Anahtar kelimeler: Evraktan Senetten Kıymetli İtirazda Öğrendiğini Bulunamadığını Vade Senet Takipte Bakırköy

T.C. BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: ████████ EsasKARAR NO
: ████████DAVA
: Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)DAVA TARİHİ
: █████/2025KARAR TARİHİ
: █████/2026KARARIN YAZILMA TARİHİ
: █████/2026Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:Davacı tarafından sunulan dava dilekçesinde ÖZETLE; Hakkında █████/2025 vade tarihli 90.000,00 TL bedelli senet için Bakırköy ..... İcra Müdürlüğü ..... esas sayılı dosyasından takip başlatıldığını, takibi sonradan öğrendiğini itirazda bulunamadığını, böyle bir senet düzenlemediğini, davalıya bu şekilde bir borcu olmadığını belirterek belirtilen senetten dolayı borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir.Davalı tarafından cevap sunulmamıştır;DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇEDava konusu uyuşmazlığın; Bakırköy ..... İcra Müdürlüğünün ..... E sayılı takipte takip dayanağı belge olan senetteki imzanın davacıya ait olup olmadığına ilişkin menfi tespit davasıdırDavacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfî (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, İstanbul 2013, s. 346). Menfî tespit davası 2004 sayılı İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukukî ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitidir.Menfi tespit davası, maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).Ayrıca, adi senette borçlu olarak gözüken kimse, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığının ve dolayısıyla, senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla, cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce; süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır (Tanrıver, S.: Medenî Usul Hukuku, C.1, Ankara 2016, s. 844-845).2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72.maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur. İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Menfi tespit davasında kural olarak borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Ancak menfi tespitin konusu adi veyahut kambiyo senedinden dolayı borçlu olmadığının tespiti olması halinde durum değişir. Bu durum da kural olarak ispat külfeti yer değiştirir ve senedin aksini iddia eden davacı borçluya geçer. Ancak imza inkarı halinde bu genel kural uygulanmaz. Somut olayda olduğu gibi davacı borçlunun takip konusu kambiyo senedindeki imzanın kendisine ait olmadığını bildirmesi halinde, imzanın davacıya ait olduğunu kanıtlama külfeti davalı alacaklıya aittir.Bu ilkeler doğrultusunda somut olayın değerlendirilmesinde; davacı takip konusu bonodaki imzayı inkar etmektedir. Dosyada ispat yükü davalıdadır. Zira Yargıtay HGK'nın █████/2006 tarihli ve ..... E., ..... K. sayılı kararında belirtildiği ve mahkemece de kabul edildiği üzere, takip dayanağı belgedeki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti, belge elinde olup takibe koyan ve imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya aittir.Bununla birlikte, 6100 sayılı HMK'nın 114. madesinin 1. fıkrasının "g" bendinde gider avansının yatırılmış olması dava şartları arasında sayılmış, aynı Kanun'un 115. maddesinin 1. fıkrasında, bu koşulun mevcut olup olmadığını mahkemenin kendiliğinden araştıracağı, ikinci fıkrasında ise, bu şartın noksanlığı tespit edilirse davanın usulden reddine karar verileceği öngörülmüştür. 6100 sayılı HMK'nın "Harç ve Avans Ödemesi" başlıklı 120. maddesinin birinci fıkrası, harç ve avansların Bakanlıkça saptanacağı, dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacağı, avansın yeterli olmadığının anlaşılması durumunda davacıya iki haftalık kesin süre verileceği düzenlenmiştir.6100 sayılı HMK'nın "Delil ikamesi için avans" başlıklı 324. maddesinin birinci fıkrasında ise; "Taraflardan herbiri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin sürede yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler" hükmü düzenlendikten sonra, ikinci fıkrasında, tarafların bu yükümlülüğü yerine getirmemesi halinde delil ikamesinden vazgeçmiş sayılacakları öngörülmüştür.Görüldüğü üzere, 6100 sayılı HMK'nın 324. maddesinde düzenlenen delil ikamesi avansı, HMK'nın 114. maddesinin "g" bendinde belirtilen gider avansından hüküm ve sonuçları itibariyle farklı olup, dava şartı niteliğinde değildir.6100 sayılı HMK'nın 94/2. maddesine göre hakimin belirlediği süreler kural olarak kesin değildir. Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra da tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulî kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur.İster kanun ve isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Bu nedenle, kesin süreye ilişkin ara kararının her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği hakim tarafından hemen yerine getirilmelidir. Mahkemelerin gerek maddi hukuka ve gerekse usul hukukuna ilişkin hak düşürücü ara kararlarının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması ve sonuçlarının, sıfatı ne olursa olsun ilgilisine bildirilmesi zorunludur.Somut olayımızda; mahkemece 1 numaralı celsede davalıya takip dayanağı olan bonodaki mevcut imza incelemesi yönünden 10.000,00 TL delil avansı yatırması için usulüne uygun 2 haftalık kesin süre verildiği, duruşmaya katılmayan davalıya duruşma zaptının usulüne uygun bir şekilde █████/2026 tarihinde tebliğ edildiği ve davalının verilen süreye rağmen delil avansını yatırmadığı ve delilden vazgeçmiş sayıldığının kabulünün gerektiği anlaşılmıştır. Mahkemece verilen kesin sürenin, yukarıda anılan ilke ve esaslar çerçevesinde usule uygun olduğu görülmüştür. Bu durumda, bilirkişi incelemesi yapılabilmesi için ispat yükü üzerinde olan davalı alacaklı tarafa, delil avansını yatırması için usulüne uygun kesin süre verildiği halde avansın yatırılmadığı anlaşılmakla, takip dayanağı bonodaki imzanın davacıya ait olduğu kanıtlanamadığından davanın kabulüne karar verilmekle birlikte bilrikişi incelemesi yapılamaması dikkate alınarak şartların oluşmaması nedeniyle tazminata hükmedilmeyerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davanın Kabulüne Bakırköy .... İcra Müdürlüğünün ..... E sayılı takibe konu edilen █████/2025 vade tarihli keşidecisinin davacı ..... lehtarın davalı ..... 90.000,00 TL bedelli kambiyo senedi yönünden davacının borçlu olmadığının tespitineŞartları oluşmaması nedeniyle tazminata hükmedilmemesine2-492 Sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 8.389,82.-TL karar harcından mahkememiz veznesine yatırılan 1.634,37.-TL peşin harcın mahsubu ile eksik kalan 6.755,45.-TL karar harcının davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından yatırılan 615,40.-TL başvurma harcı ve 1.634,37.-TL peşin harcın davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine,4-Davacı tarafından dosyada yapılan toplam 1.317,90.-TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine,5-Davalı tarafından dosyada yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,6-Davacı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 45.000,00.-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine,7-Davacı tarafından dosyaya yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleşince ve HMK 333. maddesi uyarınca ilgili tarafa iadesine,8-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden Kocaeli Arabuluculuk Bürosu ..... sayılı dosyasından ödenen arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye irat kaydınaDair tarafların yokluğunda verilen kararının, gerekçeli kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal sürede İstanbul BAM ‘ne İstinaf Başvuru hakları olduğu hatırlatılarak verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. █████/2026Katip .....¸e-imzalıdırHakim .....¸e-imzalıdır