çıkarılmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere █████/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH
: █████/2026
Başkan
e-imza
Üye
e-imza
Üye
e-imza
Katip
e-imza

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!