Anahtar kelimeler: Ödememiş Durmuş Satımdan Cinsi Ülkemizdeki Döviz Huzurdaki Alışverişler İkame Muaccel

T.C. İstanbul Anadolu 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO
: ███████ Esas
KARAR NO
: ████████
DAVA
: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ
: █████/2024
KARAR TARİHİ
: █████/2026
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
TALEP
:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili Şirket ile Davalı arasında Ticari Alışverişler sonucu fatura alacaklarından kaynaklı olarak davalı aleyhine ------- Sayılı dosyasıyla takip yapılmış, ancak davalı şirketin haksız itirazı neticesinde takibin durmuş ve arabuluculuk sürecinde de anlaşma sağlanamamış olduğundan işbu davanın ikame edilmiş olduğunu, Davalı ile Müvekkili Davacı Şirket arasında huzurdaki davaya konu edilen alacak müvekkili davacı şirketin döviz faturalarından kaynaklı alacak olduğunu, Davalı tarafın kendisine keşide edilen ------ cinsi faturaları muaccel oldukları tarihlerde ödememiş olduğunu, Ülkemizdeki dalgalı kur sisteminden dolayı faturanın düzenlendiği tarih ile tahsil tarihindeki kur çoğu zaman aynı olmamakta, sonucunda da TL cinsinden (+) veya (-) fark çıkmakta, arada oluşan kur farkı faturasının muhasebel zorunluluk olarak düzenlenmekte olduğunu, Taraflar arasındaki geçmiş yıllardan beridir devam eden ticari alışverişe dair kayıtlar incelendiğinde ------- Tarihinden sonra USD Döviz Faturalarının keşide edildiğini, fatura içeriklerine davalı tarafından hiçbir itirazda bulunulmadığı, fakat -----tarihi itibarıyla yapılan son ödeme de dahil tüm ödemelerin farklı tarih ve miktarlarda fatura keşide tarihindeki TL Karşılıkları üzerinden ödendiklerinin sabit olduğunu, Davalı tarafın USD Faturalarını ödeme gününde aynen ve ödeme günündeki kur üzerinden TL karşılığını ödemediği için davacı şirkete ------ kaynaklanan USD Borcu bulunduğunu, --- Tarihi itibarıyla ---- USD olan bu borç için Davalı tarafa ------ miktar için ilamsız takip başlatıldığını belirterek, Davalı yanın Vaki İtirazının İptali ile Takibin ----- üzerinden Devamına, Davalı aleyhine en az %20 İcra İnkar Tazminatına hükmedilmesine, Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
CEVAP
:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilin davacıya borcu bulunmamakta olup, taraflar arasındaki ticari ilişkinin ----- birimine endekslenmemiş ve taraflar arasında bu yönde yapılmış bir anlaşma da bulunmamakta olduğunu, Davacının müvekkilinden haksız ve hukuka aykırı bir şekilde kur farkı talep ettiğini, Tarafların ticari ilişkileri kapsamında edimler ------ alacak olarak kararlaştırılmamış olup, taraflar arasında önceki dönemlerde de ------ karşılığı iş yapıldığının açık olduğunu ve bu durumun her iki tarafında ticari defter kayıtları incelendiğinde ortaya çıkacağını, ayrıca, davacı taraf bahsetmiş olduğu kur farkına ilişkin faturaları müvekkiline göndermemiş olup, müvekkilinin bahse konu borçtan icra takibi ile haberdar olmuş olduğunu Ayrıca, Davacının Kur Farkına esas aldığı ve takip konusu yaptığı ------- Kurunu esas aldığını, halbuki, asla kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacının takibi müvekkilinin faturaya ilişkin ödemeyi yaptığı tarihteki kur farkını talep etmesi gerekirken ------- kurunu esas alarak İcra Takibi başlatmasının kabul edilemez olduğunu belirterek, Davanın Reddine, Haksız ve Hukuka aykırı takip nedeniyle Davacı aleyhine en az %20 İcra Tazminatına hükmedilmesine, Yargılama Gider ve Vekalet Ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesi talep olunmuştur
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:Dava itirazın iptali ve icra inkar tazminatı talebidir. Dilekçeler aşaması tamamlanmakla mahkememizin ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, tarafların sulh olma imkanının bulunmadığının tespiti ile uyuşmazlık noktaları saptanarak tahkikat aşamasına geçilmiş, deliller toplanmıştır. -------------- sayılı dosyası celp edilip incelenmiştir. Konunun incelemesi uzmanlık gerektirdiğinden bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bilirkişi rapor içeriğine göre;Davacı Şirketin,----ASILİKUR FARKI) Alacak Talebi üzerinden harçlandırarak, İtirazınİptali/Takibin Devamı istemli olarak Davalı Firma aleyhine ikame etmiş olduğu işbu İTİRAZIN İPTALİ Davasında;Sayın Mahkemenin, Davacı Şirketin Davalı Firmadan KUR FARKI talep edebileceği yönünde hüküm kurması halinde,Davacı Şirketin Davalı Firmadan Takip Tarihi itibarıyla talep konusu yapabileceği KUR FARKI Alacağının ----- olabileceği,Aksi yönde hüküm kurulması, bir diğer ifadeyle Davacı şirketin Kur Farkı talebinde bulunamayacağı yönünde hüküm kurulması halinde,Davalı Firmanın Davacı Firmaya Borcunun bulunmayacağı, dolayısıyla davanın dayandığı takibe itirazında bir isabetsizlik olmayacağı, Ek raporda ise;Davacı Şirketin, --------- ASIL(KUR FARKI) Alacak Talebi üzerinden harçlandırarak, İtirazın İptali/Takibin Devamı istemli olarak Davalı Firma aleyhine ikame etmiş olduğu işbu İTİRAZIN İPTALİ Davasında;TERDİTLİ OLARAK; Sayın Mahkemenin, Davacı Şirketin Davalı Firmadan KUR FARKI talep edebileceği yönünde hüküm kurması halinde, Davacı Şirketin Davalı Firmadan Takip Tarihi itibarıyla talep konusu yapabileceği KUR FARKI Alacağının ----- olabileceği,Aksi yönde hüküm kurulması, bir diğer ifadeyle Davacı Şirketin Kur Farkı talebinde bulunamayacağı yönünde hüküm kurulması halinde,Davalı Firmanın Davacı Şirkete Borcunun bulunmayacağı, dolayısıyla davanın dayandığı takibe itirazında bir isabetsizlik olmayacağı," yönünde beyanda bulunulmuştur. Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır.Dava konusu faturanın düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır.Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir.Bu hüküm çerçevesinde,------ tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan ------- sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir.Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.
Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir.Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi;
“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.
(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.
(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.
(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.
(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”.şeklindedir.7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”....6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun icra takibi ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 222/3 maddesine göre, usulüne uygun tutulan ticarî defter kayıtlarının sahibi lehine delil olabilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiğinden mahkemece sadece davalı defterlerine dayalı olarak davanın reddi isabetli değildir. Davalının açıklanan savunması, borcun kaynağını oluşturan olgunun (satım akdînin) ve bundan doğan borcun varlığının kabulünü içermekle birlikte, bu borcun ödendiği yönündedir. Bu hâlde davalı taraf borcu ödediğine ilişkin savunmasını kanıtlamakla yükümlüdür. Eş söyleyişle, somut olayda ispat külfeti davalıya aittir. Davacı, davalının bu kabul beyanı nedeniyle alacağının varlığını kanıtlamak yükümlülüğünden kurtulmuş; buna karşılık davalı, borcu ödediğini kanıtlamakla yükümlü hâle gelmiştir. Ancak davalı tarafından dosyaya sunulan ödeme belgeleri davacıdan elde edilmiş belgeler değildir. Zira, mahkemece ------yazılan müzekkere cevabında da ödeme belgelerinde adı geçen kişinin davacı şirket çalışanı olmadığı bildirilmiştir. Bu durumda davalı tarafça ödeme savunması kanıtlanamamış olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekir.------Taraflar arasında dava ve icra takibi dayanağı faturalar konu ürünlerin davalıya teslimi hususunda ihtilaf bulunmamaktadır.“…alım satım ilişkisinin yabancı para birimi üzerinden kurulduğu durumlarda da faturaların TL üzerinden düzenlenmesi Vergi Usul Kanunu gereğidir. Sipariş mektubunda alım satımın döviz üzerinden yazılı bulunduğu gözetildiğinde TL cinsinden düzenlenen faturaların belirlenen ödeme gününden sonraki bir günde ödenmesi halinde fiili ödeme günündeki kur ile sözleşme uyarınca ödenmesi gereken tarihteki kur arasındaki kur farkının istenebileceği ilkeleri gözetilerek somut olay bakımından tarafların defter ve kayıtları üzerinde alanında uzman bilirkişi veya bilirkişi heyetinden ayrıntılı ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp deliller hep birlikte değerlendirildikten sonra varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.-------“...Kur farkı alacağının talep edilebilmesi için taraflar arasında akdedilen sözleşmede hüküm bulunması ya da faturaya konu malların döviz karşılığı satımının yapılmış olması gerekir. Kur farkında vade farkı istemleri gibi teamülün olup olmadığı önemli değildir. Taraflar arasında kur farkı alacağını öngören sözleşme bulunmamakla birlikte dosyada bulunan satış faturalarının incelenmesinde malların döviz karşılığı satıldığı ve TL karşılığının da gösterildiği görülmektedir. Bu durumda davalı kur farkı alacağından dolayı sorumlu olacağından, davacının kur farkı alacağının ödeme tarihindeki kurun dikkate alınarak hesaplanması suretiyle varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir...” ---------"...Dava kur farkı alacağından kaynaklanmaktadır. Kur farkına esas olan faturalar incelendiğinde, satılan malların döviz karşılığının gösterildiği ve bu nedenle ödeme tarihlerine göre kur farkı istenebileceği anlaşılmaktadır. Ancak malın geri iadesi suretiyle yapılan ödemeler ile çek keşide edilmek suretiyle yapılan ödemelerde kur farkı istenemez. Bono ile yapılan ödemelerde ödeme tarihi, havale ve elden yapılan ödemelerde ise makbuz ve havale tarihi itibariyle kur farkı doğuyorsa bu fark istenebilir. Bu durumda mahkemece bu ilkeye göre yaptırılacak bir hesaba göre karar verilmesi gerekirken tüm ödemeler yönünden kur farkı doğacağına dair bilirkişi raporu hükme esas alınarak yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir..." ------Taraflar arasında ki uyuşmazlığın taraflar arasındaki cari hesap alacağında davacının kur farkı talep edip edemeyeceğine ilişkindir. Kur farkı alacağının talep edilebilmesi için taraflar arasında akdedilen sözleşmede hüküm bulunması ya da faturaya konu malların döviz karşılığı satımının yapılmış olması gerekir. Kur farkında vade farkı istemleri gibi teamülün olup olmadığı önemli değildir. Taraflar arasında kur farkı alacağını öngören sözleşme bulunmamakla birlikte dosyada bulunan satış faturalarının incelenmesinde malların döviz karşılığı satıldığı ve TL karşılığınında gösterildiği görülmektedir. Bu durumda davalı kur farkı alacağından dolayı sorumlu olacağı değerlendirilmiştir. Bu sebeple davacının takip tarihi itibariyle davalıdan ----- alacağı olduğu değerlendirilmiştir. Davacı takip açılırken takip tarihindeki TL karşılığını talep etmiştir. Bu durumda davacı seçimlik hakkını takip tarihindeki TL karşılığı olduğu değerlendirilmiştir. Bu durumda davacının takip tarihi itibariyle fazla talepte bulunmuş olduğu bilirkişi raporu ile anlaşılmıştır. Bu nedenle davanın kısmen kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kötüniyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Alacak likit olmadığından davacının icra inkar tazminat talebinin reddi gerekmiştir.
HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın KISMEN KABUL, KISMEN REDDİNE,
2--------- Esas sayılı icra dosyasına yapılan KISMEN İTİRAZIN İPTALİNE, duran takibin 304.082,48 TL üzerinden asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte DEVAMINA, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,
3-Davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine,
4-Alınması gerekli Karar ve ilâm harcı olan 20.771,87 TL harçtan peşin alınan 3.779,32 TL harcın mahsubu ile 16.992,55 TL bakiye harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
5-Davacı tarafça yatırılan 3.779,32 TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan 488,40 TL ilk dava masrafı, tebligat-müzekkere gideri, bilirkişi ücreti gideri olarak yapılan 8.614,00 TL olmak üzere toplam 9.102,40 TL yargılama giderinden kabul ve red oranına göre(%97 kabul) 8.846,67 TL'sinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına,
7-Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 48.653,20 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
8-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 8.789,98 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
9-Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca -------- bütçesinden ödenen 3.600,00-TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsili ile Hazineye Gelir Kaydına,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde ---- Adliye Mahkemesi’ne İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usûlen anlatıldı. █████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!