Anahtar kelimeler: İlçedeki Çekimlerin Çekim Sinema Dallarında Televizyon Sinai Anlaştığını Projesi Sunduğu

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
DOSYA NO
: ████████ Esas
KARAR NO
: ████████ Karar
MAHKEMESİ
: İSTANBUL 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2024
NUMARASI
: ████████ E. - ████████ K.
DAVANIN KONUSU
: Menfi Tespit
KARAR TARİHİ
: █████/2026
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü
:
DAVA; Davacı vekili İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde; davalının televizyon ve sinema dallarında çalışan bir kişi olduğunu, müvekkiline başvurarak ... isimli bir projesi ve markası için... ile anlaştığını, Türkiye'nin çeşitli il ve ilçelerinde çekim yapılarak bu çekimlerin her hafta...'de yayınlanacağını ve çekim yapılan il ve ilçedeki belediyelerden reklam parası alınacağını, bu faaliyetin 1.000.000 Amerikan Doları civarında gelir sağlayacağını söylediğini, müvekkili şirketin %99 hissedarı ve imza yetkisi olan, ancak psikolojik rahatsızlığı olup tedavi gören ve hiçbir tecrübesi olmayan ...'ın teklifi çok cazip bularak görüşmeler sonucunda 150.000,00 TL nakit, 450.000,00 TL çek olmak üzere toplam 600.000,00 TL bedelle alınan eserin markası ile her türlü fikri ve sınai hakların devri konusunda anlaşıldığını, ancak nakdi ödemenin yapılmasından ve çeklerin tesliminden sonra davalının müvekkiline sattığı markasının davalı adına tescilli olmadığını ve TTK'nın 48. maddesi gereğince tescilinin de mümkün olmadığını öğrendiklerini, bu maddeye göre; Türk-Türkiye - Milli kelimelerinin bulunduğu markaların tescil edilebilmesi için ancak Bakanlar Kurulu Kararının bulunması gerektiğini, davalının böyle bir izninin bulunmadığı gibi müracaatının da bulunmadığını, bu durumda davalının 600.000,00 TL karşılığında müvekkiline sattığı markanın tescilinin ve müvekkiline intikalinin mümkün olmadığını, devir senedinin yapılması için kendisine başvurulan ilk noterin böyle bir senedi düzenlemekten imtina etiğini, ancak davalının .......Noterliğini bu senedi yapmak hususunda ikna ettiğini, davalının bu satışı yapabilmek için başka firmalarla da görüştüğünü, davalının hileli eylem sebebi ile gabin ve hata, hile şartlarının gerçekleştiğini belirterek, devir sözleşmesinin iptaline, müvekkilinin davalıya 450.000,00 TL borçlu olmadığının tespitine, davalıya verilmiş olan çeklerin ödenmesinin dava sonuna kadar durdurulmasına, ödenmiş olan 150.000,00 TL'nin istirdadı haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP; Davalı vekili cevap dilekçesinde, müvekkilinin taraflar arasında akdedilen devir sözleşmesinden doğan yükümlülüklerin eksiksiz bir şekilde yerine getirdiğini, sözleşme tarafı olan davacının bir tüzel kişi olduğunu, davacı şirketin sözleşme yapmaya ehil olmadığı hususunda dava dilekçesinde bir beyan yer almadığını, şirket ortaklarının kişisel durumlarının huzurdaki dava ile ilgisi olmadığını, davacının TTK.'nın 20. maddesi hükümlerine uygun hareket etme ve basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümlüğü altında bulunduğunu savunarak, davanın reddi ile davacı yanın %40'dan aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
GÖREVSİZLİK KARARI
: 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin █████/2015 tarihli, ████████ Esas-████████ Karar sayılı kararıyla görevsizlik kararı verilmiş ve dosya İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmiştir.
MAHKEME KARARI; İstanbul (Kapatılan) 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin █████/2017 tarihli ████████ Esas-███████ Karar sayılı kararıyla;"... tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacı ile davalı arasındaki dava konusu sözleşme, ... Projesi 4 aşamadan oluşan kapsamlı bir proje olduğu web sitesi, yarışma programı, Türkiye'nin bölge, il, ilçe, köy köy gezilmesi, söyleşi yapılması , kültürel özelliklerinin araştırılması, kamera ile çekimler yapılması, kurgulanması, görüntülerinin web sitesine yüklenmesi yarışma formatının hazırlanması, program haline getirilmesi, il ve ilçe girişlerine LED ekranlarının asılması ve bu ekranlardaki görüntülerin yönetilmesi gibi çok katmanlı, geniş bir ekip oluşturulması ve maliyetli olduğu, fikrin özgün işlenebilir olduğu, değerinin pazarlamayla artacağı ve bu itibarla anılan projenin sözleşme tarihi itibarıyla ticari olarak uygulanabilir olduğunun, uzman bilirkişilerce tespit edildiği, sözleşmenin tarih ve teknik olarak uygulanabilir olduğu, yapımcının gerekli ekibi ve çalışmayı, pazarlamayı yapmasıyla projenin hayata geçirilebilireceği kanaatine varıldığı, dava konusu,projenin bu özellikleri itibariyla FSEK 2 kapsamında "eser" niteliğinde olduğu, nitekim bu projeye ilişkin 3 bölümlük programın çekilmesinin de bunun kanıtı olduğu, dava konusu projenin marka tescilinin olmamasının da projenin hayata geçirilmesini ve projenin niteliğini etkilemeyeceği..." gerekçesiyle; davacının davasının reddine, davacı taraf tedbir talebinde bulunup icra veznesinde ödenecek paranın alacaklı tarafa ödenmemesine dair tedbir talebi kabul edildiğinden İİK 73/2 uyarınca menfi tespiti istenen alacağın, icra takibine konu alacağın %40 oranında davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
İSTİNAF KARARI
: Dairemizin █████/2020 tarihli █████████ E. - █████████K.sayılı kararıyla; ''... davaya konu Proje (Eser) Devir Sözleşmesi ile davacıya devredilen Projenin kapsamı gerekirse taraflardan izahat istenerek belirlendikten sonra, devri yapılan projenin eser vasfında olup olmadığı, hangi hakların devredildiği, devredilen hakların devir tarihindeki değerleri ve devir yapıldığı tarih itibarıyla tarafların edimleri arasında nispet bulunup bulunmadığı, denetlenebilir şekilde ortaya konularak karar verilmesi gerekirken, gerekçeli kararda tarafların iddiaları ve savunmalarına, delillerine yer verilmemesi, eksik inceleme ile karar verilmesi yerinde görülmemiş, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın Dairemiz kararında açıklandığı şekilde eksiklikler giderildikten sonra hasıl olacak sonuca göre karar verilmek üzere mahkemesine gönderilmesine" karar verilmiştir.
KALDIRMA SONRASI MAHKEME KARARI
: İstanbul 2.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi █████/2024 tarihli ████████E.- ████████ K. Sayılı kararı ile; "...Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda taraflar arasında 2008 yılında yapılan eser ve marka devir sözleşmelerinin geçerli olduğu, dosya kapsamında istinaf öncesi ve sonrası alınan bilirkişi raporlarında projenin eser mahiyetinde olduğu, irade fesatlığı ve gabin iddiasının yerinde olmadığı bu hususların yeterli, denetime elverişli bilirkişi raporları ile tespit edildiği ve raporların hükme esas alınması gerektiği kanaatine varılarak taraflar arasındaki sözleşmelerin geçerli olduğu ve sözleşme gereğince tarafların edimlerini yerine getirmesi gerektiği..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF İSTEMİ: Davacı vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; dava dilekçesindeki beyanlarını tekrarla, evvelce kaldırılan kararın dayanağı olan 22 sayfalık bilirkişi raporunun 11 sayfasının doktrin bilgileri, 10 sayfasının ise dosya sefahatine ilişkin olduğunu, bilirkişilerce yeterli inceleme yapılmadan hazırlandığını, davanın 8 yıl sürdüğünü ve bu raporun önceden alınan 5 rapor ve ek raporla da çeliştiğini,
Eserin değerinin belirlenmesi için gerekli devir sözleşmesinin dosyada olmadığını bildirmişlerse de, bu belgenin dosyada mevcut olduğunu, hukukçu bilirkişinin hiç görüş bildirmediğini, Dosyaya sundukları sağlık kurulu raporlarına rağmen, Mahkemece yeterli incelemenin yapılmadığını, ...'ın sağlık durumunun tespiti için Adli Tıp Kurumu'na sevk edilmesine dair taleplerinin kabul edilmediğini, eksik inceleme ile karar verildiğini, ...'de yayınlanan üç adet bir sinema eseri olmadığı, bir internet portalı olduğu davalı tarafça █████/2010 tarihli dilekçe ile beyan edildiği halde, bilirkişi heyetine internet reklamcılığı konusunda uzman bir bilirkişinin de dahil edilmesi taleplerinin kabul edilmediğini, bilirkişi heyetince bu konunun incelenmediğini, bir satır dahi yazılmadığını,İşbu programın maliyetinin iki yıl içinde karşılanacağı ve internet sitesinden elde edilecek ek gelir ile kar elde edilebileceği bilirkişi raporunda belirtilmişse de, ortada bir internet sitesi ya da portalı bulunmadığını,Müvekkilinin büyük bir zarara uğradığını, davalının müvekkilinin bilgisizliğinden ve hatasından hile yoluyla yararlanmasına rağmen, hukukçu bilirkişilerin bu konuda hiçbir değerlendirme yapmadıklarını, Müvekkilinin...'de programı ücret ödeyerek yayınlattığını, herkesin ücret ödeyerek program yayınlatabileceğini, buna rağmen bilirkişiler tarafından "......" isimli program ile işbu programı karşılaştırmalarının doğru olmadığını, İşbu rapora dayanılarak verilen kararın istinaf talepleri sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince kaldırıldığını,
En son alınan bilirkişi raporunda, gabin için gerekli olduğu açıklanan üç şartın mevcut olayda bulunmasına rağmen, bilirkişilerin gabin bulunmadığına dair görüş bildirdiklerini,Tespitlerin sonuç kısmında, "Dolayısıyla, somut olayda dava konusu TV programı ve marka devir sözleşmelerinin bedelinin objektif olarak emsallerinden açıkça fahiş bir fiyata satıldığı kabul edilse dahi, ... sömüren ve sömürülen açısından aranan sübjektif şartları olan müzayaka halinde kalınmasının sömüren tarafından bilinmesi ve kasten bu durumun sömürülmesi olguları somut olayda gerçekleşmediğinden, -takdiri Sayın Mahkemenize ait olmak üzere- gabin hükümlerine dayalı olarak taraflar arasında akdedilen sözleşmelerin iptalinin ileri sürülmesinin mümkün olmadığı kanaatine varılmıştır..." sonucuna ulaşıldığını,Dosya kapsamında davalının da kabulü ile .. satışı yapıldığını, buna rağmen ..... programı yönünden yapılan hatalı ve fahiş hesaplama ile 2 yılda 497.000,00 TL kar elde edilebileceğinde bahisle, karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık olmadığını söylemenin yanlış olduğunu, evvelce dosyada internet sitesinin devredilmediği ve ... tarafından farklı bir site ismi ile kullanılmaya devam edildiği tespit edilmiş iken, edimler arasındaki fahiş farkın kolayca tespit edilebileceğini,
Sömürülen kişinin zayıf durumunun da hastane ve doktor raporları ile ve konudaki deneyimsizliği ile açıkça ortada olduğunu, dosyada en başta alınan tanık beyanlarından da, davalının nasıl deneyimsizliğimizden bilerek yararlandığının açıkça ispatlandığını, buna rağmen dosyada gabinin bulunmadığını söylemenin hatalı olduğunu, bu sebeple de istinaf edilen kararın kaldırılması ve haklı davanın kabulü gerektiğini belirterek, arz ve izah ettikleri sebeplere ve Mahkemenizin de re'sen göreceği sebeplerle, öncelikle inceleme sonuna dek icranın geri bırakılmasına, istinaf taleplerinin kabulüne, usul ve yasaya aykırı yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın kabulü yönünde bir karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER
: Dosyaya davacı tarafça ibraz edilen, Psikiyatrist Doç.DR. ... tarafından düzenlenen raporda; █████/2009-█████/2009 tarihleri arasında yapılan ...'ın hasta takibinde, bipolar bozukluk, manik episod tanısıyla takip edildiği beyan edilmiştir.
Davacı tarafça ibraz edilen ....... Tıp Akademisi tarafından düzenlenen ...Nisan 2001 tarihli raporda; Psikotik Bozukluk, █████/2002 tarihli raporda; Psikotik bozukluk (Ayırtedilemeyen Tip), 25 Şubat 2003 tarihli raporda; Psikotik Bozukluk (şizoafektif Tip), 27 Şubat 2004 tarihli raporda; Bir hecmeden fazla tekrarlayan Psikotik Bozukluk (Şizoafektif Tip) tanısıyla askerliğe elverişli olmadığının beyan edildiği görülmüştür.Davacı şirketin ticaret sicil kaydı incelendiğinde; ortaklarının ... ve ...... oldukları, █████/2008 tarihli imza sirkülerine göre ...'ın davacı şirketi münferiden temsile yetkili olduğu tespit edilmiştir.Dosyaya sunulan .../███████ tarihli Proje (Eser) Devir Sözleşmesi incelendiğinde; davalının "......isimli projenin fikri ve sınai haklarının, mülkiyet hakları, patent ve telif hakları, eserin her türlü medya, basın, dizi, sinema,film, TV, Radyo, yazılı, görsel, işitsel tanıtımlar, video görüntüleri, Domainler, fotoğraflar, resimler, bu proje için yapılmış/yapılacak tüm organizasyonlar ve kampanyalar, internet sitesi, internet servis sağlama hizmetleri dahil, interaktif yayıncılık, eğitim ve öğretim proje kapsamı içerisinde yer alacak tüm etkinlikleri işlemler, aktiviteler ve hizmetlerin tamamını, davacı şirkete devrettiğini...", sözleşmede dökümü yapılan 450.000,00 TL bedelli çekleri aldığını beyan etmiştir. Sözleşme ekinde "............" Projesinin bulunduğu görülmüştür.
Dosyaya sunulan █████/2008 tarihli marka devrine ilişkin Noter Sözleşmesi incelendiğinde; █████████ başvuru numaralı "Keşf'i Yurdum+şekil" markasının 1.000,00 TL, ██████████ başvuru numaralı "........ Türkiye+şekil" markasının 150.000,00 TL bedelle davalı tarafından davacı şirkete devredildiğini tespit edilmiştir.
Dosyaya sunulan ve... ile yapılan ../███████ tarihli "....... Anlaşması" sözleşmesi ile █████/2009 tarihli fesih sözleşmesi incelendiği nde; sözleşmeye göre davacı şirketin bölüm başına kanala 8.000,00 TL+KDV ödeyeceği ve sponsor geliri ile reklam gelirinden de davalı kanala %40 oranında pay vereceğinin kararlaştırıldığı, fesih anlaşmasına göre, yapımcının isteği ve karşılıklı rıza ile üç bölüm+cezai şart bedeli 47.000,00 TL'nin, davacının ödediği 122.700,00 TL'den mahsup edilerek iade edileceğinin kararlaştırıldığı görülmüştür. Görevsizlik kararı verilmeden önce İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde yapılan yargılamada hukukçu ve mali müşavir bilirkişilerden oluşan tarafından 20.03.2011 tarihli üç kişilik bilirkişi heyeti raporunda; "...Dosya kapsamında yer alan 06.10.2010 tarihli.... yazısında; ... adıyla 03.11.2008 tarihinde 13 haftalık ......Sözleşmesi düzenlendiği, bu sözleşmenin 07.01.2009 tarihinde karşılıklı protokolle sona erdirildiği, yapımcı tarafından üretilen programın 21.12.2008 tarihinde ... adı ile 28.12.2008 ve 04.01.2009 tarihinde '........' adı ile yayınlandığını, yayın bantlarının muhafaza süresi dolduğundan yayın kaydının bulunmadığı ifade edilmek ve yazı ekinde 03.11.2008 tarihli sözleşme sunulmaktadır. 03.11.2008 tarihli sözleşme hükümlerine göre hazırlanan bantların yayınlanması karşılığında herşey dahil ve her program için 8.000 TL + KDV olmak üzere 13 hafta için takdir edilen toplam ücret 122.720 Tl + KDV olduğu dikkate alındığından, bu değerlerin ...'nin teknik bilirkişinin belirlediği değeri desteklediği..." beyan edilmiştir, Bilirkişi heyetinde görevlendirilen diğer bilirkişi.......bila tarihli ayrık raporunda; "...Davaya konu ... projesinin '.....' niteliğinde olduğu ve değerinin satış bedeli olan 600.000 TL'den az olmayacağını..." beyan etmiştir. İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde yapılan yargılamada hukukçu, bilgisayar mühendisi ve muhasip bilirkişiler tarafından 21.02.2013 tarihli raporda; "...Davacının toplam 450.000 Tl'lik çek ile ödeme yapmış olduğu, nakit olarak 150.000 TL'lik ödeme yapmış olduğu, ... markasının tescili ile ilgili olarak davacı ve davalı tarafların tescil işlemlerini tamamlamadıkları, davacı ve davalı tarafların proje sözleşmesinde bahsedilen hususlara ilişkin herhangi bir girişimde bulunmadıkları, Web sitesini oluşturan hiçbir unsura rastlanmadığı, Web sitesinin davacıya teslim edildiğine dair herhangi bir belgeye rastlanmadığından ... web sitesinin davacıya teslim edilmediği, ... Web sitesini oluşturacak unsurlar ile ilgili dava dosyası içerisinde herhangi bir belgeye rastlanmamasından dolayı web sitesinin üretim maliyeti hakkında bir değer verilemediği, ... Projesinin fikri ve sınai haklarının değerlerinin belirlenmesi hususunda uzmanlık alanlarına girmediğinden herhangi bir değerlendirme yapılamayacağı, sözleşmede yer alan edimeler yerine getirilmediği takdirde, diğer taraf için sözleşmeden dönerek verilen paranın iadesini talep hakkı doğacağını..." beyan etmişlerdir.Bilirkişiler ek raporlarında; "...kök bilirkişi raporlarında oluşan kanaatlerinin devam ettiği, marka tescil işleminin yapılması yükümlüğünün Eser Devri Sözleşmesine göre yoruma tabi olduğunu..." beyan etmişlerdir.İstanbul 4. FSHHM'nin aldığı █████/2016 tarihli bilirkişi raporunda; ...Projesinin eser olup olmadığını değerlendirirken, somut olayda projenin televizyona uyarlanması neticesinde yapılan 3 bölümün her bir bölümünün sinema eseri niteliğinde olduğunu, FSEK'de bir düşünce ürününün eser olarak korunabilmesi için iki koşul arandığını, FSEK'de tadat eden eser türlerinden birine dahil olması (objektif şart) sahibinin hususiyetini taşıması, ve subjektif şart (hususiyet) taşıması gerektiğini, "Format Satışı ve sözleşmesi" altında özgün ve iskelet programların büyük fiyatlarla ülkeden ülkeye, kanaldan kanala ve prodüksiyon şirketlerine satıldığını, uluslararası medya piyasasında bu hükümlere göre değer biçildiğini, satın alan prodüksiyon şirketinin somut ürün haline getirmesi ve yayınlanmasından sonra eser olduğunu, ...... programından hareketle, projenin fikrinden ziyade işlenme biçiminin değerini belirlediğini, davaya konu projenin TV ve Basın tanıtım aşamasının yarışma programı olarak 3 bölüm haline getirilerek somutlaştığının görüldüğünü, ancak bölümlerin ibraz edilmediğini, projedeki fikrin yazılı şekil alarak somutlaştığını, sahibinin hususiyetini taşıdığını,...Projesinin dört aşamalı kapsamlı bir proje olarak, web sitesi, yarışma programı, Türkiye'nin bölge bölge, il il , ilçe ilçe hatta köy köy gezilmesi, söyleşiler yapılması, kültürel özelliklerinin araştırılması, kamera ile çekimler yapılması, kurgulanması, görüntülerin web sitesine yüklenmesi, yarışma formatının hazırlanması, program haline getirilmesi, il ve ilçe girişlerine Led ekranlar asılması ve bu ekranlardaki görüntülerin yönetilmesi gibi çok katmanlı geniş bir ekip oluşturulması ve maliyetli bir yapım bütçesi oluşturacağının anlaşıldığını, fikrin özgün ve işlenebilir olmasının değerini arttırdığını ve pazarlama için olanak sunduğunu, başlangıç fiyatının tamamen sözleşme serbestisi içerisinde icap ve kabul ile belirlenebileceğini, proje devrinden önce yayınlanmak üzere... ile ... bölümlük yayın sözleşmesi yapılmasının ticari başarı olduğunu beyan etmişlerdir.Mahkemenin █████/2009 tarihli tedbir kararıyla, İstanbul .. İcra Müdürlüğü'nün ... ve ... E sayılı dosyalarına yatırılacak paranın dava sonuna kadar alacaklıya ödenmemesi için %40 oranında teminat yatırıldığında İcra Müdürlüklerine müzekkere yazılmasına ilişkin tedbir kararı verdiği, dosyaya 180.000,00 TL bedelli teminat mektubunun ibraz edildiği görülmüştür.İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinde (Kapatılan 3. Asliye Ticaret) yapılan yargılamada davacı tanıkların dinlendiği anlaşılmıştır.Dairemizin kaldırma kararından sonra bilgisayar mühendisi ...., yapımcı..., Psikiyatrist Doktor ...., marka değerleme uzmanı ....ve fikri mülkiyet hukuku uzmanı ...’ten oluşan bilirkişi heyetinden alınan █████/2023 tarihli bilirkişi raporu incelendiğinde; "…1.Dava konusu “...” Markasının Mali Değeri Açısından; Tarafların Basiretli bir tacir olma sıfatına haiz olduğu göz önünde bulundurularak, projenin henüz tamamlanmadan dahi yayınlanan 3 bölümü itibariyle reklam ve marka değerine haiz olduğunu ifade etmek yerinde olacaktır. İlgili ücret ile (........+ internet sitesi + marka bedeli olarak toplam) 600.000 TL ücret takdiri ile pazarlanabilme ve sözleşme imzalanabilme değerine sahip... proje çalışmasının, dönemin şartları içerisinde ve mevcut konjektürel yapı bağlamında değerlendirildiğinde, reklam ve marka değerinin de göz önüne alınması koşulu ile “...” markasının değerinin sözleşmenin yapıldığı dönemde 100.000TL ila 150.000TL arasında bir bedele karşılık gelebileceği ve değerin belirtilen bu meblağlar arasında takdir edilebileceği sonucuna ulaşılmıştır.
2.Dava Konusu www..........com internet sitesi Açısından; ....... sürümünün ifade olunan tarihte sitenin mevcut olduğu; henüz tasarım yönünden kullanıma hazır ve halihazırda rağbet gördüğünün somut anlaşılır halde olmadığı ve fakat geliştirilebilir mahiyet taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.
3.......... Projesinin Eser Niteliği Açısından; Dava konusu ... programının özgün bir program olduğu ve somutlaşarak vücuda geldiği kabul edildiğinden, FSEK kapsamında TV program formatı olarak “sinema eserleri” başlığı altında korunmaya elverişli olduğu sonucuna varılmaktadır. Somut olay açısından, Sayın Mahkemenizce, dava konusu ... projesinin ve bu proje kapsamında davacıya devredilen TV programının eser olarak kabulü mümkün görülmediği takdirde, yukarıdaki açıklamalarımız çerçevesine “iş ürünü” olarak kabulünün mümkün görülebileceği ve maddi açıdan değeri haiz olabileceği düşünülmektedir.
4.Dava konusu “... Projesinin Mali Değeri Açısından; Program tanıtım metninden anlaşıldığı üzere; ... adlı TV programı, Türkiye illerinin kültürel, tarihsel, turizm, spor, öz kaynakları, ekonomisi, önemi, tesisleri, otelleri, fabrikaları, tarım ve hayvancılık gibi alanlarını aktaran bir gezi programı niteliğindedir. Bu noktada, ülkemizde benzer programların da çok sayıda yapıldığını ifade etmekte yarar vardır. İçerik sahibi-yürütücü yapımcı ile ana yapımcı arasında anlaşılan rakamlar da işin masraf durumuna bağlı olarak değişebilir ve “pazarlıkla belirlenebilir”. Program niteliği, yayıncı kanalın ölçeği, bölüm sayısı ve yayın yılı baz alınarak, yapımcı tarafından program elde edilecek tahmini gelir hesaplaması yaptığımızda; (reklam satışı yapıldığı takdirde); Bölüm bazında program desteklemesinden (sunar-sundu) 20.000 TL kazanç elde edebileceği (günümüzde program yayın bedelinin 2-3 katına çıkabilmektedir), bunun yüzde %60’ına hak kazanabileceği için net gelirinin 12.000 TL olabileceği, Program içi kişi, kurum, marka tanıtımlarından 30.000 TL elde edebileceği (günümüzde program yayın bedelinin 3-4 katına çıkabilmektedir), bunun yüzde %50’sine hak kazanabileceği için net gelirinin 15.000 TL olabileceği, Toplamda 12.000 + 15.000 = 27.000 TL gelir elde edebileceği,
Tahmini olarak 13 bölümden, 27.000 X 13 = 351.000 TL gelir edebileceği,...’ye ödenecek yayın bedeli çıkarıldığında: 351.000 TL – 104.000 TL = 247.000 TL gelir elde edebileceği söylenebilir. Elde edilebilecek bu gelirden, program çekimi için katlanılan prodüksiyon-işçi maliyetinin de düşülmesi gerekecektir. İnternet sitesinden elde edebileceği gelirler, yukarıda belirlenen rakamdan bağımsızdır.Dolayısıyla, dava konusu olan salt program bedeli olan 450.000 TL ile mukayese edildiğinde (belirtmekte fayda var ki yapımcı ile yürütücü yapımcı-içerik sahibi arasında belirlenen rakamlar da pazarlıkla belirlenebilir ve standart altı veya üstü olabilir), programdan somut olarak kazanılabilecek gelir arasında başlangıç etabında ciddi farklılık bulunmaktadır. Bu programın 2 sezon yayınlanması durumunda davacının 494.000 TL gelir elde etmesinin mümkün olduğu ve davacının ticari risk alarak yapmış olduğu maliyetin 2 yıl içerisinde karşılanabileceği öngörülebilir. Buna ek olarak, şayet “...” programı rağbet görürse davacının ayrıca ek reklam gelirleri, program markasından elde edilecek ek gelirler, internet sitesinden elde edilecek ek gelirler sayesinde yapmış olduğu yatırımından kazanç elde etme ihtimalinin bulunduğu düşünülebilir.
5.Ehliyetsizlik ve Psikolojik Bozukluk İddiaları Açısından; İlgili bölümde uzman bilirkişi tarafından “…sağlık raporlarının değerlendirilmesi sonucunda davacı şirket yetkilisi ...’ın davalı taraf ile sözleşmelerin yapıldığı 25.11.2008 (protokol), 02.12.2008 (Proje-Eser Devir Sözleşmesi) ve 02.12.2008 (Marka Devir Sözleşmesi) tarihlerinde ...’ın psikiyatrik tıbbi dosyasında herhangi bir yatışı ya da hastaneye başvuruna rastlanmamıştır. Söz konusu tarihlerde ...’ın hastalığına ait atak dönenimde olup olmadığına dair dosyada herhangi bir kanıt tespit edilememiştir. Bu sebeple söz konusu dönemde ...’ın kanunen ehil olup olmadığına dair herhangi bir kanaat oluşturulamamıştır.” tespitlerine yer verilmiştir. Dolayısıyla, davaya konu sözleşmelerin geçersizliği iddiasına dayanak olarak sözleşmelerin yapıldığı tarihlerde davacı şirket yetkilisi ...’ın akıl hastalığına dayalı ayırt etme gücü yoksunluğunun bulunduğu iddiası ispatlanamadığından, taraflar arasındaki sözleşmelerin geçerli olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.Bunun yanı sıra dosyaya faturalardan ayırt etme gücünün bulunmadığı iddia edilen davacı şirket yetkilisinin şirkete ait malvarlıklarını dava dışı ........’a satmaya başladığı görülmektedir. Dava konusu sözleşmelerin bedeli olarak davalı yana düzenlediği çeklere yönelik icra takibi tehlikesi altında olan davacı yanın bu davranışlarının gerçek bir ürün satışı mahiyeti taşıyıp taşımadığının takdiri sayın Mahkemenize ait olmak üzere, söz konusu hususun davacı şirket yetkilisinin ayırt etme gücünün yerinde olmadığı iddiasına itibar edilmesini güçleştirdiği kanaatindeyiz. Zira dosyada bu süreçte davacı şirketin imza yetkilisinde değişikliğe gidildiği ve imza yetkilisi olan ...’ın görevden alınarak, şirkete yeni bir imza yetkilisinin atandığını gösteren bir belgeye, ticaret sicil kaydına rastlanamamıştır. Ayrıca işbu raporun III.bölümün/3.alt başlığı olan “Mahkeme Müzekkerelerine Cevaben Gönderilen Belgeler” kısmında yer alan ticaret sicil gazetesi kayıtlarında davacı şirket yetkilisi ...’ın 1997 yılından bu yana aktif olarak ticaret hayatında olduğu, farklı şirketlerde kurucu, pay sahibi, yönetici (müdür) sıfatları ile yer aldığı, hisse devirleri gerçekleştirdiği görülmektedir. Hatta davacı şirketin dava konusu sözleşmeler imzalanmadan kısa bir süre önce 16.06.2008 tarihinde unvanını ve faaliyet konusunu (.........olarak) değiştirdiği de görülmektedir.
Tüm bu olgular bir arada değerlendirildiğinde davacının imza yetkilisi olan ...’ın sözleşme tarihlerinde fiil ehliyetini kısmen veya tamamen yitirdiği sonucuna ulaşılması mümkün görülememektedir.
6.Yanılma ve Aldatma İddiaları Açısından; İşbu raporun III numaralı ana başlığının 3. Başlığı altında incelenen Ticaret Sicil Gazetesi kayıtları incelendiğinde, davacı şirket yetkilisi .........’ın 1997 yılından bu yana aktif olarak ticaret hayatında olduğu, farklı şirketlerde kurucu, pay sahibi, yönetici (müdür) sıfatları ile yer aldığı, hisse devirleri gerçekleştirdiği görülmektedir. Davacı şirketin dava konusu sözleşmeler imzalanmadan kısa bir süre önce 16.06.2008 tarihinde unvan ve faaliyet konusu değiştirdiği görülmektedir. Dolayısıyla tacirlerin basiretli davranma yükümlülüğü, davacı şirket yetkilisinin uzun yıllardır ticaret hayatının içinde yer alıyor olması gibi hususlar da gözetildiğinde somut olayda davacı şirketin yanılma ya da aldatma hükümlerine dayalı olarak davaya konu sözleşmelerin geçersizliğini ileri sürmesinin mümkün olmayacağı kanaatine varılmıştır. Dava konusu projenin 450.000 TL’ye, dava konusu markanın ise 150.000 TL’ye davacı şirkete satıldığı görülmektedir. Heyetimizdeki marka değerleme uzmanı ve yapımcı sayın bilirkişilerin yaptığı incelemelerde, dava konusu projenin kapsamında yer alan tv programı, internet sitesi, marka hakkı vs. ile birlikte devredilmiş olması ve projenin eser yahut iş ürünü özelliği taşıdığı, bu sebeple pazarlanabilir mahiyet taşıdığı, ekonomik değerinin olduğu, hususları birlikte gözetildiğinde söz konusu projenin hiçbir değerinin olmadığı iddiasının doğru kabul edilemeyeceği tespit edildiğinden, davacı şirketin yanılma ve aldatmaya dayalı iddialarının yerinde olmadığı kanaatine ulaşılmıştır.
7. Gabin İddiaları Açısından; TBK m. 28 hükmünde yaptığı düzenlemeden hareketle gabinden bahsedebilmek için üç şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir:
1- Karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık (objektif şart)
2- Sömürülen kişinin zayıf durumu (zarar görenin zor durumda kalması veya düşüncesizliği ya da deneyimsizliği- sömürülen açısından sübjektif şart)
3- Oransızlığın, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden bilerek yararlanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi (sömüren açısından sübjektif şart).
Aşırı yararlanma iddiasıyla sözleşmenin iptalini ya da edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini talep edebilmek için, somut olayda bu üç unsurun kümülatif olarak bulunması gerekir.
Her tacirin kendi ticaret alanına özgü inceliklerden haberdar olması beklenir. Genel olarak tacirler, tedbirli bir tacirin aynı durumda göstereceği özeni göstererek hareket eder ve bu ihtimalde deneyimsiz olduğunu ya da düşüncesiz hareket ettiğini iddia edemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da bu konuda, “TTK m. 20/2 uyarınca basiretli bir işadamı gibi davranmak zorunda olan davalı bankanın hiffet ve tecrübesizliğinden söz edilemeyeceğine göre, sübjektif unsurun değerlendirilmesinde müzayaka (darda kalma) hali incelenmelidir.” şeklinde hükme varmakla konuya bakış açısını açıkça ortaya koymuştur. Bu karar ışığında tüzel kişi tacirlerin yalnızca müzayaka hali gerekçesiyle gabin hükümlerinden istifade edebileceği söylenebilir. Tacirlerin müzayaka halini ileri sürerek gabinden yararlanabilmeleri için ise, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin T. 15.02.2011, E. █████████, K. █████████ sayılı kararı uyarınca müzayaka hali üzerinde irdeleme yapılarak varsa davalıların, davacı şirketin müzayaka halinden bilerek yararlanıp yararlanmadığı hususunun da kanıtlanması gerekmektedir. Davalının bu şekilde bir kasıtla davrandıklarını gösterir somut delillerin bulunması gerekmektedir. Dolayısıyla bu unsurlarla birlikte sömüren taraf açısından da zarar görenin zayıf durumundan "bilerek yararlanma” kastının varlığı aranır. Yapımcı bilirkişinin değerlendirmesi uyarınca dava konusu olan salt program bedeli olan 450.000 TL ile mukayese edildiğinde (belirtmekte fayda var ki yapımcı ile yürütücü yapımcı-içerik sahibi arasında belirlenen rakamlar da pazarlıkla belirlenebilir ve standart altı veya üstü olabilir), programdan gerçekçi ve somut olarak kazanılabilecek gelir arasında başlangıç etabında ciddi farklılık bulunmaktadır. Şayet bu programın 2 sezon yayınlanması durumunda davacının 494.000 TL gelir elde etmesinin mümkün olduğu ve davacının ticari risk alarak yapmış olduğu maliyetin 2 yıl içerisinde karşılanabileceği düşünülebilir. Buna ek olarak, şayet “...” programı rağbet görürse davacının ayrıca ek reklam gelirleri, program markasından elde edilecek ek gelirler, internet sitesinden elde edilecek ek gelirler sayesinde yapmış olduğu yatırımından kazanç elde etme ihtimalinin bulunduğu düşünülebilir. Somut olayda dava konusu proje kapsamında tv programı, internet sitesi ve marka devrine yönelik olarak yapılan sözleşmelerin bedelinin sayın bilirkişilerce yapılan değerlendirmeler uyarınca gabinin objektif unsuru olan edimler arasındaki orantısızlığa yol açacak düzeyde olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla TBK m. 28’de aranan ilk şartın gerçekleşmediği kanaatine ulaşılmaktadır. Bunun aksine, edimler arasında açık bir oransızlık olduğu kabulünde dahi, subjektif unsurlar bakımından bir inceleme yapmak gerekecektir. Sübjektif unsurlar açısından inceleme yapıldığında görülecektir ki, davacı şirket bir tüzel kişi tacir olup, basiretli davranma yükümlülüğü altındadır. Davacı şirket yetkilisi 1997 yılından bu yana ticaret hayatında olan, tecrübeli bir yöneticidir. Dava konusu sözleşmeler yapılmadan evvel, davacı şirket faaliyet konusunu değiştirmiştir. Dolayısıyla davacının faaliyet konusu içerisinde kalan yapım sektörünü bilmesi, dava konusu tv programı, internet sitesi ve marka hakkını içeren proje devrinin bedeli hakkında fikir sahibi olması beklenir. Basiretli bir tacir olmakla yükümlü olan davacı tacir açısından bilgisizlik, düşüncesizlik, deneyimsizlik durumları söz konusu olamayacağından, olsa olsa müzayaka halinin (zor durumda kalmanın) söz konusu olabileceği kanaatindeyiz. Bu noktada da atıfta bulunduğumuz Yargıtay kararları uyarınca somut olayda davacı tacirin müzayaka halinde olduğunu ispatlamaya elverişli somut deliller sunması gerekir. Davacı tacirin şirket yetkilisinin ayırt etme gücünden yoksunluğu dolayısıyla zor durumda kaldığının iddia edildiği anlaşılmakla birlikte, dosya içerisine sunulan deliller incelendiğinde, ayrıntısı V. Bölüm, 1. Başlıkta açıklandığı üzere davacı tacirin sözleşmelerin yapıldığı tarihlerde ayırt etme gücünden yoksun olduğunu ispata yönelik sunduğu sağlık raporlarının davacının ayırt etme gücünün sözleşmelerin yapıldığı tarihlerde bulunmadığını ispat etmeye yeterli olmadığı görülmüştür. Dolayısıyla gabin iddiasına dayanan davacı tacir bakımından aranan sübjektif şartın da somut olayda karşılanmadığı sonucuna ulaşmaktayız. Buna ek olarak gabinden söz edilebilmesi için sömüren açısından mevcut olması gereken sübjektif şart olan oransızlığın zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden bilerek yararlanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi şartının da ispatlanamadığı görülmektedir. Zira bunun için davalının, davacı şirket yetkilisinin hastalığını biliyor olması ve bu durumdan bile isteye istifade etmesi gerekmektedir. Bu iddianın kabulü yönünde kanaat oluşturacak herhangi bir delile de dosya içerisinde rastlanamamıştır. Dolayısıyla, somut olayda dava konusu tv programı ve marka devir sözleşmelerinin bedelinin objektif olarak emsallerinden açıkça fahiş bir fiyata satıldığı kabul edilse dahi, gabinin sömüren ve sömürülen açısından aranan sübjektif şartları olan müzayaka halinde kalınmasının sömüren tarafından bilinmesi ve kasten bu durumun sömürülmesi olguları somut olayda gerçekleşmediğinden, -takdiri Sayın Mahkemenize ait olmak üzere- gabin hükümlerine dayalı olarak taraflar arasında akdedilen sözleşmelerin iptalinin ileri sürülmesinin mümkün olmadığı kanaatine varılmıştır.
8............ Markasının/Marka Başvurusunun Devrine İlişkin Sözleşmeler Açısından; TPE Markalar Dairesi’nin 05.06.2009 tarihli ilgili yazısından ve markaya yönelik TPMK kayıtlarından ..08.2008 tarihinde markanın tescili için başvurulduğu; ... markası için 02.02.2009 tarihinde yayın kararı verilerek, 12.02.2009 tarihinde marka bülteninde markanın yayınlandığı ve tesciline karar verildiği; taraflar arasındaki devir sözleşmelerinin imzalandığı 25.11.2008 ve 02.12.2008 tarihlerinde markanın tescil işlemlerinin devam ettiği anlaşılmaktadır.Devir işlemi bir tasarruf işlemi mahiyeti taşıdığından devre yönelik 25.11.2008 tarihli protokol ve 02.12.2008 tarihli “...” markası devir sözleşmesi imzalandıktan sonra devre konu marka üzerindeki bütün haklar devralana geçmiştir. Dolayısıyla tescil ücretinin yatırılması yükümlülüğünün de devralan üzerinde olacağı düşünülmektedir. Devir döneminde yürürlükte bulunan mülga 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Uygulamasına Dair Yönetmelik (27.06.1995 R.G. yayım tarihli, 22326 R.G. sayılı Yönetmelik) m.16/6 gereğince “Devir, taraflardan birinin talebi üzerine, sicile kayıt edilir ve yayınlanır.”. Ayrıca aynı maddenin 7.fıkrası gereğince “Devir, sicile kayıt edilmediği sürece, taraflar markanın tescilinden doğan yetkileri iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri süremez.” “.......” markasının devrine konu sözleşmelerin yapıldığı tarihler olan 25.11.2008 ve 02.12.2008 tarihleri açısından konuya yaklaşıldığında, bu sözleşmelerin yukarıdaki yönetmelik hükümlerine tabi olduğu ve devir işleminin davacı tarafından da yapılabileceğinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Dolayısıyla tescilsiz “...” markasının/marka başvurusunun devrinin mümkün olduğu; sicile kayıt işlemlerinin veya başvurunun sicile kaydının tamamlanmasına yönelik işlemlerin davacı tarafından da yapılabileceği düşünülmektedir. Aynı Yönetmelik m.16 düzenlemesi sicile kaydın kurucu nitelikte olmadığını ve bildirici mahiyet taşıdığını gösterdiğinden, mülga yönetmelik m.16/3 uyarınca yapılan yazılı devir sözleşmesi ile tescil başvurusu yapılmış “...” markasının davacıya devrinin mümkün olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
9.... Markasına Yönelik Tescil Engelleri Açısından; Dava konusu ... markasının bütünsel açıdan ele alındığında marka algısı yarattığı, coğrafi kaynak göstermediği, ayırt edici nitelikte olduğu gerekçeleriyle tescil edilebilir bir marka olduğu; dolayısıyla mülga 556 sayılı KHK m.7/1(c) hükmüne dayalı olarak tescil engeli taşımadığı;
Ayrıca “...” markasında yer alan “Türkiye” ibaresinin 556 sayılı KHK m.7/1/(g) ve (h) hükümlerindeki yasaklara da tabi olmadığı; Zira “Türkiye” ibaresinin “Yetkili mercilerden kullanmak için izin alınmamış ve dolayısıyla Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesine göre reddedilecek” markalardan veya “Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesi kapsamı dışında kalan ancak kamuyu ilgilendiren, tarihi, kültürel değerler bakımından halka mal olmuş ve ilgili mercilerin tescil izni vermediği diğer armalar, amblemler veya nişanları içeren” bir ibare olmadığı; Sözleşmelerin imzalandığı tarihte yürürlükte olan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.48/3 hükmü (6102 sayılı TTK m.46/3 hükmü) uyarınca “(Türk), (Türkiye), (Cumhuriyet) ve (Milli) kelimeleri bir ticaret unvanına ancak İcra Vekilleri Heyeti kararıyla” konabileceğine ilişkin kısıtlamanın sadece ticaret unvanları açısından öngörülmüş olduğu; marka başvurularına ve tesciline uygulanabilecek bir kısıtlama olmadığı sonuçlarına ulaşılmaktadır...” şeklinde görüş bildirdikleri tespit edilmiştir.İlk derece mahkemesince aynı bilirkişi heyetinden alınan █████/2024 tarihli ek raporda; "…TV programının maddi değerlemesi açısından; ....... adlı TV programının sadece 1 bölüm ekranda yayınlandığı, maliyetlerden ve kazanç sağlanamadığından dolayı devamlılığının olamadığı hususunun güçlü olduğu, Program üretimi için katlanılan prodüksiyon ve işçilik maliyetleri düşüldükten sonra, 13 bölümlük bir sezon boyunca, tahmini olarak bölüm başına 2.200 TL olmak üzere ancak 28.600 TL gelir elde edilebileceği, Kök raporda belirtilen şekilde başarılı bir sponsorluk ve reklam satışı yapılamadığı takdirde ise zarar oluşturacağı, Bir TV programı yapabilmenin ayrı dinamikleri ve çekim maliyetleri olduğundan dolayı, program adının... olarak belirlenmiş olmasının veya program formatının tek başına kazanç sağlayacak bir unsur olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
- Gabin açıklamalarına olan itirazlar açısından; Gabinin sömüren ve sömürülen açısından aranan sübjektif şartları olan müzayaka halinde kalınmasının sömüren tarafından bilinmesi ve kasten bu durumun sömürülmesi olguları somut olayda gerçekleşmedi ğinden, -takdiri Sayın Mahkemenize ait olmak üzere- gabin hükümlerine dayalı olarak taraflar arasında akdedilen sözleşmelerin iptalinin ileri sürülmesinin mümkün olmadığı yönündeki kök rapordaki kanaatimiz ek rapor bakımından da geçerlidir.
- Davacının fiil ehliyeti yönünden yapılan açıklamalara olan itirazlar açısından; Davacı tacirin sözleşmelerin yapıldığı tarihlerde ayırt etme gücünden yoksun olduğunu ispata yönelik sunduğu sağlık raporlarının, sözleşmelerin yapıldığı tarihlerde davacının ayırt etme gücünün bulunmadığını ispat etmeye yeterli olmadığı yönündeki kök rapordaki görüşümüz yinelenmektedir…" şeklinde görüş bildirilmiştir.
G E R E K Ç E
: Dava, taraflar arasında imzalanan marka devir sözleşmesinin iptali, sözleşme nedeniyle davalıya ödenen 150.000,00 TL’nin istirdatı ile, "..." isimli program formatının haklarının davalı tarafından davacıya devredilmesine ilişkin sözleşmenin iptali ile sözleşme nedeniyle davalıya 450.000,00 TL borçlu olmadıklarının tespiti davasıdır.Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf yargı yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya incelendiğinde; davacının sözleşme iptali, istirdat ve borçlu olmadığının tespiti taleplerini, davacı şirket adına sözleşmeyi imzalayan şirket yetkilisi ...’ın psikolojik rahatsızlıkları nedeniyle fiil ehliyetinin bulunmadığı, müvekkiline programın haklarının ve markaların fahiş fiyatla satıldığı, davalının müvekkilinin tecrübesizliğinden faydalanarak sözleşmeyi imzalattığı ve gabin iddialarına dayandırmıştır.Ancak, davacı şirket yetkilisi ...’ın sözleşmenin imzalandığı tarihte fiil ehliyetinin bulunmadığı iddiası ispatlanamadığı gibi, davacı şirketin bir ortağı daha olmasına rağmen, şirketi temsil yetkisinin fiil ehliyetinin bulunmadığı iddia edilen ...’a verildiği ve bu yetkisinin devam ettirildiği, ...’ın yıllardır aktif olarak ticari faaliyetlerine devam ettiği anlaşıldığından, davacı vekilinin fiil ehliyetine ilişkin istinaf talebi kabul edilmemiştir.
Davacı vekilinin satış bedelinin fahiş olduğuna dair istinaf talebiyle ilgili yapılan incelemede; marka değerleme uzmanı ve TV yapımcısı bilirkişilerin de bulunduğu en son alınan bilirkişi raporunda, "..." program formatının eser niteliğinde olduğu, marka değerinin 100.000,00-150.000,00 TL olduğu, markanın tescil engeli bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu durumda, program formatının iyi bir şekilde işlenmesi, kullanılması ve pazarlanması halinde kar elde edilebileceği, ayrıca internet dahil olmak üzere tüm haklarının ve marka haklarının da davacıya devredilmiş olması nedeniyle, sözleşme serbestisi içinde davacının ödemeyi kabul ettiği bedelin fahiş olduğu iddiasıyla sözleşmenin geçersiz olduğunun iddia edilemeyeceği kanaatine varılmıştır.Kaldı ki, davacı şirket tacir olup, ticari faaliyeti kapsamında, basiretli bir tacir olarak hareket etmesi ve piyasa şartlarını, fiyatlarını bilmesi gerektiğinden, davacı vekilinin bu konudaki istinaf talebi de kabul edilmemiştir.Davacı tarafın gabin iddiasıyla ilgili yapılan incelemede ise; davacı şirketin sözleşmeyi imzaladığı tarihte müzayaka halinde olduğuna dair dosyaya delil sunulmadığı gibi, davalının da davacının müzayaka halini bildiği ve bundan faydalandığına dair de bir delil sunulmamıştır. Bu nedenle olayda gabin koşullarının da mevcut olmadığı anlaşılmakla, Mahkemece davanın reddine karar verilmesi yerinde olup, davacı vekilinin tüm istinaf taleplerinin reddine karar verilmiştir.
H Ü K Ü M
: Yukarıda açıklanan gerekçe ile:
1-6100 sayılı HMK.'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gereken 732,00 TL maktu harçtan, peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL eksik harcın davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,
3-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,
4-İstinaf yargılama giderleri olarak; Davacı tarafça yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda iş bu kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere █████/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!