Anahtar kelimeler: Haram Vaatlerle Almanyada Esaskarar Israr Kandırıldığını Faizin Söyleyen İkamet Derhal

T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ... Esas - ...

"TÜRK MİLLETİ ADINA"
T.C. GEREKÇELİ KARAR
KONYA
. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
:
KARAR NO
:
BAŞKAN
:
ÜYE
:
ÜYE
:
KATİP
:
DAVACI
:
VEKİLİ
:
DAVALI
:
VEKİLİ
:
DAVA
: ALACAK
DAVA TARİHİ
:
KARAR TARİHİ
:
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH
:
Mahkememizde görülmekte olan Alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
Davacı vekili dava dilekçesiyle özetle; müvekkilinin Almanya’da ikamet ettiği dönemde davalı şirketin yurtdışı temsilcileri olduğunu söyleyen kişiler tarafından “faizin haram olduğu, yurtdışında toplanan paralarla Türkiye’de yatırımlar yapılacağı, yüksek kâr payı verileceği, paranın istenildiğinde derhal iade edileceği” yönündeki beyan ve vaatlerle kandırıldığını, bu kapsamda müvekkilinden 90.000 DM (yaklaşık 45.000 Euro) para alındığını, buna rağmen müvekkiline hiçbir belge verilmediğini, ısrar üzerine yalnızca ortak olmadığı hâlde sembolik 1300 adet düşük değerde hisse senedi teslim edildiğini, davalı şirketin bu ödemeleri ikincil kayıtlarda tuttuğunu, müvekkilinin dinî duyguları, memleket özlemi ve yüksek kâr garantisi gibi unsurlarla aldatıldığını, müvekkilinin parayı defalarca istemesine rağmen geri ödeme yapılmadığını, Yargıtay içtihatlarında da davalı grup şirketlerinin para toplarken “ortaklık durum belgeleri, hisse senetleri ve sair belgeler” kullandığının; yatırılan paraların sermaye olarak gösterildiğini, kişilerin şeklen ortak gibi yazıldığını, ancak muhasebe kayıtlarına alınmayarak iade taleplerinin reddedildiğinin; bu nedenle gerçek bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının ve davalıların haksız fiilde bulunduğunun tespit edildiğini, BK m.28 uyarınca hile hükümlerinin somut olayda gerçekleştiğini, davacının iradesinin sakatlandığını, hilenin varlığı nedeniyle hukuken geçerli bir sözleşme kurulmuş sayılamayacağını, sözleşmenin iptali hâlinde tarafların aldıklarını iade yükümlülüğünün doğduğunu belirttiğini, SPK denetim raporları ve Esenboğa Havalimanı’ndaki el koyma tutanaklarıyla ... Grubunun örgütlü şekilde yurtdışından para topladığının tespit edildiğini, çeşitli dosyalarda da aynı yöntemle çok sayıda kişinin zarara uğratıldığının ortaya konduğunu, bu nedenle müvekkili ile davalı arasında sahih bir ortaklık ilişkisinin asla kurulmadığının sabit olduğunu, ... İnşaat’ın yıllar içindeki unvan değişiklikleri ile devralmalar sonucu ... Holding A.Ş. çatısı altına girdiğini, bu nedenle davanın doğru hasma yöneltildiğini, ayrıca zorunlu arabuluculuk başvurusunun yapılmış olmasına rağmen anlaşma sağlanamadığını, ... Holding’in geçmiş yıllarda faizsiz kazanç vaadiyle halktan para topladığını, birçok yurttaşın benzer şekilde mağdur edildiğini, TBMM’de 02.10.2014 tarihinden itibaren ortaklık ilişkisinin bulunmadığı yönünde kararlar verilmesine rağmen sonrasında 7193 sayılı Kanun’un geçici maddeleri ile bu alacaklara dair dava açılamayacağına ilişkin düzenleme yapıldığını, ancak söz konusu yasal düzenlemenin Anayasa Mahkemesi tarafından 2019 yılında iptal edildiğini, davalının halktan para toplarken güven verdiğini, sonradan “sorumluluk yoktur” şeklindeki savunmalarının MK m.2 gereği çelişkili davranış yasağını ihlal ettiğini, Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca müvekkilinin mülkiyet hakkının ihlal edildiğini, devletin kişilere imtiyaz tanıyamayacağını düzenleyen Anayasa m.5 ihlal edilerek ... Holding lehine hukuki ayrımcılık yaratıldığını, hukuk devleti ilkesi ile yargısal denetim hakkının zedelendiğini, temel hak ve özgürlüklerin kanunla ve ölçülülük ilkesine uygun olarak sınırlandırılması gerektiğini, ancak somut olayda müvekkilinin alacağının siyasi süreçlerle bertaraf edilmeye çalışıldığını, tüm dosya kapsamı çerçevesinde müvekkilinin gerçekte davalı şirkete ortak olmadığının tespitine, müvekkilinin davalıya borç para olarak verdiği en az 45.000 Euro’nun iadesi gerektiğinin açık olduğunu ancak şimdilik 1.000 Euro’nun değişen oranlı avans faizi ile davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğunu, masraf ve vekâlet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesiyle özetle; taraflar arasında davacıyı alacaklı hâle getirecek nitelikte bir sözleşme, haksız fiil yahut sebepsiz zenginleşme ilişkisi bulunmadığını, davacının tüm taleplerinin hem 818 sayılı Borçlar Kanunu hem 6762 sayılı TTK hükümlerine açıkça aykırı olduğunu ve ayrıca zamanaşımı nedeniyle davanın reddedilmesi gerektiğini, HMK m.142 uyarınca zamanaşımı itirazının öncelikle incelenmesi gerektiğini, geçmiş yıllarda Yargıtay . Hukuk Dairesi’nin dürüstlük kuralı gereği BK m.60’taki sürelerin uygulanamayacağı yönündeki eski içtihatlarının ... sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı sonrasında tamamen değiştiğini, artık BK m.60/2’deki ceza zamanaşımı sürelerinin uygulanması gerektiğinin Yargıtay tarafından istikrarla benimsendiğini, sundukları Yargıtay . HD ilamlarının da (... E., ... K. ile ... E., ... K. vb.) bu durumu açıkça ortaya koyduğunu, davacının iddia ettiği olay tarihinin 21.05.1999 olduğunu, bu tarih esas alındığında dava 26 yıl sonra açılmış bulunduğundan, uzamış ceza zamanaşımı kabul edilse dahi davanın süresinde açılmadığının açık olduğunu, hatta haksız fiilin ceza hukuku kapsamında suç oluşturmadığı kanaatiyle BK m.60/1’deki 1 yıllık – en fazla 10 yıllık sürenin uygulanması gerektiğini, bu sürelerin de katbekat geçtiğini, bir an için hile fiilinin suç kabul edilmesi hâlinde dahi TCK uyarınca 5 yıllık dava zamanaşımının uygulanması gerektiğini, 7,5 yıllık sürenin Yargıtay’ın güncel içtihatlarına aykırı olduğunu, zamanaşımının durması ve kesilmesine ilişkin hükümlerde ceza kanunu değil, BK m.132–137’nin uygulanması gerektiğini, bu kapsamda davanın her hâlükârda zamanaşımına uğradığını, zamanaşımı itirazları kabul görmez ise de davanın 6762 sayılı TTK m.329 ve m.405 gereği esastan reddedilmesi gerektiğini, davacı ile davalı arasındaki ilişkinin bir ortaklık ilişkisi olduğunu, davacının kendi iradesiyle edindiği hisse senetlerinin üzerinden 26 yıl geçtikten sonra ortak olmadığını ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğunu, kanunen şirketin kendi paylarını devralmasının yasak olduğunu, pay sahiplerinin sermaye olarak verdiklerini geri isteyemeyeceklerinin açık olduğunu, dolayısıyla pay bedeli iadesi talebinin mümkün olmadığını, davacının 45.000 Euro’nun şimdilik 1.000 Euro’sunu avans faizi ile istemesinin de hukuken dayanaksız olduğunu, davacı tarafından böyle bir ödeme yapılmadığını, davalıların temerrüdünün de söz konusu olmadığını, ayrıca yabancı para alacağına avans faizi talep edilmesinin mümkün olmadığından bahisle davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle, bu kabul edilmezse ortaklık ilişkisi ve TTK hükümleri gereğince esastan reddedilmesini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:
Dava, tespit ve alacak istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki ihtilaf; taraflar arasında ortaklık ilişkisi bulunup bulunmadığı, ortaklık ilişkisi yoksa davacının alacaklı olup olmadığı, varsa alacak tutarının ne kadar olduğu, davada zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı ile zamanaşımı itirazının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığı hususlarından ibarettir.
Davalı süresi içinde verdiği cevap dilekçesiyle zamanaşımı itirazında bulunduğundan öncelikle bu hususun değerlendirilmesi gerekir.
Yargıtay . HD’nin 29.04.2024 gün ve ... E. ... K. sayılı emsal içtihadına göre, "Uyuşmazlık, geçerli ortaklık ilişkisi kurulmadığının tespiti ve alacak istemine ilişkindir… Davaların ilk açıldıkları ve şirketlere paraların yatırıldığı tarihlerde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri gereğince şirkete sermaye olarak verilen paralar geri istenemeyeceği gerekçesiyle davalar retle sonuçlanıyordu. Ancak yabancı ülkelerde mukim yatırımcıların, bulundukları ülke mahkemelerinde açtıkları davalarda tahsil hükmü almaları ve bu hükümlerin tanıma ve tenfiz yoluyla ülkemizde uygulanmasıyla birlikte yerli yatırımcıyla yabancı ülkelerdeki yatırımcı arasında ciddi eşitsizlik meydana gelmekteydi. Dairemiz, gerek bu adaletsizliğe son vermek gerekse şirket yetkililerinin izinsiz sermaye toplamak ve dolandırıcılık suçlarından mahkum olmalarını nazara alarak “para verenlerle şirket arasında ortaklık ilişkisi kurulmadığını ve bu nedenle iradesi fesada uğratılan yatırımcıların haksız fiil hükümleri çerçevesinde paralarını geri alabileceklerine dair” uygulamayı benimseme yoluna gitmişti. Bu arada benzer mahiyetteki birçok holding benzer mahiyette seri davalara muhatap olmuş, para yatıranların paralarını geri istemeleri ve bu yöndeki mahkeme kararlarının infazı neticesinde bu şirketlerin tamamen battıkları gözlemlenmiştir. Dava açmakta erken davrananlar, paralarını tamamen tahsil ederken, arkada kalanlar haczi kabil mal bulamadıklarından hiçbir şey elde edememe gibi bir sonuçla karşılaşmışlardır.
Neticede tüm bu hengamenin ortasında, halen faal olan şirketlerin yaşatılması ve gerek ortaklarının, gerekse bu şirketlere bağlı işletme ve fabrikalarda istihdam edilen iş gücünün mağduriyetlerinin önüne geçmek maksadıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi duruma el koyarak, hukuken meşru bir zemine çektiği şirketlere karşı açılan davalarla ilgili yürürlüğe koyduğu 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 41 inci maddesi ile sermaye koyan tüm ilgilileri ortak kabul eden anlayışı benimsemiştir. Şüphesiz bu yasal düzenleme bir tasfiye düzenlemesiydi... Anayasa Mahkemesi 12.09.2023 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 18.05.2023 tarihli ve ... E. ... K. sayılı iptal kararı ile gerek bu düzenlemeye ilişkin iptal başvurusunu kabul ederken gerekse bireysel başvuru kapsamında mülkiyet hakkının ihlaline karar verirken menfaat dengesinin yeterince gözetilmediğini, düzenlemenin küçük yatırımcının aleyhine sonuçlar doğurduğu tespitinden hareketle iptal ve ihlal kararları vermiştir...
Birbirleriyle benzer konumdaki binlerce küçük yatırımcıdan müteşekkil çok ortaklı bir şirkette “dileyen parasını geri çekebilir” mealindeki bir anlayışın, davalı şirketin de yok olan emsal şirketler gibi hayatiyetini devam ettirmesine imkan ve ihtimal bırakmayacağının idraki gerekirdi. Başvuran birkaç kişinin ferilere ilişkin mülkiyet haklarını koruyalım derken sair binlerce ortağın mülkiyet hakkının buharlaşmasına vesile olmak hukukun amaçladığı sonuçlardan biri olamaz. Kaldı ki hali hazırda sermaye koyma makbuzunu ibraz eden herkese değeri oranında hisse senedi verildiği ve şirketin borsaya kote olması hasebiyle ortak kalmak istemeyen kişilerin dilediği anda rayiç değer üzerinden hisselerini satarak nakde dönüştürebildiği bir ortamda hangi mülkiyet hakkının ihlal edildiği anlaşılamamıştır...
Dairemizin bu husustaki müstakar kararlarında belirtildiği üzere davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Kanun’un 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davanın da davalı tarafa paranın yatırıldığı tarihten itibaren 7.5 yıldan sonra yani zamanaşımı süresinden sonra açılmış olmasına göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir."
... Holding A.Ş.'ye karşı açılan benzer mahiyetteki (emsal) dosyalardan bilindiği üzere, Konya . Ağır Ceza Mahkemesi'nde ve Konya . Ağır Ceza Mahkemesi'nde davalı şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve dolandırıcılık suçlarından yargılanmış, her iki kamu davasında da zamanaşımı nedeni ile ortadan kaldırma kararları verilmiştir. (Konya . Ağır Ceza Mahkemesi'nin 25.03.2011 gün ve ... E.-... K. sayılı kamu davasının düşürülmesine dair kararı Yargıtay . Ceza Dairesi'nin 21.11.2012 gün ve ... E.... K. sayılı kararı ile onanmış, Konya . Ağır Ceza Mahkemesi'nin 08.11.2006 gün ve ... E.-... K. sayılı beraat kararı Yargıtay . Ceza Dairesi'nin 31.12.2007 gün ve ... E.... . sayılı kararı ile kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur). Konya . Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında düzenlenen iddianamede ve dayanak 07.09.1999 tarihli denetim raporunda, şirketin yasal defter ve kayıtlarında görülmesine rağmen 1995, 1996, 1997 yıllarında ortak olmak amacıyla para toplanan tasarruf sahiplerine Alman Markı bazında sırayla yıllık %18, %18 ve %20 oranında kâr payı dağıtımlarının şirket faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak gerçekleştirildiği, anılan yıllarda şirketin önemli tutarda zarar ettiği halde bu oranda kâr payı dağıtmasının ancak sisteme yeni giren katılımcılardan toplanan paralarla karşılanmasının mümkün olduğu, Holding tarafından tasarruf sahiplerine verilen hisselerin daha sonra geri alındığı ve yeni ortak olmak isteyenlere satıldığı, Holding'in aracı rol üstlendiği ancak böyle bir yetki belgesinin olmadığı, ... Holding A.Ş. ve ... İnşaat Tarım ve San. İşlt. Tic. A.Ş.'nin geçmiş yıllara ait mali tablolarına göre şirketlerin yüklü miktarlarda zarar ettikleri, faaliyet kârı olmamasına rağmen kâr payları dağıttıkları tespitlerine yer verilmiştir...
Konya'da ... Holding A.Ş.'ye karşı açılan aynı mahiyetteki yüzlerce davadaki tespitlerden, davalı şirket temsilcilerinin ve görevlilerinin, davacıdan üyelik vaadiyle para tahsil etme eylemlerinin, haksız fiil teşkil ettiği ve bu hususun Yargıtay uygulamalarıyla da kabul gördüğü bilinmektedir.
6101 s. Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Sekli Hakkında Kanun'un 5/1. maddesine göre de, "(1) Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce islemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanasımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden baslayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düsürücü süre veya zamanasımı süresi dolmuş olur." Bu nedenle dava konusu ihtilafa (paranın en son tahsil edildiği tarihte yürürlükte olan) mülga 818 s. BK'nin 60. maddesinin uygulanması gerekmektedir.
Mülga 818 s. BK'nin 60/1-2. maddesine göre de haksız fiil halinde, "Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.
Şukadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur."
Mülga 765 s. TCK'nin 503/1. maddesine göre, "Bir kişiyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yaparak hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlayan kişiye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve sağladığı haksız menfaatin bir misli kadar ağır para cezası verilir."
Mülga 765 s. TCK.nin 102/4. maddesine göre de, "Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene" geçmesiyle kamu davası ortadan kalkar."
Yargıtay HGK’nun 16.04.2008 gün ve ... E. ... K. sayılı (ve benzer mahiyette 07.02.2024 gün ve ... E. ... K. sayılı) emsal içtihadına göre de, "Uzamış zamanaşımı süresi olay tarihinden itibaren işlemeye başlar. Bu kuralın dayanağı, somut olay bakımından 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesindeki “Müruruzamanın başlangıcı tamamiyle icra olunmuş cürüm ve kabahatler hakkında fiilin vukuu gününden… itibar olunur.” Hükmüdür. Öte yandan, aynı Kanunun 104. maddesinde zamanaşımının kesildiği haller için salt ceza davaları yönünden öngörülen ‘yarı oranında uzama’ kuralı, hukuk davalarında uygulanmaz."
Yargıtay . HD.nin 02.05.2014 gün ve ... E. ... K. sayılı emsal içtihadına göre ise, "Kısmi dava açılmış olması halinde, zamanaşımı yalnızca açılmış olan kısım için kesilir, ek davanın da zamanaşımı süresi dolmadan açılması şarttır. Kısmi davada, zamanaşımı yalnızca dava açılan kısım için kesildiğinden ve geriye kalan meblağ için işlemeye devam ettiğinden ıslahla artırılacak olan miktar için de zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Aksi takdirde, karşı taraf, artırılan miktarın zamanaşımına uğradığını def’i olarak ileri sürebilir."
Davalı ... Holding A.Ş.'nin (görevli ve yetkililerinin) haksız fiil teşkil eden eylemine uygulanması gereken 3 ayrı zamanaşımı süresi mevcuttur. Bunlar; (fiilin)zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak olan 1 yıllık, haksız fiil tarihinden itibaren işlemeye başlayacak olan 10 yıllık ve ayrıca zarar verici eylemin suç teşkil etmesi halinde yine haksız fiil tarihinden itibaren uygulanacak olan uzamış ceza zamanaşımı (somut olayda 5 yıl) süresidir. Buna göre haksız fiil teşkil eden dava konusu ihtilafa, fail (parayı tahsil eden şirket) ve zarar veren fiil (para tahsil etme eylemi) biliniyorsa 5 yıl, sonradan öğrenilmişse 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanmalıdır. Davacının para yatırdığı şirketi ve para tahsil eylemini sonradan öğrenmesi söz konusu olmadığından 5 yıllık zamanaşımı süresi esas alınmıştır.
Mahkememizce ayrıca, Yargıtay . HD'nin yukarıda yazılı görüşünün aksine, Yargıtay HGK’nun 07.02.2024 gün ve ... E. ... K. ve Yargıtay HGK’nun 16.04.2008 gün ve ... E. ... K. sayılı emsal içtihatları gereğince 5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin yarı oranında uzama kuralının hukuk davalarında uygulanamayacağı (5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin 7,5 yıl olarak uygulanamayacağı) kabul edilmiştir.
Dosyada mevcut ortaklar listesine göre davacının davalı şirektteki son işlem tarihinin █████/1999 olduğu belirlendiğinden, Mahkememizce de en son işlem (ve haksız fiil) tarihinin █████/1999 olduğu kabul edilmiş, bu davanın açıldığı █████/2025 tarihine kadar 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği ve davalı tarafın cevap dilekçesiyle zamanaşımı itirazında bulunduğu görüldüğünden, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay . HD’nin 11.07.2023 gün ve ... E. ... K. emsal içtihadına göre, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi halinde yargılamada kendisini vekil ile temsil ettirmiş davalı yararına hüküm tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekir.
Yargıtay . Hukuk Dairesi, 3332 s. Yasanın yürürlüğe girdiği █████/2019 tarihine kadar uzun süreler boyunca, somut dava ile benzer uyuşmazlıklarda, davalıların zamanaşımını ileri sürmelerinin hakkın kötüye kullanılması olduğu görüşünü kabul etmiştir (Örneğin ; Yargıtay . HD.nin █████/2014 gün ve ... E. ... K., 03.04.2014 gün ve ... E. ... K., 30.05.2016 gün ve ... E. ... K., █████/2016 gün ve ... E. ... K., █████/2018 gün ve ... E. ... K., █████/2018 gün ve ... E. ... K. sayılı ilamları gibi.) İlk derece mahkemeleri tarafından da (sonradan Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 3332 s. Yasanın Geçici 4. maddesinin █████/2019 tarihinde yürürlüğe girmesine kadar) bu uygulama uzunca bir süre aynen benimsenmiştir.
Ancak, Yargıtay . Hukuk Dairesi, 29.04.2024 gün ve ... E. ... K. sayılı emsal içtihadı ile zamanaşımı konusunda içtihat değişikliğine gitmiş ve bu içtihat değişikliği Mahkememizce de benimsenmiştir. Mahkememizce bu içtihat değişikliğinden önce açılan davalarda adalet ve hakkaniyet prensipleri gereğince davalı lehine yargılama giderine hükmedilmemiş ise de, eldeki davanın bu içtihat değişikliğinden sonra açılmış olması nedeniyle aynı uygulamanın eldeki dava yönünden de kabul edilmesi mümkün görülmemiştir. Bu nedenle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine ve davalı lehine yargılama giderine hükmedilmesine ilişkin olarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan gerekçelerle ;
1-DAVANIN ZAMANAŞIMI NEDENİYLE REDDİNE,
2-Peşin alınan 815,41 TL harçtan, alınması gereken 615,40 TL harcın mahsubu ile fazladan alınan 200,01 TL fazla harcın talep halinde davacıya iadesine,
3-Arabuluculuk görüşmelerinden dolayı Hazine tarafından (suçüstü ödeneğinden) yapılan toplam 3.600,00 TL yargılama giderinin, davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, bu amaçla 492 s. Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesi gereğince harç tahsil müzekkeresi yazılmasına,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderleri ile gerekçeli karar tebliği için davacı avansından yapılacak olan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı tarafından herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu konuda değerlendirme yapılmasına yer olmadığına,
6-Davalı kendini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihi itibariyle yürürlükte olan A.A.Ü.T uyarınca tayin ve takdir olunan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7-Davacı tarafından yatırılan gider avansından artan kısmın, 6100 s. HMK.nun 333. maddesine göre karar kesinleştiğinde ve re'sen davacıya iadesine,
Dair ; davacı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 s. HMK'nın 345. maddesi gereğince ( 2 ) hafta içerisinde, ilgili BAM Hukuk Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere, üye hakim ... muhalefeti ve oyçokluğu ile verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. █████/2025
Başkan Üye Üye Katip
¸ (Muhalif) ¸ ¸
MUHALEFET GEREKÇESİ
: Sayın çoğunluk yukarıda belirtilen gerekçelerle davanın reddi yönünde oy kullanmışlarsa da bu görüşe katılamıyorum. Şöyle ki;
Davacı taleplerinde özetle; müvekkilinin davalı şirket ile arasında geçerli bir ortak ilişkisinin bulunmadığının tespit edilerek, davacıdan tahsil edilen paranın iadesini talep etmiştir.
Her ne kadar Yargıtay . Hukuk Dairesi güncel yerleşik içtihatlarında işbu dava konusu hususa ilişkin olarak, davacı konumundaki kişilerden tahsil edilen bedellerin haksız fiil oluşturduğu ve bu eyleminden dolayı zamanaşımı defilerinin kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de; işbu dosya kapsamında düzenlettirilen mezkur bilirkişi raporunda ayrıntıları açıklandığı üzere; davacı konumunda birçok kişi davalı firmaya sunulan kazanç vaadiyle ödemelerde bulunmuş ve davalı firma bu ödemeleri tahsil ettikten sonra vaad ettiği kar paylarını ödememiş ve ödeme yapan kişileri ortak olduğu vaadiyle uzun yıllar oyalamış, yine ödeme yapılan tarihlerden sonra zamanaşımı dolmamış iken ilgili ödemelerin tahsili amacıyla açılan birçok dava,Yargıtay . Hukuk Dairesinin ... Esas ... Karar sayılı ilamı, Yargıtay . Hukuk Dairesinin ... Esas ... Karar sayılı ilamı, Yargıtay . Hukuk Dairesinin ... Esas ... Karar sayılı ilamı, Yargıtay . Hukuk Dairesinin ... Esas ... Karar sayılı ilamı, Yargıtay . Hukuk Dairesinin ... Esas ... Karar sayılı ilamı,Yargıtay . Hukuk Dairesinin ... Esas ... Karar sayılı ilamı, Yargıtay . Hukuk Dairesinin ... Esas ... Karar sayılı ilamı ve benzer mahiyetteki birçok ilamda; "...davacının hissesinin ortaklar pay defterinde gösterildiği ve kayıtlı olduğu, şirketlerin ortaklarına kar payı dağıtmadığı ve faaliyetini sürdürdüğü, (eski) TTK nun 329. Maddesine göre, şirketin kendi hisse senetlerini temellük edemeyeceği gibi rehin olarak da kabul edemeyeceği, bu senetlerin temellükü veya rehin alması neticesini doğuran akitlerin hükümsüz olduğu, yine (eski) TTK nun 405. Maddesinin 2. Fıkrasna göre; pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyeceği, tasfiye payına müteallik haklarının mahfuz olduğu, davacının, davalı şirkete ortak olduğu, bu ortaklığın mevzuata uygun geçerli bir ortaklık niteliğinde bulunduğu, davalı şirketin SPK kaydında olan çok ortaklı halka açık anonim şirketi olduğu, 6762 Sayılı Kanunun 329. Ve 405. Maddeleri gereği, Anonim Şirketi ortaklarının sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri... " belirtilerek davaların reddine karar verilmiş ve bu ret kararları Yargıtay ilgili dairelerince onanarak yerleşik hale gelmiştir. Bu kararlar sonrası davacı ile aynı konumdaki kişilerin dava açtıkları takdirde karşılaşacakları neticeler yerleşik içtihatlarla aşikar olduğundan zamanaşımı süresi dolmamasına rağmen hak sahiplerinin reddolunacak bir davayı açmaları beklenemeyecektir.
Yine davacı ile aynı konumdaki kişilerin açmış olduğu davalar içtihat değişikliği neticesinde haksız fiil unsurları kapsamında değerlendirilmiş ve Yargıtay . Hukuk Dairesi' nin █████/2018 tarih ... Esas ... Karar sayılı ilamında ve benzer mahiyetteki birçok yerleşik ilamda "Her ne kadar bir borçlunun borcunun zamanaşımına uğradığını ileri sürmesi ve bu yolla borcunu ödemekten kaçınması, tüm çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi Türk hukuku bakımından da kanunen kendisine tanınan bir hak olup, zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi tek başına borçlunun dürüstlüğe aykırı bir davranışı olarak kabul edilemez ise de bazı hallerde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi dürüstlük kuralıyla bağdaşmayabilir (... ... , Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2009, s. 482). Zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin hangi hallerde dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu hususunda normatif bir düzenleme bulunmadığından, bu hususun varit olup olmadığının her somut uyuşmazlığın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerekir. Bilimsel ve yargısal içtihatlarda davacının dava açmaması için oyalanması durumu dürüstlük kuralına aykırılık olarak kabul edilmektedir (age, s:482 vd.). Somut uyuşmazlıkta da davalı taraf davacının ortak yapıldığını savunmuşsa da, bu konumdaki kişilerin gerçekten ortak olup olmadığının ve davalıların bu anlamda bir haksız fiillerinin bulunup bulunmadığının anlaşılması, ancak uzun süren hukuk ve ceza davalarında yapılacak incelemeler sonucunda mümkün olacaktır. Davadaki zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde bu olguların göz önünde bulundurulması gerekeceği tabiidir. Burada nazara alınması gereken bir başka husus da davalılarca toplanan paralarla yatırımcılarına önemli ölçüde kâr payı verileceği, paraların istendiği an geri ödeneceği, şirkete para yatırıldığını ispat etmeye yönelik ortaklık durum belgesi ve ... Holding A.Ş.'ne ait hisse senetlerinin sonradan teslim edileceği yönünde reklamlar yapması ve taahhütlerde bulunulmasıdır. Davacı taraf da davada bu nedenle davalı şirketlere para verildiği iddiasındadır. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacıların davalı şirketlerin ortağı olduğunu bildirirken, diğer yandan yatırılan paranın istendiği an geri alınabileceğine inandırılıp, güven telkin edilen ve yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı, zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmaktadır. Bu şekilde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığı açıktır. Bu itibarla, mahkemece davalı tarafın zamanaşımı defini ileri sürmesi dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığından davalıların zamanaşımına yönelik savunmalarının Medeni Kanun'un .... maddesi hükümleriyle bağdaşmayacak olmadığının kabulü gerektiğinden yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir." şeklinde içtihad edilerek açılan davaların uğranılan ve ispat edilen zararlar miktarınca kabulüne karar verilmiş ve bu kararlar neticesinde yerleşik içtihatlarla davacı ile aynı konumdaki kişilerin bu kez açtıkları davaların kabul göreceği kanaati oluşturulmuş olup, işbu dava gibi zarara uğrayan kişiler bu kez haksız fiil hükümlerine göre uğradıkları zararı tazmin edecekleri ümidiyle dava açmışlardır.
Anayasa 10. Maddesi " herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir." hükmen havi olup, mezkur hükümdeki tahdidi sayılan hususlar haricinde " benzeri sebepler" ibaresi kişiler hakkındaki uygulanacak kanun hükümlerinin yer ve zamana tabi olmaksızın benzer neticeler ile sonuçlanması ve eşit durumdaki kişilerin eşit muamele ile yargılanması ve hükümler arası eşitlik ilkesini de içermektedir.
Hukuki Güvenlik İlkesi Gereğince her birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya, hangi hukuksal yatırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale etkisini doğurduğunu bilmelidir. Bunun aksine yapılacak her düzenleme karmaşaya sebep olacak ve adil yargılanma ve eşitlik ilkelerine de aykırılık teşkil edecektir.
Anayasa’nın 5. maddesiyle devlete yüklenen, vatandaşların refah, huzur ve mutluluk içinde yaşamalarını sağlama, maddi ve manevi varlıklarını geliştirmek için gerekli ortamı hazırlama ödevinin bir sonucudur. Bu yönüyle, hukuk devletinin önemli bir unsuru olarak hukuki güvenlik ilkesi, yalnızca hukuk düzeninin değil, aynı zamanda belirli sınırlar içinde bütün devlet faaliyetlerinin belirli oranda önceden öngörülebilir olması anlamını taşır. Hukuki güvenlik sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içerir.
Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmü; Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasında ise, "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” hükümleri bulunmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin (AYM) 11 Eylül 2014 tarihli ve 29116 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 26.06.2014 tarihli ve ... başvuru numaralı kararında "... Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır…” şeklinde adil yargılanma hakkının unsurlarına ve içeriğine ilişkin açıklamalar yapılmıştır.
Hukuki güvenlikle bağlantılı olarak “genellik” ve “öngörülebilirlik”, hukuk devletinin iki temel unsuru kabul edilir. Genellik unsuru, hukukun özel kişi ya da durumlara değil, herkesi kapsayacak biçimde genel, soyut ve tarafsız, geçmişe uygulama yasağı çerçevesinde ileriye yönelik, kamuya açık kurallar üzerine inşa edilmesi anlamını taşır. Hukukun öngörülebilirliği ise, hukukun anlam açısından belirgin ve açıkça ifade edilmiş, istikrarlı ve birbiriyle uyumlu kurallar ile önceden tahmin edilebilir uygulamalara dayanmasıdır. Bireylerin hukukun gerektirdiği şeyi önceden bilmeleri ve davranışlarını buna göre düzenlemelerini sağlayan bir ilke olarak hukuki öngörülebilirliğin hukuki belirlilik ile ilişkisi, bu noktada çok açıktır. Hukuk kurallarının bütünüyle belirsiz olduğu kabul edildiğinde, hukuki öngörülebilirlikten de söz edilemeyecektir. Hukuki güvenirlik ile yargı erkine güven sağlandığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir. Buradaki asıl amaç hukuki barışın sağlanmasıdır.
Ayrıntıları Ankara Bölge Adliye Mahkemesi ... Esas, ... Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; Yargıtay . Hukuk Dairesi'nin zamanaşımı savunmasının dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığına dair istikrarlı kararlarının davacılar üzerinde oluşturduğu hukuki güven göz önüne alınmalı ve korunmalıdır. Yüksek Mahkemenin içtihatları geliştirmesi ve değiştirmesi yaşayan hukukta kaçınılmaz bir süreç olmakla birlikte anılan süreç hukuk güvenliği ilkesi ile uyumlu olmalıdır. Yüksek Mahkeme Dairesinin yerleşmiş içtihadından dönüşünün kendisi dışında bir HGK kararına ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına dayalı olarak gerçekleşmesi halinde hukuk devleti ve hukuk güvenliği ilkelerine aykırılık oluşmayacaktır. YİBK usulü kazanılmış hakkın istisnalarından olup eldeki tüm derdest dosyalara da uygulanması gerekir.
İzah edilen husular ile birlikte somut olay değerlendirildiğinde; Yargıtay . Hukuk Dairesi' nin yüzlerce içtihatında ayrıntılı olarak belirtildiği üzere, davalı tarafın eski TTK' daki 329 ve 405. maddelerininde belirtilen yasal düzenlemeyi kullanarak para yatıran kişileri grup şirketlerinden her hangi birinde veya bir kaçında düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi göstermelerine rağmen alınan paraları muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iadesi taleplerini geri çevirdikleri ve böylelikle yıllarca sürecek uyuşmazlıklara neden oldukları, bu haliyle taraflar arasında hukuken geçerli bir ortaklık ilişkisi kurulmadığı anlaşılmıştır.
Dosyada deliller toplanarak karar verilmesi gerekirken zamanaşımı dolması nedeniyle davanın reddine dair sayın çoğunluğun değerli görüşüne muhalifim.█████/2025
...
Üye Hakim-...
e-imzalıdır

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!