Anahtar kelimeler: İdava Harcandığını Teftiş Değerli Malul Ödeneği Toplamda Geçirdiği Masrafı Bağlandığını

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI
: █████████ E., ████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ
: ... 3. İş MahkemesiSAYISI
: ███████ E., ████████ K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I.DAVADavalı Kurum vekili dava dilekçesinde özetle; davalı iş yeri sigortalılarından ...'ün 17.07.2018 tarihinde geçirdiği iş kazasında %100 oranında malul kaldığını, teftiş raporu ile olayın iş kazası olduğunun tespit edildiğini, işçiye 458.024,31 TL peşin sermaye değerli gelir bağlandığını, 7.925,12 TL geçici iş göremezlik ödeneği ödendiğini, 65.199,66 TL hastane masrafı harcandığını, toplamda Kurum harcamasının 531.149,09 TL olduğunu ileri sürerek, Kurum zararının %20 oranına tekabül eden 106.229,82 TL'nin fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere HMK'nın 107. maddesine göre gelir bağlama tahsis onay, sarf ve ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 14.11.2021 tarihli bedel artırım dilekçesi ile taleplerini; 424.919,27 TL’ye yükseltmiştir.II.CEVAPDavalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı işletmenin iş kazası sonrası bildirim yükümlülüğünü süresi içinde ifa ettiğini, olayda işverenin kastı veya iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketinin bulunmadığını, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri verildiğini, iş yerinde koruyucu her türlü araç ve gerecin sağlandığını, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri verildiğini, kazazede ...'un iş güvenliği konusunda iş yeri temsilcisi konumunda olduğunu, işverene atfedilebilecek bir kusur bulunmadığını, bilirkişi marifeti ile kusur değerlendirmesi yapılması gerektiğini, olayda kaçınılmazlık ilkesi gözetilerek değerlendirme yapılması gerektiğini, ihtiyati tedbir talebine ilişkin şartların oluşmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.III.İLK DERECE MAHKEME KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamına göre, kazalı ...'un 17.07.2018 tarihinde çalıştığı konut inşaatından düşmesi sonucunda geçirmiş olduğu kazanın, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13/a-b maddesi uyarınca iş kazası olduğuna karar verildiği, kaza sonucu sigortalının %100 oranında malul kaldığını, davalı ... Tic. Ltd. Şti.'nin, iş sağlığı güvenliği mevzuatları çerçevesinde “çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlamak ve her türlü tedbiri almak” temel iş sağlığı güvenliği ve yüksekte çalışma konularında son bir yıl içerisinde eğitim vermediği, denetim-gözetim-takip-kontrol yapmak, talimatlar hazırlamak ve önlem almak yükümlülüklerini yerine getirmediğinden, yüksekte yapılan çalışmanın işveren tarafından görevlendirilen ehil bir kişinin gözetim ve kontrolü altında gerçekleştirilmediği, konut inşaatında, yaşam hattı, güvenli korkuluklar, düşmeyi önleyici platformlar, bariyerler, kapaklar gibi toplu koruma tedbirlerini almadığı, yüksekte çalışmalarda kişisel koruyucu donanım vermediğinden dolayı iş kazasının meydana gelmesinde %80 oranında kusurlu olduğuna, kazalı ...'un doğabilecek tehlikeleri öngörebilecek yaşa ve tecrübeye sahip olmasına rağmen seyyar merdiven üzerinde yüksekte çalışma yapması esnasında kendi emniyetini sağlamadan düşme tehlikesi olan bölgede, gerekli dikkati ve özeni göstermediği, kendi can güvenliğini tehlikeye attığından dolayı çalışırken düşerek yaralanması ile % 20 oranında kusurlu olduğuna kanaat getirilerek, iş kazası nedeniyle Kurum tarafından kazalı sigortalıya 458.024,31 TL peşin sermaye değerli gelir bağlandığı, 7.925,12 TL geçici iş göremezlik ödeneği ödendiği, 65.199,66 TL hastane masrafı harcandığı ve toplam Kurum harcamasının 531.149,09 TL olduğu, Kurumca düzenlenen rapora ve alınan kusur raporları ile Mahkemece belirlenen davalının %80 kusur oranına göre, davacı tarafça talebin ıslah edildiği, tüm alınan bilirkişi raporları, tarafların kusur durumları ve ıslah dilekçesi nazara alınarak, davanın kabulü ile 366.419,45 TL PSD’nin tahsis ve onay tarihi olan 27.11.2019 tarihinden itibaren, 6.340,10 TL geçici iş göremezlik ödeneğinin ödeme tarihinden itibaren, 52.159,72 TL hastane masraflarının sarf ve ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilerek Kuruma ödenmesine karar verilmiştir.IV.İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı şirket vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V.TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavalı şirket vekili temyiz dilekçesinde; kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davalı şirketin bildirim yükümlülüğünü zamanında yerine getirdiği halde kanuna aykırı bir şekilde geçici iş göremezlik ödeneğinden sorumlu tutulduğunu, kazalı da dahil tüm çalışanlarına her türlü eğitimi, güvenlik ekipmanlarını mevzuata uygun şekilde sağladığını, Mahkemece tanık beyanlarıyla ilgili herhangi bir değerlendirmede bulunulmadığını, kusur raporları arasında çelişki olduğunu, çok tehlikeli işlerde iş güvenliği uzmanı olmayan bilirkişilerin hazırladığı rapora itimat edilerek hüküm kurulamayacağını, esasen meydana gelen kazada davalı şirketin hiçbir sorumluluğu bulunmadığını belirterek, kararın bozulmasını istemiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, rücuan tazminat istemine ilişkindir.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Davacı Kurumca, 17.07.2018 tarihinde meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremez hale gelen sigortalısına yapılan sosyal sigorta yardımları nedeniyle oluşan Kurum zararının tahsili istemli eldeki dava açılmış olup, davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanunu'nun 21. maddesidir.5510 sayılı Kanun'un “İş Kazası ve Meslek Hastalığı İle Hastalık Bakımından İşverenin ve Üçüncü Kişilerin Sorumluluğu” başlıklı 21. maddesine göre; iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. Anılan madde ile işveren davalının, Kurumun rücu alacağından sorumluluğu ancak kusurunun varlığı halinde mümkündür.Kusurun belirlenmesinde ise zararlandırıcı sigorta olayının ne şekilde oluştuğunun, dosya içeriğindeki tüm deliller takdir olunarak belirlenmesi ve kabul edilen maddi olgular doğrultusunda, konusunda uzman sayılacak kişilerden oluşturulacak bilirkişi heyetinden, aynı olay nedeni ile daha önce açılmış ve kesinleşmiş tazminat ve ceza davaları varsa, tazminat davasında verilen kararın güçlü delil oluşturduğu hususu ile ceza davasında belirlenen maddi olguların bağlayıcı olacağı hususu da gözetilmek suretiyle sigortalı ile davalının ve varsa dava dışı kişilerin kusur oran ve aidiyetleri konusunda rapor alınması gereklidir.Kusur raporlarının, 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesi ile birlikte iş kazası tarihinde yürürlükte bulunan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'na uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Anılan Kanun'larda; işverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler, iş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar, denilmekte, böylece, işçiyi gözetim ödevi ve insan yaşamının üstün değer olarak korunması gereğinden hareketle; salt mevzuatta öngörülen önlemlerle yetinilmeyip, bilimsel ve teknolojik gelişimin ulaştığı aşama uyarınca alınması gereken önlemlerin de işveren tarafından alınmasını zorunlu kılmaktadır;Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ile Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) ortak Komisyonunda işçi sağlığının esasları: Bütün işkollarında işçinin fiziksel, ruhsal ve sosyo-ekonomik bakımdan sağlığını en üst düzeye çıkarmak ve bunun devamını sağlamak; çalışma şartları ve kullanılan zararlı maddeler nedeni ile işçi sağlığının bozulmasını engellemek; her işçiyi kendi fiziksel ve ruhsal yapısına uygun işte çalıştırmak; özet olarak işin işçiye ve işçinin işe uyumunu sağlamak olarak tanımlanmaktadır. Belirlenen amaçlara ulaşmak, dolayısıyla iş kazalarını ve meslek hastalıklarını önlemek temel sorumluluktur. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.11.2006 gün ve E: ███████-696, K: ████████ sayılı kararı).6331 sayılı Kanun'un "Risklerden korunma ilkeleri" başlıklı 5. maddesinde, işverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde; "a)Risklerden kaçınmak. b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek. c)Risklerle kaynağında mücadele etmek. ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek. d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak. e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek. f)Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek. g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek. ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." ilkelerinin göz önünde bulundurulması gerektiği belirtilirken, anılan Kanunun "Çalışanların yükümlülükleri" başlıklı 19. maddesinde, "Çalışanların, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşürmemekle yükümlü oldukları ve çalışanların işveren tarafından verilen eğitim ve talimatlar doğrultusunda; a)İş yerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tehlikeli madde, taşıma ekipmanı ve diğer üretim araçlarını kurallara uygun şekilde kullanmak, bunların güvenlik donanımlarını doğru olarak kullanmak, keyfi olarak çıkarmamak ve değiştirmemek. b)Kendilerine sağlanan kişisel koruyucu donanımı doğru kullanmak ve korumak. C)İş yerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tesis ve binalarda sağlık ve güvenlik yönünden ciddi ve yakın bir tehlike ile karşılaştıklarında ve koruma tedbirlerinde bir eksiklik gördüklerinde, işverene veya çalışan temsilcisine derhal haber vermek. ç)Teftişe yetkili makam tarafından iş yerinde tespit edilen noksanlık ve mevzuata aykırılıkların giderilmesi konusunda, işveren ve çalışan temsilcisi ile iş birliği yapmak. d)Kendi görev alanında, iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için işveren ve çalışan temsilcisi ile iş birliği yapmak" yükümlülüğü bulunduğu belirtilmiştir.Bu yasal düzenlemeler uyarınca iş kazasının oluşumuna etken kusur oranlarının saptanmasına yönelik incelemede; maddi olayın özellikleri dikkate alınarak, ihlal edilen mevzuat hükümleri, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışın doğurduğu sonuçlar ayrıntılı olarak irdelenip, kusur aidiyet ve oranları gerekçeleriyle ortaya konulmalıdır.Diğer taraftan, tarafları ve konusu farklı olan sigortalının açtığı tazminat dosyasında verilen karar, rücuan tazminat davalarında kesin hüküm teşkil etmez. Dolayısıyla o dosyada alınan kusur raporu da eldeki davada kesin delil teşkil etmeyecektir. Şayet, kesinleşmiş ise ancak, güçlü delil teşkil edebilir. Nitekim bu husus, Yargıtayın yerleşmiş ve kökleşmiş görüşleri ile de kabul edilmiş bulunmaktadır.İnceleme konusu eldeki davada, kusura ilişkin alınan bilirkişi kök ve ek raporunda, kaza olayının meydana gelmesinde davalı şirketin çok etkili olduğu, kazalı ...’un az etkili olduğu, kazanın meydana gelmesinde kaçınılmazlık ilkesinden söz edilemeyeceğinin tespit edildiği, Mahkemece, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının 11.10.2019 tarihli raporu ile kazanın meydana gelmesinde iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı hükümlerine riayet etmeyen işverenin % 80, meydana gelen kazada ihmali ve dikkatsizliği ile ...’un % 20 oranında kusurlu olduğuna ilişkin yapılan belirleme ve dosyadaki diğer bilgi ve belgeler birlikte değerlendirilmek suretiyle, davalının % 80 kusurlu olduğu kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de, kusura ilişkin kabul eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır.Şu halde yapılması gereken iş; hükme esas kusur raporunun yetersizliği dikkate alınarak, olayın meydana geldiği iş kolunda uzman iş güvenliği uzmanlarından oluşan heyetten, olayın meydana geliş şekli ve varlığı halinde tazminat dosyasında aldırılan kusura ilişkin bilirkişi raporlarını da irdeleyecek şekilde yöntemince düzenlenmiş yeniden kusur raporu alınmalı ve varılacak sonuca göre karar verilmelidir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle,Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,18.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.