Anahtar kelimeler: Hisseyi Lük İhyası Evliliği Hissedarı Lik Ederken Ştinin Yılına Devrettiğini

T.C. BAKIRKÖY 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO
: ███████ Esas
KARAR NO
: ████████ Karar
DAVA
: Şirketin İhyası
DAVA TARİHİ
: █████/2026
KARAR TARİHİ
: █████/2026
G. K. YAZILDIĞI TARİH
: █████/2026
Davacı tarafından mahkememizde açılan Şirketin İhyası davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkili ...'in, terkin edilmiş olan ... Ticaret Ltd. Şti.nin tasfiyeden önceki tek ve son ortağı ve yetkilisi olduğunu, Bakırköy ... Aile Mahkemesinin ... E. Sayılı dosyasında halen boşanma davası devam eden ... ise müvekkili ile evliliği devam ederken 25.04.2011 tarihinde bu şirketin %5 ortaklık hissesine sahip olduğunu, 28.08.2012 tarihinde de %5 lik hisseyi müvekkiline devrettiğini ve müvekkilinin %100 lük hisse ile şirketin tek hissedarı olduğunu, adı geçen şirkette davalının, hisse devir tarihi olan 28.08.2012'den sonra muhasebeci olarak sigortalı şekilde çalıştığını, 2018 yılına kadar da bu görevine devam ettiğini, müvekkilinin, hem davalının o tarihteki eşi olması nedeniyle kendisine duyduğu güvenden kaynaklı hem de şirketin muhasebecisi sıfatını taşıdığı için Bakırköy .... Noterliğinin 07.02.2013 tarih ve ... yevmiye nolu vekaletnamesi ile davalıya mali konularda geniş yetkiler verdiğini, davalının bu vekaletnameye dayanarak şirkette muhasebeci olarak çalıştığı 2012-2018 yılları arasında şirkete ait paraları 6 adet bankada yaklaşık 130 adet ayrı hesap açmak ve 4 ayrı kiralık kasa edinmek suretiyle kendi nam ve hesabına aktardığını, kendi üzerine geçirdiği paranın toplamda 33.000.000,00 TL olduğu belirlendiğini, müvekkilinin bu durumu, davalı ile aralarında devam eden Bakırköy ... Aile Mahkemesinin .... E. Sayılı dosyasına şirket muhasebecisi olarak görev yapan ve boşanma davasının davalısı ...ın hesap hareketlerinden oluşan delillerin gelmesi ile öğrendiğini, Akabinde işbu dosyadan bilirkişi raporu alındığını ve müvekkilinin sahibi olan şirketten tasfiye edilmeden evvel 33.000.000 TL üzerinde bir rakamın kendi uhdesine geçirdiği raporlarla sabit olduğunu, mahkemeye işbu bilirkişi raporları ve hesapları dosya ekinde delil olarak bildirdiklerini, müvekkilinin şirketi tasfiye sürecine girdiğinden alacağını tahsil etmesi işbu ihya davasınının açılması zarureti doğduğunu, davalının haksız fiili ile zarar uğrayan terkin edilen şirket olduğundan şirketin ihyası için dava açma zorunluluğu bulunmadığını, ayrıca müvekkilinin aynı zamanda tek tasfiye memuru olduğundan hem alacaklı hem de tasfiye memuru olması mümkün olmayacağından ihya kararı ile birlikte yeni bir tasfiye memuru atanması gerektiğini, müvekkilinin sahibi olduğu şirketten şirket personeli muhasebe müdürü konumunda çalışan şahıs tarafından haksız ve hukuka uygun olmayarak ve suç işleyerek tahsil edilen 33.000.000 TL bedel sayın mahkeme tarafından ihya kararı verilmesine müteakip müvekkilinin alacaklı konumunda olan şirketi adına dava açılıp tahsil edilecek olduğunu, işbu bilirkişi raporları ile sabit olan yukarıda zikredilen rakkam müvekkilinin alacaklı şirketinin tasfiyeyi gerektiren malvarlığı olduğunu, müvekkilinin sahibi olduğu şirket adına bilirkişi raporu ile de sabit olan hatrı sayılır işbu meblağı başkaca tahsil edebilme imkanı bulunmadığını ve müvekkili için bu konu ile alakalı olarak ihya kararı verilmemesi halinde şirket alacağı tahsil edilemeyeceğini, davanın kabulüne, müvekkilinin hukuki yararı göz önüne alınarak .... Ticaret Ltd. Şti'nin 6102 sayılı kanunun 547 Maddesi gereğince ihyasına,(ek tasfiyesine), müvekkilinin hem alacaklı hem de tek tasfiye memuru olduğundan yeni bir tasfiye memuru atanmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraftan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; Müvekkili ...'nün , TTK M. 32 Ve Ticaret Sicili Yönetmeliği M. 34 Hükmü çerçevesinde işlem yaptığını, tasfiye sürecinde yetki ve sorumluluğun şirket tasfiye memurunda olduğunu, Tasfiye memurları tarafından tasfiye prosedürünün eksik bırakılmış olmasının memurların sorumluluğunu gerektirdiğini, tasfiye memurlarının alacaklıların haklarını korumakla görevli olduğunu, henüz muaccel olmayan veya hakkında uyuşmazlık bulunan borçların notere depo edilmesi ya da kafi bir teminat ile karşılanması gerektiğini, şirketlerin tasfiye sürecinin sonuçlandırılıp, bakiyelerin mevcut pay sahiplerine dağıtıldığını ve şirket kayıtlarının sicilden terkin edilmiş ise, terkin işlemlerinin iptali ile şirket tüzel kişiliğinin ihya olunarak tasfiye sürecine yeniden geçilebileceğini, tasfiye memurlarının iddia edilen eksik işlemlerini, müvekkili Ticaret Sicili Müdürlüğü’nün tespit etmesinin mümkün olmadığını, TTK m. 545/1’de düzenlendiği üzere, müvekkili Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün tasfiye memurlarının bildirimi ve başvurusu üzere işlem yaptığını, bu kapsamda herhangi bir sorumluluğunun bulunduğunun kabul edilmesinin kanuna aykırı olacağını, nitekim tasfiye memurlarının, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlâl ettikleri takdirde, şirkete ve şirketin alacaklılarına karşı sorumlu olduğunun düzenlendiğini, buna göre, olağan tasfiye sürecinden kaynaklanan ve tasfiye sürecini eksik/erken sonuçlandırdığı iddia edilen tasfiye memurunun/memurlarının kusurundan dolayı Ticaret Sicili Müdürlüğünün sorumluluğunun bulunmadığını, mahkemece, dava konusu şirketin ek tasfiyesine karar verilmesi durumunda TTK M. 547/2 gereğince tasfiye memuru atanmasının zorunlu olduğunu, müvekkili Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün, dava açılmasına sebep olacak herhangi bir işlem yapmadığını, Tasfiye sürecinde, eksik olarak yapıldığı iddia edilen işlemlerin muhatabının tasfiye memurları olduğunu, bu nedenle, “yasal hasım” konumunda bulunan müvekkilinin yargılama masraflarından sorumlu tutulamayacağını, davanın açılmasına sebebiyet vermeyip de davanın niteliği gereği "Yasal hasım" konumunda bulunan müvekkili aleyhine yargılama giderlerine ve vekâlet ücretine hükmedilemeyeceğini, neticede davanın reddine, mahkeme aksi kanaatte ise müvekkili müdürlük aleyhine yargılama giderleri ve vekâlet ücretine hükmedilmemesine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava dilekçesi, cevap dilekçesi, taraf beyanları, gelen müzekkere cevapları ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde;
Dava; 6102 sayılı TTK' nın 547 maddesi kapsamında, tasfiye edilen şirketin ihyası ve yeniden ticaret siciline tescili istemine ilişkin olduğu görülmüştür.
6100 Sayılı HMK' nın 320. maddesi kapsamında taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu: Tasfiye sonucu sicilden terkin edilen şirketin ihya koşullarının oluşup oluşmadığı, şirketin ihyasına karar verilmesi halinde ek tasfiye için tasfiye memurunun atanmasının gerekli olup olmadığı noktalarında toplandığı görülmüştür.
Dava konusu, 6102 sayılı TTK' nın 4/1-a ve 5. maddeleri gereğince mahkememizin görev alanına girmektedir.
İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabı incelendiğinde; ihyası istenilen .... sicil numarasında kayıtlı TASFİYE HALİNDE .... TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ'nin adresinin, ... Mah. ...Sk. ... Sitesi ... Apt. No: 29/6 Güngören/İSTANBUL olduğu görülmüştür.
İhyası istenen şirket merkezinin mahkememiz yetki sınırlarında olması nedeniyle taraflar arasındaki uyuşmazlığın niteliğine göre; 6102 sayılı TTK' nın 547/1. maddesi gereğince, işbu davaya bakmaya mahkememiz kesin yetkili olup, dava 6102 sayılı TTK' nın 1521. maddesi gereğince basit yargılama usulünce (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.12.2018 Tarih ve ███████-2924 E. - █████████ K. sayılı ilamı) incelenip sonuçlandırılmıştır.
6102 sayılı TTK'nın 547. maddesinde tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğunun anlaşılması halinde şirketin yeniden tescilinin istenebileceği düzenlenmiştir. Belirtilen yasa maddesinde açıkça düzenlendiği üzere; tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılırsa davaya dayanak olan işlemlerin sonuçlandırılmasına münhasır olarak şirketin yeniden tescili talebi ile işbu davanın açılıp görülmesi mümkündür.
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 18.02.2022 Tarih ve 2019/5 E. - 2022/1 K. Sayılı ilamında da belirttiği üzere; davacının dava hakkına sahip olması, dava açabilmesi için yeterli değildir. Bundan başka, davacının dava açmakta hukukî bir yararının bulunması gerekir; yani, dava hakkı hukukî yarar ile sınırlıdır. Buna hukukî korunma (himaye) ihtiyacı da denir. Yani davacının mahkemeden hukukî korunma istemesinde, korunmaya değer bir yararı olmalıdır, aksi hâlde devletin mahkemelerini (davası ile) gereksiz yere uğraştıramaz.
Hukukî yarar dava açıldığı anda var olmalıdır; ilerideki (müstakbel) bir yarar yeterli değildir. Bu nedenle, muaccel olmayan (müeccel) alacak için dava açılamaz; açılırsa, dava hukukî yarar yokluğundan (usulden) reddedilir. Fakat bu, alacağın muaccel hâle gelmesinden sonra yeniden dava edilmesine engel değildir. Aynı şekilde, açıldığı sırada belli olmayan, şüpheli veya ileride doğacağı beklenen bir yarar da hukukî yarar sayılmaz (Kuru/Arslan,/Yılmaz, s. 244; Tanrıver, Süha: Medeni Usul Hukuku, Cilt I, Ankara 2016, s. 456).
Davanın açıldığı sırada var olmayan “hukukî yararın” dava sırasında tamamlanması, mahkemenin “hukukî yarar” eksikliğinin tamamlanmasını beklemesi söz konusu olamaz. Çünkü, hukukî yarar dava şartı eksikliği ilgili tarafa belli bir süre verilerek taraf eylemi ile tamamlanabilecek bir dava şartı değildir. (Pekcanıtez, Hakan Atalay, Oğuz/ Özekes, Muhammet: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2015, s. 250-251; Pekcanıtez, Hakan: Medeni Usul Hukuku, Ciltli, İstanbul 2017, s. 948).
Hukukî yararın bulunması dava şartı, sadece dava açılırken değil, nihai karar verilinceye kadar mevcudiyetim devam ettirmelidir. (Arslan, Ramazan Yılmaz, Ejder/Ayvaz Taşpınar, Sema/ Hanağası, Emel: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2020, s. 316; Budak, Ali Cem/ Karaaslan, Varol: Medeni Usul Hukuku, İstanbul 2021, s. 176; Postacıoğlu, İlhan: Medeni Usul Hukuku, İstanbul 1975, s. 204; Karslı, Abdurrahim: Medeni Muhakeme Hukuku, İstanbul 2012, s. 466; Alangoya, Yavuz: Medeni Usul Hukuku Esasları, İstanbul 2000, s. 170-178).
Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere; iş bu davanın açıldığı tarih itibariyle ihyası istenen şirket tarafından, dava dışı ... aleyhine açılan herhangi bir tazminat davası bulunmamaktadır. Yine, davacı ile dava dışı ... arasında hali hazırda çekişmeli boşanma davası da mevcuttur.
İhyası istenen şirketin, davacı tarafından tasfiye işlemleri gerçekleştirilmiş ve akabinde şirketin 10.12.2021 tarihinde tasfiye sonucunda ticaret sicilden kaydı silinmiştir.
Boşanma davası dosyası içerisinde, dava dışı ...' in dava dışı şirketteki işlemleri yönünden herhangi bir zarar tespiti yapılmamış ve zarar ilişkin herhangi bir bilirkişi raporu da alınmamıştır.
Yine, dava dilekçesi ekindeki 09.10.2023 tarihli Emekli Banka Müdürü ... tarafından düzenlendiği anlaşılan araştırma raporunda da, dava dışı ... yüklenebilcek herhangi bir zarar tespiti yapılmamış olup, gelen paraların miktarları belirtilmiştir.
Yukarıda açıklanan hususlar değerlendirildiğinde; ileride doğacağı şüpheli bir yararın hukuki yarar olamayacağı, yine ileride açılacak soyut ve belirsiz dava yönünden ihya kararı verilemeyecektir (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 22.02.2024 Tarih ve ████████ E. - ████████ K. sayılı ilamı ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.05.2024 Tarih ve █████████ E. - █████████ K. sayılı ilamı). Dosya kapsamında, ihyası istenen şirketin zararı oluştuğu ve bu zarara dava dışı ...' in sebebiyet verdiğine ilişkin (ihtimali düzeyde bile) bilgi ve belge bulunmamaktadır.
Davacının kendisinin tek ortak ve yetkili olduğu dava dışı şirketin, tasfiye işlemlerinin de davacı tarafından gerçekleştirildiği; tasfiye memuru olan davacının terkin işlemleri sırasında herhangi bir zarar tespitinin olmadığı; şirketin sicilden terkin tarihi üzerinden 4 yıldan fazla, sunulan araştırma raporu üzerinden de 2 yıldan fazla süre geçtiği, sunulan kayıtlarda herhangi bir zarar tespitinin bulunmadığı ve taraflar arasında boşanma davası da bulunduğu görülerek, açılan davada mahkememizce hukuki yarar tespit edilememiştir.
Hukuki yarar dava şartı tamamlanabilecek bir dava şartı değildir. Hukuki yarar dava şartı gerçekleştikten sonra iş bu davanın açılması mümkündür. Ancak bu aşamada, dava tarihi itibariyle hukuki yarar dava şartı gerçekleşmeden iş bu davanın açıldığı (mevsimsiz dava) görülmekle açılan davanın hukuki yarar dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle aşağıdaki şekilde karar verilmiş ve hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı tarafından davalı aleyhine açılan davanın 6100 sayılı HMK m. 114/1-h ve 115/2 hükümleri gereğince hukuki yarar dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE,
2-Davacı tarafça yatırılan 732,00-TL peşin harcın karar ve ilam harcına mahsubuna, başkaca harç alınmasına YER OLMADIĞINA,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde BIRAKILMASINA,
-Davacı tarafça yatırılan gider avansından arta kalan miktarın karar kesinleştiğinde davacı tarafa İADESİNE, (Gerekçeli kararın tebliğe çıkarılma masraflarının kalan gider avansından karşılanmasına)
4-Davalı tarafından yapılan toplam 104,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ... Müdürlüğü'ne VERİLMESİNE,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 22.500,00-TL vekalet ücretinin (ön inceleme aşamasında 1/2 oranında) davacıdan alınarak davalı ... Müdürlüğü'ne VERİLMESİNE,
Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. █████/2026
Başkan ...
¸e-imzalı
Üye ...
¸e-imzalı
Üye ...
¸e-imzalı
Katip ...
¸e-imzalı

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!