Anahtar kelimeler: Kırıkkale Eşinden İlinde Çocuğu Parça Murisin Mirasbırakan Amacının Babası Temlik

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI
: █████████ E., █████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ
: Kırıkkale 2. Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI
: ████████ E., ███████ K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle ve süresinden sonra duruşma isteminde bulunulmakla; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra duruşma isteği reddedilerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı; mirasbırakan babası ...'ın ilk eşinden olma çocuğu olduğunu, davalı ...'ın murisin ikinci eşi, diğer davalıların ise murisin ikinci eşinden olma çocukları olduğunu, murisin adına kayıtlı Kırıkkale ilinde bulunan 104 parça taşınmazını davalılara satış suretiyle temlik ettiğini, murisin amacının aslında bağış olduğunu, temliklerin muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adına tescilini, olmadığı takdirde tenkis kararı verilmesini istemiş; cevaba cevap dilekçesinde murisin temyiz kudretinden yoksun olduğunu, tedavi kayıtlarının getirilmesi gerektiğini belirtmiş, davacı vekili 13.12.2022 tarihli dilekçesi ile 15 parça taşınmaz yönünden davadan feragat ettiklerini bildirmiştir.II. CEVAPDavalılar; davanın zamanaşımına uğradığını, taşınmazların bir kısmının davalılar adına kayıtlı olmadığını, bir kısmının muristen intikal etmediğini, murisle ilişkisinin bulunmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuşlardır.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı vekilinin 444 ada, 55... , 4 60... , 4 83... , 5 86... , 5 94... , 5 96... , 8 12... , 9 46... , 10 75... ve 23, 11 05... , 13 55... , 1382 ada, 1, 5 91... parsel sayılı taşınmazlar yönünden açılan davadan vazgeçtiklerini beyan ettiğinden, bu taşınmazlar yönünden davanın feragat nedeniyle reddine, davalı ... adına kayıtlı olduğu iddiası ile açılan 4 61... , 30 59... , 30 59... , 26 80... , 25 65... parsel sayılı taşınmazlara ilişkin, davalı ... adına kayıtlı olduğu iddası ile açılan 8 41... , 30 59... , 26 80... , 30 61... , 50 67... parsel sayılı taşınmazlara ilişkin, davalı ... adına kayıtlı olduğu iddiası ile açılan 1 90... , 3 93... , 25 66... , 2 92... , 30 59... , 30 59... , 26 80... , 30 61... parsel sayılı taşınmazlara ilişkin, davalı müteveffa ... adına kayıtlı olduğu iddiasıyla açılan 25 66... parsel sayılı taşınmaza ilişkin, davalı ... adına kayıtlı olduğu iddiasıyla açılan 3 33... parsel sayılı taşınmaza ilişkin ve davalı ... adına kayıtlı olduğu iddiasıyla açılan 25 65... , 3 31... parsel sayılı taşınmazlara ilişkin olarak açılan davanın, taşınmazlar üzerinde bağımsız bölüm mevcut olmasına rağmen dava konusu edilen bağımsız bölüm numaralarının bildirilmemiş olması sebebiyle kesin süre içerisinde talep sonucu açıklanmadığından bu taşınmazlara yönelik olarak açılan davanın da açılmamış sayılmasına, diğer taşınmazlar yönünden davanın tefrikine karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; çekişmeye konu çok sayıda taşınmazın bulunduğu, davacının bu taşınmazların muris ile bağlantısının ne olduğu ve ne şekilde davalılara intikal ettiği hususunda açıklama yapılmadığı, Mahkemece 07.12.20211 tarihli celsede 1 nolu ara karar ile davacıya talep sonucunu ve davanın hangi bağımsız bölümlere hasredildiğini açıklamak üzere kesin süre verildiği, kesin süreye uyulmamasının sonucunun açıkça ihtar edildiği, davacının ise süresi içinde bu hususta yeterli açıklama yapmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; taşınmazların tam olarak tespiti için dosyanın bilirkişiye gönderilmesini istediklerini ancak bu taleplerinin kabul görmediğini, kök tapu kayıtları gelmeden hangi bağımsız bölümlerin muristin geldiğinin anlaşılamayacağını, bir taşınmazın kök tapusuna ulaşabilmek için en az 10 adet tapu defterinin açılması gerektiğini, 1980’li yıllardan itibaren yapılan muvazaalı işlemlerin neler olduğunun bilinemeyeceğini, verilen kesin sürenin hukuka aykırı olduğunu, HMK’nın 31. maddesi uyarınca işlem yapılması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeDava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuki nedeni dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tenkis istemine ilişkindir.Dosya içeriğinden; muris ...’in 05.07.2019 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak ilk eşinden olma kızı ..., ikinci eşi ... ile ikinci eşinden olma çocukları ..., ..., ..., ... ve ...’in kaldığı, ...’in de 20.06.2022 tarihinde öldüğü görülmüştür.Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi hükmüyle şahsın hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlanmış, 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek aynı Yasa'nın 13. maddesinde “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu Yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.Hemen belirtmek gerekir ki, TMK'nın 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke 11.6.19 41... /21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir.Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında; bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve malvarlığı hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar.Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta gözlem (müşahede) kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 282. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması, kişiye, eylem ve işleme göre değişmesi, bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen TMK'nın 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.Diğer taraftan; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.Öte yandan; mirasbırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilemeyeceğinden 01.04.19 74... /2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da değerlendirilmelidir.Somut olayda; davacı, mirasbırakan babasının adına kayıtlı 104 parça taşınmazını davalılara satış suretiyle temlik ettiğini, murisin amacının aslında bağış olduğunu, temliklerin muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adına tescilini, olmadığı takdirde tenkis kararı verilmesini istemiş; cevaba cevap dilekçesinde, murisin temyiz kudretinden yoksun olduğunu, tedavi kayıtlarının getirilmesi gerektiğini bildirmiş, İlk Derece Mahkemesince feragat edilen taşınmazlar yönünden davanın reddine, bir kısım taşınmazlar üzerinde bağımsız bölümler olmasına rağmen bağımsız bölüm numaraları bildirilmediği gerekçesiyle anılan taşınmazlar yönünden davanın açılmamış sayılmasına, bir kısım taşınmazlar yönünden de davanın tefrikine karar verilmiş ve istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.Ne var ki; İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin hükümlerinin doğru olduğunu söylemeye imkan bulunmamaktadır. Şöyle ki, davacının muristen geldiğini iddia ettiği taşınmazların ada ve parsel bilgilerini bildirdiği görülmekle İlk Derece Mahkemesince, anılan taşınmazların muristen gelip gelmediğini tespite imkan sağlayacak şekilde tüm tapu ve tedavül kayıtlarının getirtilerek muristen geldiği saptanan taşınmazlardaki muristen gelen payların bağımsız bölümlere yansımasının ya da muris tarafından devredilen bağımsız bölümlerin saptanması gerektiği kuşkusuzdur. Ayrıca İlk Derece Mahkemesince bağımsız bölüm numaralarının bildirilmesinin istenilmesi üzerine davacı vekili tarafından sunulan 13.12.2022 tarihli dilekçede taşınmazların kök kayıtlarına kendilerinin ulaşamadığını, davalılar vekilinin de 29.04.2022 tarihli dilekçesi ile dava dilekçesine konu taşınmazların imar ve benzeri sebeplerle ada ve parsel numaralarının birden çok kez değiştiğini bildirdikleri gözetildiğinde kök tapu kayıtları ve güncel kayıtlarla irtibatlarını sağlayacak tapu kayıtları dosyaya kazandırılmadan davacı tarafın bağımsız bölüm numaralarını bildirmesinin istenilmesi ve sonucunda da anılan taşınmazlar yönünden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi doğru değildir.Diğer taraftan, tefrikine karar verilen taşınmazlar yönünden de iddiaların ve murisin aynı olduğu, tüm taşınmazların ve olayların birlikte değerlendirilmesi gerektiğinden verilen tefrik kararı da isabetsizdir.Hal böyle olunca; öncelikle, mümkünse tefrik edilen dosyanın tekrar birleştirilmesine karar verilmesi, sonrasında dava konusu taşınmazların ilk tesis ve tedavülünden itibaren tüm kayıtlarının (resmi senetler, kütük sayfaları, imar cetvelleri, kat karşılığı inşaat sözleşmeleri vs) güncel tapu kayıtları ile irtibat sağlanacak şekilde eksiksiz olarak dosya arasına alınması, muristen davalılara geçen taşınmazların tespit edilmesi ile yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca önce ehliyetsizlik iddiasının incelenmesi, murisin ehliyetli olduğunun saptanması halinde ise muris muvazaasına yönelik iddianın incelenmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Davacı vekilinin değinilen yönler itibariyle yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,08.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.