Anahtar kelimeler: Gününün Gelenlerin Geldiler İstemli Bittiği Başlandı Davetiye Günde Dinlenerek Sözlü

MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI
: ████████ E., ████████ K.İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar davacı vekili ve davalı temsilcisi tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 16.12.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.Belli edilen günde temyiz eden davacı vekili Avukat ... ... ile karşı taraftan davalı Hazine vekili Avukat ... ... ve ihbar olunan ... vekili Avukat ...geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İşin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu 1 05... parsel (eski 191 parsel) sayılı taşınmaz üzerinde vekil edenine ait bahçe bulunduğunu, taşınmazın ...yapım çalışmaları nedeniyle kamulaştırma sahası içerisinde kaldığını ileri sürerek ağaçların vekil edenine ait olduğunun ve zilyetliğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir.II.CEVAP1. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın malikinin Hazine olduğunu ve taşınmazın orman niteliği ile ... Genel Müdürlüğüne tahsis edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.2. İhbar olunan ... Genel Müdürlüğü vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini savunmuştur.III. MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin 20.02.2018 tarihli kararıyla; davanın reddine karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin 20.02.2018 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin 05.06.2018 tarihli kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİA. Bozma Kararı1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 22.09.2020 tarihli ve ██████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilâmında belirtilen; “...Mahkemece, davacının tespitini istediği muhdesatlar orman niteliğinde olan taşınmazlar içerisinde yer aldığından davanın reddine karar verilmiş ise de, Devletin hüküm ve tasarrufunda olan bu taşınmazlar üzerinde meydana getirilen muhdesatlara hukuken değer verilemeyeceği hususu dikkate alınırken, mülkiyet hakkının ihlali ve davalı mülkiyet sahibi Hazinenin davacıyı meşru bir beklenti içerisine sokup sokmadığı ortaya konulmamıştır. O hâlde, Mahkemece yapılacak iş, orman niteliğindeki taşınmazda yer alan muhdesatta, özellikle yukarıda yazılı mülkiyet hakkının ihlali bakımından da inceleme, araştırma ve değerlendirme yapılarak, davalı mülkiyet sahibi Hazine'nin, davacının bu haksız kullanımına karşı suskunluk ve eylemsizliği var ise bunun davacıyı meşru bir beklenti içerisine sokup sokmadığı konusunda, Mahkeme görüşünün ortaya konulması, yine, ağaçların yaşları ve taşınmazın kadastro tespit tarihi de değerlendirilerek hak düşürücü sürenin gözönüne alınması, ayrıca, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 25. maddesine 7139 sayılı Kanun'un 28. maddesi ile eklenen 3. fıkraya göre kamu yararı kararının ilan süresinin bitiminden itibaren, kamulaştırılacak taşınmazların üzerine yapılan sabit tesisler ile dikilen ağaçların bedeli, kamulaştırma bedelinin tespitinde dikkate alınmayacağı hususu da göz önüne alınarak, kamulaştırma ilan tarihi ve bir kısım ağaçların yaşlarına göre, kamulaştırma tarihinden önce mi yoksa sonra mı dikildiğinin tespit edilmesi, son olarak tarafların dilekçelerinde tanık deliline dayandığı dikkate alındığında taraflara tanık listesi sunması için süre verilerek, tanıkların dinlenmesi ve tüm bunların sonucuna göre bir hüküm kurulması olmalıdır. Tüm bu hususlar düşünülmeden, eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmesi hatalı olup hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir...” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen KararMahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmazların orman vasfında olduğu, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan bu yerlerin özel mülkiyete konu olamayacağı, bu nedenle de bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde meydana getirilen muhtesatlara hukuki değer verilemeyeceğinin mahkememizin de kabulünde bulunduğu, ancak davacı, davacının babası ve dedesi tarafından dava konusu taşınmazların davaya konu kısmının yıllardır kullanıldığı ve bakımının yapıldığı, dava konusu alan üzerinde 15-20 yaşlarında 9 adet antepfıstığı, 10-12 yaşlarında 6 adet sakız, 15-16 yaşlarında 1332 adet bağ, 9-10 yaşlarında 5 adet armut, 2-3 yaşlarında 2 adet ceviz, 2-3 yaşlarında 1 adet dut ağaçlarının bulunduğu, muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiği, davacının söz konusu ağaçları yetiştirerek ve bakımını yaparak taşınmazı kullanması sebebiyle bu muhdesatın davacı yararına ekonomik önemli bir değerinin olduğunun göz ardı edilemeyeceği, yine ...Şefliği'nin cevabi yazılarında, dava konusu taşınmazların mülkiyetinin Hazineye ait olduğu, herhangi bir ecrimisil ve kiralama işlemi yapılmadığının belirtildiği, davacının devletin hüküm ve tasarrufu altında bulanan bir taşınmazda uzun bir süre zilyetliğinin devam etmesi karşısında kamu makamlarının bu zaman zarfında devam eden edilgen tutumlarının davacıyı meşru bir beklentiye soktuğu da dikkate alınarak, davacının Anayasa'nın 35. maddesi gereğince mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken bir menfaatinin ihlal edilebileceği düşüncesiyle dava açmakta hukuki yararının olduğunun değerlendirildiği, ağaçların kamulaştırma ilan tarihinden önce dikildiği, badem ağaçlar haricindeki ağaçların kadastro tespitinden sonra meydana getirildiği, bu ağaçlar yönünden hak düşürücü sürenin uygulanamayacağı, badem ağaçlarının 25-30 yaşlarında olup kadastro tespit tarihi olan 1999 yılından önce meydana getirildiği, dava tarihine göre 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 hükmünde ön görülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, antepfıstığı, sakız, armut ve dut ağaçları ile bağ omcalarının davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine, badem ağaçlarına yönelik talebinin hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz Sebepleri1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle;a. Kısmen kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu,b. Taşınmazlar üzerindeki ağaçların tamamının kamulaştırma ilan tarihinden önce dikildiğini,c. 2942 Kamulaştırma Kanununun 19. maddesi karşısında badem ağaçlarına yönelik hak düşürücü süreden ret kararının doğru olmadığını ve muhdesatın tespiti davasında herhangi bir hak düşürücü süre öngörülmediğini,d. Davanın tamamen kabulü gerektiğini ve muhdesatın davacıya ait olduğunu, beyan etmektedir.2. Davalı Hazine temsilcisi temyiz dilekçesinde özetle; eksik inceleme ve araştırma sonucu karar verildiğini, taşınmazların hazine adına kayıtlı olup dava konusu ağaçların 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6 84... . maddeleri uyarınca mülkiyetinin Hazineye ait olduğunu, davacının dava açmakta hakkı ve hukuki yararı bulunmadığını, beyan etmektedir.B. Değerlendirme ve Gerekçe1. Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, kamulaştırma sahasında bulunan muhdesatın tespiti istemine ilişkindir.2. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin badem ağaçlarına yönelik temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.3. Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazlarına gelince;Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 sayılı Kanunun 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (4721 sayılı Kanunun 718. m).22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (4721 sayılı Kanunun 722, 724, 729 maddeleri), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilâmın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 sayılı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hâllerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hâkim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti hâlinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK 114/1-h, 115 m.)Öğretide ve Yargıtayın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.Mahkemenin davanın reddi yönünde verdiği 20.02.2018 tarihli hüküm, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 22.09.2020 tarihli ilâmı ile bozulmuştur. Bozma sonrasında İlk Derece Mahkemesince bozma kararı doğrultusunda davanın kısmen kabulü yönünde hüküm kurulmuştur. Bu durumda usuli kazanılmış hak durumunun değerlendirilmesi gerekmektedir.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve ███████ Esas, 1960/5 Karar sayılı ve 09.05.1960 tarihli ve ███████ Esas, 1960/9 Karar sayılı ilâmlarında açıklandığı üzere, bir mahkemenin Yargıtay tarafından verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme mükellefiyeti meydana gelir ve bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunması, usule uygun sayılamaz ve bozma sebebidir; meğer ki, bu aykırılık sadece bozma kararında gösterilen bir usul kaidesine ilişkin bulunsun ve son kararın neticesini değiştirecek bir mahiyet arz etmesin. Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen durum uyarınca muamele yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak yahut usule ait kazanılmış hak denilmektedir.Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilâmına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.Bu sayılanların dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru, s. 4738 vd.).4721 sayılı Kanunun 715. maddesi ve 3402 sayılı Kanunun 17. maddesi gereğince taşlık, orman sayılmayan çalılık, makilik, fundalık, aktif olmayan dere yatağı gibi imar ve ihyaya müsait olan, zilyetlikle kazanılabilen yerlerdeki muhdesat hakkında şartları varsa muhdesatın tespiti davası açılabileceğine, ancak özel mülkiyete konu olamayacak devletin hüküm ve tasarrufu altındaki mera, yaylak, kışlak, genel harman yeri, orman, aktif dere yatağı gibi zilyetlikle elde edilemeyecek yerlerdeki muhdesat hakkında açılan davaların reddedilmesi gerekir.Dava konusu 1 05... ve 201 parsel sayılı taşınmazların orman vasfıyla Hazine adına kayıtlı olduğu ve hükme esas alınan fen bilirkişi raporunda da davaya konu muhtesatın 1 05... ve 201 numaralı orman parselleri içinde kaldığı tespit edilmiştir.a) 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Kanunun;1- “Taşınmaz mülkiyetinin içeriği” kenar başlıklı 718. maddesinde, arazi üzerindeki mülkiyetin, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsayacağı; bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği,2- “Mülkiyet hakkının içeriği” kenar başlıklı 683. maddesindeBir şeye malik olan kimsenin, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahip olduğu; malikin, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebileceği, belirtilmiştir.b) 31.08.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun;1- 17. maddesinin birinci fıkrasına göre; Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; otlatma planı yapılan alanlarda yıllık otlatma süresi dâhilinde hayvanların planlı otlatılmasını sağlayan, gecelemesini emniyet altına alan ve dağılmalarını engelleyen geçici çevirmeler şeklinde düzenlemeler dışında, her çeşit bina, ağıl ve hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması, tarla açılması, işlenmesi, ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaktır.2- Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre, Devlet ormanlarının herhangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya hangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yollarıyla elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler, şahıslar adına tapuya tescil olunamaz. Buralara doğrudan doğruya orman idaresince el konulur. Devlet ormanlarında el konulan bütün yapı ve tesisler, inşa aşamasında olanlar da dâhil olmak üzere, hiçbir karar alınmasına lüzum kalmaksızın, Orman Genel Müdürlüğü tarafından derhal yıkılır veya ihtiyaç görüldüğü takdirde ormancılık hizmetlerinde kullanılabilir.3- 93. maddesine göre, Kanunun 17. maddesinde yasak edilen fiilleri işleyenler veya izne bağlı işleri izinsiz yapanlar, 91 inci madde hükümleri saklı kalmak üzere altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.İşgal ve faydalanma suçunun yeniden tarla açmak suretiyle veya yanmış orman sahalarında ya da kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içerisinde işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır. Bu maddede tanımlanan suçların konusunu oluşturan, işlenmesinde kullanılan ve işlenmesiyle elde edilen eşya veya mahsul Türk Ceza Kanununun müsadereye ilişkin hükümlerine göre müsadere edilir.c) 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun, “Hakkı olmayan yere tecavüz” kenar başlıklı 154. maddesinin birinci fıkrasında; bir hakka dayanmaksızın başkasına ait taşınmaz mal veya eklentilerini malikmiş gibi tamamen veya kısmen işgal eden veya sınırlarını değiştiren veya bozan veya hak sahibinin bunlardan kısmen de olsa yararlanmasına engel olan kimseye, suçtan zarar görenin şikâyeti üzerine altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası verileceği düzenlenmiştir.d) Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve özel mülke konu olması mümkün olmayan orman niteliğindeki bir yere haksız işgalcinin ağaç dikmesi hukuka uygun bir davranış olmadığı gibi 6831 sayılı Orman Kanununun anılan hükümleri uyarınca suç niteliği taşıdığından bu hususun mahkemelerce resen değerlendirilmesi gerekir. Orman vasfındaki taşınmazların, davacı tarafından işgal edilerek haksız kullanıldığı nazara alınarak, üzerinde meydana getirilen Antepfıstığı, sakız, armut ve dut ağaçları ile bağ omcaları yönünden de davanında reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve anılan kanunların açık hükümlerine aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.VII. KARARAçıklanan sebeplerle;1. Yukarıda (V.B.2.) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin badem ağaçlarına yönelik temyiz itirazlarının REDDİNE,2. Yukarıda (V.B.3.) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Yargıtay duruşma vekâlet ücreti 40.000,00 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgili davacı tarafa iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,16.12.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.K A R Ş I O YDavacı, orman vasfı ile Hazine adına kayıtlı taşınmazlarda kendisi tarafından ağaç dikmek suretiyle muhdesat oluşturduğunu, yerin kamulaştırma alanında kaldığını, muhdesatın tarafından oluşturulduğunun tespitini istemiştir.Sayın çoğunluk, muhdesat oluşturulan yerin devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu, hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamayacağını, bu sebeple davacının meşru beklenti içerisinde olamayacağını belirterek davanın kısmen kabulüne ilişkin mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.26.05.2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanunun 35. maddesi ile 2942 sayılı Kanunun 19. maddesine eklenen ek fıkra hükmüne göre, başkası adına tapulu veya tapusuz bir taşınmazın kamulaştırılması hâlinde, taşınmazda malik olmayan ancak üzerindeki muhdesatı meydana getiren kişilere muhdesatın kamulaştırma bedelinin kendisine verilmesini isteme hakkı tanındığından muhdesatı oluşturanın tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmaktadır.Davacının, Hazineye ait ve özel mülkiyete konu olamayacak bir taşınmazı kullanması sebebiyle haksız zilyet durumunda olduğu açık olmakla birlikte, mülkiyet hakkı sahibi, davalıyı taşınmazlardan tahliyesi yoluna gitmemiş, ecrimisil bedeli tahakkuk ettirmemiştir. Buna karşılık ağaç dikerek ve yetiştirerek taşınmazı kullanması nedeniyle davacı yararına ekonomik bir değer oluşmuş, kadastro tespitinden sonra meydana getirilen (ve hakkında 3402 sayılı Kanunun 12/3. maddesi uyarınca hak düşürücü süre uygulanamayan) ağaçlar yönünden davacı yararına Anayasanın 35. maddesi kapsamında korunmaya değer bir mülkiyet hakkı oluşmuştur.Bu gerekçelerle Mahkemenin antepfıstığı, sakız, armut ve dut ağaçları ile bağ omcalarının davacı tarafından meydana getirildiğinin tespiti kararı isabetli olduğundan Sayın çoğunluğun bozma kararına iştirak edememekteyiz.