Anahtar kelimeler: Vurulması Gitmek Adam Değerli Ödeneği Tabanca Masrafı Bağlandığını Eşi Göremezlik
10. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  ██████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ:İş Mahkemesi

SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı Kurum vekili dava dilekçesinde özetle; Kurum sigortalısının boşanmak üzere olduğu eşi davalı ... tarafından, 06.06.2011 tarihinde, sigortalının çalıştığı iş yerine gitmek suretiyle, tabanca ile vurulması sonucunda ağır yaralandığını, Kurum sigortalısına bu iş kazası sonucunda ilk peşin sermaye değerli gelir bağlandığını, geçici iş göremezlik ödeneği ödendiğini ve hastane masrafı yapıldığını, davalı ... hakkında ... C. Başsavcılığınca adam öldürmeye tam teşebbüs suçundan kamu davası açıldığını, davalı tarafın meydana gelen iş kazası nedeniyle %100 kusurlu olduğunu, diğer davalı .... İnş. San. Tic. Aş'nin ise meydana gelen iş kazasını Kuruma yasal sürede bildirmediğinden Kurum sigortalısına ödenen geçici iş göremezlik ödeneğinin tamamından 5510 sayılı Kanun'un 21/2 maddesi uyarınca sorumlu olduğunu beyanla kusur ve miktar yönünden fazlaya ilişkin talep ve dava hakkının saklı kalmak kaydıyla 121.943,51 TL peşin sermaye gelirinin 31.10.2013 gelir bağlama onay tarihinden, 41.928,14 TL hastane masrafının sarf tarihinden, 8.406,50 TL geçici iş göremezlik ödeneğinin hir bir ödeme tarihinden itibarin faizi ile birlikte (işbu alacaklardan davalı ...'ın talep edilen tüm alacaklardan, diğer .... İnş. San. Tic. A.Ş.'nin ise diğer alacaklar yönünden alacak hakkı saklı kalmak kaydıyla iş kazasını yasal sürede Kuruma bildirmemesi nedeniyle şimdilik geçici iş göremezlik ödeneğinin tamamından müştereken ve müteselsilen sorumlu olmak kaydıyla) davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ...; açılan davayı kabul etmediğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı şirket vekili cevap ve beyanlarında; olayın bir iş kazası olmadığını, bu itibarla müvekkili şirkete husumetin yöneltilmemesi gerektiğini, bu durumun tüm polis tutanakları ve resmi tüm tutanaklarda açıkça belirtildiğini, Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde de olayın iş kazası olmadığının tespitine ilişkin dava açmak üzere süre talep ettikleri, davanın ... Sigorta A.Ş.'ye ihbarına, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 17.02.2016 tarihli ███████ Esas, ███████ karar sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Mahkeme kararının karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece; davalı ...'ın 05.08.2015 tarihinde vefat etmesine rağmen davalı mirasçılarının davaya dahil edilmeden yargılamanın yürütüldüğü ve ... aleyhine olacak şekilde hüküm tesis edildiği görülmekle, davanın davalının tüm mirasçılarına yöneltilmesi ve HMK'nın 124. maddesi gereğince davaya dahil edilmesi gerektiği gerekçelerine dayalı olarak karar bozulmuştur.
Bozma sonrası Mahkemenin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı şirket vekili temyiz dilekçesinde özetle; olayın iş kazası olarak nitelendirilmesinin hatalı olduğunu, müvekkil şirketin iş kazası olmayan bir olayı Kuruma bildirmemesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığını, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunun eksik incelemeye dayalı olduğunu, dava açılmasına sebebiyet vermediklerini, Kurum denetmen raporundaki ifadelerin çelişki arz ettiğini, olayın meydana gelmesinde müvekkil şirketin kusurunun olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Davacı Kurumca, 06.06.2011 tarihinde meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremez hale gelen Kurum sigortalısına yapılan sosyal sigorta yardımları nedeniyle oluşan Kurum zararının tahsili istemli eldeki dava açılmış olup, davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanunu'nun 21. maddesidir. Davanın gelirler yönünden yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin 1. fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir davranışı sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği, 4 üncü fıkrasında, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle gerçekleşmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edileceği belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere 21/1. madde işverenin, 21/4. madde üçüncü kişinin rücu alacağından sorumlulukları düzenlenmiş olup bu maddelere göre açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun irdelenmesi de gerekmektedir.
Söz konusu Kanun'un 141 – 148. maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup 141. maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı, 142. maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği, 145. maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı, 146. maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu, 147. maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanunun haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50. maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş, çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51. maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır. Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücua konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50. maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51. maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir. 50. maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. 51. maddede ise müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 gün ve 2013/9-1559 Esas - █████████ Karar, 15.05.2015 gün ve ███████-2267 Esas - █████████ Karar, 19.06.2015 gün ve ███████-2281 Esas - █████████ Karar, 24.06.2015 gün ve ███████-19 Esas - █████████ Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir.
Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61. maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62. maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir. İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1. fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4. fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1 ve 4. fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir.
Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50... . maddeler (6098 sayılı Kanun'un 61... . maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146. maddeye (6098 sayılı Kanun'un 62. maddesine) göre kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise işverenden istenebilecek gerçek zararı aşmayan gelirin ilk peşin sermaye değerinin müteselsil sorumluların toplam kusuruna düşeninden işveren, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısının müteselsil sorumluların toplam kusuruna karşılık gelen tutarından da üçüncü kişi sorumlu tutulmalıdır. Daha açık anlatımla, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1. fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4. fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur.
Eldeki davada, Kurum sigortalısının 06.06.2011 tarihinde, boşanmak üzere olduğu eşi davalı ...'ın, sigortalının çalıştığı iş yerine gelmek suretiyle, sigortalıyı tabancayla vurarak ağır şekilde yaralaması şeklinde gerçekleşen olayda, davalı ...'ın, yukarıda değinilen 5510 sayılı Kanun'un 21/4. maddesi kapsamında 3. kişi olduğu gözetilerek, bilirkişi marifetiyle yapılacak hesaplama uyarınca Kurum alacağının belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz bulunmuştur.
Diğer yandan ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.10.2018 günlü, ████████ Esas, █████████ Karar sayılı kesinleşen kararı uyarınca, davalı ...'ın ölüm tarihi olan 05.08.2015 tarihinde, terekesinin borca batık olduğunun ve mirasçılarının mirası hükmen reddettiklerinin tespitine karar verildiği, devamında tereke temsilci olarak ...'ın atandığının anlaşılmasına göre, hükmüne uyulan bozma sonrası Mahkeme kararında, davacı tarafından talep edilen Kurum alacağı yönünden davalı ...'ın terekesinin sorumluluğuna gidilmemesi isabetsiz bulunmuştur.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı şirket vekilinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Mahkeme Kararının BOZULMASINA,
Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
26.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!