Anahtar kelimeler: Tellallık Eposta Heyetçe Müzakerede Geçilmek Yazışmaları Tevdi Usule Sunulan Sözlü

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
18. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: █████████
KARAR NO
: ████████
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2023
NUMARASI
: ████████ Esas, ████████ Karar
DAVANIN KONUSU
: Alacak " Tellallık Sözleşmesinden Kaynaklanan "
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ
: █████/2026
Taraflar arasındaki davada verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Üye Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ
:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalılar ile sözlü anlaşıldığını, dava dilekçesinde sunulan e-posta yazışmaları ve belgelerin yazılı delil başlangıcı olduğunu, bunun da davacı ile davalılar arasında gayrımenkul alım satımına ilişkin aracılık sözleşmesinin varlığına kanıt olduğunu, davacının davalılara emlak komisyonculuğu aracılık hizmeti sunduğunu, bu konuda delil listesinde tanıklarını bildireceklerini ve dinletme taleplerinin olduğunu, davalı şirket yetkilileri ile aracılık yapılan gayrımenkul sahiplerinin bizzat görüşme istekleri karşısında davacı, gayrımenkul sahipleri ile davalı şirket yetkilileri arasında görüşme ayarlandığını, davacının da bizzat bu görüşmelerde bulunduğunu, davacının, davalılar adına aracılık hizmeti vermiş olduğu, davalıların davacının ödemelerini gerçekleştirmediğini, davalıların sebepsiz zenginleştiğini, davalıların davacı ile aralarındaki ilişkiyi ve sözleşmeyi inkar etmelerinin hakkın kötüye kullanılması olduğunu, davacının dava dilekçesinde belirtilen gayrımenkuller için 2015 yılından bu yana aracılık yaptığını, söz konusu yerlere dair tapuda devir – temlik ve satışı engelleyici şerh konulmasını talep ettiklerini, belirsiz alacak davası olarak şimdilik 10.000,00-TL nin temerrüt tarihi olan █████/2018 tarihli ihtarname tarihinden itibaren yasal faizi ile hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Görev itirazlarının olduğundan dolayı görevsizlik kararı verilmesini, talep ettikleri, davacı harcının tamamlanması gerektiğini, bu davada belirsiz alacak davası açılamayacağını, davacı vekilinin taleplerinin yasal dayanaktan yoksun olduğunu, simsarlık sözleşmesinin yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmadığını, dolayısıyla ortada simsarlık konusunda bir akit olmadığının davanın tanıkla ispat edilemeyeceğinin, davanın tanık dinletilmesi talebinin reddedilmesi gerektiğini, davacı taleplerinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının hayatın olağan akışına uymayan dava dilekçesinin reddidilmesi gerektiğini, davacının kötü niyetli olduğunu, tedbir talebinin de kabul edilmemesi gerektiğini belirtmiştir.
İstanbul BAM 43. HD'nin 24.09.2020 tarih, █████████ Esas ve ███████ Karar sayılı ilamı ile; " ..Somut olayda, davanın, mutlak ticari dava olmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Nitekim ihtilaf tellalık sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, telallık sözleşmesi TBK da düzenlendiği gibi TTK 4. maddesinde sayılan sözleşmeler arasında bulunmamaktadır. O halde mutlak ticari dava olmadığı sonucuna kolaylıkla ulaşılabilir. Ne var ki ticaret mahkemesinin görevli olup olmadığının belirlebilmesi bakımından davanın nispi ticari dava olup olmadığının da tespiti gerekir. Bu bağlamda,davalıların şirket olması nedeniyle tacir oldukları tartışmasız olmakla birlikte davacının gerçek kişi olması karşısında tacir olup olmadığının net bir şekilde belirlenmesi zorunludur. Zira önce açıklandığı üzere nispi ticari davanın varlığından sözedilmesi için taraflardan her ikisinin tacir olması ve ihtilafında ticari işletmelerinden kaynaklanması gerekmektedir. Davacı tacir olduğunu ileri sürmüş ,ilk derece mahkemesi ise davacının esnaf sicilinde kayıtlı olması ticaret sicil kaydının bulunmaması ayrıca bir dönem SSK kaydının bulunması nedeniyle davacının esnaf olup,tacir sıfatının bulunmadığı sonucuna vararak davayı görev yönünden usulden reddetmiştir. Gerçek kişi tacir 6102 sayılı TTK'nın 12. maddesinde tanımlanmıştır. Anılan maddede, "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. ...." denilmiştir. Esnafın tanımı ise, TTK'nin 15. maddesinde yapılmış ve maddede "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." şeklinde açıklanmıştır. TTK 11. maddesinde de "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanınca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3. maddesinde de ,esnafın, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, esnaf ve sanatkar ile tacir ve sanayiciyi belirleme koordinasyon kuruluncu belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesiyle birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilen ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olduğu belirtilmiştir. Ancak Yargıtay 11. ve 19. Hukuk dairelerinin yerleşik kararlarında, bir kimsenin sicilde veya odada kayıtlı olup olmaması yahut vergi yükümlüsü bulunup bulunmaması TTK yönünden tacir sıfatını taşımasında önem arzetmediği, ayrıca Vergi Usul kanununa göre bir kimsenin esnaf kabul edilmiş olmasının da TTK yönünden geçerli bir kriter olamayacağı, tacir ve esnaf ayırımındaki kriterin TTK 11/2. maddesinde tanımlanan kararnamedeki sınır olduğu vurgulanmaktadır. ( Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ████████ 15E- █████████ K sayılı █████/2018 tarihli, █████████ E- 5384 K. █████/2017 tarihli, █████████ E. █████████ K. Sayılı █████/2011 tarihli kararı.) Buna göre 5362 sayılı yasanın 3. Maddesinde esnaf tanımına esas olan, esnaf ve tacir ve sanayiciyi belirleme koordinasyon kurulunca tespit edilen esnaf ve sanatkarlar meslek kollarına dahil olma kriterinin TTK anlamında esnaf-tacir ayrımında dikkate alınamayacağı sonucu ortaya çıkmaktadır. Dosyada mevcut belgelere göre davacının esnaf ve sanatkarlar siciline kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Sicil kaydı esnaf olmaya bir karine ise de aksinin her zaman kanıtlanmasının mümkün olduğu kabul edilmelidir, nitekim sicile kayıt kurucu usul olmayıp ,esnaf olmanın bir sonucudur. Kaldı ki, 5362 sayılı yasanın 68/4. Maddesinde, esnaf ve sanatlarlar siciline kayıtlıyken daha sonraki yıllarda yıllık alış veya satış tutarları ya da gayrisafi iş hasılatı, esnaf ve sanatkar sayılma hadlerini aşanlar kendileri istemedikçe ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar bünyesindeki odalara kayda zorlanamayacakları ancak bu tutarların, esnaf sayılma hadlerinin 6 katını aşması halinde esnaf sicilindeki kayıtların ticaret siciline aktarılacağı belirtilmiştir. Benzer düzenleme TTK 11/2. Maddesinde ifadesini bulan kararnamede de yer almaktadır. 6102 sayılı TTK'nın yürürlüğe girmesinden sonra 11/2. Maddesinde belirtilen esnaf tacir ayrımına ilişkin cumhurbaşkanı kararı çıkarılmış değildir. Bu nedenle Bakanlar Kurulunun 18.06.2007 tarihli 21.07.2007 tarih ve 26589 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, ██████████ Sayılı Kararının esas alınması gerekmektedir. Nitekim 6103 Sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde, ticari işletmeler hakkında 6102 Sayılı TTK'nin 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden mevcut Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının, anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekmektedir. Bu durumda, █████/2017 tarihinde esnaf siciline kayıtlı olan davacının ilk yıldan sonra gelir durumu esnaf işletmecisi sınırını aşıyorsa artık tacir olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır. Davacı taraf tacir olduğunu iddia etmiş ve bir kısım belgeleri ibraz etmiştir. Bu iddianın ispatı imkanının tanınması gerekmektedir. Davacının vergi kayıtları ve beyannameleri celbedilip gerekirse ticari defterlerinin de incelenmek üzere ██████████ sayılı Bakanlar Kurulu kararında belirtilen gelir durumuna göre tacir olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. İlk derece mahkemesince davacının salt esnaf sicilinde kayıtlı olması nedeniyle yukarıda açıklanan araştırmayı yapmaksızın davanın görev yönünden reddedilmesi yerinde bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle;,davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması nedeniyle ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için mahkemesine gönderilmesine,.. " karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince; "...Mahkememizin görevsizliğine, dosyanın talep halinde ve karar kesinleştiğinde, yetkili ve görevli İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine..." karar verilmiş olup bu karara karşı karar süresinde davacı vekilince istinaf edilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Sayın Mahkemece █████/2020 Tarihli, ████████ Esas ve ███████ Karar sayılı ilamı ile görevsizlik kararı verilmiştir. Verilen yerel mahkeme kararı istinaf edilmiş İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43.Hukuk Dairesinin █████████ Esas, ███████ Sayılı Kararı ile ''...Bu durumda, █████/2017 tarihinde esnaf siciline kayıtlı olan davacının ilk yıldan sonra gelir durumu esnaf işletmecisi sınırını aşıyorsa artık tacir olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır. Davacı taraf tacir olduğunu iddia etmiş ve bir kısım belgeleri ibraz etmiştir. Bu iddianın ispatı imkanının tanınması gerekmektedir. Davacının vergi kayıtları ve beyannameleri celbedilip gerekirse ticari defterlerinin de incelenmek üzere ██████████ sayılı Bakanlar Kurulu kararında belirtilen gelir durumuna göre tacir olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. İlk derece mahkemesince davacının salt esnaf sicilinde kayıtlı olması nedeniyle yukarıda açıklanan araştırmayı yapmaksızın davanın görev yönünden reddedilmesi yerinde bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle;,davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması nedeniyle ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir'' şeklinde hüküm kurmak sureti ile İstanbul 4 Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ Esas, ████████ Karar sayılı dosyasından verilen hükmü kaldırmış yerel mahkemece yaptığı eksik inceleme ve değerlendirme sonucunda yine görevsizlik kararı vermiştir. Sayın Mahkemece ████████ Esas, ████████ Karar sayılı ilamı ile eksik hususlar giderilmeden, alacağa ilişkin hesap yapılmadan ve bozma ilamındaki eksiklikler giderilmeden söz konusu duruma ilişkin bilirkişi mütalası incelenmeden tekrar görevsizlik kararı verilmiştir. Dava tellallık sözleşmesinden, sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan alacak talebine ilişkindir. Sayın Mahkemece ''6102 Sayılı TTK’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın TTK veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir. Davacının tacir olmadığı bir ticari işletmeye sahip olmadığının belirlenmesinden dolayı davanın ticari dava sayılamayacağından Mahkememizin görevsizliğine'' şeklinde hüküm kurmuştur. Söz konusu hüküm usule ve yasaya aykırıdır.Eksik ve hatalı inceleme yapılmıştır.Deliller toplanmamıştır.Sunduğumuz belglerde gözardı edilmiştir. Şöyle ki; Sayın Mahkemece İstanbul Emlak Komisyoncular Odasına ve Beykoz Vergi Dairesine yazılan█████/2019 TARİHLİ Tezkerelerin sonucu beklenmeden görevsizlik kararı verilmiştir . SGK sorgusunda yer alan Müvekkilin Bağkur kaydı gözardı edilmiştir.Görevsizlik kararının gerekçelendirilmesi yapılmamıştır. Ayrıca Sayın Mahkemeye sunulan █████/2019 tarihli delil dilekçemizi ve eklerini gözardı etmiştir.Söz konusu deliller müvekkilin bir tacir olduğunu ticari işletme işlettiğini kanıtlar niteliktedir.Müvekkilin ilgili esnaf odasına kaydına ilişkin belge ve kimlik örnekleri, İstanbul Emlak Komisyocular Odası Faaliyet Belgesi fotokobisi, Esnaf ve Sanatkar sicil tasdiknamesinin fotokobisi müvekkilin açtığı işyerinin aleni olduğuna halka duyurulduğuna dair, ... paylaşımı,Vergi levhası, Gelir İdaresi Başkanlığı E yoklama imza formu fotokobisi sunulmuştur. Bu belgeler müvekkilin tacir olduğunu, ticari işletme sahibi olduğunu ispatlar niteliktedir. Müvekkil'in Emlak Komisyonculuğu yaptığına ve ilgili odaya dava konusu dönemde kayıtlı olduğuna ilişkin İstanbul Umum Emlak Komisyoncuları Esnaf Odasından alınan belge eklidir. Ticaret Hukuku açısından bakıldığında Ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adlarına işletmeyenler tacir sayılmazlar. Bir kimse bir ticari işletmeyi fiilen işletmeye açmamış olsa bile, bir ticari işletmenin açıldığını herhangi bir şekilde halka bildirmiş veya ticari işletmesini ticaret siciline kaydettirmiş bir tacir sayılır tacir, ticari bir işi sürekli olarak yapan ve onu meslek edinen, bu faaliyeti bir düzen içerisinde meslek ve sanatının gereklerine göre yapan gerçek veya tüzel kişilerdir. Ticaret Kanunu; ticari bir işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir. (madde 14) şeklinde tanımlamıştır. Bu tanımlamaya göre tacir olabilmenin koşulları şunlardır: Ticari bir işletmenin var olması, icari bir işletmenin işletilmesi, ticari bir işletmenin kısmen dahi olsa kendi adına işletilmesi, ticari bir işletmeyi kurup açtığını sirküler, gazete, radyo, vs. ilan vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kaydettirerek durumu ilan etmiş olan kimse gerçekten işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Türk Ticaret Kanunun 12. Maddesinin 12 bendi ile ticaret sicili nizamnamesinin 14. Maddesi Tellallık, komisyonculuk, ve sair tavassut (Aracılık) işlerini yapmak üzere kurulan müesseselere Ticarethane bunları işletenleri de Tacir olarak kabul etmiştir. Emlak piyasasını düzenlemek emlakçı ile iş sahiplerinin menfaatlerini korumak amacıyla Ticaret Bakanlığı tarafından Mecburi Standart Tebliği yürürlüğe konmuştur.(█████/2003 Tarihli Resmi Gazete sayı 25162)Emlakçıların uymakla yükümlü olduğu kurallar Tebliğin 1. Maddesinde düzenlenmiştir.Bu maddeye göre, emlakçı, Ticaret Odası veya Sanayi ve Ticaret Odası veya Esnaf Sanatkar Odası Bünyesinde kurulan Emlak Meslek Odasına kayıtlı olmalıdır.Müvekkil de dosyada mevcut belgelerden de anlaşılacağı üzere Emlak Meslek Odasına kayıtlıdır.Müvekkil tacirdir. Eksik hususlar giderilmeden karar tesis edilmiş olup dosyanın bilirkişiye tevdi ile rapor alınması durumunda müvekkilin çıkan alacağının tacirlik sıfatı olarak belirlenen bedellerin çok üstünde olacağı açıkken dosya bilirkişiye tevdi edilmemiştir. Doktrin ve Yüksek Mahkeme kararlarında bu husus açıkça belirtilmektedir. Müvekkilin emlakçıların bağlı olduğu odada kayıdının bulunduğu,vergi dairesi kayıtları, yaptığı iş ve niteliği; davalı ile yapılan işin ticari nitelikte olduğu durumu , ticari işletmesinin bulunduğu hususu göz ardı edilerek görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup Sayın Mahkemenin görevsizlik kararının kaldırılması için istinaf yoluna başvurma zarureti hasıl olmuştur. Yukarıda arz ve izah ettiğimiz nedenlerle ve sayın Başkanlığımızca resen ele alınacak nedenlerle İstanbul 4 Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ Esas, ████████ Karar sayılı görevsizlik kararının kaldırılmasına, yerel mahkemenin İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğuna ve dosyanın görevli yerel mahkeme İstanbul 4 Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davacı vekili tarafından T.C. İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01.11.2023 tarihli, Esas No: ████████ ve Karar No: ████████ sayılı kararına karşı istinaf yoluna müracaat edilmiş ve İlk Derece Mahkemesince verilen görevsizlik kararının istinaf dilekçesinde belirtilen nedenlerle kaldırılmasına karar verilmesi talep edilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin görevsizlik kararı ve gerekçesi usule ve hukuka uygun nitelikte olup, davacı vekilince istinaf dilekçesinde ileri sürülen tüm istinaf sebepleri hiçbir yasal geçerlilik taşımadığından davacı vekili tarafından istinaf dilekçesinde ileri sürülen tüm istinaf sebeplerinin aşağıda arz edilen nedenlerle reddine karar verilmesi gerekmektedir. Şöyle ki; Davacı tarafından İlk Derece Mahkemesi nezdinde açılan işbu dava konusu uyuşmazlık, davacı tarafça arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri/taşınmaz satışları ile ilgili olarak verildiği iddia edilen taşınmaz simsarlık/tellallık hizmet bedelinden kaynaklanmaktadır. Türk Borçlar Kanunu'nun 520 ila 525. maddelerinde düzenlenen simsarlık sözleşmesi, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı bir sözleşme türü olup, türk borçlar kanunu'nun 520 ila 525. maddelerinde düzenlenen tellallık/simsarlık sözleşmesinden doğan hukuk davaları, türk ticaret kanunu'nun 4. maddesi anlamında ticari dava sayılmamıştır. Davacı ..., tacir de değildir. davacının tacir olmadığı; t.c. istanbul ticaret sicili müdürlüğü'nce ilk derece mahkemesi dosyasına gönderilen 27.11.2019 tarihli ve... sayılı yazısında "gerçek ve tüzel kişi tacirlerin ticaret unvanlarının tasnifinden meydana gelen sicil fihristinde yapılan incelemede davacı ...'nın gerçek kişi tacir işletme kaydının bulunmadığı, tek pay sahibi olduğu anonim şirket kaydının da bulunmadığı, sicil kayıtlarına göre ortağı olduğu kollektif, komandit ve limited şirket kaydının da bulunmadığı" hususları açıkça belirtilmek suretiyle kesin bir biçimde ortaya konulmuştur. Kaldı ki, İlk Derece Mahkemesince işbu dava ile ilgili olmak üzere verilen 22.01.2020 tarihli, Esas No: ████████ ve Karar No: ███████ sayılı görevsizlik kararına karşı davacı tarafça yapılan istinaf başvurusu neticesinde T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi'nce 24.09.2020 tarihli, Esas No: █████████ ve Karar No: ███████ sayılı kararı ile görev konusunun kararda belirtilen şekilde incelenmesi gerektiği belirtilmiş olup, İstinaf Mahkemesi kararında aynen şöyle denilmiştir: "(...) TTK'nın 4.maddesinde, nispi ve mutlak ticari davalar açıklanmıştır. Anılan maddede mutlak ticari davalar tek tek sayılmış, nispi ticari davanın ise tanımı yapılmıştır. Bir davanın nispi ticari dava olduğunun kabulu için her iki tarafın tacir olması ve ihtilafın da yine her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olması gerekir. Bu iki koşuldan biri olmadığında nispi ticari davanın varlığından söz edilemeyecektir. Somut olayda, davanın, mutlak ticari dava olmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Nitekim ihtilaf tellalık sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, telallık sözleşmesi TBK'da düzenlendiği gibi TTK'nın 4. maddesinde sayılan sözleşmeler arasında bulunmamaktadır. O halde mutlak ticari dava olmadığı sonucuna kolaylıkla ulaşılabilir. Ne var ki ticaret mahkemesinin görevli olup olmadığının belirlenebilmesi bakımından davanın nispi ticari dava olup olmadığının da tespiti gerekir. Bu bağlamda, davalıların şirket olması nedeniyle tacir oldukları tartışmasız olmakla birlikte davacının gerçek kişi olması karşısında tacir olup olmadığının net bir şekilde belirlenmesi zorunludur. Zira önce açıklandığı üzere nispi ticari davanın varlığından sözedilmesi için taraflardan her ikisinin tacir olması ve ihtilafın da ticari işletmelerinden kaynaklanması gerekmektedir. Gerçek kişi tacir 6102 sayılı TTK'nın 12. maddesinde tanımlanmıştır. Anılan maddede, "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir." denilmiştir. Esnafın tanımı ise, TTK'nın 15. maddesinde yapılmış ve maddede "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." şeklinde açıklanmıştır. TTK'nın 11. maddesinde de "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanınca çıkarılacak kararnamede gösterilir." şeklinde düzenleme yapılmıştır. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu'nun 3. maddesinde de, esnafın, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, esnaf ve sanatkar ile tacir ve sanayiciyi belirleme koordinasyon kuruluncu belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesiyle birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilen ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olduğu belirtilmiştir. Ancak Yargıtay 11. ve 19. Hukuk Dairelerinin yerleşik kararlarında, bir kimsenin sicilde veya odada kayıtlı olup olmaması yahut vergi yükümlüsü bulunup bulunmaması TTK yönünden tacir sıfatını taşımasında önem arzetmediği, ayrıca Vergi Usul kanununa göre bir kimsenin esnaf kabul edilmiş olmasının da TTK yönünden geçerli bir kriter olamayacağı, tacir ve esnaf ayırımındaki kriterin TTK'nın 11/2. maddesinde tanımlanan kararnamedeki sınır olduğu vurgulanmaktadır. Buna göre 5362 sayılı yasanın 3. Maddesinde esnaf tanımına esas olan, esnaf ve tacir ve sanayiciyi belirleme koordinasyon kurulunca tespit edilen esnaf ve sanatkarlar meslek kollarına dahil olma kriterinin TTK anlamında esnaf-tacir ayrımında dikkate alınamayacağı sonucu ortaya çıkmaktadır. Dosyada mevcut belgelere göre davacının esnaf ve sanatkarlar siciline kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Sicil kaydı esnaf olmaya bir karine ise de aksinin her zaman kanıtlanmasının mümkün olduğu kabul edilmelidir, nitekim sicile kayıt kurucu usul olmayıp, esnaf olmanın bir sonucudur. Kaldı ki, 5362 sayılı yasanın 68/4. Maddesinde, esnaf ve sanatkarlar siciline kayıtlıyken daha sonraki yıllarda yıllık alış veya satış tutarları ya da gayrisafi iş hasılatı, esnaf ve sanatkar sayılma hadlerini aşanlar kendileri istemedikçe ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar bünyesindeki odalara kayda zorlanamayacakları ancak bu tutarların, esnaf sayılma hadlerinin 6 katını aşması halinde esnaf sicilindeki kayıtların ticaret siciline aktarılacağı belirtilmiştir. Benzer düzenleme TTK'nın 11/2. maddesinde ifadesini bulan kararnamede de yer almaktadır. 6102 sayılı TTK'nın yürürlüğe girmesinden sonra 11/2. maddesinde belirtilen esnaf tacir ayrımına ilişkin cumhurbaşkanı kararı çıkarılmış değildir. Bu nedenle Bakanlar Kurulunun 18.06.2007 tarihli 21.07.2007 tarih ve 26589 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, ██████████ Sayılı Kararının esas alınması gerekmektedir. Nitekim 6103 Sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde, ticari işletmeler hakkında 6102 Sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden mevcut Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının, anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekmektedir.(...) Davacının vergi kayıtları ve beyannameleri celbedilip gerekirse ticari defterlerinin de incelenmek üzere ██████████ sayılı Bakanlar Kurulu kararında belirtilen gelir durumuna göre tacir olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. (...)"İstinaf Mahkemesinin yukarıda gerekçesi aktarılan söz konusu kararı doğrultusunda İlk Derece Mahkemesince Beykoz Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne yazılan müzekkereye cevaben Beykoz Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 19.11.2021 tarihli ve E-... sayılı yazısında, "davacının 06.12.2017-31.07.2018 tarihleri arasında vergi dairesinde ticari kazanç gelir vergisi mükellefi olduğu, 31.07.2018 tarihinde işyerini kapatmak sureti ile mükellefiyetinin son bulduğu, 2017 ve 2018 yıllık gelir vergisi beyannamelerini işletme hesabı esasına göre verdiği, 31.07.2018 tarihinde mükellefiyeti son bulduğundan 2019 ve 2020 yılı beyannamelerini vermediğinin tespit edildiği" hususları bildirilmiş olup, Beykoz Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün işbu yazısıyla da, davacının tacir olmadığı ve hatta davacının 31.07.2018 tarihinden sonra vergi mükellefiyetinin dahi bulunmadığı (dolayısıyla 15.03.2019 dava tarihi itibarıyla davacının esnaf veya tacir olmadığı) sabit olmuştur. Davacı vekilinin "davacının tacir olduğu" yönündeki iddiasının gerçeğe aykırı nitelikte olduğu, gerek ticaret sicili kayıtlarıyla ve gerekse vergi dairesi kayıtlarıyla sabittir. İstinaf Mahkemesinin yukarıda gerekçesi aktarılan söz konusu kararında, "somut davanın mutlak ticari dava olmadığının açıkça anlaşıldığı, ihtilafın tellalık sözleşmesinden kaynaklandığı, telallık sözleşmesinin TBK'da düzenlendiği, TTK'nın 4. maddesinde sayılan sözleşmeler arasında bulunmadığı, o halde davanın mutlak ticari dava olmadığı sonucuna kolaylıkla ulaşılabileceği" hususları da açıkça vurgulanmıştır. Netice itibarıyla, TTK'nın 4. maddesi anlamında ticari iş sayılmayan simsarlık/tellallık sözleşmesinden kaynaklanan somut uyuşmazlığın, davacının tacir de olmadığı gözetilerek, Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. Nitekim, Yargıtay'ın konuya ilişkin emsal yerleşik içtihatları da bu yönde olup, T.C. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin 20.02.2015 tarihli, Esas No: █████████ ve Karar No: ████████ sayılı kararı uyarınca, "Dava, taşınmaz satışı için yapılan aracılıkta komisyon ücretinin ödenmediği iddiasıyla sözleşme ile kararlaştırılan ücretin davalıdan tahsili istemine ilişkindir. Buna göre taraflar arasında, simsarlık (tellallık) sözleşmesi bulunmaktadır. TTK'NIN 4. maddesi anlamında ticari iş sayılmayan tellallık sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın asliye hukuk mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerekmektedir. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararı yerinde değildir." Yukarıda arz edilen nedenlerle, davanın esasına ilişkin tüm beyan ve itirazlarımız da saklı kalmak kaydıyla; İlk Derece Mahkemesince Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olması nedeniyle verilen görevsizlik kararı ve kararın gerekçesi usule ve hukuka uygun nitelikte olup, davacı vekilince istinaf dilekçesinde ileri sürülen ve hiçbir hukuki geçerlilik taşımayan tüm istinaf sebeplerinin reddine karar verilmesi gerekmektedir.Yukarıda arz edilen açıklamalar ışığı altında ve ayrıca Sayın Mahkemenizce resen dikkate alınacak sebepler ile; T.C. İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01.11.2023 tarihli, Esas No: ████████ ve Karar No: ████████ sayılı görevsizlik kararı usule ve hukuka uygun nitelikte olduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davanın, Tellallık sözleşmesinden kaynaklanan alacak talebine ilişkin olarak Asliye Ticaret mahkemesine açıldığı görülmüştür.
Görev, kamu düzenine ilişkin olup, davanın her safhasında re'sen gözetilir. 6102 sayılı TTK'nun 6335 sayılı Kanunla değişik 5. maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Asliye Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp görev ilişkisine dönüştürülmüştür. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK 4/1-a maddesine göre “Tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın bu kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır”.
01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 s.TTK'nın 5. maddesinde “Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.” hükmü yer almaktadır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/3. Maddesine göre de; Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır. TTK'nın 4. maddesinde nelerin ticari dava olduğu açıklanmıştır. Buna göre hükümde sayılan dava ve işlerin yanı sıra her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan davalar da ticari davadır. Anılan yasa hükümleri gereği, davalı tarafın ticari işletmesi bulunmadığından ve dava konusu da maddede sayılan mutlak ticari davalardan olmadığından davaya bakmaya görevli mahkeme genel mahkemelerdir. Görev kamu düzeni ile ilgili olup, yargılamanın her safhasında ve re'sen nazara alınmalıdır.(Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin ██████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamı)
6102 Sayılı TTK'nın 12.maddesine "bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla hakla bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Anılan Yasanın 11.maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir." 15.maddesinde de " İster gezici olsun ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11.maddenin 2.fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. (Yargıtay 3. HD, 13.02.2019 tarih, ██████████E., █████████ K.)
6102 sayılı TTK'nın yürürlüğe girmesinden sonra 11/2. Maddesinde belirtilen esnaf tacir ayrımına ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararı çıkarılmış değildir. Bu nedenle Bakanlar Kurulunun 18.06.2007 tarihli 21.07.2007 tarih ve 26589 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, ██████████ Sayılı Kararının esas alınması gerekmektedir. Nitekim 6103 Sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde, ticari işletmeler hakkında 6102 Sayılı TTK'nin 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden mevcut Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının, anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekmektedir. Bu durumda, █████/2017 tarihinde esnaf siciline kayıtlı olan davacının ilk yıldan sonra gelir durumu esnaf işletmecisi sınırını aşıyorsa artık tacir olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır. Davacı taraf tacir olduğunu iddia etmiş ve bir kısım belgeleri ibraz etmiştir. Bu iddianın ispatı imkanının tanınması gerekmektedir. Davacının vergi kayıtları ve beyannameleri celbedilip gerekirse ticari defterlerinin de incelenmek üzere ██████████ sayılı Bakanlar Kurulu kararında belirtilen gelir durumuna göre tacir olup olmadığının tespit edilerek sonucuna göre karar verildiği görülmüştür.
Asliye Hukuk mahkemelerinin görevi, 6100 s.HMK.nun 2.m.sinde" (1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. (2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. " şeklinde düzenlenmiştir.
Bir davanın ticari dava olabilmesi için, tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut açılan davanın 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu' nun 4 maddesinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez.
Beykoz V.D. 20.01.2021 tarihli 06.12.2017-31.07.2018 tarihleri arasında Ticari Kazanç Gelir Vergisi mükellefi olduğu, 2017 ve 2018 tarihleri arasında işletme hesabına göre defter tutulduğu belirtilmiştir. İlk derece mahkemesince iş bu müzekkere cevabı da değerlendirilerek hüküm kurulduğu anlaşılmakla ilk derece mahkemesi kararının yerinde olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu değerlendirmeler ile dava konusu uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemeler doğrultusunda; davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK m. 353/1-b-1 uyarınca esastan reddine karar verilmesi sonuç ve kanaatine oybirliğiyle varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1.HMK m. 353/1-b-1 gereğince davacının istinaf başvurusunun esastan REDDİNE,
2.İstinaf incelemesinin duruşmasız yapılması nedeniyle AAÜT m. 2/2 hükmü uyarınca davalı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
3.Davacıdan alınması gereken 732,00 TL harçtan peşin olarak yatırılan 482,00 TL'nin mahsubu ile bakiye ‭250,00 TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
4.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK madde 360 yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına,
5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 19.02.2026 tarihinde oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!