Anahtar kelimeler: Meşrutiyet Etlik Acenteye Kurye Şubenin Şef Acente Çevrildiğini Atandığını Eylül
9. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  ██████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi

SAYISI
: ████████ E., █████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ
: ... 2. İş Mahkemesi
SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
MAHKEMESİ
: ... 39. İş Mahkemesi
SAYISI
: ███████E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 01.11.1988-28.02.2020 tarihleri arasında davalı Şirket nezdinde çalıştığını, kurye olarak başladığı işyerinde 1991 yılında Meşrutiyet şubesine şef olarak atandığını ve bu tarihte şubenin acenteye çevrildiğini, 1996 yılının Eylül ayında ise Etlik şubesinde acente olmayı kabul etmemesi durumunda sözleşmenin feshedileceği belirtildiğinden bu görevi kabul etmek zorunda kaldığını, şubede çalışan işçiler davacının işçisi gibi gösterilmekle birlikte esasen davalı Şirket çalışanı olduklarını ve çalışma düzeninin hiç değişmediğini, acente sözleşmesinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) hükümlerine aykırı, muvazaalı ve geçersiz olduğunu, 06.03.2020 tarihli noter bildirimi ile acentelik sözleşmesinin feshedildiğinin davacıya bildirildiğini, davacının başından beri davalı Şirket çalışanı olup son net ücretinin 7.500,00 TL olduğunu, işyerinde günde bir öğün yemek yılda iki defa ayakkabı ve elbise yardımı olduğunu, 2011 yılına kadar iki aylık ücreti tutarında olan ikramiyenin sonrasında yılda bir aylık ücret tutarında belirlendiğini, şubenin vergi borcu olduğu ileri sürülerek son dokuz aylık ücretinin ödenmediğini, davalı işyerinde fazla çalışma yaptığını ve tatil günlerinde çalıştığını, yıllık izinlerini kullanmadığını, belli dönemlerde hak edişleri ödenmişse de bunun içinde ücret ve sair işçilik alacaklarının olmadığını, davacının ödenmeyen ücret alacakları için ... İş Kurumuna ve Çalışma Bölge Müdürlüğüne şikayette bulunması üzerine iş sözleşmesinin davalı tarafça 28.02.2020 tarihinde feshedildiğini, yapılan feshin haksız ve dayanaksız olduğunu ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı, yıllık izin ücreti alacağı, ödenmeyen ücret alacakları, ikramiye alacağı, fazla çalışma ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili Şirket ile davalı arasında yapılmış olan vekâlet ve acentelik sözleşmeleri uyarınca davalının bağımsız bir acente olarak ticari faaliyette bulunduğunu, sorumluluklarına aykırı bir şekilde vadesi geçmiş ve ödenmemiş resmî Kurum borçlarının olduğunu ve personel ücretlerini de ödemediğini, bu nedenlerle acentelik sözleşmesinin feshedildiğini, davalının davacı Şirkete 28.02.2020 fesih tarihi itibarıyla 240.644,18 TL cari hesap borcu olduğunun tespit edildiğini, borcun ödememesi nedeniyle başlatılan icra takibine itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptaline karar verilmesini ve davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; davacının işçi değil acente olduğunu, işçi olarak çalıştığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacının 01.11.1996 tarihli acentelik sözleşmesi ve cari hesap sözleşmesine istinaden acente olarak faaliyete başladığını ve 2020 yılına kadar acente olarak faaliyet gösterdiğini, davacı yanın Yönetmelik gereği alınmış Acente G3 yetki belgesinin olduğunu, davacının Şirket adına müşterilerden tahsil edilen tutarlar üzerinden hakediş aldığını, işçilik alacakları talebinde bulunamayacağını, davacının acente olduğu yönünde emsal kararlar bulunduğunu, bu nedenle görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, yetki itirazında bulunduklarını, asıl alacağı kabul etmemekle birlikte zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacının kasa açığı verdiğini ve güven sarsıcı bu tutumların devam ettiğini, davacının ücret karşılığı çalışmadığını, cari hesap dökümünden de görüleceği üzere tahakkuk eden aylık hak edişler bir işçiye ödenmesi mutad olmayan ödemeler olduğunu, aksi yöndeki ücret ödemesinin ispatı gerektiğini, davacının cari hesaptaki tüm alacaklarını almakla borcu bulunmadığını, davacının kötüniyet tazminatı talebi iş kanunu gereği iş güvencesi kapsamında olmayan işyerleri için olup müvekkili şirketin iş güvencesi hükümleri kapsamında olmakla kötüniyet tazminatı talep etme hakkı bulunmadığını, taleplerinin haksız olduğunu, davacının işçi olduğu kabul anlamına gelmemek şartıyla alacakların olduğunun tespiti hâlinde davacıya hak ediş tahakkuk etmiş olmakla takas ve mahsup talepleri gereği davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
2. Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın haksız ve dayanaksız olduğunu, davacı Şirket ile aralarında acentelik ilişkisi bulunmayıp, davalı nezdinde işçi olarak çalıştığı için iddia olunan borç tutarının gerçeği yansıtmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 6102 sayılı Kanun'un 102/1 hükmünde acentenin tanımının yapıldığı, 4857 sayılı İş Kanunu’nun (4857 sayılı Kanun) 8/1 hükmüne göre iş sözleşmesi bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşme olup ücret, iş görme ve bağımlılığın iş sözleşmesinin belirleyici öğeleri olduğu ve iş sözleşmesini belirleyen ölçütün hukuki kişisel bağımlılık olduğu ve gerçek anlamda hukuki bağımlılığın işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki talimatlara uyma yükümlülüğünü içerdiği, dosya kapsamından, davacının 01.11.1988 tarihinden 01.11.1996 tarihine kadar davalıya ait işyerinde sigortalı olarak gösterildiği, sonraki dönemlerde taraflar arasında acente, cari hesap ve vekâlet sözleşmesi adı altında imzalanan sözleşmelerin içeriği, sunulan elektronik posta içerikleri, davacı tanıklarının beyanları ve davacı tanığı M.Y'nin davacının davalı Şirket çalışanı olarak görev yaptığına ilişkin açıklamaları dosya kapsamı ile birlikte değerlendirildiğinde, asıl dosya davacısının bağımsız hareket etmediği, bir anlamda işverenin vekili konumunda olduğu, başlangıçta davalı Şirketin işçisi olduğu, sonradan acentelik ve vekâlet sözleşmeleri imzalanmasının davacının görevini ve işverene bağımlı çalışmasını etkilemediği, iş sözleşmesinin unsurları olan, iş görme, ücret ve bağımlılık unsurları 1996 tarihinden sonra de devam ettiği, açıklanan nedenlerle davacının tüm süre için iş ilişkisi ile davalı Şirket yanında çalıştığının kabul edildiği, davalı işverenin fesih sebebi olarak dayandığı hususları yöntemince, ispat edememiş olması ve alınan bilirkişi raporları ile de taraflarca dosya kapsamında sunulan delillerden, davacının şirkete ödenmesi gerekip de uhdesinde tuttuğu alacak miktarı tespit edilemediğinden, işverenin feshin haklı nedenle yapıldığını ispat edemediğinin kabulü ile kıdem ve ihbar tazminatına hükmedildiği, iş güvencesi kapsamında olan işçiler yönünden kötüniyet tazminatına hak kazanılması mümkün olmadığı, şube faaliyetleri için yapılan hak ediş ödemelerinin, işçi-işveren ilişkisine dayalı borç doğuran işlem niteliğinde bulunmadığından, şirketin bu bedelleri, davacı-birleşen dosya davalısından talep edebilme imkânına sahip olmadığı, birleşen dosya davacısı şirketin icra takibinde haksız olsa da kötüniyetli olduğuna dair herhangi bir delil bulunmadığından kötüniyet tazminatına hükmedilmediği, bilirkişi tarafından zamanaşımı def'i dikkate alınmak suretiyle yapılan 04.03.2024 tarihli bilirkişi raporundaki hesaplamalar doğrultusunda, ücret ve ikramiye alacaklarının kabulüne karar verildiği, somut olayda, yapılan işin niteliği, tanık beyanları ve tüm dosya içeriği dikkate alındığında, davacının bilirkişi raporunda ayrıntılı olarak belirtildiği şekilde fazla çalışma yaptığı, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı anlaşıldığı, davacının yıllık izin kullandığına ilişkin davacının imzasına havi yıllık izin defteri veya başkaca bir belge sunulamadığı ve davacı asılın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'nun 31. maddesi kapsamında duruşmada alınan ifadesinde, hiç yıllık izin kullanmadığına ilişkin açıklamaları dikkate alındığında, bilirkişi raporundaki hesaplamalar doğrultusunda, yıllık izin ücreti alacağının kabulüne karar verildıği belirtilerek asıl davanın kısmen kabulüne, takas mahsup talebinin reddine ve birleşen dava yönünden davanın reddine dair hüküm tesis edilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince ayrı ayrı istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bir işveren olarak acentenin, çalıştıracağı işçiler ile iş sözleşmesi imzalamak ve içeriğini belirlemek, işçinin üstlenmiş olduğu iş görme borcunu nerede, nasıl ve hangi çerçevede yerine getireceği konularında yönetim hakkına dayalı olarak işçiye talimat vermek, iş sözleşmesini sona erdirmek gibi işverene ait yetkileri kullanma hakkına sahip olduğu, İlk Derece Mahkemesince imzalanan sözleşmelerin birleşen dava davacısı kargo şirketi ile davacı işçi arasında 6102 sayılı Kanun'un 102. maddesine uygun şekilde geçerli olarak kurulmuş bir acentelik sözleşmesinin bulunmadığı dikkate alındığında, davacı işçinin tüm hizmet süresi yönünden iş ilişkisi kapsamında çalıştığına dair kabulünün isabetli olduğu, birleşen dava yönünden, taraflar arasında geçen tüm hizmet süresinin iş ilişkisi olarak kabul edilmesi nedeniyle, birleşen dava konusu olan davacı-karşı davalının çalıştığı işyerinin rutin harcama kalemlerinin, yapılamayan resmî Kurum borç ödemeleri sebebi ile alacak talebi vs. ile bu kapsamda şube faaliyetleri için yapılan hak ediş ödemelerinin iş ilişkisine dayalı borç doğuran işlem niteliğinde bulunmadığına dair Mahkeme kabulünde hata bulunmadığı gerekçeleriyle başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Asıl davada kötüniyet tazminatının şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle talebinin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, iş sözleşmesinin işveren tarafından kötüniyetli olarak feshedildiği durumlarda işveren aleyhine koşul aranmaksızın yaptırım uygulanması gerektiğini, somut olayda da işvereni hakkında İŞKUR'a yaptığı şikâyet üzerine iş sözleşmesi feshedilen davacının kötüniyet tazminatına hak kazandığını,
b. İkramiye alacağının eksik hesaplandığını, davalı tarafça zamanaşımı def'inde bulunulmaksızın bilirkişice re'sen zamanaşımı gözetilen ve yılda bir aylık ücret tutarı üzerinden yapılan hesaplamaya itibarla karar verilmiş olmasının yerinde olmadığını, tanık anlatımları ile de ikramiyenin yılda iki aylık ücret tutarında olduğunun ispatlandığını,
c. Müvekkili aleyhine indirim nedeniyle reddedilen tutarlar gözetilerek vekâlet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek ve inceleme sırasında resen gözetilmesi gereken sair nedenlerle kararın bozulması gerektiğini ileri sürmüştür.
2. Davalı birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Kısmi dava yoluyla talep edilen alacaklar yönünden zamanaşımı savunması gözetilmeden eksik incelemeyle karar verildiğini,
b. Faiz başlangıç tarihlerinin hatalı belirlendiğini, dava ve ıslah tarihinden itibaren ayrı ayrı faize hükmedilmesi gerekirken arabuluculuk son tutanak tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu,
c. Tüm dosya içeriğinden ve hülasa tanık beyanlarından davacının acente olduğunun sabit olduğunu,
ç. Davacının 07.11.1996 tarihinden itibaren Yurtiçi Kargonun sigortalı ya da sigortasız işçisi olduğuna dair hiçbir bilgi ve belgenin bulunmadığını, 01.11.19 88... .11.1996 tarihleri arasında müvekkili Şirket işçisi olan davacıya iş ilişkisinin tasfiye ile sona erdiğinde hak kazandığı tüm alacaklarının eksiksiz ödendiğini,
d. İş Teftiş Kurulu tarafından davalı işyerinde yapılan incelemede davacının işveren olduğunu kabul ettiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla muvazaa olduğu kabul edilse dâhi kişinin kendi muvazaasına dayanamayacağı kuralı karşısında davacının bu yöndeki iddiasına hukuken değer verilemeyeceğini,
e. Hizmet süresinin hatalı tespit edildiğini, davacının müvekkil şirketteki çalışma süresinin; 01.11.1996-11.09.20 13... yıl 10... gün, 13.03.2017-28.02.20 20... yıl 1 ay 15 gün olmak üzere toplam sürenin 9 yıl 9 ay 25 gün olduğu tespit edilmiş olmasına rağmen davacının çalışma sürelerine ilişkin tespitlerinin dışına çıkarak davacının 01.11.19 98... .02.2020 tarihleri arasında aralıksız olarak çalıştığına karar verilmesinin hatalı olduğunu,
f. Davacının aylık ücretinin de hatalı tespit olunduğunu,
g. Davacının acente olarak görev yapması nedeniyle kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamayacağı gibi işyerinde tespit olunan kasa açığı nedeniyle acentelik sözleşmesinin de haklı nedenle feshedildiğini, davacının kasa açığı vermesi, müşterilerden tahsil etmiş olduğu paraları müvekkili hesabına yatırmaması ve yine sözleşmeye aykırı olarak resmî Kurum borçlarını ödemeyerek sözleşme hükümlerini açıkça ihlal etmesi nedeni ile müvekkil şirket tarafından haklı olarak feshedilmesi ve buna ilişkin tüm belgelerde tarafımızdan dosyaya ibraz edilmesi ve tanık beyanı olarak da mahkemede ispat edilmiş olması nedeni ile davacının kıdem ve ihbar tazminatı ile kötüniyet tazminatı isteme hakkı olmadığını,
h. Davacının bağımsız bir işveren olması ve işyerinin de kendisine ait olması ve alacaklarını acentelik sözleşmesi hükümleri uyarınca yapmış olduğu hakedişlere göre kesmiş olduğu faturalar karşılığı almış olması nedeni ile davacının talep edebileceği yıllık ücretli izin alacağı, fazla çalışma ücreti ve ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarının kanuna aykırı ve afaki olduğunu, davalı tanık beyanları görmezden gelinerek hesaplama yapılmasının hukuken kabul edilemez olduğunu,
ı. Davacının dokuz ay boyunca ücret almadan çalıştığı iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, ücret alacağı bulunmadığını,
i. Takas mahsup def'ilerinin gözetilmemesinin hatalı olduğunu, zira mali müşavir bilirkişi raporundan da görüleceği üzere davacının bağımsız bir acente olduğu dönemde müvekkili şirketin davacıya netleştirme hesabı hariç toplam 6.747.260,83,TL ödeme yaptığı ve tüm bu ödemelerin banka kayıtlarına ve belgelere dayalı ödemeler olduğu ve davacıya yapılan tüm ödemelerin ticari defterlere işlenmiş olduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin defter ve belgelere yansıtıldığını, davacının bağımsız bir acente olduğu ayda iki kez hakediş faturası düzenlendiğini, düzenli olarak ödeme yapıldığını,
j. Müvekkil şirket ile davalı arasında yapılan acentelik sözleşmesi çerçevesinde davalı yürütmüş olduğu acentelik ticari faaliyeti nedeni ile işbu acentelik sözleşmesi ve ekleri ile taraflar arasında düzenlenen faturalar vs tüm diğer belgeler davalıya ait hesap ekstrelerine göre davacının müvekkil şirkete 28.02.2020 fesih tarihi itibarıyla 240.644,18, TL cari hesap borcu olduğu tespit olunduğunu buna rağmen birleşen dava yönünden ret kararı verilmesinin hatalı olduğunu beyan etmiş ve inceleme sırasında resen gözetilmesi gereken diğer nedenlerle kararın bozulması gerektiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, taraflar arasında işçi işveren ilişkisi bulunup bulunmadığı, buna iş sözleşmesinin feshi, kıdem, ihbar ve kötüniyet tazminatı, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, fazla çalışma ile yıllık izin ücreti, ücret ve ikramiye alacaklarının ispatı, davanın türü, faiz, zamanaşımı, vekâlet ücreti, birleşen davada davacının cari hesaba dayalı alacak talebinin yerinde olup olmadığı konularına ilişkindir.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı birleşen davada davalı vekilinin tüm, davalı birleşen davada davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davacının fazla çalışma yapıp yapmadığı ve varsa fazla çalışma ücreti alacağının doğru hesaplanıp hesaplanmadığı konusunda da da taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş ve işyerinden çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkân dâhilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez. Çalışma sürelerinin ispatı noktasında işverene karşı dava açan tanıkların beyanlarına ihtiyatla yaklaşılması gerekir. Fazla çalışma alacağının ispatında salt menfaat birliği olan tanık beyanlarıyla sonuca gidilemez. Bununla birlikte başkaca delil ya da olgularla desteklenen bu tür tanık beyanlarına itibar edilmelidir. Bu çerçevede; işin ve işyerinin özellikleri, davalı tanıklarının anlatımları, iş müfettişinin düzenlediği tutanak veya raporlar ve aynı çalışma dönemi ile ilgili olarak söz konusu alacağın varlığına ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararları gibi hususlar başkaca delil ya da olgular olarak değerlendirilebilir.
Somut uyuşmazlıkta davacı; davalı işyerinde haftanın altı günü 7.30-22. 30... .00 saatleri arasında çalıştığını, fazla çalışma yapmasına rağmen karşılığı ücretin ödenmediğini iddia etmiştir. İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan 15.03.2022 tarihli kök ve 02.03.2024 tarihli ek bilirkişi raporlarında davacı tanık beyanlarına göre davacının 2018 yılından sonraki dönemde, hafta içi 08.30-20.00 saatleri arasında 11,5 saat, cumartesi 08.30-17.00 saatleri arasında 7 saat çalışarak ara dinleme sürelerinin düşülmesi ile haftada 12 saat fazla çalışma yaptığı, 2018 yılından önceki dönemde, hafta içi 07.00-23.00 saatleri arasında 16 saat, cumartesi günleri de 07.00-18.00 saatleri arasında günde 11 saat çalışarak ara dinleme sürelerinin düşülmesi ile haftada 32 saat fazla çalışma yaptığı yaptığı belirlenmiştir. Ne var ki tanık anlatımlarının çalışma süresi konusunda tutarlı olmadığı, 2018 yılı öncesi ve sonrasına ilişkin farklı anlatımlarda bulunan tek davacı tanığı olmasına; davacı tanığı ...'nın davacının saat 23.00'e kadar çalıştığı yönünde herhangi bir beyanda bulunmamasına rağmen çalışma düzenine ilişkin çelişkili tanık anlatımlarına dayalı olarak sonuca gidilmesi isabetli olmamıştır.
Şu hâlde fazla çalışma alacağının davalı tanık anlatımları dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesi ve bu yapılırken de davacının cumartesi çalışma saatlerine ilişkin kabule davacı tarafça itiraz edilmemesi ile davalı yararına oluşan usuli kazanılmış hakkın da göz ardı edilmemesi dosya kapsamına daha uygun olacaktır.
3. Davalı birleşen davada davacı vekilinin birleşen davaya yönelik temyizi bakımından ise somut uyuşmazlıkta davacı Şirket, davalının haksız eylemleri ile Şirketi zarara uğrattığı gerekçesiyle icra takibi başlatmış, takibe itiraz edilmesi üzerine birleşen itirazın iptali davasını açmıştır. Yapılan yargılama sonucunda taraflar arasında işçi işveren ilişkisi bulunduğundan bahisle birleşen dosya davacısının davalı işçinin acente olduğu yönündeki iddiasını ispat edemediği ve varlığı iddia olunan zararın ticari ilişkiye dayalı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ne var ki varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmediği gibi tarafların iddia ve savunmalarına da uygun değildir. Zira davalının zararlandırıcı eylemi ile davacıya zarara uğratıp uğratmadığı işçi olup olmadığından bağımsız olarak ele alınması gereken bir olgu olup yazılı gerekçeyle ret kararı verilmesi isabetli değildir. Bu durumda davacının, dava dilekçesinde ileri sürülen eylemleri somutlaştırılarak, davalının işvereni zarara uğratıp uğratmadığı ve uğratmışsa zararın miktarı ile bu husustaki kusuru belirlenerek sorumluluğu tespit edilmeli; gerekirse konusunda uzman mali müşavir bilirkişilerden oluşturulacak bilirkişi heyeti tarafından, gerektiğinde tekrar mahalline inceleme yetkisi verilmek suretiyle davacı Şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde kapsamlı biçimde yapılacak inceleme neticesi denetime elverişli net tespitler içeren yeni bilirkişi raporu aldırılmalı ve tüm dosya kapsamı yeniden değerlendirmeye tâbi tutularak oluşacak sonuca göre ve davalının bağımsız bir tacir olarak değil işçi sıfatıyla çalıştığı da gözetilmek suretiyle bir karar verilmelidir. Anılan hususlar gözetilmeksizin, salt taraflar arasında ticari ilişki bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair hüküm tesisi isabetli olmamıştır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
29.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!