Anahtar kelimeler: Mücadele Vicdanî Kaçakçılıkla Vasfı Uyumlu Edenin Görüşü Eyleme Uyan İçindeki
7. Ceza Dairesi         █████████ E.  ,  ██████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SAYISI
: ████████ E. ████████ K.
SUÇ
: 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet
HÜKÜM
: Mahkûmiyet, müsadere
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: Onama
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir.
Ancak;
1.Sanık hakkında belirlenen gün adlî para cezası paraya çevrildikten sonra 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 326. maddesinin son fıkrası gereği kazanılmış hak nedeniyle cezanın 17.03.2015 tarihli hükümde belirlenen netice ceza olan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 20.000 TL adlî para cezası üzerinden infaz olunacağının belirtilmesi ile yetinilmesi gerekirken; sanığın doğrudan 17.03.2015 tarihli hükümde belirlenen netice ceza ile cezalandırılmasına karar verilmesi,
2.Sanık hakkında hem hapis, hem de adlî para cezasına hükmedilmesi karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 58. maddesinin uygulanmasında adlî para cezalarında mükerrirlere özgü infaz rejimi uygulanmasına yasal olanak bulunmadığı halde, hiçbir ayrım yapılmaksızın sanığın cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi,
3.İmha edilip edilmediklerine bakılmaksızın dava konusu kaçak sigaraların tümünün müsaderesine karar verilmesi yerine, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetli bulunmamış olup, söz konusu hukuka aykırılıkların Yargıtay tarafından düzeltilmesi mümkün görülmüştür.
Açıklanan nedenlerle sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 322. maddesi gereği; hükmün (7) numaralı bendinden " sanığın cezada kazanılmış hakkı korunarak neticede 3 YIL 1 AY 15 GÜN HAPİS VE 20.000 TL ADLİ PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA," ibaresinin çıkartılması ile yerine gelmek üzere hükme ''1412 sayılı Kanun’un 326. maddesinin son fıkrası gereği cezada kazanılmış hak nedeniyle cezanın, 17.03.2015 tarihli hükümde tayin olunan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 20.000 TL adlî para cezası üzerinden infazına" ibaresinin eklenmesi, hükmün sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına ilişkin (12) numaralı bendinde yer alan "cezanın" ifadelerinin çıkartılarak yerine "hapis cezasının" ifadesinin eklenmesi ve hükmün kaçak sigaraların müsaderesine ilişkin (14) numaralı bendinden "imha edilenler hariç olmak üzere" ifadesinin çıkartılması suretiyle hükmün, Tebliğname'ye kısmen uygun olarak, oy çokluğuyla DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 25.11.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Aleyhe değiştirme yasağı kuralı, 1412 sayılı eski Ceza Yargılama Yasası’nın temyiz (m.326/4) ve yargılamanın yenilenmesi (m.341/2) müesseseleri için düzenlenmişti. Bu kural, yeni 5271 sayılı Ceza Yargılama Yasasında istinaf (m.283), temyiz (m.307/5), kanun yararına bozma (m. 309/4-b) ve yargılamanın yenilenmesi (m.323/2) yasa yollarında da benimsenmiştir. Bu yasak, yasal bir zorunluluk olup, yalnızca sanık yararına (lehine) yasayolu davası açıldığında geçerlidir.
5271 sayılı CMK'nın temyiz yasa yolunda kural şöyle düzenlenmiştir: “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262 nci maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz” (m.307/4).
Aleyhe ağırlaştırma/aleyhe bozma yasağı kuralı gereğince, bozma sonrası yeniden kurulacak hükümdeki yaptırım (ceza) ve hukuksal sonuçları, sanık aleyhine olarak eski hükümdekinden daha ağır
olamayacaktır. Bozmadan sonra yeniden kurulacak hükümdeki eylemin niteliğinin, yani eylemin yeniden tanımlanmasının ve dolayısıyla suçun adının değişmesi bu kurala aykırılık oluşturmaz.
Kuralın hukuksal temelini açıklarken günümüzde öğreti bir görüşte birleşmiştir. Bu görüşe göre; aleyhe bozma yasağı, sanığın, yasayoluna başvurduğunda aleyhe bir durum ortaya çıkacağından korktuğu için başvurudan vazgeçmesini önlemek amacına yöneliktir. Sanık hukuk düzenine güvenmeli, bu kaygıyı taşımadan ve çekinmeden yasayoluna başvurabilmeli, hak arama hakkını özgürce kullanabilmelidir. Sanık için de önemli olan, yaptırım ve yaptırımın hukuksal sonuçlarıdır. Bu nedenle, aleyhe değiştirme yasağı hukuk devleti ilkesinin zorunlu bir sonucudur. Yasayoluna yalnızca sanık, onun yasal temsilcisi ve eşi ya da sanık yararına Cumhuriyet savcısı tarafından gidilmişse sanık hakkında yeniden kurulacak hükümdeki yaptırım (ceza türü ve ağırlığı bakımından) ve hukuksal sonuçları, sanığın aleyhine bozulan hükümdekinden daha ağır olamaz ve aleyhe değiştirilemez.
Yukarıda da izah edildiği üzere; kanunkoyucu, aleyhte temyiz olmadığında cezanın aleyhte ağırlatılmasını kabul etmemiş ve yeniden kurulacak hükmün, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacağı şeklindeki emredici hükmü CMK'nin 307/4. fıkrasında açıkça düzenleme altına almıştır. Kanun koyucu düzenlemenin hiç bir yerinde bunun infazda gözetileceği şeklinde bir ibareye vermediği gibi, doktrinde de kazanılmış hakkın sadece sonuç ceza miktarı yönünden değil hapis cezasının hukuksal sonuçları yönünden de olması gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Cezada kazanılmış hakkın sadece önceki verilen cezanın infazı yönünden olabileceği gibi bir yoruma gitmek (yasanın emredici hükmünün yoruma muhtaç biryönü olmadığı halde), kanunun açık metnine, düzenleme amacına, hak arama hürriyetine ve hukuki güvenlik ilkesine aykırı olacaktır. Kanuna ve hukuka güvenerek hükmü temyiz eden sanığın hukuki durumu aleyhe olarak etkilenecek, temyiz ettiği andan daha geri bir duruma düşecektir.
Bu nedenlerle; sanık lehine yapılan temyizin sanığa hükmolunan sonuç ceza yanında hapis cezasının hukuki sonuçları yönünden de kazanılmış hak oluşturacağı düşüncesinde olduğumdan, sayın çoğunluğun bozma düşüncesine bu yönden katılınmamıştır. 25.11.2025

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!