Anahtar kelimeler: Gelenin Gününün Olmadı İstemli Akabinde Yönlere Bittiği Geldi Başlandı Davetiye
7. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
Mahkemece verilen direnme kararı bir kısım davalılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca direnme kararının uygun bulunmasından dolayı bir kısım davalılar vekilinin sair yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Yargıtay 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine karar verilmiş, akabinde Yargıtay 1. Hukuk Dairesince de dosyanın Dairemize gönderilmesi üzerine kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 16.12.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde temyiz eden davalılar vekili Avukat ... geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Gelenin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İşin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin babası ...'nın 05.03.1969 tarihinde vefat ettiğini, rahmetlinin okuryazarlığının olmadığını, mirasın murisin ölümünden bu yana mirasçılar arasında taksim edilmediğini, bu nedenle taraflar arasında terekenin tespiti davası açıldığını, bu davanın 18.03.1993 tarihli duruşmasında bir kısım davalılar tarafından dosyaya kök muris ...’ya ait ... Noterliğince düzenlenen 19.05.1961 tarihli ve ... yevmiye numaralı vasiyetnamenin sunulduğunu, müvekkillerinin ibraz edilen bu vasiyetnameden haberdar olmadıklarını, vasiyetnamenin tereke hâkimliği vasıtasıyla açılmadığını ve müvekkillerine tebliğ edilmediğini, bu nedenle zamanaşımı süresinin başlamadığını, ayrıca vasiyetnamenin gerekli resmî şartları taşımadığı gibi kuşku ve şüphelerle dolu olduğunu, söz konusu vasiyetnamenin resmî makamlarda kullanılmadığını, sonradan edinilen bilgiye göre Avanos Asliye Hukuk Mahkemesinin ████████ Esas ve ███████ Karar sayılı ilâmı ile lehine mal vasiyet edilenler tarafından vasiyetnamenin bazı hükümlerinin iptal edildiğini, vasiyetnamenin incelenmesinde murisin tüm malvarlığını eşi ... ile erkek çocukları olan ..., ..., ..., ..., ... ve ...’a vasiyet edildiğini, öz kızları olan davacılara hiçbir mal bırakılmadığını, müvekkillerinin miras hisselerini alamamaları nedeni ile mağdur olduklarını ileri sürerek öncelikle vasiyetnamenin iptaline olmadığı takdirde ise tasarruf nisabının aşılması nedeniyle tenkisine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Bir kısım davalılar vekili cevap dilekçesinde; vasiyetnamenin iptali için öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğunu, davacıların vasiyetnameden habersiz olduklarına dair iddianın gerçeği yansıtmadığını, söz konusu vasiyetnamenin açılması hakkında Avanos Sulh Hukuk Mahkemesinin ███████ Esas sayılı dava dosyasının açıldığını, sonrasında davalılar aleyhine Avanos Asliye Hukuk Mahkemesinin ████████ Esas sayılı dosyası ile tenkis davası görüldüğünü, taraflar arasında sulh sağlandığını, eldeki davanın davalılar adına kayıtlı gayrimenkuller üzerine tedbir koydurmak amacıyla kötü niyetli açıldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Avanos Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.12.1997 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 409/5 hükmü uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş ise de davacılar vekilinin 10.12.1997 tarihli dilekçesi ile eski hâle getirme talebinde bulunması üzerine, eski hâle iade koşullarının oluştuğu gerekçesiyle dosya yeni bir esasa kaydedilmiş ve yargılamaya devam edilerek, 06.03.2015 tarihli ve ███████ Esas, ███████ Karar sayılı karar ile; dava dilekçesinde belirtilen taşınmazlar hakkında tarafların kök murisi olan ... tarafından .... Noterliğince 19.05.1961 tarihli ve ... yevmiye numaralı vasiyetname düzenlendiği, vasiyetnamenin incelenmesinde taşınmazların tamamının bir kısım mirasçılara bağışlandığının anlaşıldığı, buna karşılık davacılara herhangi bir vasiyette bulunulmadığı, bu şekilde saklı paylarının zedelendiği, ne var ki vasiyetnamenin iptalini gerektirir kanunda sayılı hâllerden hiçbirinin somut olayda gerçekleşmediği, hâl böyle olunca davacıların vasiyetnamenin iptali isteminin reddine, tenkis davasının ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 19.09.2019 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile; “…Dosya içeriğinden; davacılar vekilinin 07.07.1994 tarihli oturuma gelmediği, mazeret de bildirmediği, bir kısım davalılar vekili tarafından gönderilen mazeret dilekçesinde ise; davacı yanın gelmemesi halinde davanın müracaata bırakılmasının istenildiği, davalıların bir kısmının da mazeretsiz duruşmaya katılmadıkları, bunun üzerine, anılan oturumda 1086 sayılı HUMK’nın 409. maddesi uyarınca dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği, yenilemeden sonra 12.12.1996 tarihli oturuma davacılar vekilinin ve davalıların bir kısmının gelmedikleri gibi mazeret de bildirmedikleri, söz konusu oturumda bir kısım davalılar vekilinin ise; davayı takip etmeyeceklerini beyan etmesi nedeniyle dosyanın ikinci defa işlemden kaldırıldığı, bilahare, davanın tekrar yenilendiği,08.12.1997 tarihli oturumda da; davacılar vekilinin mazeretsiz gelmediği, duruşmaya gelen bir kısım davalılar vekilinin davayı takip etmeyeceklerini bildirdiği ve bu itibarla; ikinci yenilemeden sonra davanın üçüncü kez takipsiz bırakıldığı gerekçesiyle 08.12.1997 tarihinde HUMK’nın 409/5 hükmü gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, anılan karardan iki gün sonra davacılar vekili tarafından verilen 10.12.1997 tarihli dilekçeyle eski hâle getirme isteğinde bulunulduğu, Mahkemece de, 15.12.1997 tarihinde bu talebin kabulüne karar verilerek yargılamaya devam edildiği ve davanın esastan sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, davanın açılmamış sayılması kararının verildiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK.'nun 166. ve devamı maddelerinde; ''eski hâle getirme (... irca)'' kurumu düzenlenmiş olup, söz konusu Kanun'un 167. maddesinde; ''Sakıt olan hakkın ... ircaına karar verebilmek için: 1-Muayyen mühlet zarfında muameleyi yapmağa mecbur olan kimsenin veya vekilinin, arzu ve ihtiyarı haricinde olarak muameleyi yapmaktan aciz bulunduğunun tahakkuk etmesi, 2-Kanuni yollara müracaatın hukuken imkânsız bulunması lazımdır.'' hükmüne yer verilmiştir.
Bu durumda, somut olayda, davacılar vekilinin 08.12.1997 tarihli davanın açılmamış sayılması kararına yönelik kanuni yola başvurabileceği, nitekim anılan kararı temyiz etme imkânının bulunduğu açıktır. Öyleyse, bu yolu kullanmayan davacılar vekilinin HUMK’nın 167/2 hükmü uyarınca eski hâle getirme talebinde bulunamayacağı da kuşkusuzdur.
Hâl böyle olunca, Mahkemece, eski hâle getirme isteği reddedilerek davanın açılmamış sayılması kararı ile yetinilmesi gerekirken, yasal şartlarının oluşmadığı gözetilmeksizin ve yanılgılı değerlendirmeyle, eski hâle getirme talebi kabul edilmek suretiyle davanın sürdürülüp esastan karar verilmesi isabetsizdir,…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur.
B. Mahkemece Verilen Direnme Kararı
Avanos Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.12.2020 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile 1086 sayılı Kanun'un 166 ve devamı maddelerinde eski hâle getirme kurumunun düzenlendiği, ilgili maddede “muayyen mühlet zarfında muameleyi yapmağa mecbur olan kimsenin veya vekilinin, arzu ve ihtiyarı haricinde olarak muameleyi yapmaktan aciz bulunduğunun tahakkuk etmesi” durumunda eski hâle getirme talebinde bulunulabileceğinin düzenleme altına alındığı, kanunun tanıdığı imkân neticesinde nihai karar verilse dâhi Mahkemece eski hâle getirme talebi kabul edilerek yargılamaya devam edilebileceği, nihai karar verilmesinin eski hâle getirmeye engel oluşturmayacağı, aynı Kanun’un 171. maddesinde “... irca talebi muhakemenin talikini icap etmez ve hükmün icrasına da mani olmaz” hükmünün düzenleme altına alınarak söz konusu durumu desteklediği, somut olayda davacı vekilinin mazeretinin geçerli bir nedene dayandığı ve eski hâle getirme talebinin tüm koşullarını taşıdığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
C. Hukuk Genel Kurulu Kararı
Direnme kararına karşı süresi içinde bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine, Hukuk Genel Kurulunun 20.09.2023 tarihli kararı ile; direnme uygun bulunduğundan, bir kısım davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Bir kısım davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu, zamanaşımının dolması nedeniyle davanın reddi gerektiğini, zamanaşımı savunmalarına karşı herhangi bir karar verilmeden davaya devam olunduğunu, delil olarak dayandıkları dosyalar getirtilmeden hüküm kurulduğunu, hak düşürücü sürenin geçtiğini, terekeye bir kısım taşınmazların dâhil edilmemesi gerektiğini, Avanos Asliye Hukuk Mahkemesinin ████████ Esas sayılı dava dosyasında davacılarında taraf olup davalı olarak vasiyetnamenin geçerliliğini savunduklarını, dolaysıyla tenkis yönünde de bir hakları bulunmadığını, tenkis davalarında son değerin karara en yakın tarihteki keşif ile belirlenmesi gerektiğini, bilirkişi raporuna karşı yaptıkları itirazların değerlendirilmediğini, son keşif tarihi ile karar tarihi arasında 14 yıllık süre bulunduğunu, belirlenen değerlerin gerçeği yansıtmadığını, hüküm tarihinden önce davalılardan ... ve ...’nin ölmesine rağmen kararda sağ olarak gösterildiklerini, davacı tanıklarının beyanları irdelenirken diğer tanıklar ve mahalli bilirkişi beyanları irdelenmediğini, bilirkişi raporları arasında çelişki olduğunu, taraflarına nispi vekalet ücreti yerine maktu vekâlet ücreti hükmedildiğini, hükmün infaz elverişli olmadığını, masrafın yarısınından fazlasının davacılardan tahsili gerektiğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; vasiyetnamenin iptali, ikinci kademede tenkis istemine ilişkindir.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre bir kısım davalılar vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Bir kısım davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
743 sayılı Türk Kanunu ...'nin 501/1 hükmü, “İptal davası, müddeinin tasarrufa ve butlanın sebebine muttali olduğu günden itibaren bir sene ve her hâlde vasiyetnamenin açılması tarihinden itibaren beş sene geçmekle müruru zamana uğrar. Tasarrufun butlanı gerek kanuna muhalefet ve adabı umumiyeye mugayeretten gerek ademi ehliyetten neşet etsin; sui niyet sahibi olan müddeaaleyhe karşı iptal davası, ancak otuz senenin geçmesiyle sakıt olur.” şeklinde olup hükümde düzenlenen sürenin hukuki niteliği, zamanaşımıdır.
Muris ... oğlu ... mirasçılarından ... ... tarafından 14.11.1969 tarihinde ... Noterliğince düzenlenen 19.05.1961 tarihli ve ... yevmiye numaralı vasiyetnameye yönelik vasiyetnamenin iptali davası açıldığı ve (dosyamız davacılarının da yer aldığı) 02.12.1969 tarihli cevap dilekçesinde davanın reddinin talep edildiği anlaşılmaktadır. Davacılar ... ve ...’nün (en geç) 02.12.1969 tarihi itibariyle vasiyetnameye muttali oldukları konusunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır. 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 17. maddesinde yer alan “Mirasçılık ve mirasın geçişi, mirasbırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir.” şeklindeki düzenlemesiyle bu gibi davalarda murisin ölüm tarihinin esas alınacağı belirtilmiştir. Adı geçen muris, 05.03.1969 tarihinde ölmüş olup 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1029. maddesine göre 4721 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi, 01.01.2002’dir. Bu nedenle murisin ölüm tarihi esas alındığında 743 sayılı Kanun'un somut uyuşmazlıkta uygulanmasının gerektiği ortadadır. Tüm bu nedenlerle; eldeki davanın, 22.04.1993 tarihinde açılmış olduğu dikkate alındığında (28.05.1993 tarihinde) cevap dilekçesi veren ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ( yargılama aşamasında vefat eden) ... mirasçıları ..., ... ve ... yönünden zamanaşımı süresinin geçtiği görülmektedir. Ayrıca (1086 sayılı HUMK'un yürürlükte bulunduğu dönemde) aynı vekil ile temsil edilen bir kısım davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... yönünden de yargılamanın devamı sırasında vekilleri tarafından tenkis davasına karşı zamanaşımı def’inde bulunulduğu, ancak davacılar vekilinin zamanaşımı def’inin süresinde yapılmadığı, süre geçtikten sonra zamanaşımı def’inde bulunulmasının mümkün olmadığına dair açık bir beyanının yer almadığı, böylece davalılar vekilinin süresinde kabul edilen zamanaşımı def’i nazara alınarak, bu davalılar bakımından da davanın anılan süre geçtikten sonra açıldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; mirasçılık ve mirasın geçişi mirasbırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir (4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun 17. maddesi). Mirasbırakan 01.01.2002 tarihinden önce ölmüşse 743 sayılı Kanun'un hükümlerinin, 01.01.2002 tarihinden sonra ölmüşse 4721 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerinin uygulanması gerekir.
4721 sayılı Kanun'un 560. maddesine göre, "Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler". Buna göre tenkis davası, mirasçıların saklı paylarını elde edememiş olması hâlinde açılabilir. Saklı payın zedelenip zedelenmediği ise mirasın açıldığı tarihteki terekenin durumuna göre belirlenir.
Tereke; mirasbırakanın ölüm tarihi itibari ile sahip olduğu ve mirasçılarına intikal edebilen mal, hak, alacak ve borçların tümüdür. Mirasbırakanın tasarruf özgürlüğünün belirlenebilmesi için terekenin ölüm tarihindeki değerinin tespit edilmesi gerekir.
Tereke denildiğinde akla ilk olarak mirasbırakanın ölüm tarihinde sahip olduğu ve mirasçılara intikali elverişli olan mal ve haklar gelse de; tasarruf nisabının belirlenmesinde esas alınan tereke, yalnızca aktif değerlerden ibaret değildir. Net terekenin hesaplanabilmesi için mirasbırakanın mal varlığının aktifine; mirasbırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu malvarlığı, denkleştirmeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalar ile hayat sigortası satın alma bedeli değerlerinin terekeye eklenmesi gerekir. Saklı paya el atmanın doğru olarak belirlenmesi için temlik konusu olmayan, mirasbırakana ait her türlü mal varlığı değerinin saptanmalıdır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur.
4721 sayılı Kanun'un 507/2 hükmü ile tasarruf nisabının hesaplanması için terekeden çıkarılması gereken değerler düzenleme altına alınmıştır. Hükme göre hesap yapılırken; mirasbırakanın borçları, cenaze giderleri, terekenin mühürlenmesi ve yazımı giderleri, mirasbırakan ile birlikte yaşayan ve onun tarafından bakılan kimselerin üç aylık geçim giderleri terekeden indirilir. Bunlar terekenin pasifini oluşturur.
Mirasbırakanın, saklı payı zedeleyip zedelemediği "net tereke" üzerinden hesaplanır. Net tereke ise, terekenin aktifinden terekenin pasifin indirilmesi ile bulunur. Net tereke bu şekilde tespit edildikten sonra davacıların net tereke üzerinden miras payı bulunur ve daha sonra davacıların saklı payları belirlenir.
Tereke bu şekilde belirlendikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılıp parasal olarak miktarının tespiti gerekir. Tasarrufun saklı payı ihlal edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Ayrıca sabit tenkis oranı hesaplanırken de bu rakam esas alınır.
Uygulamada mirasbırakanın ölüm gününe göre bulunan tenkis oranına, sabit tenkis oranı denilmektedir. Sabit tenkis oranı, 11.11.1994 gün ve 4/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile "tasarrufun tümünün değeri ile davalılara yapılan fazla teberru arasında kurulan orandır". Sabit tenkis oranı, el atılan saklı payın (ihlal edilen saklı pay), tasarrufun değerine (kazandırma tutarı) oranı olup bunun her davalıya yapılan tasarruf tutarları yönünden ayrı ayrı belirlenmesi gerekir.
Diğer taraftan, lehine kazandırma yapılan davalının da saklı pay mirasçısı olması durumunda, ona yapılan kazandırma tutarından saklı payı indirildikten sonra tenkise tâbi kazandırma miktarının dikkate alınması gerekmektedir. (Yargıtay 2. HD ██████████ Esas sayılı kararı)
Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiğinde, tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (4721 sayılı Kanun'un 564. maddesi) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm hâlinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.
Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde, sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmayacağından davalının tercihini kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse de sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, karar tarihindeki değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak naktin ödetilmesine karar verilmelidir.
Somut olayda, tenkis hesabına esas olmak üzere alınan bilirkişi raporlarının yukarıdaki ilkelere göe denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu kapsamda, ... Noterliğince düzenlenen 19.05.1961 tarihli ve ... yevmiye numaralı vasiyetname kapsamında bulunan taşınmazlar ile dava konusu edilen taşınmazların aynı olup olmadığı (gerektiğinde mahallinde keşif icra edilerek) belirlenmediği gibi kadastro tutanaklarında yer alan edinme sebepleri ve zilyetlik açıklamalarından taşınmazların murisin yaptığı kazandırmaya dayanıp dayanmadıkları yani murisin terekesi içesinde kalıp kalmadıklarının saptanmadığı görülmektedir. Başka bir ifadeyle murisin terekesinde bulunan tüm taşınmazlar tereddüte yer vermeyecek şekilde belirlenmemiştir.
Hâl böyle olunca, dava konusu edilen taşınmazlardan murisin terekesine dâhil olanları tespit edildikten sonra az yukarıda izah edilen ilkelere göre haklarında zamanaşımı süresi geçen davalılar dışındakiler bakımından; denetime elverişli bilirkişi raporuyla tenkis hesabı yapılarak oluşacak sonuca göre infaza elverişli bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırmaya dayalı yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Kabule göre de, infaza elverişli olmayacak şekilde veraset ilâmına atıfla tahsil hükmü kurulması da hatalıdır.
VI. KARAR
1.Yukarıda (V.B.1.) numaralı bentte açıklanan sebeplerle bir kısım davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine,
2. Yukarıda (V.B.2.) numaralı bentte açıklanan nedenlerle Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Yargıtay duruşma vekâlet ücreti 40.000,00 TL'nin davacılardan alınarak bir kısım davalılar ... ve arkadaşlarına verilmesine
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
16.12.2025 tarihinde oy birliğiyle ile karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!