Anahtar kelimeler: Basılmak Aldırdığını Çeklere Kaşesi Harçlandırma Evraktan Düşündüğü Nöbetçi Sürmüştür Kıymetli

T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO
: █████████
KARAR NO
: ████████
DAVA
: Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ
: █████/2025
KARAR TARİHİ
: █████/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH
: █████/2026
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) davasının dosya üzerinde yapılan incelemesi sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
İDDİA
:
Davacı vekilinin Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne verdiği █████/2025 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde ; davacı .....’in bilgi ve rızası dışında işyeri kaşesi basılmak ve sahte imza kullanılmak suretiyle bir kısım çeklerin ciro edilerek davalıya verildiğini, davalının bu çeklere dayanarak ihtiyati haciz kararı aldırdığını, ardından icra takipleri başlattığını ve davacının adına kayıtlı tüm malvarlığı üzerine haciz konulduğunu ileri sürmüştür. Bu kapsamda sahteciliği gerçekleştirdiğini düşündüğü ...... ve kendi oğlu ..... hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na sahtecilik suçundan şikâyette bulunduğunu belirtmiştir. Davacı vekili, Bakırköy ..... İcra Müdürlüğü’nün ..... Esas sayılı dosyasında verilen ihtiyati haciz kararı uyarınca davacının tüm malvarlığına haciz konulduğunu, menfi tespit davasına konu çeklerden kaynaklanan icra takip alacaklarının hâlihazırda teminat altında bulunduğunu ileri sürerek, HMK’nın 209 ve 392/1. maddeleri gereğince teminatsız olarak veya mahkemece uygun görülecek teminat karşılığında yargılama sonuna kadar icra takiplerinin tedbiren durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Ayrıca ödeme emirlerinin usule aykırı biçimde muhtara bırakılması nedeniyle davacının icra takiplerinden haberdar olamadığını ve bu sebeple takiplerin kesinleştiğini, çeklerdeki ciro imzalarının sahte olduğu iddiası karşısında davacının ticari hayatının telafisi güç zararlara uğramaması için ihtiyati tedbir kararı verilmesinin zorunlu olduğunu ileri sürmüştür. Davalı alacaklı tarafından davaya konu çeklerden iki adedinin Bakırköy ....... İcra Dairesi’nin ...... Esas sayılı dosyasında takibe konulduğunu, davacının tüm malvarlığına haciz uygulanması nedeniyle icra dosyasında yeterli teminat bulunduğunu ve davacının ayrıca teminat gösterme imkânının bulunmadığını, zira mevcut hacizlerin alacağın dört-beş katını karşılayacak değerde olduğunu ifade etmiştir. Bu hususların yanı sıra davacı tarafından, kendi oğlu da dâhil olmak üzere sorumlular hakkında ceza soruşturması başlatılmış olmasının da dikkate alınarak teminatsız veya uygun görülecek teminat karşılığında icra takiplerinin durdurulmasını talep etmiştir. Sonuç olarak davacı vekili, yargılama sonunda imzası taklit edilmek suretiyle sahte ciro yapıldığı iddia edilen çeklerden dolayı davacının borçlu olmadığının tespitine, bu çeklere dayalı icra takiplerinin davacı yönünden iptaline, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına, davalının hukuki ilişkiye dayanmayan ve yüksek bedelli çekleri müvekkilinin bilgisi dışında devralarak icra takibine koyması nedeniyle kötü niyetli sayılmasına, davacının ticari itibarının zedelenmesi ve maddi-manevi zarara uğraması sebebiyle davalı aleyhine %40 oranında icra tazminatı ile para cezasına hükmedilmesine ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA
:
Davalı vekili mahkememize sunmuş olduğu █████/2026 tarihli cevap dilekçesinde özetle ; Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının cari hesap hareketlerinden, taraflar arasında uzun süreye yayılan ticari ilişkilerin bulunduğunun açıkça anlaşıldığını, davacının müvekkilini zarara uğrattığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte çek üzerindeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmesinin ayrıca ceza yargılamasını da gerektirdiğini belirtmiştir. Davacının, dava şartı niteliğindeki arabuluculuk yoluna başvurmaksızın işbu davayı açtığını, davacı aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile usulüne uygun şekilde kesinleşmiş icra takipleri bulunduğunu, kesinleşmiş kambiyo takibi karşısında soyut iddialara dayanılarak menfi tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığını savunmuştur. Ayrıca davacının çeklerin “çalındığı veya kaybolduğu” iddiasıyla mahkemeden ihtiyati tedbir talep ettiğini, bu durumun müvekkili şirketin ticari itibarını ve nakit akışını ciddi şekilde zedelediğini, çekin ibrazı hâlinde tahsil kabiliyetinin ortadan kalkmasının mağduriyet doğurduğunu ifade etmiştir. Davalı şirketin iyi niyetli hamil konumunda bulunduğunu, sahtecilik iddialarının soyut ve mesnetsiz olduğunu, ihtiyati tedbir koşullarının oluşmadığını ve icra tazminatı talebinin hukuki dayanağının bulunmadığını ileri sürerek; davanın reddine, ihtiyati tedbir taleplerinin kabul edilmemesine, davacı aleyhine %20’den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE;
Dava, davacının dava konusu çeklerde yer alan ciro imzalarının kendisine ait olmadığı ve sahte olarak düzenlendiği iddiasına dayanarak açtığı menfi tespit istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin bilgisi ve rızası dışında işyeri kaşesi kullanılarak sahte imza ile çeklerin davalıya devredildiğini, davalı tarafından bu çeklere dayanılarak ihtiyati haciz kararları alınmak suretiyle kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takipleri başlatıldığını, ödeme emirlerinin usule aykırı şekilde muhtara bırakılması nedeniyle takiplerden haberdar olunamadığını ve takiplerin kesinleştiğini ileri sürmüş; HMK’nın 209 ve 392. maddeleri uyarınca icra takiplerinin tedbiren durdurulmasını, yargılama sonunda çeklerden dolayı borçlu olmadığının tespitini ve icra takiplerinin iptalini talep etmiştir. Davalı vekili ise taraflar arasında ticari ilişki bulunduğunu, çeklerin iyi niyetli hamil sıfatıyla devralındığını, davacının arabuluculuk dava şartını yerine getirmeksizin dava açtığını ve ihtiyati tedbir koşullarının oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle dava şartlarının varlığının incelenmesi zorunludur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesinde dava şartları tahdidi olarak sayılmış olup, aynı maddenin ikinci fıkrasında diğer kanunlarda düzenlenen dava şartlarının da dikkate alınacağı açıkça hüküm altına alınmıştır. HMK’nın 115. maddesi uyarınca mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını yargılamanın her aşamasında kendiliğinden araştırmakla yükümlüdür; dava şartı noksanlığının tespiti hâlinde davanın esası incelenmeksizin usulden reddine karar verilmesi gerekir. Bu düzenleme, kamu düzenine ilişkin olup tarafların ileri sürmesine bağlı değildir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun ‘Dava Şartı Olarak Arabuluculuk’ başlıklı 5/A maddesi, ilk olarak 7155 sayılı Kanun ile ticari davalarda zorunlu arabuluculuk kurumunu düzenlemiş ise de, daha sonra 7445 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucunda hükmün kapsamı genişletilmiş ve 01.09.2023 tarihinden itibaren yürürlüğe giren yeni düzenleme ile; ticari davalardan konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması açıkça dava şartı hâline getirilmiştir. Bu değişiklikle birlikte, daha önce doktrinde ve uygulamada tartışmalı olan menfi tespit davalarının arabuluculuk kapsamı dışında kaldığı yönündeki yorumlar kanun koyucu tarafından ortadan kaldırılmış; kanun metnine yapılan açık ekleme ile para borcuna ilişkin ticari nitelikteki menfi tespit davalarının da zorunlu arabuluculuk rejimine tabi olduğu hususu tereddüde yer vermeyecek şekilde düzenlenmiştir.
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A maddesinde ise arabuluculuk dava şartına tabi davalarda davacı tarafından arabuluculuk son tutanağının dava dilekçesine eklenmesinin zorunlu olduğu açıkça düzenlenmiş; arabulucuya başvurulmadan dava açılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedileceği hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme karşısında mahkemenin, arabuluculuk dava şartı yerine getirilmeden açılan davalarda esasa girerek tarafların iddia ve savunmalarını incelemesi mümkün değildir.
Somut olayda davacı, kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yürütülen icra takiplerinden dolayı borçlu olmadığının tespitini istemekte olup, davacı vekilince dava açılmadan önce arabulucuya başvurulduğuna dair herhangi bir belge sunulmadığı gibi bu yönde bir iddia da ileri sürülmemiştir. Bu hâliyle TTK’nın 5/A maddesinde düzenlenen arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediği sabittir.
Tüm bu açıklamalar, yürürlükteki mevzuat hükümleri, özellikle 7155 sayılı Kanun ile getirilen ve son değişikliklerle kapsamı genişletilen TTK m.5/A düzenlemesi ile 6325 sayılı Kanun’un 18/A maddesi birlikte değerlendirildiğinde; davanın arabuluculuk dava şartı yerine getirilmeden açıldığı anlaşılmış olup, HMK’nın 114 ve 115. maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Tüm bu belirlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;davacı vekili, müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespiti istemiyle huzurdaki davayı açmış ise de; dava konusunun borçlu olmadığının tespiti olduğu ve davacı vekilinin dava açmadan önce arabulucuya başvurduğuna ilişkin herhangi bir belge sunmadığı gibi böyle bir iddiasının da bulunmadığı anlaşıldığından davanın 7155 Sayılı yasa ile değişik 6102 Sayılı TTK'nun 5/A ve aynı sayılı yasa ile değişik 6325 Sayılı Kanunun 18/A maddesinin birinci fıkrası uyarınca arabulucuğa başvurulmasına ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur.
HÜKÜM/Yukarıda açıklandığı üzere
:
1-Davanın arabuluculuğa ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle HMK'nın 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca USULDEN REDDİNE,
2-Alınması gerekli 732,00 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 54.050,29 TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 53.318,TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 45.000,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
5-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,
5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların █████/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. █████/2026
Başkan .....
☪e-imzalıdır.☪
Üye .....
☪e-imzalıdır.☪
Üye .....
☪e-imzalıdır.☪
Katip .....
☪e-imzalıdır.☪
"İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!