Anahtar kelimeler: İtirazname İtiraza Görüşü Ret Suçlar Neticesinde Cezalandırılmasının Mala İddianamede İtiraz
2. Ceza Dairesi         ██████████ E.  ,  ██████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ
:Ceza Dairesi
SAYISI
: █████████ E., █████████ K.
SUÇLAR
: Hırsızlık, mala zarar verme
HÜKÜMLER
: İstinaf başvurularının esastan reddi
İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ
: Ret, onama
İTİRAZA KONU KARAR
: Bozma
İTİRAZ EDEN
: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Yargıtay 2. Ceza Dairesinin, 07.05.2025 tarihli ve ██████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 04.09.2025 tarihli ve 2-███████████ sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308/1. maddesinde belirtilen yasal süre içerisinde yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, 5271 sayılı Kanun’un 308/2. maddesi gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İTİRAZ SEBEPLERİ
Hırsızlık suçu yönünden; sanık hakkında düzenlenen iddianamede 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142/2-h, 143. maddeleri uyarınca cezalandırılmasının talep edilmesi karşısında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 150. maddesinin 3. fıkrası uyarınca cezanın alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi nedeniyle istemi aranmadan müdafi görevlendirilmesi ve müdafinin de duruşmalarda hazır bulunması gerektiği konusunda kuşku olmamakla birlikte, ilk derece mahkemesinin müdafi atamadan yargılamaya devam etmesi ile atanan müdafinin duruşmada hazır bulunmaması arasında bir fark bulunmaması gerektiği, iddianamedeki nitelendirmeye veya ek savunma verilerek uygulanması gereken hükümlere göre zorunlu müdafi atanması gerektiği durumlarda, müdafi atanmaması veya atanan müdafinin duruşmada hazır bulundurulmaması durumunda, müdafinin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi hâlleri dışında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 188. maddesinin 1. fıkrasına aykırı davranılmış olunduğu ve bu hukuka aykırılığın da 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin atıfta bulunduğu anılan Kanun'un 289. maddesinin 1. fıkrasının (e) kapsamında bölge adliye mahkemelerine bozma yetkisi verdiğinin değerlendirildiği, öte yandan Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun █████/2009 tarih ve 169-1 86... /███████ tarih ve 230-236 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da belirttiği üzere Daireler tarafından “kabule göre” yapılan bozmaların yerel mahkeme uygulamasının hatalı görülen yönüne, uyarma ve yol gösterme amacıyla değinmekten ibaret olup, direnmeye konu olamayacağı da istikrarlı olarak kabul edildiğinden bölge adliye mahkemelerince CMK’nın 280/1-e,f bentleri kapsamında bozma kararı verildiğinde, yol gösterme amacıyla diğer bozma nedenlerine işaret edilmesinin de mümkün olduğunun düşünüldüğü, ayrıca mala zarar verme suçu yönünden; Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın, CMK’nın 286/2-a maddesi uyarınca kesin nitelikte olması nedeniyle esastan incelenerek bozulmasına karar verilmesinin usûl ve yasaya uygun olmadığının kabul edilmesi gerektiği; bu doğrultuda hırsızlık suçundan verilen karar yönünden temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün ONANMASINA, mala zarar verme suçundan verilen kararın kesin nitelikte olması nedeniyle bu suçtan verilen karara yönelik temyiz isteminin ise CMK’nın 298. maddesi gereğince REDDİNE karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından hükümlerin bozulmasına karar verilemeyeceğinden bahisle hükümlerin BOZULMASINA karar verilmesinin hukuka aykırılık oluşturduğuna ilişkindir.
II. GEREKÇE
1. Hırsızlık Suçu Yönünden
Her ne kadar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca; sanığa zorunlu müdafi görevlendirilmemesinin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 289/1-e maddesi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâli oluşturduğu ve aynı Kanun'un 280/1-e maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi tarafından hükmün bozulmasına karar verilebilecek nitelikte bir hukuka aykırılık olduğu belirtilmiş ise de;
Savunma hakkı, Anayasamızın 36. maddesinde güvence altına alınmış ve herkesin meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Sanık bu hakkını bizzat kullanabileceği gibi müdafii aracılığı ile de kullanabilir. Nitekim ülkemizin de kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma hakkının asgari şartlarını gösteren 6. maddesinin 3/c bendinde; “Bir suç ile itham edilen herkes:... c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek, …haklarına sahiptir.” denilmek suretiyle, sanığın kendisini bizzat savunma hakkının yanında, müdafi tayin etme yetkisi ile belirli şartlarda müdafiden ücretsiz yararlanabilme hakkının da bulunduğu belirtilmiştir.
Savunma hakkının sınırlandırılması; çok geniş bir kavram olmakla birlikte, usûli haklardan tam anlamıyla yararlandırılmama ve savunma için gerekli zaman ve kolaylığın sağlanmaması şeklinde ikiye ayrılabilir. Sanığa haklarının hatırlatılmaması (5271 sayılı Kanun'un 147. maddesi), müdafi atanmaması (5271 sayılı Kanun'un 150. maddesi), ek savunma hakkı verilmemesi (5271 sayılı Kanun'un 226. maddesi), son sözün sorulmaması (5271 sayılı Kanun'un 216/3. maddesi), aleyhe bozmaya karşı diyeceklerin sorulmaması usûli haklardan yararlandırılmamaya örnek olarak gösterilebilir. Savunma hazırlamak için yeterli sürenin verilmemesi, avukat - sanık mahremiyetinin ihlâli, savunma yapma süresinin kısa tutulması gibi durumlar ise savunma için gerekli zaman ve kolaylığın sağlanmamasına örnektir. ( Yaşar - Otacı Ceza Muhakemesi Kanunu 2. Cilt s. 2495 11. Baskı)
Savunma hakkı ve bu hakkın kısıtlanmasıyla ilgili yapılan değerlendirmelerden sonra ilgili mevzuata yer vermek gerekmekle, 5271 sayılı Kanun'un "Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma" başlıklı 280. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"(1) Bölge adliye mahkemesi, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;
...
e) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
f) (Ek
:█████/2019-███████ md.) Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
g) Diğer hâllerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına,
Karar verir.
(2) (Ek
: 18/6/2014-███████ md.) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurar.".
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Hukuka kesin aykırılık hâlleri" başlıklı 289. maddesi ise şöyledir:
"(1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:
a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.
b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması.
c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması.
d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi.
e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması.
f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi.
g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi.
h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması.
i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.".
Görüldüğü üzere 5271 sayılı Kanun'un 280/1-e ve 280/1-f maddelerinde Bölge adliye mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller sınırlı olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir:
1. İlk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,
2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması.
Böylelikle, anılan Kanun'un 289/1-h maddesinde "Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması" şeklinde ifade edilen hukuka kesin aykırılık durumunun var olması hâlinde, Bölge Adliye Mahkemelerinin bozma kararı vermesinin yasal dayanağının bulunmadığı izahtan varestedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 04.12.2024 tarihli ve 2022/1-445 Esas, ████████ Karar sayılı kararında; kastla öldürmeye teşebbüs etmek suçundan sanık T. Y. müdafiinin, 5271 sayılı Kanun'un 150/3. maddesi gereğince görevlendirilmesi nedeniyle aynı Kanun'un 188/1. maddesi uyarınca duruşmada hazır bulunmasının zorunlu olduğu gözetilmeden, esas hakkındaki mütalaaya karşı diyecekleri sorulmaksızın mesleki mazereti reddedilip yargılamaya gıyabında devam edilerek mahkûmiyet hükmü kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanmasının 5271 sayılı Kanun'un 289/1-e maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık hâllerinden biri olduğunun kabulünün gerektiği belirtilmekle birlikte, direnmeye konu Yerel Mahkeme hükmünün aynı Kanun'un 289/1-h maddesi uyarınca sanık T. Y.'nin savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. Anılan Genel Kurul kararında, sanığa zorunlu müdafi görevlendirildiği hâlde dahi, müdafiin duruşmada hazır bulundurulmaması ve bu suretle müdafiden esas hakkındaki mütalaaya karşı diyeceklerinin sorulmaması, savunma hakkının kısıtlanması olarak değerlendirilmiş ve bu kapsamda hükmün 5271 sayılı Kanun'un 289/1-h maddesi uyarınca bozulmasına karar verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında değerlendirilen somut dosya kapsamında; sanığa yüklenen 5237 sayılı Kanun’un 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırının 5 yıldan fazla olması ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 14.10.2021 tarihli ve ███████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı dikkate alınarak, 5271 sayılı Kanun’un 150/3. maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafi atanması gerekirken ilk derece mahkemesince yapılan yargılamada, sanığa hiç müdafi atanmadığı, sanığın savunmasını müdafi yardımından yoksun olarak yaptığı ve bu durumun esasen 5271 sayılı Kanun'un 289/1-h maddesinde "savunma hakkının sınırlandırılması" olarak ifadesini bulan hukuka kesin aykırılık hâlini oluşturduğu, bu bağlamda Bölge Adliye Mahkemesinin müdafi tayin edilmemesi nedeniyle bozma kararı vermesinin yasal dayanağının bulunmadığı anlaşılmakla; Dairemizin anılan ilâmı usûl ve yasaya uygun bulunduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
2. Mala Zarar Verme Suçu Yönünden
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/2-a maddesi uyarınca kesin nitelikte olması nedeniyle esastan incelenerek bozulmasına karar verilmesinin usûl ve yasaya uygun olmadığı belirtilmiş ise de;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, ████████ Karar sayılı kararında; "Diğer taraftan bölge adliye mahkemesi ceza daireleri kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vererek, dava dosyasını ilk hükmün devretme etkisiyle görevi sona eren ilk derece mahkemesine yeniden göndermiştir. Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir (CMK m. 3). 5271 sayılı Kanun'un 7. maddesine göre de, "Yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hakim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür."
Şu hâle göre; bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları" gerekir."
Şeklinde belirtilen açıklamalar dikkate alınarak irdelenmesi gereken somut dosyada; Diyarbakır 14. Asliye Ceza Mahkemesinin, 10.09.2020 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile sanığın hırsızlık suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, mala zarar verme suçundan ise 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği; İlk Derece Mahkemesince kurulan bu hükümlerin sanık ve o yer Cumhuriyet savcısı tarafından (lehe) istinaf edilmesi üzerine Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin, 07.10.2020 tarihli ve █████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile "müdafi tayin edilmemesi nedeniyle" hırsızlık suçundan kurulan hüküm yanında mala zarar verme suçundan kurulan hükmün de bozulmuş olduğu, Bölge Adliye Mahkemesinin müdafi tayin edilmemesi nedeniyle bozma kararı vermesinin yasal dayanağının bulunmadığı, buna göre anılan bozma kararının ve bu bozma kararı üzerine verilen Diyarbakır 14. Asliye Ceza Mahkemesinin, 27.05.2021 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu belirlenmiş olup, temyizi mümkün olan hırsızlık suçu yönünden Dairemize temyiz incelemesi için gelen dosyada, mala zarar verme suçundan verilen hükmün de temyizinin mümkün kabul edilmesi gerektiği; zira Bölge Adliye Mahkemesince verilen yasaya aykırı bozma kararının, mala zarar verme suçundan verilen hükmü de kapsadığı; bu durumda, Bölge Adliye Mahkemesinin "istinaf başvurularının esastan reddine" ilişkin son kararının, kül hâlinde -temyiz edilen tüm hükümleri kapsayacak şekilde- bozulup Diyarbakır 14. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 10.09.2020 tarihli hükümler ile ilgili olarak, gerekiyorsa 5271 sayılı Kanun'un 280/2. maddesi de gözetilmek suretiyle istinaf incelemesi yapılması için dosyanın Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilebileceği ve ancak bu suretle İlk Derece Mahkemesince verilen ilk karardaki hükümlere yönelik olarak usûl ve yasaya uygun istinaf incelemesi neticesinde hukuka aykırılıkların giderilebileceği değerlendirilmekle; Dairemizin anılan ilâmı usûl ve yasaya uygun bulunduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
III. KARAR
1- Gerekçe bölümünde belirtilen nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ REDDİNE,
2- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerinde görülmediğinden, 6352 sayılı Yasa ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 308. maddesinin 3. fıkrası gereğince itirazı incelemek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE, 14.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!