Anahtar kelimeler: Stenoz Lomber Davaalacak Enstrümantasyon Ağrısı Taburcu Tanısı Bölgeye Ayak Operasyon

T.C.

İSTANBUL
13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
:████████ Esas
KARAR NO
:███████
DAVA
:Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ
:█████/2025
KARAR TARİHİ
:█████/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA
:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı ... Hizmetleri A.Ş. arasında 22.03.2021 tarihli Anlaşmalı Kurum Hizmet Sözleşmesi imzalandığını, sözleşme kapsamında müvekkili şirket sigortalılarına verilen sağlık hizmet bedellerinin teminat dahilinde kalan kısmının müvekkili tarafından karşılandığını, müvekkili nezdinde sigortalı olan ...’un 27.03.2023 tarihinde ayak ağrısı şikayeti ile davalı hastaneye başvurduğunu, lomber stenoz tanısı konularak 10.04.2023 tarihinde lomber bölgeye enstrümantasyon yerleştirilmek suretiyle ameliyat edildiğini ve 11.04.2023 tarihinde taburcu edildiğini, ancak operasyon sonrasında geçmeyen akıntı şikayetleri nedeniyle sigortalının 08.06.2023 tarihinde ...’ne başvurduğunu, yapılan tetkikler sonucunda derin dokuda ... hastane enfeksiyonu tespit edildiğini, antibiyotik tedavisi ve cerrahi debridman uygulandığını, akabinde şikayetlerin devam etmesi üzerine yeniden tedavi gördüğünü ve nihayet ilk ameliyatı yapan kuruma başvurarak implantların çıkarıldığını, kültür sonucunda... ürediğinin belirlendiğini, ilk ameliyat öncesinde sigortalının CRP değerinin yüksek olduğunu ve enfeksiyon bulguları tam olarak düzelmeden ameliyata alındığını, sözleşmenin 4.5 maddesi uyarınca operasyona alınamayacak durumda olan sigortalılara yapılan müdahalelerden davalı kurumun sorumlu olduğunu, ayrıca sözleşmenin 4.9 maddesi gereğince hizmet kusurundan kaynaklanan müteakip tedavi giderlerinden de davalı kurumun sorumlu olduğunu, aynı tanı için tekrarlayan ikinci ameliyatın da sözleşmenin 4.6 maddesi kapsamında müvekkili tarafından karşılanamayacağını, davalı kurum ve ameliyatı gerçekleştiren doktorun sözleşmenin 4.8 maddesi gereğince müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, dava dışı ...’nde uygulanan tedaviler nedeniyle müvekkili tarafından KDV dahil toplam 158.755,96 TL ödeme yapıldığını, yapılan yazışmalara rağmen davalıların bedelleri iade etmediğini ve arabuluculuk görüşmelerinin anlaşamama ile sonuçlandığını, operasyon öncesi yüksek CRP değeri ile ameliyata alınmasının ve sonrasında gelişen enfeksiyon ile ikinci ameliyatın tıbben değerlendirilmesi için dosyanın uzman bilirkişi kuruluna tevdi edilmesi gerektiğini belirterek, fazlaya ve faize ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, sigortalı adına ödenen 158.755,96 TL’nin ödeme tarihinden itibaren sözleşmede belirlenen faiz ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen rücuen tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
:
Davalı ... Hizmetleri Ticaret Anonim Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı sigorta şirketi tarafından açılan rücu davasında dava dışı ...’a müvekkili hastanede ve diğer davalı hekim tarafından uygulanan tanı, teşhis ve tedavi işlemlerinin tıp biliminin gereklerine aykırı olduğu ve hastane enfeksiyonu bulaştığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, öncelikle uyuşmazlığın halefiyet hükümlerine dayandığını ve sigortalı ile hekim arasındaki ilişkinin vekalet sözleşmesi niteliğinde olduğunu, bu nedenle görevli mahkemenin Tüketici Mahkemeleri olduğunu, davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmasının usule aykırı bulunduğunu, ayrıca yetkili mahkemenin sigortalının ve müvekkili şirketin yerleşim yeri olan ... Mahkemeleri olduğunu, dava dilekçesi eklerinin taraflarına tebliğ edilmediğini ve delillere karşı beyanda bulunma haklarının saklı tutulduğunu, davacının taleplerini somutlaştırmadığını ve HMK 194 kapsamında açıklama yükümlülüğünü yerine getirmediğini, taraflar arasında 22.03.2021 tarihli Anlaşmalı Kurum Sözleşmesi bulunduğunu ve dava dışı sigortalı adına tahsil edilen tüm tedavi bedellerinin sözleşme ve mevzuata uygun olduğunu, sigortalının 27.03.2023 tarihinde ayak ağrısı ve yürüme güçlüğü şikayetiyle başvurduğunu ve yapılan tetkikler sonucu lomber stenoz tanısı konulduğunu, daha önce uygulanan konservatif tedavilerin sonuçsuz kalması üzerine 10.04.2023 tarihinde ameliyat edildiğini ve ameliyatın başarılı geçtiğini, hastanın mobilize şekilde taburcu edildiğini ve takiplerinin özenle yapıldığını, sonrasında başka bir sağlık kuruluşunda tespit edilen enfeksiyonun müvekkili hastanede gerçekleştiğinin ispatlanamadığını, söz konusu mikroorganizmanın hastane florasında bulunmadığını ve dava dışı diğer sağlık kuruluşunda bulaşmış olma ihtimalinin göz ardı edildiğini, ameliyat öncesi CRP yüksekliğinin ameliyata engel teşkil etmediğini ve tıbbi sürecin standartlara uygun yürütüldüğünü, üçüncü kişi sağlık kuruluşlarında yapılan tedavi giderlerinin Anlaşmalı Kurum Sözleşmesi kapsamında müvekkili hastaneden talep edilemeyeceğini, davacının iddialarının malpraktis varsayımına dayandığını ancak tıbbi hata veya kusur bulunmadığını, müvekkili hastanenin organizasyonel yükümlülüklerini ve özen borcunu eksiksiz yerine getirdiğini, davacı tarafından iddia edilen zarar ile müvekkili hastanede gerçekleştirilen tıbbi işlemler arasında illiyet bağı bulunmadığını, davanın sigorta şirketine ihbar edilmesi gerektiğini belirterek öncelikle görevsizlik ve yetkisizlik nedeniyle davanın usulden reddine, davanın sigorta şirketine ihbarına, müvekkili hastane ve diğer davalı hekim yönünden davanın esastan reddine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı sigorta şirketinin sigortalısı ...’un ayak ağrısı ve yürüme güçlüğü şikâyetiyle müvekkiline başvurduğunu, yapılan muayene ve tetkikler sonucunda lomber stenoz teşhisi konulduğunu, daha önce uygulanan fizik tedavi ve ilaç tedavilerinden sonuç alınamaması nedeniyle ameliyat önerildiğini, ameliyat öncesinde CRP değerinin yüksek olması sebebiyle enfeksiyon hastalıkları tarafından antibiyotik tedavisine başlandığını, tedavi sürecinde CRP değerinin 91’e kadar düştüğünü ancak hastanın nörolojik tablosunun progresif şekilde ağırlaştığını, nörolojik defisitin artması üzerine hastanın üstün menfaati gereği acil ameliyat kararı alındığını, ameliyat sonrası hastanın mobilize şekilde taburcu edildiğini ve nörolojik defisitinin düzeldiğini, operasyon sonrasında antibiyotik tedavisine devam edildiğini ve CRP değerinin 70’ten 45’e düştüğünü, bu durumun cerrahiye bağlı enfeksiyon bulunmadığını gösterdiğini, cerrahi sırasında tüm sterilizasyon kurallarına uyulduğunu, aynı dönemde hastanede enfeksiyon vakası bulunmadığını, ... ... Tıp Fakültesi görüşünde de enfeksiyonun ameliyatla ilişkili olma ihtimalinin yok denecek kadar az olduğunun belirtildiğini, hastanın daha sonra başka bir sağlık merkezine başvurduğunu ve burada cerrahi alanda enfeksiyon nedeniyle tedavi ve debridman yapıldığını, kültürde üretilen organizmanın rutin ameliyathane enfeksiyonu olmadığını ve nozokomiyal kaynaklı olabileceğini, sözleşmenin 4.5, 4.6 ve 4.9. maddelerinde düzenlenen hususların malpraktis hallerine ilişkin olduğunu ancak somut olayda operasyona alınamayacak bir hastanın opere edilmesi, hizmet kusuru, gereksiz ya da hatalı tedavi gibi durumların bulunmadığını, CRP tamamen düşmeden ameliyat yapılmasının hastanın ilerleyen nörolojik kaybını önlemek amacıyla tıp etiğine ve meslek kurallarına uygun şekilde gerçekleştirildiğini, hekim ile zarar arasında uygun illiyet bağı bulunmadığını, hekimin iyi sonuç elde etme ihtimali düşük olsa dahi müdahaleden kaçınamayacağını, komplikasyon ile malpraktisin farklı kavramlar olduğunu ve komplikasyonun doğru yönetilmesi halinde hekimin sorumluluğunun doğmayacağını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da komplikasyonun hekim hatası sayılamayacağının vurgulandığını belirterek davanın reddine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
:
Dava; davacı şirketin sigortalısı dava dışı ... adına dava dışı ...'ne tedavi gideri olarak ödediği toplam 158.755,96 TL'nin davalıların sorumlu olduğu iddiasıyla davalılardan rücuen tahsili istemiyle açılan tazminat davasıdır.
Davacı şirketin sigortalısı dava dışı ... adına dava dışı ...'ne tedavi gideri olarak ödediği toplam 158.755,96 TL'nin davalıların sorumlu olduğu iddiasıyla davalılardan rücuen tahsili istemiyle açılan tazminat davası olduğu anlaşılmıştır.
Sigorta rücu davalarının 6102 sayılı TTK‘nun 1472. maddesi hükmünden kaynaklanması nedeniyle aynı yasanın 4. maddesi gereğince bu tür davalarda görevli mahkemenin Ticaret Mahkemesi olduğu düşünülebilir ise de, davanın TTK'nun 1472. maddesi hükmünden kaynaklanmış olması ile halefiyet ilkesi dikkate alındığında, davanın sigortalı ile zarar sorumlusu arasındaki ilişkiye göre, değerlendirilmesi gerektiği gerek doktrinde gerekse de uygulamada çekişmesiz şekilde kabul edilmektedir. Bir başka deyişle, sigortalı ile zarar sorumlusu arasındaki ilişki ticari dava niteliğinde ise bu tür davada Ticaret Mahkemesi görevli olacaktır. Aksi halde ise yani esas uyuşmazlık ticari nitelikte değilse böyle bir davada Ticaret Mahkemesi görevli olmayacaktır. 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanununun 3. maddesine göre tüketici; ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek ve tüzel kişiyi, tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileride dahil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekalet, bankacılık ve benzeri sözleşmelerde dahil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder. 6502 sayılı kanununu 73/1 maddesi uyarınca, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir. Aynı kanunun 83/2 maddesi uyarınca, taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olması, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemez. Buna göre bir hukuki işlemin sadece 6502 sayılı kanunda düzenlenmiş olması tek başına o işlemden kaynaklanan uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülmesini gerektirmez. Bir hukuki işlemin 6502 sayılı kanun kapsamında kaldığının kabul edilmesi için taraflardan birinin tüketici olması gerekir.
Sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa, aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 22.3.1944 Tarihli E.37, K.9 sayılı kararı). Somut olayda, dava dışı sigortalı gerçek kişi ile gerek davacı arasındaki sigorta sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, davalı ... ise dava dışı sigortalı tedavi eden doktor olduğundan ortada bir tüketici işlemi bulunmaktadır. Buna göre ise, yasal düzenlemeler ve konuya ilişkin içtihatlar dikkate alındığında ilgili uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesinde sonuçlandırılması gerektiği , görev kuralının niteliği gereğince taraflar yararına usulü kazanılmış hak oluşturmayacağından ve mahkemece yargılamanın her aşamasında resen göz önünde bulundurulması gerektiğinden, dosyanın görevli Tüketici Mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.( İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin █████/2023 tarih █████████ Esas ████████ Karar)
HÜKÜM
:
1-)İş bu davaya bakmaya Mahkememiz görevli olmadığından HMK 'nun 114/1-c ve 115/2 madde uyarınca Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİ sebebiyle davanın dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE,
HMK 20 madde uyarınca karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın GÖREVLİ VE YETKİLİ İSTANBUL TÜKETİCİ MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
2-)H.M.K.'nun 20. maddesi uyarınca kararın kesinleşmesi tarihinden itibaren taraflardan herhangi birinin iki hafta içerisinde Mahkememize başvurarak dosyanın görevli ve yetkili Mahkemesine gönderilmesi talebinde bulunmaması halinde dosyanın Mahkememizce resen ele alınarak davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine,
3-)Yargılama giderleri, harç ve vekalet ücreti hususunun H.M.K'nun 331. maddesi uyarınca davaya görevli ve yetkili mahkemede devam edilmesi halinde o mahkemede, davaya başka bir mahkemede devam edilmediği takdirde dosya ele alındığında davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi halinde mahkememizce değerlendirilmesine,
Dair davacı vekilinin ve davalı ... ... ......A.Ş. Vekilinin yüzüne karşı; tarafların gerekçeli kararı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe ile HMK 341. madde uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yoluna başvurma hakları hatırlatılmak suretiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. █████/2026
Katip ...
(E-imzalı)
Hakim ...
(E-imzalı)

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!