Anahtar kelimeler: Yenişehir Eklemeli Satılarak Aşkın Süredir Murisleri Murisine Bursa Eski Zilyetliğin

MAHKEMESİ: Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI
: ████████ E., ████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ
: Yenişehir 1. Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI
: ████████ E., ████████ K.Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; bir kısım davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacılar vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların murisleri arasında yapılan 09.04.1979 tarihli sözleşme ile 1 42... parsel (eski 586 parsel) sayılı taşınmazın müvekkillerinin murisine satılarak zilyetliğin devredildiğini, dava konusu taşınmazın 40 yılı aşkın süredir eklemeli zilyetlik suretiyle davacılar tarafından kullanıldığını, davalıların çoğunun durumu kabul ettiğini iddia ederek dava konusu taşınmazın davalıların murisi adına olan tapu kaydının iptali ile müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini talep etmiş, 28.05.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713/2 hükmü gereğince tapu iptali ve tescil, olmazsa tazminat isteminde bulunmuştur.II. CEVAP1. Bir kısım davalılar cevap dilekçelerinde özetle; husumet itirazında bulunduğunu, zamanaşımı def'i ileri sürdüğünü, adi yazılı sözleşmenin geçersiz olduğunu, murisini dava konusu taşınmazı satmadığını belirterek davanın usul ve esastan reddini savunmuştur.2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; tapu kayıt maliki kök muris ...'un tüm mirasçılarının dava konusu taşınmazdaki paylarını satmadığını, sözleşmedeki bir kısım imzaların sahte olduğunu, olağanüstü zamanaşımı zilyetliğine dayalı tapu iptali ve tescil şartlarının oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.3. Bir kısım davalılar davayı kabul etmiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin 03.05.2021 tarihli ve ████████ Esas, ████████ sayılı kararıyla; davanın tapu iptali ve tescil istemi yönünden kabulüne karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin 03.05.2021 tarihli kararının bir kısım davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİA. Bozma Kararı1. Bursa Bölge Adliye Mahkemesinin 10. Hukuk Dairesinin 13.09.2023 tarihli kararına karşı süresi içinde bir kısım davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.2. Dairemizin 04.11.2024 tarihli ve █████████ Esas ve █████████ Karar sayılı ilâmı ile; "... Bölge Adliye Mahkemesince, davacının 1978 yılında ölen kayıt maliki ... mirasçılarından bir kısmı ile 1979 yılında yaptığı harici satım sözleşmesine istinaden çekişmeli taşınmazı kullanmaya başladığı, davacılar ve murislerince bu kullanımlarının 20 yıldan uzun bir süre nizasız ve fasılasız devam ettirildiği, istinaf başvurusunda bulunan davalıların, zilyetliğine veya süresine ilişkin bir itirazlarının bulunmadığ, bu suretle davacıların olağanüstü zamanaşımı ile mülk edinme koşullarını sağladıklarından davanın kabulüne dair Mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir husus bulunmadığı sonucuna varılmakla, bir kısım davalılar vekillerinin istinaf itirazlarının ayrı ayrı esastan reddine karar verildikten sonra, işin esası ile ilgili bir karar verilmeksizin karar ilamının 2 ve 3 numaralı bentlerinde İlk Derece Mahkemesinden farklı şekilde iki ayrı bentte ayrı ayrı olmak üzere 48.942,89 TL’şer harca hükmedildiği ve bu bağlamda yeni bir hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.Bir başka ifadeyle; Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararı harç yönüyle benimsenmediğine göre, bu durumda yukarıda belirtilen Kanunun açık hükmü gereği İlk Derece Mahkemesi yerine geçerek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde İlk Derece Mahkemesinin harca ilişkin hükmündeki yanlışlığına değinilmeksizin esastan ret kararı verilmesi çelişkili ve usul hükmüne aykırı olduğundan hükmün açıklanan nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. " gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen KararBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 4721 sayılı Kanun'un 713/2 hükmünde yer alan şartların oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın davalıların murisi ... adına olan tapu kaydının iptali ile davacılar adına tesciline karar verilmiştir.VI. TEMYİZA. Temyiz Sebepleri1. Bir kısım davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle;a. Müvekkillerinin mirasbırakanı ...'ın dava konusu sözleşmeyi imzalamadığını,b. Davacıların murisi ...'ın sağlığında tapu devrini talep etmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,c. Satış bedelinin müvekkillerine ödenmediğini,d. Davacıların murisinin kadastro çalışmalarına itirazının bulunmadığını,e. Davanın iyiniyet ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, müvekkilleri yönünden davanın reddi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.2. Davalı ... mirasçıları vekili temyiz dilekçesinde özetle;a. Davada taraf teşkilinin sağlanmadığını, Hazinenin ve ilgili belediyelerin davada taraf olması gerektiğini, husumetin yalnızca kayıt malikinin mirasçılarına yöneltilmesinin doğru olmadığını,b. 4721 sayılı Kanun'un 713/2 hükmünde yer alan "…ölmüş ya da…" ifadesi Anayasa Mahkemesinin 17.03.2011 tarihli ve ███████ Esas, ███████ Karar sayılı kararıyla iptal edildiğini,c. Tapu kayıt maliki ...'nin 1978 tarihinde öldüğünü, bu tarihte mirasçıları sağ olduğundan 20 yıllık sürenin başlamadığını,d. El birliği ortaklığına tâbi taşınmazda tasarruf işlemi yapılabilmesi için tüm mirasçıların birlikte hareket etmesi gerektiğini, oysa bir kısım mirasçıların sözleşmeyi imzalamadığını,e. Davalılar aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmesinin doğru olmadığını,f. Davanın reddi gerektiğini belirterek hükmün bozulmasını istemiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeDava, harici satış sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, ıslah ile 4721 sayılı Kanun'un 713/2 hükmüne dayalı tapu iptal ve tescil, terditli olarak tazminat istemlerine ilişkindir.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup bir kısım davalılar vekilleri tarafından temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,18.12.2025K A R Ş I O YDava, ıslah ile 4721 sayılı Kanun'un 713/2 hükmünde düzenlendiği hâlde, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen "..ölmüş" hukuksal sebebine dayalı tapu iptal ve tescil olmazsa tazminat isteminden ibarettir.Dava konusu taşınmaz, tapuya kayıtlı olup tapu maliki dava tarihinden önce ölmüş ise de, yasal mirasçıları mevcut olup davada da kendilerine husumet yöneltilmiştir.Tapuda kayıtlı bir taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı ile iktisap edilebilmesi için yasalarda dayanağının olması ve yasada öngörülen koşulların zilyet yararına oluştuğunun Mahkemece sabit görülmesi gerekir.Esasen, tapu maliki ölmüş ise zilyet lehine zilyetlikle kazanım, gerek mülga 743 sayılı Türk Medenisi Kanunu'nun 639. maddesine ve gerekse de 1 Ocak 2002 günü yürürlüğe giren 4721 sayılı Kanun'un 713. maddesinde düzenlenmişti.Ne var ki, 4721 sayılı Kanun yürürlükte iken Kanun'un 713/2 hükmünde yer alan "…ölmüş…" sözcüğü, Anayasa Mahkemesinin 17.03.2011 gün ve ███████ Esas, ███████ Karar sayılı kararıyla iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmiştir.Anayasa Mahkemesi gerekçesinde özetle şu hususlara değinmiştir. "Tapuya kayıtlı bir taşınmazın malikinin ölmesi halinde, bu taşınmazın sahibi mirasçılarıdır. Mirasçılar bu taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkını mirasbırakanın ölümü ile birlikte kanun gereğince tescile gerek kalmadan kazanmaktadırlar. Hukukun genel ilkelerinden birisi de mülkiyet hakkının "zaman ötesi" niteliği, başka bir anlatımla mülkiyet hakkının zamanaşımına uğramamasıdır. Bu nedenle, Medeni Kanun tarafından bir taşınmaz malikinin mirasçılarına tanınmış olan hakların, hak sahiplerince yirmi yıl boyunca kullanılmaması, o kimselerin taşınmazla aralarındaki ilişkiyi fiilen kestiğini göstermiş olsa bile, o taşınmazla aralarındaki hukuksal ilişkinin sona erdiği anlamına gelmez. Mirasçıların devam eden mülkiyet hakkı, taşınmazı fiilen kullanma hakkını içerdiği gibi kullanmama hakkını da içerir. Mülkiyet hakkının mutlaklığı ve tapu sicilinin aleniyeti karşısında, itiraz konusu sözcük uyarınca, zilyedin mirasçılara ait olan mülkiyet hakkını tanımayarak, tek yanlı olarak ortadan kaldırmasına olanak tanınması, mülkiyet hakkını ortadan kaldırdığı gibi, kazanılmış hak ve hukuki güvenlik ilkelerini de ihlal etmektedir."Değerli Çoğunluk ile görüş ayrılığı ise, 17.03.2011 tarihi itibariyle henüz kesinleşmemiş veya bu tarihten sonra açılan davalarda anılan ..."ölmüş" hukuksal sebebine dayalı olarak açılan davaların dinlenip dinlenmeyeceği hususundan ibarettir.Değerli Çoğunluk, Anayasa Mahkemesi kararlarının geçmişe yürümeyeceğini ve aynı maddenin 5. fıkrasında yer alan mülkiyetin, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılacağı cümlesine dayanmaktadır.Sayın Çoğunluğun bu görüşüne katılmak mümkün değildir. Şöyle ki;Her şeyden önce, 28.11.1956 tarih ve █████ sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda, "... her davada açıldığı tarihte tespit edilen vaziyet hükme ittihaz olunması iktiza eylemesine..." denilmek suretiyle, davanın, açılmasına kadar gerçekleşen hukuki ve maddi vakıalara göre sonuçlandırılması gerektiği benimsenmiştir.Bu durumda, dava tarihinde Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptal edilmiş ve yürürlükte olmayan bir hükmün eldeki davada uygulama imkânı olabilir mi ?Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen yasa maddelerinin uygulamaya etkileri konusunda yüksek mahkeme kararlarına bakıldığında bu konuda bir tereddüt olmadığı ortadadır. Bu kararlardan bir kısmını hatırlatmakta fayda vardır:Anayasa Mahkemesinin iptal kararının kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği, ancak henüz devam eden uyuşmazlıkların iptal kapsamında bulunacağı açıktır. (Yargıtay İçtihatları Birleştirme 10.03.1969 tarih ve 1/3 sayılı kararının gerekçe bölümünden)Yargıtay Dairelerinin geriye yürümez cümlesinin nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin dayanak olarak gösterdikleri Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 gün ve ███████ Esas, ███████ sayılı Kararı aynen şöyledir: "...Aynı durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. İptal kararlarının ileriye yönelik "derhâl" etkisi tartışmasız biçimde ortaya çıkar. Böylece, Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilen bir yasanın geleceğe yönelik tüm etkilerinin kaldırılması ve iptal kararına uyulması tüm devlet kuruluşlarınca kaçınılmaz bir zorunluluktur. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulanma alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece ortaya çıkmakta ve "İptal kararları geriye yürümez." kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır.Anayasa'nın 153. maddesinde "iptal kararları geriye yürümez" hükmü, iptal kararlarının kesinleşen işlemlere etki etmeyeceği anlamında olup, elde bulunan uyuşmazlığın sürdüğü davalarda "geriye yürümeme kuralı" uygulanamaz. Diğer bir anlatımla; bir davada uygulanması gereken kanun maddesi başka bir dava vesilesi ile iptal edilmiş ise, bu madde artık eldeki davada da uygulanamaz. Zira davanın yasal dayanağı kalkmıştır ve davacının iptal edilen maddeden dolayı sağlayacağı hukuki yararı da kalmamış olur (Hukuk Genel Kurulunun 17.05.1989 tarihli ve ███████-250 Esas, ████████ Karar)İtiraz yoluyla yapılan başvuru üzerine iptal edilen hükmün, benzer işlerde uygulama durumunda bulunan başka mahkemeler de Anayasa Mahkemesi iptal kararına uymak zorunda olup, iptal edilen yasa maddesine dayanarak karar veremezler. İtiraz yoluna başvuran mahkemenin verilecek olan iptal kararı ile bağlı olması, diğer mahkemeler bakımından da aynı etkiyi haizdir. Sadece başvuran mahkeme açısından iptal kararının geriye yürüyeceğinin kabulü, uygulanacak olan norm bakımından mahkemeler arasında eşitsizlik doğuracaktır. Tüm mahkemelerin itiraz yoluna başvurması da beklenemeyeceğinden, uyuşmazlığa dair iptal kararının diğer mahkemelerde derdest olan davalar bakımından da uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır. (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 25.02.2020 tarihli ve ██████████ Esas, █████████ Karar)Anayasa'nın 153/5 hükmü uyarınca "iptal kararları geriye yürümez" hükmü kesinleşen işlem ve kararlara ilişkin olup elde bulunan uyuşmazlığın sürdüğü davalarda "geriye yürümeme kuralı" uygulanmaz. Diğer bir deyişle, bir davada uygulanması gereken bir kanun maddesi iptal edilmiş ise eldeki davada artık uygulanmaz. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 01.03.2017 tarihli ve ██████████ Esas, █████████ Karar )Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonucu oluşan durumun eldeki maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan davaya da uygulanması zorunlu olup, kamu malları ile ilgili davalar aynı zamanda kamu düzeni ilkesini de içerdiğinden Mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak, inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerekmektedir. (Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 08.06.2015 tarihli ve █████████ Esas, ██████████ Karar )Anayasa'nın 153. maddesine göre yasama, yürütme ve yargı organları için bağlayıcı olan Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararının, bu karardan önce açılmış bulunan ve henüz sonuçlanmamış olan tüm davalara uygulanması gerekmektedir. (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 29.04.2015 tarihli ve ████████ Esas, █████████ Karar )Yukarıda alıntı yapılan Yüksek Mahkeme kararlarından da açıklandığı üzere, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında derdest tüm davalarda etkisini göstermeli ve iptal edilen kanun maddesinin kesinlikle uygulanmaması gerektiği izahtan varestedir.6100 sayılı Kanun'un 33. maddesi uyarınca Hâkim, Türk hukukunu resen uygular. 06.19 58... /6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı gibi; bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak kanun maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hâkimin görevidir Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme Hâkime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.Bu durumda, ölmüş kişi adına kayıtlı taşınmazın üçüncü kişiler tarafından zilyetlikle iktisabına ilişkin kanun hükmü dava tarihi itibariyle artık yürürlükte olmadığına göre yollamalara dayanılarak canlandırmak ve zorlama yorumlarla uygulamaya çalışmak mümkün olmamalıdır.4721 sayılı Kanun'un 713/2 hükmünün başında "...aynı koşullar altında" denilmesi nedeniyle 2. fıkra koşullarının 1. fıkraya yollama yapılması nedeniyle aynı statüye tâbi olduğu yönündeki gerekçeye katılmak da mümkün değildir.Aynı koşullar altında ibaresinden kastedilen ve kanun koyucunun tekrardan kaçındığı husus ..."davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi," cümlesi olup bu yollama maddenin diğer koşullarına ve hele hele diğer fıkralara teşmil edilemez. Aksi düşünce maddenin 3. fıkrasındaki husumetin kime yöneltileceği ve 4. fıkradaki ilanların da yapılması gerektiği anlamı çıkar ki bu da tapula taşınmazlar için davanın niteliği ile bağdaşmaz.Kaldı ki, Kanun'un 2. fıkrasındaki “ölmüş” hukuksal sebebine dayalı açılan davanın görülebilmesi mümkün olamayacağından mülkiyetin ne zaman kazanılacağına ilişkin 5. fıkrasına müracaat etmek de anlamsızdır.04.12.1998 tarih ve 1996/4 Esas, 1998/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı ile; “kazandırıcı zamanaşımı yoluyla tapusuz taşınmazların edinilmesine ilişkin 4721 sayılı Kanun'un 639/1 hükmüne göre verilen tescil kararları inşai-ihdası (yapıcı-kurucu-yenilik doğurucu) nitelikli kararlardır. Mülkiyet hakkı bu kararların kesinleştiği anda kazanılır. Ancak bu İçtihadı Birleştirme kararının 713/5 hükmünün yürürlüğe girmesiyle hükmü kalmamıştır.Yeri gelmişken belirtmekte fayda olduğundan, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 13/B-(c) hükmünde benzer hüküm olduğu bu maddedeki "ölmüş" sözcüğü 03.05.2012 kabul tarihli, 18.05.2012 tarih ve 28296 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 6302 sayılı Tapu Kanunu ve Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un 4. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. 4721 sayılı Kanun'un 713/5 hükmündeki benzer düzenleme 3402 sayılı Kanun'da olmadığından 04.12.1998 tarihli 4/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı bu Kanun'un 10 yıllık hak düşürücü sürede açılan davalarda verilen tescil kararları inşai-ihdasi (yapıcı-kurucu-yenilik doğurucu) nitelikli kararlar olarak uygulanmasına devam edilmelidir.4721 sayılı Kanun'un 713/5 hükmündeki "....Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur" cümlesi nedeniyle verilen kararın tespit edici olduğu ve 2. fıkra için de geçerli olduğu şeklindeki yoruma da katılmak mümkün değildir.Oysa 5. fıkra "Son ilandan başlayarak üç ay ...." kelimeleri ile başlamakta olup 2. fıkrada ilan olmadığına göre bu fıkranın birinci fıkraya müstenid olduğu açıktır. 713. maddenin 5. fıkrasındaki hükmün getiriliş amacı, 1. fıkradaki tescil ilâmı nedeniyle mülkiyetin ne zamandan itibaren hüküm ifade etmeye başlayacağına yöneliktir. Kaldı ki, tespit ve açıklayıcı nitelikte dahi olsa mahkeme ilâmı olmadan 3. şahıslara karşı bir hüküm ifade etmeyecektir. Ortada bir mahkeme ilâmı olmadığından kazanılmış haktan söz edilemeyecektir. 713/5 hükmünün getiriliş amacı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 154. maddesindeki hakkı olmayan yere tecavüz suçunu zilyetler lehine yorumlamak ile ecrimisil ve kira gibi hukuksal ilişkileri düzenlemek ve doktrindeki tartışmalara son vermek amacına yöneliktir.Mirasçıların süresinde intikal işlemi yapmamaları nedeniyle şartları oluştuğu takdirde zilyede karşı mülkiyet hakkını ileri süremeyeceklerine yönelik gerekçenin de uygulama yeri kalmamıştır.Daireler kararlarında aynen; "....yukarıda açıklanan koşullarda en az 20 yıl süre ile zilyet olunması ve bu süre içinde tapu kaydının intikal görmemesi gerekmektedir." hükmüne yer vermektedir.Mirasçıların başvurusu olmasa bile kanun koyucu 03.05.2012 kabul tarihli, 18.05.2012 tarih ve 28296 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6302 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle uygulamadaki tereddütleri gidermek için aşağıdaki düzenlemeye yer vermiştir."Ölüm tarihinden itibaren en geç iki yıl içinde tapu sicilinde miras intikalinin gerçekleşmemesi halinde tapu müdürlüğü, mirasçılık belgesi düzenlenmesi için yargıya başvurabilir. Tapu müdürlüğü mirasçılık belgesine göre tapu sicili kayıtlarını elbirliği mülkiyeti şeklinde tescil ederek güncelleştirir. Tapu müdürlüğünün bu yetki kapsamındaki başvuruları her türlü gider, vergi, resim veya harçtan muaftır."Tüm bu açıklamalar neticesinde; Yargıtayın istikrarlı kararları ile tapuda kayıtlı taşınmazın harici satın alınmasına değer verilmediği hâlde, hiçbir bedel ödemeden işgal-zilyet edene mülkiyet hakkı verilmesi; mirasçılar arasında kazandırıcı zamanaşımı kabul edilmediği hâlde, kötüniyetli olsa dâhi malik sıfatıyla zilyet olanı mülkiyet sahibi kılmak ve bunu da Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptal edilmiş düzenlemeye dayandırarak, ölmüş kişi adına kayıtlı taşınmazın tapusunun iptaline karar verilmesi mülkiyet hakkının açıkça ihlali olacaktır.Açıklanan nedenlerle mahkeme kararının bozulması gerektiği düşüncesiyle Sayın Çoğunluğun kararına iştirak edemiyoruz.