Anahtar kelimeler: İne Şimdi Karın Defterdarlığı Kazanacağının Zamana Etmemekle Danışmanlık Vade Vereceğinin

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI
: ███████ E., ████████ K.Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili; davalı ile 21.04.2005 tarihli kâr ortaklığı sözleşmesi imzaladığını, bu sözleşme ile davalının .. Defterdarlığı ile imzaladığı kat karşılığı inşaat sözleşmesine idari teknik ve her türlü iş için danışmanlık hizmeti vereceğinin ve karşılığında net karın %15'ine hak kazanacağının düzenlendiğini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile bu hususu şimdi dava etmemekle birlikte sözleşmenin 6. maddesinde o zamana kadar yaptığı masraflar tutarı olan 1.500.000 USD masrafın vade şartları gerçekleştiğinde tarafına ödeneceğinin de düzenlendiğini ileri sürerek, vade şartları gerçekleşmesine karşın tarafına ödenmeyen 1.500.000 USD masrafın tahsili için yaptığı takibe vaki itirazın iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiş, davacı vekili 26.02.2024 tarihli dilekçesi davasını tam ıslah ederek 1.500.000 USD masrafın 03.07.2012 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca Devlet Bankalarının USD ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı vekili; davacının sözleşmede düzenlenen edimlerini yerine getirmediğini, sözleşmenin 6. maddesinde yapılmış değil, yapılacak masrafların kastedildiğini, gerek edimlerin gerekse masrafların ispat edilemediğini savunarak davanın reddini istemiştir.III. MAHKEME KARARIMahkemenin 02.05.2015 tarihli kararıyla; taraflar arasındaki sözleşmenin 5/2. maddesi gereğince sözleşmenin 3. maddesindeki hizmetin yapılmaması/yapılamaması durumunda davacıya sözleşme gereği ücret ödenmeyeceğinin kararlaştırılmış olduğu, yine sözleşme kapsamından sözleşmedeki miktarın davacıya ödemesinin vadeye değil, şarta bağlı olduğu ve sözleşmenin konusunun ne sebeple olursa olsun yerine getirilememesi durumunda davacının ücret yanında masraf, tazminat ve kâr kaybı gibi taleplerde de bulunamayacağının kararlaştırıldığı, davacının sözleşme şartlarını yerine getirmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karar, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİYargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesince verilen 27.09.2017 tarihli ilamla; Mahkemece 6. maddede belirtilen hususların vade şartı olduğu dikkate alınarak bu şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin gerektiğinde yeniden rapor tesisi ile tespit edilerek sonucuna göre hüküm kurulması grekirken yazılı şekilde davanın reddi usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir.Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; sözleşme gereğince 12.10.2020 tarihinin vadenin gerçekleştiği tarih olarak kabulü gerektiği, vade gerçekleşmiş olduğundan davacının tam ıslah dilekçesi ile dava konusu yaptığı 1.500.000 USD'yi sözleşme hükümleri uyarınca talep edebileceği gerekçesiyle; davanın kabulü ile 1.500.000 USD alacağın, 26.02.2024 ıslah tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca Devlet Bankalarının USD ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı vekili; 03.07.2012 tarihinden itibaren faizin işletilmesi gerektiğini, faiz başlangıcının hatalı olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.Davalı vekili; alacak muaccel olmadan, dava şartı gerçekleşmeden davanın açıldığını, TBK 99. maddesi gereğince seçimlik hakkını TL olarak kullandıktan sonra tam ıslah ile yabancı para üzerinden talepte bulunulamayacağını, kâr ortaklığı sözleşmesinin fahiş tutar sebebiyle geçersiz olduğunu, yoruma muhtaç sözleşme için gerekli araştırma yapılmaksızın hüküm tesis edildiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, taraflar arasında imzalanan sözleşmeden doğan alacağın tahsili istemine ilişkindir.1. Dava dosyasının incelenmesinde; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 6. maddesinde vade şartının yer aldığı, söz konusu vade koşulları değerlendirildiğinde alacağın İstanbul 4. İdare Mahkemesi █████████ E., █████████ K. sayılı davasının kesinleştiği 12.10.2020 tarih itibariyle vadesinin gerçekleştiği ve muaccel olduğu tarih olarak kabulü gerektiği, davanın ise 18.09.2012 tarihinde açıldığı, 24.02.2024 tarihinde de tam ıslah dilekçesi verildiği anlaşılmaktadır.Öncelikle ıslah ve daha sonra da ifa zamanı gelmemiş alacak üzerinde durulması gerekmektedir.Islah, taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. IV, İstanbul 2001, s. 3965). Islah kurumu, iddianın ve savunmanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağının katılığından ileri gelen sakıncaları önleyen ve kurala getirilen istisnalardan biridir. Islah, istisnaî nitelik taşıdığından her usul işleminin değiştirilmesi için ıslaha gitmeye gerek yoktur. Islah sadece, iddianın ve savunmanın değiştirilmesi yasağının kapsamına giren konularda olur (Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder/Taşpınar Ayvaz, Sema/Hanağası, Emel; Medeni Usul Hukuku, Ankara 2020, s. 532).Davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte olan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 176 ve devamı maddelerinde ıslah kurumu ayrıntılı şekilde düzenlenmiş; 176. maddede davanın her iki tarafının da yargılama usulüyle ilgili bir işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği, ancak aynı dava içerisinde bu yola sadece bir kez başvurulabileceği; 177. maddede tahkikata tabi olan davalarda tahkikatın bitimine kadar yapılabileceği hüküm altına alınmıştır.Islah, taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini, bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan ve karşı tarafın onayını gerektirmeyen bir yoldur. Bir başka deyişle ıslah, iyi niyetli tarafın davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıklarını düzeltmesine, eksiklikleri tamamlamasına, bu çerçevede yeni deliller sunabilmesine olanak sağlayan bir kurumdur.Islah kurumunun amacına varması için, hukuk yargılamasının amacından ve ona sıkı sıkıya bağlı olarak “usul ekonomisi” ve “usulî hakkaniyet” ilkelerinden hareket edilmesi zorunludur. Adaletli karar verilmesinde ise “usul ekonomisi” ilkesi çok önemli rol oynar. Hukuk yargılamasının amacı, biçimsel gerçekliği aramak değil adaletli karar vermek olmalıdır. Diğer deyişle biçimsellik, maddi gerçeklerin bir yana bırakılmasına neden olmamalıdır. Ancak, yargılamanın biçimden tamamen arıtılması da kuşkusuz düşünülemez. O hâlde kabullenilmesi gereken “biçimsellik”, hakkaniyete uygun bir biçimsellik olmalıdır. Bu ilkeye “usulî hakkaniyet” denilebilir. Buradan hareketle, ıslah kurumu da, diğer usul kurumları gibi yargılamanın ana amacına hizmet etmelidir (Yılmaz, Ejder: Islah, 2013, s. 77).Islahın konusunun tarafların yapmış oldukları usul işlemleri olduğu bir gerçek olduğuna göre, ıslahla düzeltilecek usul işlemlerinin neler olduğundan söz etmek gerekir. Gerek öğreti, gerekse Yargıtay davanın değiştirebileceğini ve genişletilebileceğini aynı şekilde savunmanın genişletilebileceğini ilke olarak kabul etmektedir. Yine müddeabihin (davada talep olunan miktarın) artırılıp artırılmayacağı hususu da bir usul işlemi olup ıslahın konusudur (Kuru, C. IV, s. 4035).Islahın amacı, yargılama sürecinde, şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olduğundan, hak ve alacağı bu sürecin dışında ortadan kaldırmış olan işlemlerin, yani maddi hukuk işlemlerinin ıslah yoluyla düzeltilebilmesi imkânı bulunmamaktadır. Bir başka deyişle, maddi hakkı sona erdiren maddi hukuk işlemleri ıslahla düzeltilemez. Feragat, kabul, sulh gibi işlemler, velev ki dava içinde yapılsın, asıl hakkı ortadan kaldırdıklarından, usul işlemi olduğu kadar (davayı etkilediği için usul işlemidir) maddi hukuk işlemi mahiyeti taşımaktadır ve bu sebeple, bu işlemlerin de ıslah yoluyla düzeltilmesi imkânsızdır. Çünkü ıslah, yargılama hukukunun şekle ve süreye bağlılığından kaynaklanan zımnî hak kayıplarının telafisi için öngörülmüş bir müessesedir. Açık bir irade beyanı ile terk edilen haklar, maddi gerçeğin şekle feda edilmesi gibi bir sonuç doğurmadığı için ıslahın konusu olamaz.Bilindiği gibi, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 87. maddesinin son cümlesindeki “müddei ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez” hükmü Resmî Gazete’nin 04.11.2000 tarihli nüshasında yayınlanan Anayasa Mahkemesinin 20.07.1999 tarihli 1999/1 E., ███████ K. sayılı kararı ile dava açıldıktan sonra davacının müddeabihi “ıslah” yoluyla artırılmasını önleyen bu kural, bir hakkın elde edilmesini zorlaştırdığından ve davacıyı ikinci kez dava açmaya zorladığından Anayasa’nın hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu ve hak arama özgürlüğünü kısıtladığı gerekçesiyle Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir.Bundan böyle davacı, dava dilekçesinde gösterdiği müddeabihini (davalı muvafakat etmese bile) aynı dava içinde ıslah yolu ile artırabilecektir. Bu düzenleme, davacının ilk dava dilekçesinde saklı tuttuğu fazlaya ilişkin hakkını ek bir dava ile istemesine engel olmayacaktır.Bu konuda HUMK zamanında verilmiş olan 04.02.1948 tarihli ve ███████ E., 1948/3 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da (İBK) yukarıda bahsi geçen hükümler benimsenmiş; ayrıca ıslahın tahkikat ve yargılama bitinceye kadar yapılabileceği, Yargıtayca hüküm bozulduktan sonra bu yoldan faydalanmanın mümkün olamayacağı kabul edilmiştir. Sözü edilen kararda taraflardan birine davanın herhangi bir aşamasında ıslah olanağı tanınmasının davaların sonu alınamayacak şekilde uzamasına neden olacağı, bu istisnai yolun bozmadan sonraki aşamalara da yaygınlaştırılmasının, bozmaya uyulmasıyla kazanılan hakları ihlal edebileceği gibi davanın tamamen ıslah edildiği hâllerde işin sonuçlandırılmasını güçleştireceği vurgulanmıştır.Öte yandan, HMK’nın 177/1. maddesinin tahkikat sonuçlanıncaya kadar ıslah yapılabileceğini öngördüğü, bu sebeple Yargıtayın bozma kararı sonrasında tahkikat safhasına dönüleceğinden bozmadan sonra ıslah yapılabileceği, HMK’nın 177. maddesinin yanlış yorumlandığı, 1948 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının HMK karşısında güncelliğini kaybettiği, bozma kararı sonrasında ıslah yapılıp yapılamayacağına dair Yargıtay Daireleri arasında görüş aykırılığı bulunduğu ileri sürülerek 1948 tarihli içtihadın birleştirilmesi kararının değiştirilmesi talep edilmiş ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 E., 2016/1 K. sayılı kararında 04.02.1948 tarihli ve ███████ E., 1948/3 K. sayılı içtihadı birleştirme kararındaki benzer gerekçelerle “bozma kararı sonrası ıslah yapılamayacağına ve içtihadı birleştirme kararının değiştirilmesinin gerekmediğine” karar verilmiştir.28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile bozmadan sonra da ıslah yapılabileceğine ilişkin hüküm getirilmiştir.Nitekim, aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 19.10.2021 tarihli ve 2017/3-2281 E., █████████ K. sayılı kararında da yer verilmiştir.Islah, bunu yapan tarafın teşmil edeceği noktadan itibaren, bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğurur (HMK m. 179). Gerek öğretide, gerekse yerleşik yargısal kararlarda, davanın tamamen ıslahında yeni bir dava açılmamış sayılacak, tamamen ıslah edilen dava ilk açılan davanın devamı niteliğinde olduğundan, bunun doğal sonucu olarak, zamanaşımı, hak düşürücü süre ilk davanın açıldığı tarihteki duruma göre dikkate alınacaktır. Onun için davanın tamamen ıslahında ıslah olunan dava, ilk dava gününde açılmış sayılacaktır (Kuru, C. IV, s. 3998 vd/ Ansay, Sabri Şakir: Hukuk Yargılama Usulleri, Ankara 1960, s. 194 vd/ Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukukunun Esasları, İstanbul 1973, s. 335 vd/ Yılmaz, s. 623-628) (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.05.2022 tarihli ve 2019/3-178 E., ████████ K. sayılı ilamı).İfa zamanı gelmemiş bir alacak için açılan davada hukukî yararın bulunup bulunmadığı hususunda ise davacının hukukî yararından söz edilemeyeceği, keza ifa zamanından önce borcun ifasının talep edilemeyeceği, dolayısıyla alacaklının bu durumda doğmuş ve güncel bir menfaatinin bulunmadığı kabul edilmelidir.Taraflarca kararlaştırılmamış veya işin mahiyetinden aksi anlaşamıyorsa her borç doğduğu anda muaccel olur (TBK m. 90). Ancak taraflar ifa zamanını açık veya örtülü olarak belirleyebilir, bu süreyi daha sonra uzatabilir, değiştirebilir ya da kaldırabilirler. Her halükârda borcun istenebilir hâle gelebilmesi için muaccel olması, yani kararlaştırılmış ifa zamanının gelmiş olması gerekmekte; alacaklı, ancak borcun muaccel olmasıyla borçludan ifayı isteyebilmekte ve ifanın yerine getirilmemesi hâlinde borçluyu dava edebilir hâle gelmektedir.Yukarıdaki açıklamalardan da görüleceği üzere, dava tam ıslah edilmiş olsa da ilk davanın devamı niteliğinde olduğundan ilk dava tarihi olan 18.09.2012 tarihinde ifa zamanı gelmemiş (vadesi gelmemiş, muaccel olmayan, müeccel) bir alacak için açılmış dava, erken açılmış dava niteliğinde olduğundan, bu davanın açılmasında henüz hukukî yarar bulunmamaktadır. O nedenle, HMK’nın 114/1-h bendinde dava şartları arasında sayılan hukukî yararın bulunmadığı durumda davanın HMK’nın 115/2. maddesi gereği usulden reddine karar verilmesi gerektiği (18.02.2022 tarihli 2019/5 E., 2022/1 K. Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı) anlaşılmaktadır.O halde Mahkemece davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.2. Bozma nedenine göre davalı vekilinin sair ve davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;1. Temyiz olunan Mahkeme kararının davalı yararına BOZULMASINA,2. Bozma nedenine göre davacı vekilinin tüm ve davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine,6100 sayılı Kanun’un Geçici 3. maddesi atfıyla 1086 sayılı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,07.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.KARŞI OYDava, taraflar arasında imzalanan kâr ortaklığı sözleşmesi kapsamında davacının yaptığı masraf tutarı olan 1.500.000 USD’nin tahsili istemine ilişkindir. Dairemizce, sözleşmedeki vade şartının yerine gelip gelmediğin araştırılması yönünde bozma kararı verilmiştir.Mahkemece bozma sonrası araştırma yapılmış, vade şartının dava açıldıktan sonra gerçekleştiği sonucuna varılmış ve alacağın davacı tarafından yapılan tam ıslah ile istenebileceği kanaatiyle davanın kabulüne karar vermiştir.Daire çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf, vadesi/istenebilir hale gelmemiş, şekil şartı eksikliği olan alacak yönünden tam ıslah ile şekil şartının düzeltilip düzeltilemeyeceği noksanda toplanmaktadır.6100 sayılı HMK’nın 114/1-h maddesine göre davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması dava şartlarındandır. İfa zamanı gelmemiş bir alacağın dava edilmesinde hukuki yararın olmadığı düşünülür. Davada hukuki yarar yokluğu, HMK 115/2. maddeye göre davanın usulden reddi sonucunu doğurur. Genel olarak usulden ret kararları kesin hüküm teşkil etmez ve eksiklik giderildiğinde aynı dava tekrar açılabilir.HMK’nın 115. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekildedir.(2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.(3) Dava şartı noksanlığı, Mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez.Usul hukukumuzda ıslah müessesi usule ilişkin işlemlerin, şekil noksanlıklarının düzeltilmesini sağlayan kurumdur. Davanın tamamen ıslahını düzenleyen 180. maddeye göre; “Davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren taraf, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Aksi hâlde, ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.”HMK 178/1. maddeye göre; “Islah eden taraf, ıslah sebebiyle geçersiz hâle gelen işlemler için yapılan yargılama giderleri ile karşı tarafın uğradığı ve uğrayabileceği zararları karşılamak üzere hâkimin takdir edeceği teminatı, bir hafta içinde, Mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Aksi hâlde, ıslah yapılmamış sayılır.”Davasını tamamen ıslah eden davacı, yeni bir dava dilekçesi verirse Mahkeme madde 178’e göre yargılama giderlerini ve davalının zararını karşılamak üzere takdir edilen teminatın da Mahkeme veznesine yatırılmasından sonra davayı yeni dava dilekçesine göre yürütür.Maddi hakkı sona erdiren maddi hukuk işlemleri ıslahla düzeltilemez ise de ıslah ile yargılama hukukunun şekle ve süreye bağlılığından kaynaklanan zımnî hak kayıplarının telafisi mümkündür.Çoğunluk görüşüne göre somut olayda hâkim, davayı dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verecek ve akabinde davacı aynı davayı yeniden açabilecektir. Bu usul hakkın elde edilmesini zorlaştırmakta ve geciktirmektedir. Tam ıslah ile düzeltilebilecek bir usul hatası yerine ikinci kez dava açılmaya zorlanmaktadır. Madem yeni bir dava ile eksik şekil şartı düzeltilebildiğine göre tam ıslah ile de aynı sonuca ulaşılabilmelidir. Sonuçta, davalı tarafın ilk açılan dava dilekçesi nedeniyle hakkı zail olmamakta, dava usulden ret olmuş gibi yargılama giderleri lehine oluşturulmaktadır.HMK’nın 30. maddesinde usul ekonomisi ilkesinden bahsedilmektedir: “Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”Vade zamanı gelmemiş bir alacak dava edildiğinde Mahkemece vade tarihi beklenemez ise de dava aşamasında bir şekilde vade tarihi dolmuş ise alacak istenebilir hale geldiğinden davacı tarafından tam ıslah ile usul işleminin düzeltilmesi usul ekonomisine daha uygun olacaktır. Yeni bir dava ile aynı sonuca ulaşılabiliyorsa yeni bir dava açmaya zorlanmadan tam ıslah ile yeni bir dava dilekçesi verilmesi buna imkân tanıdığı, bu nedenle yerel Mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.