Anahtar kelimeler: Etespit Yuvası Mecralarda Türkpatent Patent İhlalin Noter Tasarımının Tasarımın Tasarım

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
SAYISI
: █████████ Esas, ████████ KararHÜKÜM
: Esastan retBölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:KARARI. DAVADavacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkilleri ... ve ...’nun, Türk Patent ve Marka Kurumu'nda (TÜRKPATENT) 2018 ... numaralı ... Yuvası tasarımının tescilli sahibi olduklarını, tasarımın müvekkillerinin izni olmaksızın ... ve diğer mecralarda satışının yapıldığını, bu durumun 01.06.2020 tarihli e-tespit tutanağı ile kayıt altına alındığını, söz konusu kullanımın tasarım hakkı ihlali ve haksız rekabet teşkil ettiğini, ihlalin 16.06.2020 tarihli noter ihtarnamesiyle davalıya bildirildiğini, davalının kullandığı tasarımların müvekkillerine ait tasarımlarla genel görünüm açısından hiçbir farklılık göstermediğini, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (SMK) 81. maddesi uyarınca tasarım hakkına tecavüz teşkil ettiğini, bu ihlal nedeniyle maddi ve manevi tazminat taleplerinin olduğunu, müvekkillerinin ürünlerinin https://.../ adresinden satışa sunulduğunu ve fiyatlarının 1.500,00-1.600,00 TL bandında değiştiğini, davalının ise aynı ürünleri ¼ fiyatına sattığını, bu durumun müvekkillerinin ticari kaybına ve ürün satışlarının durma noktasına gelmesine yol açtığını, bu nedenle yoksun kalınan kazanç taleplerinin de bulunduğunu, davalı şirketin eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiğini, bu kapsamda tasarım hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespitine, tecavüzün önlenmesine ve durdurulmasına, şimdilik 5.000,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminat, 5.000,00 TL yoksun kalınan kazancın ödenmesine ve hükmün ilânına karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinin müvekkili şirkete usulüne uygun tebliğ edilmediğini, üç boyutlu olduğu sabit olan davacı ve davalı tasarımları üzerinde inceleme yapılmadan rapor tanzim edildiğini, bilirkişi raporundaki kullanıcıların tasarımlar arasında kafa karışıklığı yaşayacağı yönündeki tespitlerin kabul edilemeyeceğini, dava konusu ürünlerin evcil hayvan yuvası ve kedi evi olduğunu, hedef kitlenin evcil hayvan sahipleri olduğunu, bu tüketicilerin bilgili ve bilinçli kullanıcılar olduğunu, tasarımcının yarattığı küçük ayrıntılardaki farklılıkların ayırt edici nitelik sağladığı takdirde tasarım tesciline konu olabileceğini, müvekkili şirkete ait ürünlerin rahatlıkla ayırt edilebilecek düzeyde farklı olduğunu, müvekkili şirketin eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiği yönündeki tespitlerin hukuka aykırı olduğunu, dürüstlük kuralına aykırı herhangi bir işlem veya ticari uygulama gerçekleştirmediğini, haksız rekabetin haksız fiil niteliğinde olduğunu ve zarar gördüğünü iddia eden tarafın bunu ispatla yükümlü olduğunu, müvekkili şirketin uyuşmazlık konusu ürünlerle ilgili herhangi bir satış işlemi gerçekleştirmediğini, ürünleri piyasadan kısa sürede çektiğini, bu hususun müvekkili şirketin yasal defter ve kayıtlarından tespit edilebileceğini savunarak davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacılara ait 2018/... tescil numaralı tasarım ile davalı kullanımı arasında bilgilenmiş kullanıcı üzerinde yarattığı genel izlenimde belirgin farklılıklar bulunmadığı, bu sebeple benzer olarak algılandıkları, böylelikle davalı eylemlerinin davacıların tasarımdan doğan haklarına tecavüz oluşturduğu, davacı tasarımı ile davalı ürünü arasındaki itiraza konu farklılıkların, bir bütün olarak algılanan üründeki genel görünümü değiştirecek mahiyette olmadığı, bilgilenmiş tüketici nezdinde ürünlerin benzer algılandığı ve raporlarda -davalı iddialarının aksine- seçenek özgürlüğünün kısıtlı olmadığına ilişkin yeterli ürün görseline yer verildiği, her ne kadar davacı yan tasarım tecavüz fiilinden dolayı maddi tazminat talebinde bulunmuşsa da, bir haksız fiil sorumluluğu olan söz konusu tazminatın oluşabilmesi için gereken koşullardan birinin "zarar" kavramı olduğu, somut olayda davalı yanın, davaya konu ürünlerin satışı fiili olarak gerçekleşmeden piyasadan çekildiğini beyan ve iddia ettiği, hesap uzmanı bilirkişi vasıtasıyla davalının defterleri üzerinde yapılan incelemeler ile bu iddianın doğrulandığı, stok kayıtlarında davaya konu ürünlerin stok kaydının bulunmadığı, davalı yanın stok kayıtlarının takip edildiği programda hareket gören stok kodlarının silinemediği, dolayısıyla davaya konu ürünlerin alış ve satışının yapılmadığı sonucuna ulaşılması gerektiği, bu yönden davacı itirazlarının yerinde olmadığı ve "zarar" koşulu oluşmayan maddi tazminat talebinin reddi gerektiği, ihlal edilen hakkın boyutu, kusurun derecesi ve tarafların mali durumları nazara alınarak 5.000,00 TL manevi tazminatın yeterli ve dengeleyici olacağı kanaatine ulaşıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalının, davacıya ait 2018/...tescil numaralı tasarımlarından doğan haklarına tecavüzünün ve haksız rekabetinin tespitine, bu tecavüz ve haksız rekabetin durdurulmasına, önlenmesine, 5.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacılara verilmesine, maddi tazminat talebinin reddine, hüküm özetinin ulusal çapta yayın yapan tirajı en yüksek 3 gazeteden birinde masrafı davalı yandan karşılanmak suretiyle ilânına karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.IV. İSTİNAFBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıya ait 2018/... numaralı tescilli evcil hayvan yuvası tasarımı ile davalıya ait ürün üzerinde inceleme yapılmış olup bilgilenmiş kullanıcı üzerinde yarattığı genel izlenimde belirgin farklılıklar bulunmadığı, benzer olarak algılandıkları, ayrıntı düzeyindeki farklılıkların tasarıma ayırt edicilik katmadığının tespit edildiği, tasarım ile korunan ürünün görünümü olduğundan geniş bir seçenek özgürlüğü olmasına ve teknik zorunluluk olmamasına rağmen satışa sunduğu ürünlerin davacı adına tescilli tasarımına göre farklılık içermediği, genel izlenim itibariyle ayırt edilemeyecek kadar benzer oldukları, dolayısıyla tasarım sahibi davacının izni olmadan koruma kapsamındaki tasarımın, uygulandığı ürününün genel izlenim itibarıyla ayırt edilemeyecek kadar benzerini ticari amaçlı üretmek/satışa sunmak şeklindeki davalı fiilinin SMK'nın 81. maddesi kapsamında tasarım hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiği, somut olayda davacı tarafın yoksun kaldığı kazancını, SMK'nın 151/2-c maddesi kapsamında, sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin bu hakkı bir lisans sözleşmesi ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması hâlinde ödemesi gereken lisans bedeline göre hesaplanmasını istediği, davalının incelenen ticari kayıtlarında davaya konu olan ürünlerin satışlarına ilişkin kayıt tutulmadığı, satışa sunulan ürünlerin açıklamasının yanında parantez içinde yer verilen kodların o ürüne ait takip edilen ürün kodları olduğu, bilirkişilerce davalının stok kayıtları üzerinde inceleme yapıldığı, ilgili ürün kodları ile takip edilen stok kaydı hareketi bulunmadığı, takip edilen programda stok hareketi olan ürünlere ilişkin stok kodlarının sistemden silinemediğinin tespit edildiği, bu durum karşısında söz konusu ürünlerin alış ve satış kaydının bulunmadığı sonucuna varıldığı, davalının söz konusu ürünleri satarak gelir elde ettiği ispatlanamadığından davacının fiili kaybı ve yoksun kaldığı kazancı diğer anlatımla zarara uğradığı hususunun ispatlanamadığı, bu sebeple maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, dava konusu talepler hakkında kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı, istinaf başvuru sebeplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerince yapılan istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.V. TEMYİZA.Dava ve Hukuki NitelendirmeDava, davalının tasarım tesciline tecavüzünün ve haksız rekabetinin tespiti, durdurulması, önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.B.Değerlendirme ve Gerekçe1.Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davacılar vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.2.Davacı tasarım hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i, ref'i ve tazminat istemlerinde bulunmuş, davalı ise kullanımlarının tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediğini savunarak davanın reddini istemiştir. Davacının ihlal edildiğini iddia ettiği tasarım hakkı TÜRKPATENT nezdinde tescilli olup SMK ile getirilen özel hükümlerle haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlenmiştir. Davacı bu özel hükümlere de dayanmış olduğundan tasarım koruma alanları ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacak olup özel hükmün yanında haksız rekabetin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır.Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (Yargıtay 11.HD 14.03.2022 gün ve ... sayılı, yine 22.04.2021 gün ve ███████-3054 sayılı kararları) somut olay bakımından SMK ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek talebin, haksız rekabete dair kısmı yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.VI. SONUÇ
: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının 1 numaralı bendinde yer alan "ve haksız rekabetinin" ve "ve haksız rekabetin" ibarelerinin, 3 numaralı bendinde yer alan "ve haksız rekabet" ibaresinin çıkartılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı davacılardan peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine, 04.12.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.K A R Ş I OYSayın çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık; haksız rekabet hukuku hükümlerinin fikrî mülkiyet hukuku hükümleriyle birlikte uygulanıp uygulanmayacağı (Kümülatif Koruma) noktasında toplanmıştır.Kümülatif koruma ilkesi “mevzuattaki birden fazla hükümle korunabilme” anlamına gelmektedir . Bu durumda, bir kişinin gerçekleştirdiği fiilin birden çok hükmün koruma kapsamında olması halinde, hak sahibinin bu hükümlerden dilediğine başvurabilmesine kümülatif koruma denilmektedir. Fikri haklar bakımından kümülatif koruma ilkesi ise, bir fikri ürünün birden çok kanuni düzenlemenin şartlarını taşıması halinde, hak sahibine her koruma yoluna başvurma yetkisi tanınmasıdır. Bu ilke kapsamında bir kümelenmenin meydana gelmesi için mevcut bir fikri mülkiyet korumasına ek olarak haksız rekabet korumasının var olması gerekir. Kümülatif koruma ilkesinin söz konusu olduğu halde hak sahibi seçme zorunluluğuna tabi olmayıp şartlarını taşıması koşuluyla hukuki sebeplerden birine, birkaçına veya tamamına bu ilke kapsamında dayanabilmektedir.Diğer yandan, taleplerin yarışması hali ile taleplerin seçimlik olması hali birbirinden tamamen farklıdır. Taleplerin seçimlik olması halinde hak sahibine aynı vakıa bakımından öngörülen birbirinden farklı ve birden fazla yaptırımdan birini seçme imkanı tanınmaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde ise bundan farklı olarak aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbiri ile seçimlik olarak sunulmayan ve birlikte ileri sürülebilen farklı hukuki sebeplere dayandırılmaktadır. Hakların yarışmasından bahsedebilmek için aynı talebin dayandırılan her bir sebep bakımından haklı görülmesi gerekeceği gibi bu hukuki sebepler arasında özel hüküm-genel hüküm ilişkisi de bulunmaması gerekir. Nitekim bu korumada özel hüküm-genel hüküm ilişkisi bulunmamaktadır.Taleplerin yarışması veya yığılması halinde aynı vakıa bakımından birbiriyle seçimlik nitelikte olmayan, birbirini dışlamayan, birlikte var olabilen farklı hukuki sebeplere dayanılarak talepte bulunulduğundan kümülatif koruma ilkesi gereğince taleplerin yarıştığının kabulü gerekir. Bu durumda, aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbirini dışlamayan, bir arada ileri sürülebilecek birden fazla hukuki sebebe dayandırılmaktadır.Fikri mülkiyet koruması, sahibine mutlak nitelikte tekelci yetkiler sağladığından mütecavizin fiilinden sorumlu tutulması bakımından herhangi bir sübjektif şart aranmayacak ve mütecavizin her türlü izinsiz kullanımı sorumluluğunu gerektirecekken haksız rekabet korumasında durum farklıdır. Yine fikri mülkiyet korumasının konusu bizatihi fikri ve sınai hakkın kendisi iken, haksız rekabet koruması dürüst ve bozulmamış rekabet ortamını sağlamayı amaç edinmektedir. Fikri mülkiyet koruması sadece ilgili hak sahibini koruduğundan hakkın ihlali halinde yalnızca hak sahibi dava açma hakkına sahip olacaktır. Ancak haksız rekabet koruması rakiplerin yanı sıra tüketicileri de koruduğundan hak ihlali halinde rakiplerin yanı sıra tüketiciler ve meslek örgütleri de dava açma hakkına sahip olacaktır.Özel kanunun genel kanunu bertaraf edebilmesi için hem konusunu eksiksiz düzenlemiş hem de genel kanundan daha kapsamlı ve üstün koruma sağlamış olması gerekir. Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf edeceğinin kabulü halinde ise, tüketiciler ve mesleki örgütler fikri haklarda ortaya çıkan haksız rekabete karşı korunma imkanından mahrum kalacağından bu kabul yerinde olmayacaktır.Sayın çoğunluk gibi, fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf ettiği kabul edilirse fikri mülkiyet korumasına dayalı olarak açılan davada koruma konusunun şartları taşımadığı gerekçesiyle özel kanun kapsamında kalmadığı sonucuna varılırsa dava genel nitelikteki haksız rekabet koruması ile desteklenemeyeceğinden tecavüz eylemi kanıtlanamamış olacaktır. Bu itibarla, haksız rekabete ilişkin genel hükümler fikri mülkiyet koruması yanında ikinci dereceden değil, doğrudan uygulama alanı bulmalıdır.Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir hususda, hak sahibinin birden fazla talebini aynı davada istemesi halinde davaların yığılması gündeme geleceğinden, ortada tek bir dava olmasına rağmen esasında talep sayısı kadar dava bulunmakta olup hakim her bir talep bakımından ayrı ayrı karar verecektir. Bu halde mahkemece her ne kadar talepler birlikte incelenecekse de, bu talepler birbirinden bağımsız taleplerdir. İşte işbu davayı diğer davalardan ayıran da bu dava türünün davacının talepleriyle değil, bu talepleri haklı gösterecek hukuki sebeplerle ilgili bir durum olmasıdır. Bu halde hak sahibi dilediği koruma modeline başvurarak zararının giderilmesini talep eder. Kümülatif koruma kapsamında davacının ihlal edilen hakkı için hem haksız rekabet korumasına hem de fikri hak korumasına birlikte başvurması halinde davacı ya fikri hak korumasına göre yada haksız rekabet korumasına göre tek bir tazminat alabilecektir. TBK m.60’a göre: “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.” Bu hükme göre davacı talebini hangi hukuki sebebe dayandırdığını belirttiyse hakim buna göre tazminata karar verir ancak belirtmediyse hakimin davacıyı zorlama yetkisi olmadığından hakim zararı en iyi giderim imkanı veren talep sebebine göre hüküm kurar. Zira tazminatın işlevi mütecavizin zararını karşılamak olup aynı haksız eylem birden fazla hukuk kuralını ihlal etse dahi oluşan zarar tektir.Sayın çoğunluk, SMK sonrası sınai hakların haksız rekabet hükümleriyle korunmayacağı yönündeki görüşünün temel dayanaklarından bir gerekçesi de, 6762 sayılı TTK.nun 57/5. maddesi ile 6102 sayılı yeni TTK.nun 55/1.a.4. maddesi arasındaki farklılığa dayandırmaktadır. Bu itibarla bu husus da incelenmelidir. 2012 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin 54/1.a.4 hükmü ve gerekçesi, -henüz SMK kabul edilmeden önceki dönemde- fikrî mülkiyet haklarının bu hüküm kapsamında korunabilirliği hususunda tereddütlere neden olmuştur. Bu tereddüt, temelde hükmün 6762 sayılı eski TTK.nun 57/5. maddesine göre daha dar kapsamlı kaleme alınarak “mal, iş ürünü, faaliyet veya iş” ifadesinin tercih edilmesinden kaynaklanmıştır. Mülga 6762 sayılı TTK.nun 57/5. maddesi aynen” Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” hükmünü haiz iken 6102 sayılı yeni TTK.nun 55/1.a.4. maddesi aynen “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü haizdir.TTK m. 54/1.a.4 hükmüne ilişkin madde gerekçesi aynen şu şekildedir: “Bu bent karıştırılmayı, yani 6762 sayılı Kanun'un 57 nci maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan terimle iltibası düzenlemektedir. (4) numaralı alt bendin ilkeleri ve amacı, 6762 sayılı Kanun'un 57 nci maddesinin (5) numaralı bendi ile özdeş olmasına rağmen lafızda farklıdır. Ancak, bu değişiklik 6762 sayılı Kanun'daki hükmün öğreti ve mahkeme kararlarındaki birikiminin feda edilmesi, uygulanamaz kabul edilmesi anlamını taşımamaktadır. Çünkü, karıştırılma (iltibas) kavramı, pozitif hukuklar üstü anlamı ve işlevi ile varlığını sürdürmektedir. ... "iltibas" yerine "karıştırılma"yı kullandığı ve bu terim öğreti ve içtihatlarda yerleşmeye başladığı için, burada da aynı terim tercih edilmiştir. Bu sebeple bentte basit ancak kapsamı geniş bir ifadeye yer verilmiştir. "Karıştırılma", yanıltmayı, kandırmayı, yanlış algılattırmayı da kapsar. Hüküm, karıştırılmayı dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenler. İç benzerlikten doğan karıştırılma (meselâ elektrik devrenin veya yarı iletken topografyasının benzerliği) hükmün kapsamı dışındadır. İç benzerlik "karıştırılma" kavramı ile tanımlanmaz. Dış görünüm koruması, takdim, şekil, tasarım ve donanım korumasıdır. Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir. 6762 sayılı Kanun hükmü, başkasının "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" cümle parçasına yer vermiştir. Oysa, anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşulu, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani ...'da, ...'da, ...'da ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikrî mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden de gerekli görülemez.” şeklindeki ifadeden, esasen hâlihazırda kümülatif koruma ilkesinin geçerli olduğu, ancak bu ilkenin varlığının da belirtilen cümle parçalarının maddede yer almalarını gerektirmediği anlamı çıkmaktadır. Dolayısıyla, gerekçedeki ifadelerin kümülatif uygulama ilkesini destekler şekilde anlaşılması ve TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesinin, fikrȋ mülkiyet mevzuatının yanında, ondan bağımsız olarak uygulanabileceğinin kabulü gerekir. Şu hususun özellikle belirtilmesi gerekir: özel hukuki düzenlemelerin korudukları konu ile haksız rekabetin koruduğu konu farklıdır. Şöyle ki, bir markanın taklit edilmesi marka hakkına zarar verebileceği gibi haksız rekabete de yol açmaktadır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ayırtedici işaretlerin ayrı ayrı sayılmamış olması, fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerle haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez. (Prof. ... – Prof ..., Ticari İşletme Hukuku, 20. Baskı. 2024, s. 410. vd) SMK hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle TTK.nun haksız rekabet hükümleri kadük hale gelmemiştir. Aksinin kabulü aşkın yorumdur.(Prof.-Prof....,Rekabet ve Haksız Rekabet Hukukunun Esasları, Baskı 2024, s.122 vd) Haksız rekabet koruması fikri haklar korumasını tamamlayan bir konumda olmayıp bağımsız ve kendi kurallarını takip eden bir koruma olduğundan haksız rekabet kaynaklı talepler fikri haklar korumasından bağımsız olarak ileri sürülür. O halde korumanın şartları mevcut olduğu halde haksız rekabet hükümleri fikri mülkiyet hukukuna ilişkin hükümler yanında doğrudan ve birinci dereceden uygulama alanı bulur (Ünal Tekinalp Fikri Mülkiyet Hukuku 5.Bası s.37, 2012).TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesi, mehaz İsviçre hukukundan aynen aktarılan başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almaya ilişkin TTK m. 55/1.a.4’tür. Bu hükümle, ürünlerin kaynağı konusunda tüketicinin kafasını karıştırma ihtimali olan fiillerin engellenmesi, piyasada açıklık ve şeffaflığın sağlanması amaçlanmakta, bu suretle rakiplerin yanı sıra tüketicilerin ve toplumun da menfaatleri korunmaktadır. Piyasada oluşması muhtemel karışıklığın engellenmesi, rekabetten beklenen işlevlerin sağlanması açısından da önem taşımaktadır.Öte yandan AB hukukunda da kümülatif koruma ilkesi açıkça kabul edilmiştir. Yönerge ve Tüzük Tasarısı'ndaki düzenlemelerde tasarımların marka, patent, faydalı model gibi topluluğun fikri mülkiyet mevzuatı ile korunmasının üye ülke hukuklarındaki fikri mülkiyet mevzuatına göre ayrıca korunmalarına engel olmayacağı belirtilmiştir. Ancak, kümülatif olarak koruma üye ülke mevzuatlarına bırakılmış olup, ilkenin nasıl uygulanacağı gösterilmemiştir. Sınai Mülkiyet Kanun'un genel gerekçesi ve madde gerekçeleri incelendiğinde, sınai mülkiyet haklarının kanunla düzenlenme ihtiyacı yanında, uluslararası sözleşmeler ve AB mevzuatıyla uyumun arttırılması ve daha nitelikli ve etkin işleyen çağdaş bir sınai mülkiyet sistemine geçişin sağlanması için mevcut sistemin revize edilmesi gereğinin ortaya çıktığı, bu çerçevede marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı model haklarına ilişkin önemli yenilikler getiren düzenlemelerin yapıldığı, mevcut sistemde yer almayan geleneksel ürün adı korumasının sisteme dahil edildiği ve düzenlemelerde Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (TRIPS), Paris Sözleşmesi, yeni █████████ sayılı Avrupa Birliği (AB) Marka Direktifi ve █████████ sayılı AB Marka Tüzüğü, Patent Kanunu anlaşmasına (PLT) uygun olarak kanunun hazırlandığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kümülatif koruma AB müktesabına da uygundur.Sonuç olarak; Dairenin hiç değişikliğe uğramadan süre gelen görüşünde bir değişiklik yapılmasını gerektirecek hukuki bir değişiklik bulunmadığından kümülatif korumanın uygulanması gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun ilamın 2. bendinde yer alan "düzeltilerek onama" gerekçelerine katılmamaktayım.