Anahtar kelimeler: Organsızlık Organsız Tereke Kayyımı Talebiyle Atanması Kayyım Esası İlkesi Anadolu

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: ████████
KARAR NO
: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: İSTANBUL ANADOLU 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2025
NUMARASI
: ████████ E. - ████████ K.
DAVANIN KONUSU
: Organsızlık nedeniyle şirkete kayyım atanması
Taraflar arasında görülen organsız kalan şirkete yönetim kayyımı atanması davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda, ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen hükme karşı, davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası, davacı vekilinin istinaf başvurusuyla birlikte ihtiyati tedbir talep etmesi nedeniyle öncelikle ele alınıp usul ekonomisi ilkesi gereğince tedbir talebiyle birlikte işin esası da incelendi.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı tereke temsilcisi vekili, dava dilekçesinde özetle; ...'in 10.03.2022 tarihinde vefat ettiğini ve geriye mirasçıları olarak ... ve ...'in kaldığını, mirasçılardan ...'in Şile Sulh Hukuk Mahkemesinin 2022/4 Tereke dosyası üzerinden bir tereke tespit davası açtığını ve 09.03.2023 tarihinden itibaren ...'nın tereke idare memuru olarak atandığını, murisin vefatından önce davalı ... ... Ltd. Şti'de %50 oranında hissedar olduğunu, şirketin de terekeye tabi şirketlerden olduğunu, mirasçı ...'in tarafından, ... ... Ltd. Şti'nin aktiflerinin diğer mirasçı ... tarafından kendi ve aile bireylerine ait şirketlere aktarıldığını iddia ettiğini, terekenin korunmasının tereke memurunun görevi olduğunu, talep üzerine istenen vergi dairesi kayıtlarından davalı şirketin ...'e ait ... firmalarına ciddi miktarda satış yaptığı, başka firmalara ise neredeyse satış yapmadığı, yapılan araştırmada şirketin ciddi miktarda vergi borcu bulunduğu ve yapılandırılan vergi borcunun ödenmediğinin anlaşıldığını, şirketin tüm hesap hareketlerinin ... firmaları ile gerçekleştirildiğinin BA/BS formlarından anlaşılması ve mirasçılardan ...'in iddiaları göz önünde bulundurulduğunda, terekenin korunması ve zarara uğramasının önüne geçmek için 12.10.2023 tarihli dilekçe ile Şile Sulh Hukuk Mahkemesinin 2022/4 Tereke dosyası kapsamında şirkete bir yönetim kayyımı atanmasının istendiğini, şirketin faaliyet konusuna göre madenin rezervinin her geçen gün azalacağını, mahkemenin verdiği 03.11.2023 tarihli ara karar ile tereke temsilcisine yönetim kayyımı atanmasına ilişkin dava açılması için süre verildiğini, düzenlenen yetki belgesi kapsamında dava açıldığını ileri sürerek, davalı ... . Ltd. Şti'ye yönetim kayyımı atanmasına, şirketin faaliyet konusu ve rezervin azalmasının önlenmesi için tedbiren yönetim kayyımı atanmasına karar verilmesini istemiştir.Davacı vekili, 15.07.20215 tarihli ıslah dilekçesiyle davasının tam ıslah etmiş olup bu ıslah dilekçesinde; şirketin tek yöneticisi olan ...'in aldığı ceza mahkumiyetleri nedeniyle TCK'nin 53-1.d hükmü uyarınca şirket müdürlüğü görevinin sone erdiğini ve böylece şirketin organsız kaldığını belirterek, davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasına karar verilmesini talep etmiş, ayrıca ihtiyati tedbir talebini de tekrarlamıştır.
Davalı ...Limited Şirketi vekili, savunmasında özetle; Şile Sulh Hukuk Mahkemesinin 2022/4 Tereke sayılı dosyasından alınan yetki ile açılan ve hukuki temelden yoksun davanın reddi gerektiğini, diğer mirasçı ... vekilinin tereke dosyasına sunduğu asılsız bilgilerle davanın açıldığını, dava dilekçesinin 5. maddesinde şirketin aktiflerinin pasifleştirildiği, ... tarafından kendi aile bireylerine kaçırıldığının iddia edildiğini, oysa müvekkili ... Ltd Şti'nin madencilik faaliyetini devam ettirdiğini, şirket ile iş yaptığı firmaların 2014 yılından sonraki kayıtlarının incelenmesi halinde bu durumun anlaşılacağını, şirketin 2023 yılına kadar olan tüm vergi borçlarının ödendiğini, davalı şirketin büyük çoğunlukla dava dışı ... Ltd.Şti'ne batış yaptığı ve başk kişilere satış yapmadığının iddia edildiğini, oysa tereke dosyasındaki 09.11.2018 tarihli "İşletme Sözleşmesine" göre bunun olması gereken bir ticari hal olduğunu, şirketin daha önce de ... Ltd. ile aynı şekilde ticaretini yürüttüğünü, bunun şirketi zarara uğratma olmayıp taş ocağı işletmeye başladığından beri uyguladığı ticari faaliyet olduğunu, dilekçede belirtilen mali durumlara ilişkin bilgilerin hatalı olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Sonuç olarak yukarıya aynen aktarılan cevabi yazı içeriğinde yer alan TCK. Madde 53 düzenlemesi, cevabi yazıya göre █████/2025 tarihinde gerçekleşen şartla salıverilmesi, Şile Asliye Ceza Mahkemesinin ████████ Esas ve ████████ Karar sayılı olup, █████/2023 tarihinde kesinleşmiş olan ...'in mahkumiyetine ilişkin hükmün yoksun bırakmayla ilgili 6 nolu hüküm fıkrası, gerekli kısımları yukarıya aynen alınan BAM kararının içeriği, Anayasa Mahkemesinin dolaylı olarak ışık tutan ████████ Esas ve ███████ Karar sayılı █████/2015 tarihli kararı, TCK. Madde 53/1-d düzenlemesinin ne şekilde uygulandığına ilişkin Mahkememizce yapılan araştırmada gözetilmesi gereken karar kılmış belli bir infaz şeklinin belirlenememiş olması, şahsın şartla tahliyeye bağlı olarak fiilen yönetime vaziyet ediyor olması ve ticaret sicilinde de işlem yapabilir olması, açık bir düzenleme olmadığı takdirde mahrumiyete ilişkin hususların olabildiğince sınırlı olarak yorumlanmasının hem demokratik toplum yapısı ve hem de çok istisnai şartlarla müdahale edilmesi gereken şirketlerin kendi iç yönetimlerinin esas olması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde ve söz konusu BAM kararı ışığında davalı şirkette organ boşluğunun olmadığı; TCK. Madde 53/1-d düzenlemesine göre yöneticiliğin kendiliğinden düşmediğinin ve fakat bir hakkın tahliye tarihine kadar, olayınızda █████/2027 tarihine kadar geçerli olmak üzere bu yaptırıma maruz kalan yöneticinin yeniden seçilmesine engel teşkil edileceğinin kabul edilmesi ve bu yönde yorum yapılmasının daha isabetli olacağı ve sonuçta hukuken ve fiilen mevcut yöneticinin görevi başında olması nedeniyle organ boşluğundan söz edilemeyeceği kanaatine varıldığından sübut bulmayan tam ıslahlı davanın reddine ve buna bağlı olarak tam ıslahlı davayla birlikte ileri sürülen tedbir talebinin de reddine ilişkin olmak üzere aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuş olup, tam ıslah nedeniyle HMK. Madde 178/1 gereğince teminat alınmasına rağmen davalı tarafın bu nedenle ortaya çıkan zararı dosya kapsamı ile kesin olarak tespit edilemediğinden bu madde yönünden teminatın akibeti HMK. Madde 392/2 maddesindeki sürece bırakılmıştır." gerekçesiyle, davanın ve ihtiyati tedbir talebinin reddine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı tereke temsilcisi ile ilgili kişi vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle:
İlk derece mahkemesi kararının pek çok yönden usul ve yasaya aykırı olduğunu, açık kanuni düzenleme olan TCK'nın 53. madde hükmünün yok sayılarak sonuca gidildiğini, mahkemenin açık kanun hükmüne rağmen yorum yaparak hukuk devleti ilkelerini ihlal ettiğini, mahkemece, TCK'nın 53. maddesine göre görevi sona eren ...'in fiilen görevinin başında bulunduğu gerekçesiyle davayı reddetmesinin vahim olduğunu, davada tam ıslah yaptıklarını, tam ıslah öncesinde bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararına atıf yapılarak ilk derece mahkemesince nihai hüküm verilmiş ise de BAM kaldırma kararında organ boşluğu bulunmadığına dair bir tespit bulunmadığını, ilk derece mahkemesinin BAM kararını yanlış anladığını, şirketin devamlılığı gerekçe gösterilerek karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, denetim kayyımı ve yönetim kayyımı tarafından dosyaya sunulan raporlarda yer alan usulsüzlüklerin de yok sayıldığını, zira şirketin faaliyetlerinin aktifleri azaltan ve pasifleri artıran bir yönde ilerlediğini, vergi dairesine, SGK'ya, orman işletme müdürlüğüne ve kamu kuruluşları ile diğer mirasçıların haklarına zarar verecek şekilde şirketin yönetildiğinin göz ardı edildiğini, oysa tereke mahkemesince, tereke temsilcisi olarak yaptığı araştırmalar dikkate alınarak bu davanın açılmasına izin verildiğini, hem azil hem de sorumluluk davası açılması ve savcılığa şikayet yapılması konusunda yetki verildiğini, Şile Sulh Hukuk Mahkemesince şirketin üretim araçlarına, maden ruhsatına ve tespit edilen aktiflerine tedbir konulmak suretiyle tereke korunmaya çalışılmışsa da ilk derece mahkemesinin hukuki gerekçesi olmayan bu kararla, terekeye zarar verici işlemlerin yapılmasının önünün açıldığını, tam ıslah tarihinden önce davalı şirket tarafından dosyaya ibraz edilen 09.07.2025 tarihli dilekçe ile tedbiren yönetim kayyımı atanmasının talep edildiğini, böylece davacı şirketin dahi kabulü söz konusu olduğu hâlde verilen ret kararının hukuka aykırı olduğunu, terekenin korunması bakımından şirkete yönetim kayyımı atanmasının elzem olduğunu, zira TCK'nın 53. maddesi uyarınca, mevcut yöneticinin görevinin sona erdiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına, davanın ıslah dilekçesi doğrultusunda kabulü ile şirkete yönetim kayyımı atanmasına ve dava sonuna kadar tedbiren yönetim kayyımı atanmasına karar verilmesini istemiştir.
İlgili kişi ... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle:
Dava süreçlerini ayrıntılı olarak açıklamış, davacının istinaf sebepleri doğrultusunda istinaf sebeplerini sıralamış ve ilk derece mahkemesinin usul ve yasaya aykırı kararının kaldırılarak davanın kabulüne ve tedbiren şirkete yönetim kayyımı atanmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, istinafa cevap dilekçesinde özetle;
Uyuşmazlığı özetlemiş, ilgili kişi ...'in davada taraf olmaması nedeniyle istinaf hakkı bulunmadığını, kayyım tarafından atanan şirket vekilinin beyanlarının geçerliliğinin bulunmadığını, şirkette organ boşluğu bulunmadığını, şirket hissedarı ve müdürü olan ...'in görevinin başında olduğunu, davacının azil talebinde bulunmadığını, hükümlünün bir sonraki seçime kadar görevini yapabileceğini, ancak yeniden seçilemeyeceğini TCK'nın 53.maddesinin bir koruma tedbiri olduğunu, sicil kayıtlarında kendisinin müdür olarak kayıtlı olduğunu, davacı tereke temsilcisinin sunduğu Yargıtay içtihatlarının hukuki bir infial olduğunu, kararların teyit edilmesi gerektiğini, zira bu şekilde verilmiş Yargıtay kararı bulunmadığını, yapay zeka ile üretilmiş kararlar olduğunu, kayyım atanması taleplerinin hukuki dayanaklarının bulunmadığını, şirkete zarar verici herhangi bir eylem ve işlem yapılmadığını belirterek, istinaf başvurularının reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, hukuki niteliği itibariyle davalı şirketin organsız olduğu gerekçesiyle yönetim kayyımı atanması ve ihtiyati tedbir taleplerine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı tereke temsilcisi ile ilgili kişi ... vekili tarafından, yasal süreleri içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Öncelikle belirtmek gerekir ki ilgili kişi ...'in kararı istinaf yetkisi bulunmadığından, anılan kişinin istinaf dilekçesi usulden reddedilmiş, davacı tereke temsilcisi vekilinin istinaf dilekçesi kapsamında inceleme yapılmıştır.Dava dosyasının yapılan incelenmesinde; ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbire itirazın değerlendirildiği 28.02.2025 tarihli ara kararın istinafı üzerine dava dosyasının istinaf incelemesi için Dairemize geldiği, Dairemizce yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin itiraz hakkında verdiği kararın gerekçesiz olup denetime elverişli olmadığı, dosyaya yansıyan belgelere göre ...'in hapis cezası aldığına ve böylece TCK'nın 53. maddesi gereğince görevinin sona erdiğine dair değerlendirme yapılarak sonuca gidilmiş ise de bu konudaki belgelerin celp edilmeden karar verilmesinin usule aykırı olduğu gerekçesiyle, ilk derece mahkemesinin itiraz hakkında verdiği ara karar kaldırılmış ve ceza kararları ve ilgili belgeler celp edildikten sonra organ boşluğu bulunup bulunmadığı da değerlendirilmek suretiyle itiraz hakkında bir karar verilmesi için dosya ilk derece mahkemesine gönderilmiştir. Dairemizin kaldırma kararının tarihi 22.05.2025'tir. Dairemizin kaldırma kararından sonra davacı tarafından 15.07.2025 tarihli tam ıslah dilekçesi verilmiş ve bu ıslah dilekçesinde özetle; dava tarihi olan 12.12.2023 tarihinde, dava dosyasına giren deliller arasında davalı yirket müdürü ... hakkında Şile Asliye Ceza Mahkemesinin ████████ E - ████████ K sayılı dosyasından 2 yıl 6 ay hapis cezası verildiği ve bu kararın 18.10.2023 tarihinde kesinleştiğine ve yine aynı şahıs hakkında dosyaya sunulan Şile Asliye Ceza Mahkemesinin ███████ E - ████████ K sayılı dosyasında 2 yıl 6 ay hapis cezası verildiği ve bu kararın da 24.11.2022 tarihinde kesinleştiğine dair belgelerin dosyaya sunulduğunu, anılan ceza kararları ile birlikte şirket müdürü ... hakkında TCK'nın 53/1.d maddesi gereğince şirket yöneticiliği yapma hakkından yoksun bırakılma kararı verildiğini, böylece anılan şahsın müdürlük görevinin yasa gereği kendiliğinden sona ermiş olması nedeniyle şirketin organsız kaldığını, yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca, ceza mahkemesince verilen kesinleşmiş mahkumiyet kararının temsil yetkisini ortadan kaldırdığını, böylece şirketin organsız kalmış olması nedeniyle davayı ıslah ettiklerini belirterek, TCK'nın 53. maddesi uyarınca organsız kalan davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasına ve karar kesinleşinceye kadar tedbiren yönetim kayyımı atanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili, anılan dilekçe ile davasını tam ıslah ettiğini beyan etmiş, davadaki talebini sadece ceza mahkumiyeti sonucu şirket müdürünün TCK'nın 53/1.d hükmü uyarınca müdürlük görevinin yasa gereği sona ermesi sebebine hasrederek, şirkete organsızlığı nedeniyle yönetim kayyımı atanmasını ve ayrıca tedbiren kayyım atanmasını talep etmiştir. Dairemizin kaldırma kararından sonra, ilk derece mahkemesince Şile 1. Asliye Ceza Mahkemesine müzekkere yazılmış, ceza ve infaz bilgileri istenmiş, anılan mahkemenin 29.07.2025 cevabi yazısı ekinde müddetname ile diğer infaz bilgileri gönderilmiştir. Buna göre, şirket müdürü ... hakkında Şile Asliye Ceza Mahkemesinin iki ayrı dosyada verdiği 2 yıl 6'şar ay hapis cezalarının içtima ettirildiği ve içtima sonucunda ceza infazına 13.02.2024 tarihinde başlandığı, 19.06.2025 tarihinde koşullu salıvermeden yararlandırıldığı, hak ederek (bihakkın) tahliye tarihinin ise 16.12.2027 olduğunun bildirildiği ve üst yazı cevabında "Yazımız ekinde gönderilen müddetnameden de anlaşılacağı üzere, ceza evine giriş tarihi: 13.02.2024, koşullu salıverilme tarihi: 19.06.2025, hak ederek tahliye tarihi: 16.12.2027 olduğunun belirtildiği, bu nedenle hükümlü hakkında verilen 53/1-d yönünde kısıtlılığın, hak ederek tahliye tarihi olan 16.12.2027 tarihine kadar devam edeceği, söz konusu ilamın infazen kapatılması akabinde hakkında verilen TCK madde 53/1-d yönünde kısıtlılığının da kapatılacağı" şeklinde bilgi verildiği anlaşılmıştır.
Görüldüğü üzere, asliye ceza mahkemesinin cevabi yazısı ve şirket müdürü ...'in ceza infaz bilgileri dikkate alındığında; TCK'nın 53/1.d hükmü uyarınca, kasten işlediği suçtan aldığı hapis cezasının yasal bir sonucu olarak şirket yöneticiliği görevinden yoksun bırakılmış durumdadır. Yani ceza mahkumiyetinin kesinleşmesi ile birlikte şirket yöneticiliği görevinin de kendiliğinden sona erdiği yasanın amir hükmüdür.
İlk derece mahkemesince kaldırma kararımız doğrultusunda araştırma yapıldığı hâlde, kaldırma kararımıza da atıf yapılarak eldeki istinaf konusu hüküm verilmiş ise de kaldırma kararında davanın esasına dair hiç bir değerlendirme bulunmamaktadır. Zira HMK'nın 353/1.a hükmü, istinaf dairesince işin esası incelenmeden karar verileceğine amirdir. Dairemizin kaldırma kararında, "...Dördüncü olarak mahkemece tedbir talebinin kabulüne yönelik itirazın duruşmalı olarak incelendiği, ancak duruşma sırasında dosyadaki sıfatı anlaşılamayan ... vekilinin, şirket müdürünün almış olduğu cezadan söz edildiği, sonuçta dört yıl on iki ay hapis cezası verildiğinin belirtildiği görülmüştür. Mahkemece bu beyan esas alınarak Şile Asliye Ceza Mahkemesinde verilen ve kesinleşen mahkumiyet kararı ve TCK'nın 53. maddesi uygulanması nedeniyle şirket müdürünün müdürlük görevini yapamayacağı anlaşıldığından denetim kayyımlığını yönetim kayyımlığına çevirmiştir. Ancak yukarıda belirtildiği üzere gerekçeli karardan ceza mahkemesi kararlarının hangileri olduğu ve ne kadar ceza verildiğine ilişkin herhangi bir açıklama yapılmamakla birlikte dosya içerisinde bulunan Şile Asliye Ceza Mahkemesinin ████████ esas, ████████ Karar sayılı dosyası ile ...'in iki ay altı ay hapis cezası ile cezalandırıldığı ve TCK'nın 53. maddesini a, d ve e bentlerinin uygulanmasına karar verildiği, ayrıca aynı mahkemenin ███████ sayılı dosyası ile ...'in iki yıl altı ay hapis cezasıyla cezalandırıldığı ve her iki kararın kesinleştiği görülmüştür. Bu itibarla ceza mahkemesi kararlarına usulüne uygun şekilde değerlendirilerek şirkette organ boşluğu bulunup bulunmadığının belirlenmesi, davacının talebinin açıklattırılması, dava tarihi ve karar tarihi itibariyle organ boşluğu bulunması halinde gerekçesi de gösterilmek suretiyle HMK'nın 297. maddesinde gösterilen şekle kıyasen riayet edilerek denetlenebilir bir gerekçeli karar oluşturulması için ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir" gerekçesiyle kararın kaldırıldığı belirtilmiştir. Görüldüğü üzere ilk derece mahkemesinin davanın esası ile ilgili yapacağı yargılamaya dair esaslı bir değerlendirme burada yapılmamıştır.İlk derece mahkemesince eldeki istinafa konu kararda atıf yapılan diğer bir karar ise Anayasa Mahkemesinin ████████ Esas - ███████ Karar sayılı, 08.10.2015 tarihli kararıdır. Anılan kararın incelenmesinde, TCK'nın 53. maddesinde Anayasaya aykırı kısımların iptal edildiği, Mevzuat Bilgi Sisteminde maddenin AYM tarafından iptal edilen kısımların çıkarılmış olduğu ve mevcut TCK'nın 53. maddesinde 1.d bendinin aynen yer aldığı, bu bende yönelik her hangi bir iptal hükmünün bulunmadığı anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararından sonra TCK'nın 53.maddesi, "Madde 53- (1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;[13]a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
b) Seçme ve seçilme ehliyetinden (…)13,
c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,
d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,
e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten, yoksun bırakılır.
(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.
(3) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ya da koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ya da koşullu salıverilen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir.[14]
(4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.[15]..." şeklindedir. Görüldüğü üzere ilk derece mahkemesinin karar gerekçesinde atıf yapılan Anayasa Mahkemesi kararının iptalinden sonra TCK'nın 53/1.d hükmü uyarınca, kasten işlenen ceza mahkumiyetinin sonucu olarak şirket yöneticiliği görevinin sona ereceği (yoksun olacağı) hükmü mevcuttur. Maddede şirket yöneticiliği görevinden yoksun bırakılacağı açıkça düzenlenmiş olup, emredici nitelikteki bu düzenlemede, mevcut şirket yöneticiliği görevi bakımından bir istisna getirilmediği açıktır. Sadece maddenin 3. fıkrasında, koşullu salıverilen hükümlünün velayet haklarını kullanmasına izin verilebileceği hüküm altına alınmış, şirket yöneticiliği hakkından yoksun bırakılma bakımından herhangi bir istisnaya yer verilmemiştir. Buna rağmen ilk derece mahkemesince genel bir cümle ile Anayasa Mahkemesinin anılan kararına da atıf yapılmış, ancak TCK'nın 53. maddesinin emredici hükmünün somut olayda uygulanmamasının gerekçeleri ortaya konulmamıştır.İlk derece mahkemesinin istinafa konu kararının büyük kısmının dosyadaki bilgi ve belgelerin tekrarından ve kopyalanmasından ibaret olup, gerekçe olarak sadece sondaki paragrafın yer aldığı, bu paragrafta ise Dairemizin kaldırma kararına ve AYM kararına atfen şirkette organ boşluğu bulunmadığı sonucuna varıldığı anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesi kararı bu anlamda HMK'nın 297. maddesinde öngörülen unsurları içermediği gibi TCK'nın emredici hükmünün uygulanmamasının AYM'nin kararı ile ne şekilde ilişkilendirildiği konusunda bir gerekçeye de yer verilmediği anlaşılmaktadır. Yine BAM kaldırma kararı ışığında şirkette organ boşluğu bulunmadığı yönünde yapılan değerlendirmenin de HMK'nın 297. maddesi anlamında bir gerekçe olarak kabulü mümkün görülmemiştir. İlk derece mahkemesince TCK'nın emredici hükmünün hangi gerekçe ile somut olayda uygulanmadığına dair denetlenebilir bir gerekçeye yer verilmediği gibi, davadaki ıslah sonucunda asıl uyuşmazlığın hangi gerekçelerle aşıldığı hususlarında yeterli gerekçeye yer verilmeksizin karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.Davacı vekili ihtiyati tedbir talep etmiş olup, bu talebin, işin esasını tekrar görecek olan ilk derece mahkemesince karara bağlanması uygun olacaktır. Zira daha önceki kaldırma kararımızda, ilk derece mahkemesinin tedbir bakımından ne şekilde değerlendirme yapılması gerektiği açıklanmış, ancak ilk derece mahkemesince itirazın konusuz kaldığı belirtilmiş ve davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin de hükümle birlikte reddine karar verildiği anlaşılmıştır.İlk derece mahkemesince, şirketin sicil dosyası, Asliye Ceza Mahkemesinden gönderilen bilgiler ve dosya kapsımı dikkate alınarak ve TCK'nın emredici nitelikteki açık 53/1.d hükmü dikkate alınarak, HMK'nın 297. maddesindeki unsurları taşıyan bir karar verilmesi gerekirken, yukarıda açıklanan şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Kaldırılan kararın 2. bendi ihtiyati tedbir talebinin reddi kararı olup bu karar da kaldırıldığından, davacının ihtiyati tedbir talebinin ilk derece mahkemesince derhal değerlendirilmesi gerekecektir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR
:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,
2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
3-Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin, ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine,
4-Taraflarca yatırılan istinaf peşin karar harçlarının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince iadesine,
5-Kaldırılan kararın icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,
6-İlgili kişi ...'in istinafa başvuru hakkı bulunmadığından, bu kişi tarafından yatırılan istinaf harçlarının kendisine iadesine,
7-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeniden verilecek hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
8-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine dair;
HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.04.03.2026
KANUN YOLU
:HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!