Anahtar kelimeler: Eurodan Tenzili Muafiyet Euro Temlik Takibi Takibe Alınmış Başlatıldığını Tutarındaki

T.C.

İSTANBUL
13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: ████████ Esas
KARAR NO
: ████████
DAVA
: Tazminat (Özel Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ
: █████/2025
KARAR TARİHİ
: █████/2026
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Özel Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA
:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil tarafından temlik alınmış olan dosyada davalıya karşı İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ...esas nolu dosyası ile █████/2012 tarihinde 1.153.030 Euro tutarındaki alacağın TL karşılığı olan 2.683.331 TL üzerinden icra takibi başlatıldığını, davalı borçlu tarafından takibe itiraz edildiğini, İstanbul ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... Esas sayılı dosyası ile açılan itirazın iptali davası sonucunda ... sigorta bedeli 1.320.000,00 Euro olduğundan %2 tenzili muafiyet miktarı 26.400‬,00 Euro olduğunu, bilirkişiler tarafından bulunan miktar olan 201.284,98 Euro'dan muafiyet miktarı olan 26.400,00 Euro düşüldüğünde 174.884,98 Euro kaldığını, kalan miktar da 1 Euro 2,3272TL'den TL 'ye çevirildiğinde 406.992,32TL yaptığı tespit edildiğini, davalının İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ...as sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile takibin 406.992,32 TL asıl alacak üzerinden devamına karar verildiğini, ilgili karar temyiz edildiğini fakat Yargıtay tarafından temyiz başvurusunun reddi ile onama kararı verildiğini, İstanbul ...Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... Esas sayılı dosyasından verilen kararda müvekkilin alacağının 174.884,98 Euro olduğu tespit edildiğini, alacağın miktarı bu haliyle Yargıtay denetiminden de geçtiğini, fakat kurda yaşanan ani artış sebebiyle müvekkilin alacağı değer kaybına uğradığını, ilgili tarihte 174.884,98 Euro olan asıl alacak █████/2025 tarihinde 1.463.409 TL olarak icra dosyasına ödendiğini, ilgili Euro kuru ile ödeme yapılması halinde dahi müvekkilin bugün itibariyle 8.500.000 TL'ye yakın alacağı olmasına rağmen sadece 1.500.000 TL civarı para ödendiğini, müvekkilin zararının giderilmesi için arabuluculuk başvurusu yapıldığını ve yapılan görüşmeler sonunda İstanbul ...Bürosu'nun ...sayılı dosyası ile anlaşma sağlanamadığını, müvekkilin, döviz kurundaki artıştan dolayı temerrüt faizini aşan zararı oluştuğunu, bu nedenle davanın kabulü ile hesaplanacak munzam zararın ödetilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle
: müvekkil sigorta şirketi üzerine düşen tüm sorumluluğu yerine getirdiğini, 27.11.2012 tarihli yangından kaynaklı müvekkil şirketi tarafından davacı tarafa İstanbul ... Asliye Ticaret Mahkemesi... E. Sayılı dosyasının kesinleşmesi sonrası itirazın kısmi iptaline karar verilen İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün... E. Sayılı dosyasına 29.09.2025 tarihinde 1.463.409,00-TL ödeme yapıldığını ve müvekkil şirket nezdinde doğan tüm sorumluluk yerine getirildiğini, müvekkil şirket kendisine yöneltilen davada poliçeden kaynaklı teminat dışı halleri, zararı azaltıcı halleri (muafiyet tutarı gibi) savunarak, kararın kesinleşmesi akabinde karşı tarafa zarar bedelini poliçe kapsamında süresi içerisinde davacı tarafa ödediğini, İstanbul ... Asliye Ticaret Mahkemesi ...E. Sayılı dosyasında davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, sigortalı ilk talebinde eksik evrak beyan etmesi ve sigortacıyı yanıltmaya yönelik taleplerde bulunması sebebiyle müvekkil şirket tarafından ödeme yapılamadığını, davacı, müvekkil şirket aleyhine dava yoluna başvurmuş olmakla birlikte zararı ispata yarar fotoğraf haricinde hiçbir belge ibraz etmeksizin (fatura vs.) işlem yaptığını, davalı nezdinde sigortalı deri emtiası, dorsede yüklü oldugu esnada araçta çıkan yangın neticesinde yanmış davalı sigorta sirketince yanan malların faturada ve poliçede belirtilen mallarla uyusmadığı ve ekonomik değerinin olmadığı gerekçe gösterilerek ödeme yapılamadığını, davacı tarafça ise hasarın teminat kapsamında oldugu ileri sürülmekte olduğunu, kazadan sonra davalı sigorta şirketinin talebi üzerine olay yerine gidilerek tespit yapıldığnıı, düzenlenen raporda incelenen ürünlerin üretim sonrası ortaya çıkan atıl kırpıntı ve parçalar oldugu, çuvallar içerisinden deriden ziyade yanmış boş sigara paketi, geçmis tarihli hasta röntgeni, bos mesrubat kutusu, çerez paketi, gazete kupürlerinin çıktıgı belirtilerek bu materyaller fotoğraflandığını, hükme esas alınan bilirkisi raporunda ise, çöplerin artık deriler içerisine dikkatsiz isçiler tarafından atıldıgı kanaatine varıldıgı bildirilerek zarar hesabı yapıldığını, davacının 02.09.2012 tarihinde meydana gelen hasarı müvekkile 19.10.2012 tarihinde ihbar etmesi kendi kusurundan kaynaklandığını, ihbarın geç yapılmış olması müvekkil şirketin kusurundan kaynaklanmadığnı, bu kapsamda anılan ödemenin davacı tarafça kabul edilmesi ile sigorta poliçesi yükümlülüklerini eksiksiz şekilde ifa eden müvekkil şirket temerrüde düşmediğini, munzam diğer bir ifade ile aşkın zarar şartlarından olan borçlunun temerrüde düşmesi şartı gerçekleşmediğinden davacının munzam zarar talebinin reddinin gerektiğini, davacı yan tarafından ilk ilamsız takip olan İstanbul ... İcra Müdürlüğü ... E. Sayılı takip başlatılırken seçimlik hak olarak TL (Türk Lirası ) talebinde bulunulmuş ve tüm hesaplamalar bu talep doğrultusunda yapılmış ve dosya bu talep doğrultusunda karara çıkarak kesinleştiğini, müvekkil şirketin zararın doğmasında kusuru bulunmadığını, munzam zarar talebinin bu sebeple de reddinin gerektiğini, munzam zarar talepleri poliçede teminat dışı olarak tutulduğunu, munzam zararın şartları oluşmamış olup hukuk ve yasaya aykırı davacı taleplerinin reddi gerektiğini, davacının temerrüt faizini aşan zararı bulunmadığını, taraflar arasında bir sigorta sözleşmesi bulunduğundan yerleşik kararlar ve doktrindeki görüşler uyarınca davacı tarafından somut yöntem ile iddia edilen munzam zararın ispat edilmesi gerektiğini, davacının salt ekonomik olumsuzluklara dayanarak munzam zarar talebi mesnetsiz olup davacınının yararlanabileceği tek yasal karine temerrüt faizi olduğunu, ikrar anlamına gelmemekle birlikte müvekkil şirketin temerrüte düştüğü kabul edilse dahi, iddia edilen munzam zarar ile temerrüt faizi arasında illiyet bağı bulunmadığından davanın reddi gerektiğini, bu nedenlerle müvekkil şirketin yargılamanın geç sonuçlanmasından sorumluluğu ve kusuru bulunmadığına, taleplerin zamanaşımına uğradığına, davacı tarafından zararın oluşmasında talep ettikleri tutarın TL cinsinden olması ve kur belirlenirken hatalı tespit yapılması sebebiyle reddine, kısmen kabul ile sonuçlanan dosyada başlatılan takibin haksız olması sebebiyle yargılamayı gerektirdiğine, alacak likit olmadığından icra inkar tazminatının dahi reddedildiğine, müvekkil şirket açısından munzam zarar şartlarının oluşmadığı açık olduğundan talebin ve davanın esastan reddine, müvekkil şirket dava açılmasına sebebiyet vermemiş bulunmakla dava masrafları ve vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini arz ve talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:
Davanın; İstanbul .. ATM ...Esas sayılı dosyasından verilen karar gereği munzam zarar talebine ilişkin olduğu anlaşılmıştır.
Davacı vekili davada; Arabuluculuk dosyası, İstanbul... İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyası, İstanbul ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ...Esas sayılı dosyası, TÜİK kayıtları, sigorta kayıtları, şirket kayıtları, noter kayıtları, bilirkişi incelemesi, her türlü yasal delile dayanmıştır.
Mahkememizin █████/2025 tarihli duruşma ara kararı ile davacı tarafa taraflar arasında olan İstanbul ... ATM nin... esas sayılı dava dosyasındaki geçen sürede munzam zarar iddasına ilişkin dava dilekçesinde belirtilen döviz kurundaki artıştan dolayı temerrüt faizini aşan zarar olgusu, davacının şahsen ve somut olarak uğradığı zarar olduğusunu açıklamak ve bu zarara ilişkin delillerinin sunmak üzere 2 haftalık kesin süre verilmiş ve verilen kesin süre içerisinde gereğini yerine getirilmemesi halinde iddia ve savunma ile dosyada mevcut deliller kapsamında değerlendirme yapılacağı ihtar edilmiştir.
Davacı vekili █████/2025 tarihli dilekçesi ile dava konusu olayda sigorta sözleşmesindeki kök alacak mahkememe kararında da belirtildiği şeklinde Euro cinsinden olduğu dolayısıyla somutlaştırmaya gerek olmadığı, Anayasa Mahkemesinin ekte sunulan kararı gereğince mülkiyet hakkında ihlaline sebep olduğu hususlarını belirtmiştir.
Aşkın Zarar başlıklı TBK m.122 hükmüne göre; "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder."
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu █████/2022 tarihli ███████-938 esas ████████ karar nolu ilamında; "...15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
16. Borcun ifasının geciktirilmesi borçlunun temerrüdü sonucunu doğuracaktır. Borçlunun temerrüdü hâlinde ise ortaya çıkacak olan hukukî sonuçlar TBK’nın 117 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Bu sonuçlar arasında uyuşmazlığın niteliği itibariyle önem arz edenlerden ilki; TBK’nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zarar kavramıdır. Öte yandan aşkın (munzam) zararın anlaşılabilmesi için öncelikle, borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu olan temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
17. Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Bu kapsamda borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olup bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.
Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.
18. Buna göre hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur (Barlas, Nami; Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, İstanbul 1992, s. 127).
19. Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir.
20. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
21. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
22. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
23. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
24. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
25. Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
26. Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
27. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).
28. Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
29. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.
...
31. Dava dilekçesinde; davacının hüküm altına alınan alacağının 16 yıl sonrasında avans faiziyle tahsiline karar verildiği, sadece anaparaya işletilen avans faizi sonrasında temerrüt faiziyle karşılanamayan bir zararın ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğu, bu suretle paranın satın alma gücünün azaldığı, enflasyon oranın temerrüt faiz oranından fazla olması nedeniyle aradaki farkın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu, ekonomik olumsuzlukların mevcut olduğu bir durumda bireyin parasını atıl tutmak yerine döviz, altın, devlet tahvili, gayrimenkul gibi yatırım araçlarına yönlendirerek yahut bir yıllık vadeli hesaba yatırıp enflasyonun olumsuz etkisinden korunacağı, bu sebeple benzer yatırım araçlarının getirisinin ortalaması bulunarak davacının aşkın (munzam) zararının belirlenmesi gerektiği iddiasıyla aşkın zararın tahsili talep edilmiştir.
32. Her ne kadar bozma kararında, ülkemizde belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma değerinin önemli derecede azaldığı, böyle bir ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için girişimlerde bulunmasının olayların normal akşına, genel hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının kamu tarafından bilindiği yahut bilinebileceğinden bu durumun mahkemelerin bilgileri dâhilinde olduğu, bu sebeple aşkın (munzam) zararın oluşumundaki zaman diliminin ekonomik koşullarının farklılığı gözetilmeksizin tüm dönem için somut ispat arayan yazılı gerekçeyle sonuca gidilmesinin hatalı olduğu belirtilmiş ise de; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür.
33. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
34. Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.
35. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez.
36. Bu nedenle ilk derece mahkemesince verilen davanın reddine dair direnme kararı, temerrüt faiziyle birlikte davacıya ödenen anapara yanında temerrüt faizini aşan zararın, davacı tarafından kendi duruma özgü şekilde somut olarak ispat edilememiş olması nedeniyle yerindedir..." gerekçesiyle direnme kararının onanmasına karar verildiği görülmüştür.
Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan taraf delilleri ile tüm yargılama dosyası kapsamına göre, yukarıda değinilen hukuksal durum ve somut olayın birlikte değerlendirilmesi sonucunda; 6098 sayılı TBK’nın 122. Maddesinde düzenlenen faizi aşan aşkın (munzam) zarar taleplerinde zararın genel ekonomik olumsuzluklara (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dayandırılamayacağı, davacının munzam zararının kendi durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerektiği, bu ispat araçlarının ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlar olamayacağı, bunun aksine geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zararı ispatlaması gerektiği, dosya kapsamına göre davacı tarafın TBK m.122 kapsamında talep ettiği şahsen ve somut olarak uğradığı zararı bulunduğunu kendi durumuna özgü delillerle ispatlayamadığı, talebinin varsayıma dayalı olarak, genel ekonomik olumsuzluklara (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) ilişkin olduğu, davacı tarafından munzam zarar iddiasının ispatlanamadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
HÜKÜM
: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;
:
1-Davacının davasının REDDİNE,
2-)Harçlar Yasası uyarınca alınması gerekli 732,00 -TL harcın başlangıçta peşin alınan 615,40-TL harçtan mahsubu ile bakiye 116,60 -TL harcın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-14 maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin 26.maddesine göre; Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 4.600,00 -TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-)Davacı yanca yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-)Davalı duruşmalarda kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 1.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
5-)Tarafların gider avansından artan bakiyesinin karar kesinleştiğinde re'sen taraflara/vekiline iadesine,
Dair, Davacı vekilinin yüzene karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Mahkememize verilecek bir dilekçe ile veya başka bir yer Mahkemesi aracılığı ile gönderilecek bir dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. █████/2026
Katip
E-İMZA
Hakim
E-İMZA

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!