Anahtar kelimeler: Cismani Bam Esaskarar Yazildiği Başkan Katip Adana Ölüm Üye Hmk

T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: █████████ - ████████

T.C.
ADANA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: █████████
KARAR NO
: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
Başkan
:
Üye
:
Üye
:
Katip
:
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: ...
NUMARASI
: ... Esas, ... Karar
DAVACILAR
: 1- ...
2- ...
VEKİLİ
: Av. ...
DAVALI
: 1- ...
VEKİLİ
: Av. ...
DAVALI
: 2- ...
DAVA
: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan)
KARAR TARİHİ
: █████/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH
: █████/2026
... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
Tarafların iddia ve savunmalarının özeti
:
DAVA
: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin ... yabancı kimlik numaralı ... mirasçıları olduğunu, veraset ilamının ... tarihinde davılılardan ... sevk ve idaresindeki ... plakalı motosiklet ile ... Mahallesi istikametinden gelip ... Sokağı... Caddesine seyrederken ... Sokağa geldiğinde motosiktetin ön kısmı ile ... Sokaktan çıkan ve karşıya geçmeye çalışan ...'ya çarpması sonucunda trafik kazasının meydana geldiğini, trafik kazası neticesinde ...'nun vefat ettiğini ve müvekkillerinin destekten yoksun kaldığını, olaya ilişkin ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... sayılı dosyası üzerinden soruşturma başlatıldığını, başlatılan soruşturmanın tamamlanması ile ... Asliye Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası ile yargılama yapıldığını ve dosyaya sunulan bilirkişi raporunda sürücü ...'ın tali kusurlu olduğunun tespit edildiğini, müvekkillerinin, davalı ... ve ... ...na müracaatı sonucunda ... numaralı hasar dosyasının açıldığını ve ... tarihinde davacı ... için 16.725,00 TL ve davacı ... için 13.351,00 TL ödeme yapıldığını, ... Asliye Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasının yargılaması devam ederken dosyanın kusur incelemesi için ... ATK Grup Başkanlığına gönderildiğini, dosyaya ibraz edilen ... tarihli ATK raporunda, sürücü ...'ın asli kusurlu olduğunun tespit edildiğini, kusur dağılımının değişmesi üzerine ... tarihli dilekçeleriyle yeniden belirlenen kusur dağılımı ile tazminatın kendilerine ödenmesini talep ettiklerini, ancak taleplerinin reddedildiğini belirterek davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
ISLAH
: Davacılar vekili ... tarihli dilekçesi ile talep artırım dilekçesi ile; davacı ... için 894.326,71 TL (davalı ... bu tutarın tamamından, 232.356,58TL sinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini), davacı ... için 543.570,81 TL (davalı ... bu tutarın tamamından, 138.208,43 TL sinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini) olmak üzere toplam 1.437.897,52 TL maddi tazminata hükmedilmesini, davalı ... yönünden müracaat tarihinden, diğer davalı yönünden ise kaza tarihi itibariyle yasal faiz işletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
: Davalı sigorta vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin sorumluluğunun kazanın gerçekleştiği tarihte geçerli olan teminat ile sınırlı olduğunu, davacılar tarafından yapılan ilk başvuru neticesinde kendilerine sigortasız sürücünün %25 oranında kusurlu bulunduğu değerlendirilerek ödeme yapıldığını, davacıların ceza yargılamasında alınan kusur raporunu gerekçe göstererek sigortasız araç sürücüsünün asli kusurlu olduğu gerekçesi ile yeniden tazminat talebinde bulunduklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... tarafından cevap dilekçesi sunulmamıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
: Mahkemece, maddi tazminat yönünden; davacı ...'nun maddi tazminat talebinin kabulü ile; destekten yoksun kalma tazminatı olarak toplam 894.326,71 TL'nin tamamından ... tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan ..., 232.356,58 TL'sinden ise ... tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan ... sorumlu olacak şekilde tahsilde tekerrür olunmaksızın alınarak davacıya verilmesine, davacı ...'nun maddi tazminat talebinin kabulü ile; destekten yoksun kalma tazminatı olarak toplam 543.570,81 TL'nin tamamından ... tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan ..., 138.208,43 TL'sinden ise ... tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan ... sorumlu olacak şekilde tahsilde tekerrür olunmaksızın alınarak davacıya verilmesine, davacı ...'nun manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; 40.000,00 TL manevi tazminatın ... tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan ...'dan alınarak davacıya verilmesine, davacı ...'nun manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; 40.000,00 TL manevi tazminatın ... tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan ...'dan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ
: Karara karşı davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; mahkemece tek kusur raporu alındığını ve kusur konusundaki itirazlarının değerlendirilmeden, raporlar arasındaki çelişki usulünce giderilmeden hüküm tesis edildiğini, hükme esas alınan aktüerya raporunda hesaplama yönteminin hatalı olduğunu, davacılar yabancı uyruklu olmakla onlar için Türk vatandaşları için kabul edilen varsayım ve hesaplamalara göre gerçek zarar hesabı yapılmasının hatalı olduğunu, müvekkili tarafından yapılan ödemenin yasal faiz işletilerek güncellenmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, hak - sorumluluk dengesinde fahiş bir orantısızlık meydana getirdiğini belirterek usul ve yasaya aykırı kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:
Dava, ölümlü trafik kazası nedeni ile destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde davacıların maddi tazminat taleplerinin kabulüne, manevi tazminat taleplerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı ... vekilinin kusura yönelik istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede;
Dosya içerisinde bulunan kaza tespit tutanağına göre, kazanın oluşumunda davalı sürücünün kavşaklara yaklaşırken hızını azaltmamış olmasından kaynaklı olarak kusurlu olduğu, davacıların desteği yayanın ise karşıya geçişte yaya geçidini kullanmamış olması nedeni ile kusurlu olduğu belirlenmiştir.
...Asliye Ceza Mahkemesinin...Esas sayılı dosyasında alınan kusur raporunda da kaza tespit tutanağı ile uyumlu şekilde davalı sürücünün tali kusurlu olduğu kabul edilmiştir.
Mahkemesince alınan kusur bilirkişi raporunda ise davalı sürücünün karşıya geçişlerde yayaya ilk geçiş hakkını vermek kuralının ihlal edildiği gerekçesi ile %75 oranında kusurlu olduğu, davacıların desteği yayanın ise tali kusurlu olduğu belirlenmiştir.
Her ne kadar dosya arasındaki kusur bilirkişi raporları arasında çelişki olduğu belirtilmiş ise de, mahkemesince alınan davalı sürücünün asli kusurlu olduğuna ilişkin tespite göre karar verilmesinde bir yanlışlık bulunmamaktadır. Şöyle ki, dosyamızda çözülmesi gereken sorun davalı sürücünün seyir yönünde bulunan sağ tarafta park halinde bulunan bir aracın bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Zira, davalı sürücünün seyir yönünde sağ tarafta park halinde bulunan bir aracın varlığı ve davacıların desteğinin bu park halindeki aracın önünden yola çıkmış olması halinde desteğin asli kusurlu olduğu kabul edilmesi gerekmektedir. Bu noktada, davalı sürücü hakkında ... Asliye Ceza Mahkemesinin...Esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda verilen kararın incelenmesi gerekmiştir. Söz konusu kararda, davalı sürücünün kazanın oluşumunda asli kusurlu olduğu kabul edilmiş buna göre hüküm tesis edilmiştir. Diğer bir ifade ile davalının seyir yönünde sağ tarafında park halinde olan bir aracın bulunmadığı kabul edilerek davalıya asli kusur verilmiştir. ... Asliye Ceza Mahkemesinin...Esas sayılı dosyasında verilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulmuş Adana Bölge Adliye Mahkemesi .... Ceza Dairesinin ... Esas -...Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş ve karar bu şekilde kesinleşmiştir. Şu halde, asliye ceza mahkemesi tarafından yapılan kabulde davalı sürücünün seyir yönünde sağ tarafta park halinde bir aracın bulunmadığı, buna göre davalı sürücünün asli kusurlu olduğu belirlendiği dikkate alındığında mahkemesince buna göre kabul kararı verilmiş olmasında bir yanlışlık bulunmadığından davalının bu yöndeki istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı ... vekilinin hesap raporuna yönelik istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede;
Davalı vekili mahkemece alınan aktüer raporunda hesaplama yönteminin hatalı olduğunu ileri sürmüş ise de, dosya içerisinde mevcut aktüer raporu incelendiğinde, Anayasa Mahkemesinin ...-... E.K sayılı...günlü kararı sonrasında Yargıtay 17. Hukuk ve sonrasında Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin istikrarlı kararlarında (örneğin ... gün ve ... Esas ve ... karar sayılı kararları, ... Esas ve ... Karar sayılı kararları) davacının gerçek zararının belirlenmesi noktasında davacının muhtemel bakiye yaşam süresinin TRH 2010 Yaşam Tablosu'na göre belirlenerek ve prograsif rant tekniği kullanılmak suretiyle tazminat miktarının hesaplanması gerektiğine işaret edilmiştir. Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda mahkemesince hükme esas alınan hesap raporunda TRH 2010 ve prograssif rant yöntemi kullanılmak sureti ile Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatlarına göre tazminat hesabında TRH2010 Tablosunun ve zarar hesabının da Progressive Rant Yöntemine göre yapılması gerektiğinin kabul edildiği, hükme esas alınan hesap raporunda söz konusu Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde ve desteğin 18 yaşından itibaren gelir elde edeceği kabul edilerek asgari ücret tutarı üzerinden hesaplama yapılarak zarar hesabı yapılmış olması yerinde olup, söz konusu raporun açıklayıcı, gerekçeli, denetime olanak verir ve hüküm kurmaya elverişli nitelikte olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin bu yöndeki savunmalarına itibar edilmemiştir.
Öte yandan, davalı vekili desteğin Türk vatandaşı olmadığını, ... vatandaşı olduğunu, dolayısıyla Türk vatandaşları için yapılan varsayımlara göre zarar hesabı yapılmasının hatalı olduğunu belirtmiş ise de, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin destekten yoksun kalma zararının hesabına ilişkin belirlemiş olduğu kriterler Türk vatandaşları için geçerli olmayıp tüm Türkiye'de bulunan ve zarar gören kişiler için belirlenmiştir. Diğer bir ifade ile Türk vatandaşları için ayrı bir tazminat hesabı yabancı uyruklu kişiler için ise ayrı bir tazminat hesabı yapılması gerektiğine ilişkin herhangi bir içtihat olmadığı gibi bu yönde bir yasal mevzuat da bulunmamaktadır. Kaldı ki, söz konusu uygulama açık bir şekilde ayrımcılık yasağının da ihlali kapsamında değerlendirilebilecektir. Bu nedenle bu yöndeki hesaplamalarda bir yanlışlık bulunmadığından davalının istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı ... vekilinin müvekkili tarafından yapılan ödemenin yasal faiz işletilerek güncellenmesinin hatalı olduğu yönündeki istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede;
Gerçek anlamda ödemeden (zararın tam olarak giderilmesinden) söz edebilmek için tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında fark bulunmaması koşuldur. Başka bir anlatımla ödemenin yapıldığı tarihteki verilerle hesaplanan tazminat ile ödenen miktar arasında fark bulunmaması koşuldur.
Ödemenin yapıldığı tarihteki verilerle hesaplanan tazminat ile ödenen miktar arasında fark bulunduğu durumlarda yapılan ödeme makbuz niteliğinde kabul edilebilir. Bu durumda ödemenin yapıldığı tarih gözönünde tutularak davacının karşılanmayan zararının uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanması böylece hesaplanacak miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında fark bulunup bulunmadığını denetlemek, fark bulunması durumunda maddi tazminata ilişkin ödemeyi "kısmi ifayı içeren makbuz" niteliğinde kabul etmek ve yapılan ödemenin ödeme tarihindeki gerçek zararı hangi oranda karşıladığını saptamak, son verilere göre hesaplanan tazminat miktarından, yasal indirimler yapılmak suretiyle belirlenecek karşılanmayan zarardan davalı tarafın ödeme yapılan tarihe göre zararı karşılandığı oranda indirim yapmak daha sonra kalan miktara hükmetmek gerekir. Açık oransızlığın bulunmadığının tespiti halinde maddi tazminat talebinin tümden reddine karar vermek gerekir.
Başka bir anlatımla, davacıya banka aracılığıyla yapılan ödemeler dikkate alınarak, davacının yapıldığı tarihteki karşılanmayan zararını aktüerya uzmanı bilirkişi aracılığıyla saptamak, böylece hasaplanan miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunup bulunmadığını denetlemek, açık oransızlığın bulunması durumunda maddi tazminata ilişkin ödemeyi "kısmi ifayı içeren makbuz" niteliğinde kabul etmek ve yapılan ödemenin ödeme tarihindeki karşılanmayan zararları hangi oranda karşıladığını belirlemek, hüküm tarihine en yakın tarihteki ücret artışları da gözetilerek davacı hak sahibinin maddi zararlarını bilirkişiye hesaplatmak, bulunan miktarlardan yasal indirimler yapılarak belirlenen karşılanmayan zararlardan davalı tarafınca ödeme yapılan tarihe göre zararın karşılandığı oranda indirim yapmak, daha sonra kalan miktar ve davacının talebi gözetilerek maddi tazminat istemi ile ilgili bir karar vermekten ibarettir. (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi ... esas ve ... karar, 21. Hukuk Dairesi ... esas ve ... karar, .... Hukuk Dairesi ... esas ve ... karar)
Somut olayda, İlk derece mahkemesi tarafından hükme esas alınan ... hesap bilirkişi raporu incelendiğinde bilirkişinin davacıların zararının belirlenmesine ilişkin olarak “…TRH 2010 mortalite tablosu ve ayrıca progresif rant yöntemi….” tespitlerile davacının kalıcı iş göremezlikten kaynaklı zararı ile birlikte sürekli bakıcı gideri zararına ilişkin hesaplama yapılmıştır.
Davacılar tarafından eldeki bu davanın açılmasından önce davalı sigorta şirketine başvuru yapılmış ve sigorta şirketi tarafından yapılan hesaplama sonucunda davacı anne Fadı için 30.076,00 TL, davacı baba ... için ise 15.038,00 TL ödeme yapılmıştır.
Davalı ... KTK 91. Maddesi gereğince davalı işletenin hukuki sorumluluğunu üstlenen müteselsil borçlu konumundadır. Bilindiği üzere yukarıda açıklandığı gibi müteselsil borçlulardan birisinin yapmış olduğu ödeme diğer müteselsil borçluları da aynı oranda borçtan kurtaracaktır. Eldeki dosyada hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalı ... tarafından yapılan destekten yoksun kalma zararına ilişkin ödemeler ödeme tarihi olan ... gününden rapor tarihine kadar yasal faiz ile güncellenmek sureti ile belirlenen zarardan mahsup edilmiştir. Halbuki, yukarıda açıklandığı gibi kanun hükmüne göre söz konusu ödemenin ödeme tarihindeki oranına göre müteselsil borçlunun borçtan kurtulması gerekmektedir.
Bu yönde bir hesaplama yapıldığında davacı anne yönünden hükme esas alınan bilirkişi raporunda alınan ödeme tarihindeki asgari ücret verileri kullanılmak sureti ile yapılan hesaplamaya göre davacı anne Fadı yönünden destekten yoksun kalma zararının 122.478,76 TL olduğu görülmüştür. Davalı ... tarafından her iki davacıya toplam 30.076,00 TL ödeme yapılmış olup, bu tutarın ne kadarının taraflara ayrı ayrı yapıldığına ilişkin bir tespit bulunmamaktadır. Bu noktada yapılan ödemenin yarı yarıya olduğu kabul edilmiştir. Şu halde bu davacı yönünden 15.038,00 TL ödeme yapılmıştır. ...nın yapmış olduğu ödeme tutarı davacı anne Fadı'nın belirlenen toplam destekten yoksun kalma zararının %12'si oranında zararını tazmin ettiği görülmektedir.
Davacı baba yönünden hükme esas alınan bilirkişi raporunda alınan ödeme tarihindeki asgari ücret verileri kullanılmak sureti ile yapılan hesaplamaya göre davacı baba yönünden destekten yoksun kalma zararının 73.224,18 TL olduğu görülmüştür. Şu halde bu davacı yönünden 15.038,00 TL ödeme yapılmıştır. ...nın yapmış olduğu ödeme tutarı davacı babanın belirlenen toplam destekten yoksun kalma zararının %20'si oranında zararını tazmin ettiği görülmektedir.
Bu noktada, davalı ... tarafından davacılara yapılan ödeme oranı %12 ve %20 oranında zararını karşıladığı dikkate alındığında davacıların rapor tarihindeki belirlenen gerçek zararlarının (davacı anne yönünden 916.256,17 TL, davacı baba yönünden 561.076,35-TL) toplam tutarı dikkate alındığında yukarıda açıklandığı gibi ödeme tarihindeki karşılama oranı dikkate alınarak %12 ve %20 oranında mahsup yapılsa dahi davacıların toplum gerçek zarar miktarının ZMMS teminat limitinin çok üzerinde kaldığı, dolayısıyla mahkemesince hükmolunan tazminat miktarında herhangi bir değişiklik olmayacağı değerlendirildiğinde bu yönü ile davalının istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.
HMK'nın 355. Maddesi gereğince Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;
Dosya arasındaki bilgi ve belgelerden davacılar ... ve ...'nun ... vatandaşı olduğu görülmektedir. Bilindiği üzere yabancı uyruklu vatandaşların Türkiye'de dava açabilmesi için bir teminat yatırması gerekmektedir. Şayet, yabancı uyruklu vatandaşın tabi olduğu ülke ile Türkiye Cumhuriyeti arasında karşılıklılık ilişkisi kapsamında bir ikili anlaşma olması halinde ya da bir uluslararası sözleşme bulunması halinde ilgilinin bu teminatı yatırmasına gerek bulunmamaktadır. Bilindiği üzere, ülkemiz ile ... arasında henüz teminatın muhaf tutulmasına ilişkin olarak ikili bir anlaşma yapılmamıştır. Bu nedenle ... vatandaşı olan davacının teminat yatırması gerektiği değerlendirilmiş ise de, dosyadaki bilgilerden davacının ülkemizde vatandaşlık alabilmek amacı ile müracaat ettiği bilgisi bulunmaktadır.
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un Teminat başlıklı 48. Maddesine göre; (1) Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır. Bu zorunluluk 6100 sayılı HMK'nın 114/son maddesi çerçevesinde dava şartı niteliğindedir.
Ancak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme önüne getirme hakkı güvence altına alınmıştır. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.
5718 sayılı MÖHUK madde 48/1'e göre; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. Ülkemizin taraf olduğu 1951 tarihli Cenevre sözleşmesi 16.maddesi “1. Her mülteci, bütün Taraf Devletler’in topraklar üzerindeki hukuk mahkemelerine serbestçe ve kolayca başvurabilecektir.
2. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu Taraf Devlette, adli yardım ve teminat akçesinden muafiyet dahil, mahkemelere müracaat bakımından vatandaş gibi muamele görecektir.
3. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu ülkenin dışındaki Taraf Devletlerde, o ülkelerin vatandaşlarına 2. fıkrada bahsedilen konular hakkında yapılan muamelenin aynından istifade edecektir.” hükmünü içermektedir.
Ne varki ülkemize göç eden ... göçmenlerin hukuksal statüleri, mülteci ve sığınmacı konumunda olmayıp “Geçici koruma statüsün“ de olduklarından MÖHUK 48/1.maddesinden doğrudan yararlanmalarında mümkün değildir. Ancak bu kişiler AHİM kararlarında da sıkça yer alan “kırılgan grup“ olarak ifade edilen kişiler kapsamında değerlendirilmelidir. (MSS/Yunanistan/ Belçika kararı) Geçici koruma statüsündeki kişiler, ev sahibi ülkenin diline hakim olmadıkları gibi kendilerine destek olacak bir yapıda bulunmamakta, toplam hayatına katılmaları, büyük oranda devletin katkısı ile mümkün olmaktadır. Uluslararası koruma altına alınan bu kişiler, mülteciler gibi ve hatta onlardan daha fazla kırılgan, imkanları sınırlı, savunmasız ve özel korumaya muhtaç kimselerdir.
Davacının kimlik bilgileri araştırıldığında kendisine yabancı kimlik numarası ile geçici koruma statüsü verildiği görülmektedir. Söz konusu yabancı kimlik numarası ülkemize yasal yollardan girmiş olan Suriye uyruklu vatandaşların koruma talebinde bulunmaları üzerine geçici sığınmacı statüsünde bulunan kişilere verilmektedir. Bu kapsamda davacının Göç İdaresinden almış olduğu yabancı kimlik numarası ile sığınmacı başvurusunda bulunduğu, bu kapsamda ülkemizde yabancı kimlik numarası almak sureti ile geçici koruma statüsünde bulunduğu dolayısı ile AİHM kırılgan grup olarak nitelendirmiş olduğu grup içinde olduğu sabittir.
Ülkemizin de taraf olduğu 1951 tarihli Uluslararası Cenevre sözleşmesi'nin 16. maddesine kapsamında, bir ülkede koruma talebi ile bulunmakta olan yabancı uyruklu kişilerin adli makamlara başvuruları sırasında herhangi bir teminat yatırmaları zorunluluğu bulunmamaktadır. Yine 6458 sayılı yasanın 88/1 maddesinde uluslararası koruma statüsü sahibi kişilerin, karşılıklılık şartından muaf olacağı kabul edilmiştir.
Buna göre yukarıda anılan AİHM kararı ile 6458 sayılı yasanın 88/1 maddesi ve 1951 tarihli Uluslararası Cenevre sözleşmesi'nin 16. maddesine kapsamında, ülkemizde yabancı kimlik numarası almak sureti ile geçici koruma statüsünde bulunan davacının Anayasa'nın 36 maddesi ve AİHS 6. Maddesi kapsamında adil yargılanma hakkının gereği olarak mahkemeye erişim hakkının temini bakımından bu aşamada dava açarken dava şartı niteliğinde olan teminat yatırması zorunluluğu aranmaksızın işin esasına girilerek tarafların iddia ve savunmaları kapsamında delilleri toplanarak sonucuna göre mahkemesince kabul kararı verilmiş olmasında bir yanlışlık bulunmadığından dairemizce bu husus dava şartı olarak dikkate alınmamış ve istinaf başvurusu buna göre değerlendirilmiştir.
HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;
İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaati ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince davalı ...'ndan alınması gereken 25.313,30 TL istinaf karar harcından, peşin yatırılan 6.328,34 TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubuyla, bakiye 18.984,96 TL harcın davalı ...'ndan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-Davalı ... tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361. maddesi gereğince; Dairemizin kararının taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde kararı veren Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'ne, yahut temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine veya Dairemize gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesi'ne verilebilecek bir dilekçe ile YARGITAY'A TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile karar verildi.09.03.2026
Başkan Üye Üye Katip
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır
İş bu karar 5070 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!