Anahtar kelimeler: Ret Görüşü Tür İstemlerinin Kasten Suçlar Esastan Yaralama Mağdur Hükmolunan
1. Ceza Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
SUÇLAR
: Kasten yaralama
HÜKÜMLER
: İstinaf başvurularının esastan reddi kararları
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: Ret, temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanması
Sanıklar hakkında katılan ...'a karşı kasten yaralama suçundan kurulan hükümler yönünden; İlk Derece Mahkemesince sanıklar hakkında hükmolunan cezaların tür ve miktarı ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararları ile bu suça yönelik temyizin niteliği dikkate alındığında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/2-a maddesi uyarınca hükümlerin temyizinin mümkün olmadığı belirlenmiştir.
Sanıklar hakkında mağdur ...'a karşı kasten yaralama suçundan kurulan hükümler yönünden; İlk Derece Mahkemesince sanıklar hakkında kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Kanun'un 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Eskişehir 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.10.2023 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile; sanıklar hakkında mağdur ...'ı kasten yaralama suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 86/1, 86/3-e, 87/2-b, 29, 62, 53. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 6 yıl 12... gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 07.03.2024 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik lehe istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1.Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; sanığın atılı suçu işlemediğine, suç kastı bulunmadığına, mevcut delillere göre mahkûmiyet kararı verilemeyeceğine ilişkindir.
2. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; sanığın atılı suçu işlemediğine, iştirak iradesinin bulunmadığına ilişkindir.
III. GEREKÇE
1.Sanık ... Hakkında Mağdur ...'a Karşı Kasten Yaralama Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
a)Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, hükme esas alınan adlî raporun yeterli olduğu, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı anlaşıldığından, ileri sürülen temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümde bozma nedeni dışında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
b) Av tüfeği ile yakın mesafeden bacağa yönelik yapılan atışlarda, toplu saçma girişi ile geniş doku ve kemik defekti (eksikliği, kaybı) yanında ana damar ve sinir paketinin tamamen parçalanıp ani ve bol miktarda kan kaybı sonucu kısa sürede ölümün meydana geldiğinin bilinen veya bilinmesi gereken bir durum olması nedeniyle; somut olayda sanığın av tüfeğiyle yakın mesafeden atış yapılması halinde muhakkak olan ölüm neticesinin gerçekleşebileceğinin sanık tarafından bilinmesinin gerektiği, nitekim mağdurun sol alt ekstremitede distal tibia, fibula, talus ve kalkaneusta parçalı fraktürlere ve onarılmayacak damar sinir hasarına sebep olarak diz altından ampütasyon yapılması nedeniyle hem ağır (6.) derecede kemik kırıkları, hem hayati tehlike ve hem de organlarından birinin işlevinin yitirilmesine neden olacak şekilde yaralandığı olayda, kullanılan silahın etkili mesafeden vahim sonuçlar meydana getirmeye elverişli olması, atış mesafesi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı birlikte değerlendirildiğinde sanığın eylemine bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğu anlaşılmakla, kasten öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılması gerekirken suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde kasten yaralama suçundan cezalandırılması, hukuka aykırı bulunmuştur.
2.Sanık ... Hakkında Mağdur ...'a Karşı Kasten Yaralama Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
a)Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, hükme esas alınan adlî raporun yeterli olduğu anlaşıldığından, ileri sürülen temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümde bozma nedeni dışında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
b) Sanık ...'ın sanık ...'ın eylemine 5237 sayılı Kanun'un 37/1. maddesi kapsamında fikir ve eylem birliği içerisinde hareket edip fiil üzerinde ortak hakimiyet kurduğuna ilişkin her türlü şüpheden uzak somut delil bulunmadığı ancak suçun işlenmesinden önce ve işlenmesi sırasında sanık ...'ın yanında bulunarak ona destek verdiği, sanık ...'ın eyleminin icrasını kolaylaştırmak suretiyle yardım ettiği, 5237 sayılı Kanun'un 39/2. maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeden yanılgılı değerlendirme ile 5237 sayılı Kanun'un 37/1. maddesi uyarınca müşterek fail olarak cezalandırılmasına karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
1.Sanıklar Hakkında Katılan ...'a Karşı Kasten Yaralama Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden
5271 sayılı Kanun’un 286/2-a maddesinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, 5271 sayılı Kanun’un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanıklar müdafiilerinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
2. Sanıklar ... Ve ... Hakkında Mağdur ...'a Karşı Kasten Yaralama Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden
Gerekçe başlığı altında (1-b) ve (2-b) numaralı paragraflarda açıklanan nedenlerle sanıklar müdafiilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 07.03.2024 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,5271 sayılı Kanun'un 307/5. maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından sanık ...'ın kazanılmış hakkının dikkate alınmasına,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca Eskişehir 4. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.12.2025 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
Sanık ... ile sanık ...'ın 23.06.2019 tarihinde saat 23:30 sıralarında yanlarında ....'in de olduğu bir halde sanık ...'ın evinin önünde alkol aldıkları esnada, katılan ... ve mağdur ...'nin katılan ...' ye ait araçla evin önünden geçtikleri esnada evlerinin önünde oturmakta olan sanık ... ve sanık ... ile karşılaştıkları, tam olarak tespit edilemeyen bir nedenden ötürü muhtemelen alkolün etkisiyle ilk haksız hareketin hangi taraftan geldiği belirlenememekle beraber taraflar arasında tartışma çıktığı, yaşanan tartışma esnasında mağdur ...'nin katılan ...'den araçtaki av tüfeğini getirmesini istediği, sanık ... ve sanık ...'ın da bu sırada ellerinde av tüfeklerinin bulunduğu, sanıklardan ...’ın ateş etmesi sonucunda dosyada bulunan adli muayene raporlarına göre mağdur ...'nin hayati tehlike geçirecek, duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine ve kemik kırığına sebebiyet verecek şekilde, katılan ...'nin hayati tehlike geçirecek, duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına ve kemik kırığına sebebiyet verecek şekilde yaraladıkları olayda fiilin yaralama kastıyla gerçekleştirildiği ve sanık İlhanın sanık ...’ın fiiline yardım niteliğinde bir katkısı olmadığı kanaatiyle bu karşı oy yazısı yazılmıştır.
1. Sanık .... Mağdur ...’a Yönelik Fiilinin Öldürme Kastıyla Değil, Yaralama Kastıyla İşlediği
5237 sayılı TCK’nın 21/1. maddesine göre, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir. İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüs mü, yoksa kasten yaralama mı sayılacağının belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır. Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerekmektedir.
Bu bağlamda;
1. Sanık ... ile Mağdur ... arasında bir tartışma yaşanmış olsa da, aralarında öldürmeyi gerektirecek derecede bir husumet bulunmaması,
2. Fiilin tartışma sonucu ani gelişen bir kastla işlenmiş olması,
3. Sanığın mağdurun hayati bölgelerine birden fazla atış yapabilme imkanı varken yakın mesafeden sadece ayak bileğini hedef olarak tek atış yapması,
Hususları dikkate alındığında, çok yakın bir mesafeden atış etmesi nedeniyle istemesi halinde katılanın vücudunun hayati bölgelerinden vurabilecek olan sanığın, katılanın ayak bölgesini tek atışla hedef alması karşısında, sanığın dış dünyaya yansıyan davranışlarına göre suçu işlerken sahip oldukları kasta bakılmaksızın sadece kullanılan aracın öldürmeye elverişli olduğu ve verdiği zarar nazara alınarak ve bundan fiili bir karine oluşturularak, yaralama kastıyla hareket ettiği hususunda şüphe bulunmayan sanığın fiilinin, adam öldürmeye teşebbüs olarak nitelendirilmesinin maddi gerçeğe ve hukuka aykırı olduğu kanaatiyle sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir.
2. Sanık ...’ın Mağdur ...’a Yönelik Fiile İştirak Etmediği
Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına şerik denilmekte olup, TCK’da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden TCK'nın 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır.
Şerikliğin bir şekli de yardım etmedir. Bir suçun işlenişine yardım niteliğindeki fiillerle katılanlar, bu iştirakleri nedeniyle yardım eden olarak sorumlu tutulacaklardır. Yardım eden, hareketleriyle failin suç tipini gerçekleştirmesini teşvik etmekte ve kolaylaştırmaktadır. Faillik ve azmettirme olarak nitelendirilmeyen her türlü katkı, yardım etme kapsamında değerlendirilebilir. Yardım etme, yardım edenin suç tipinin icrası üzerinde bizzat hâkimiyet kurmaması yönüyle faillikten ayrılmaktadır. Bu şeriklik türünün ilk şartını, yardım niteliğindeki hareketlerin gerçekleştirilmesi oluşturmaktadır. Suç tipinin gerçekleştirilmesini mümkün kılan, kolaylaştıran, yoğunlaştıran veya garantileyen fiiller yardım niteliğindeki katkıyı belirtir.
Kanun koyucu yardım şekillerini, TCK'nın 39. maddesinin 2. fıkrasında göstermiştir. Bir suçun işlenişine gerçekleştirilebilecek maddi yardımlar; "suçun işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak" ve "suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak"tan ibarettir. Manevi yardım şekilleri ise; "suç işlemeye teşvik etmek" ve "suç işleme kararını kuvvetlendirmek", "fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek" ve "suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek"ten oluşmaktadır. Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak, yardımın maddi şeklini oluşturmaktadır. Suçun işlenmesini kolaylaştıran ancak niteliği itibarıyla müşterek failliği oluşturmayan her türlü katkı bu kapsamda değerlendirilmelidir. Bir suçun işlenişine, yukarıda ifade edilen nitelikteki farklı şekillerde yardım mahiyetindeki hareketlerle katılmak mümkündür. Asıl fail tarafından kasten ve hukuka aykırı bir şekilde işlenen ve en azından teşebbüs aşamasına varmış bir fiilin varlığı yardım edenin sorumluluğu için gerekli ve yeterlidir.
Yardımda bulunmanın kasten gerçekleştirilmesi yardım eden olarak bir suça katılımın diğer şartını oluşturmaktadır. Yani kişinin suçun işlenişine yardım eden olarak katılmaktan dolayı cezalandırılabilmesi kasten hareket etmesine bağlıdır. Sorumluluğun doğumu bakımından, şerikliğin diğer türü olan azmettirmedeki gibi olası kast yeterlidir. İştirak iradesinin söz konusu olabilmesi için belli bir suçun gerçekleştirilmesinin bilinmesi ve istenmesinin yanı sıra kendi davranışı ile diğerlerinin davranışına katkıda bulunmak bilinç ve iradesi de gereklidir. İştirakte söz konusu olan isteme, belli bir suçun işlenmesini istemedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.02.2020 tarihli ve 145 - 116 sayılı kararında belirtildiği üzere; bir suçta iştirakin varlığını kabul edebilmek için iştirak iradesi, birden fazla suça katılan tarafından yapılan birden fazla hareketin bulunması, suçun icra hareketlerine başlanmış olması ve illiyet bağının varlığı gereklidir. İştirak iradesi, suça katılanların birbirinden ayrı hareketlerini bir bütün hâline getiren, onları bağlayan manevi bağdır. İştirak iradesinin varlığı için belli bir suçun gerçekleştirileceğinin bilinmesi ve istenmesinin yanında, suça katılanın da kendi davranışı ile diğerlerinin davranışına katkıda bulunmak bilinç ve iradesinin de olması gerekir. İştirak iradesinde önemli olan ve suça katılanlarca bilinip istenen husus suç değil, suçta işbirliğidir. İştirak iradesinin oluşma zamanı, suçtan önce ya da suç işlenirken olmalıdır. Suç işlendikten sonra iştirak iradesinden bahsedilemez.
Ayrıca, amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından kasten icra
edildiğinin kabulü için sanığın taksirle hareket edebileceğine ilişkin şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
Bu bağlamda, her ne kadar sanık ... da “suçun işlenmesinden önce ve işlenmesi sırasında sanık ...’ın yanında bulunarak ona destek verdiği, sanık ...’ın eyleminin icrasını kolaylaştırmak suretiyle yardım ettiği” gerekçesiyle yardım eden olarak sorumlu tutulmuş ise de, sanık ...’ın olay öncesinde yanında bulunan silahı kullanması, sanık ... yaşanan tartışma sonucunda ani gelişen bir kastla silahı ateşlemesi, olayın sanıkların bulundukları yerde gerçekleşmesi nedeniyle sanıkların öncesinde bir anlaşma yapmalarının mümkün olmaması ve tanıklar yanında mağdurların da sanık İlhanın silahını kullanmadığını beyan etmeleri karşısında, sanık ...’ın sanık ...’ın silahla ateş edeceğini bildiğinin ve bu fiile katkıda bulunmak bilinç ve iradesiyle herhangi bir davranışta bulunduğunun her türlü şüpheden uzak şekilde ispatlanamadığı kanaatiyle sanık İlhanın sanık Hasanın fiiline yardım eden sıfatıyla katıldığına karar veren sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!