Anahtar kelimeler: Mahsuba Kastla Evinin Olası Evinde Alkol İnceleyen Sinop Sayı Sıralarında

YARGITAY DAİRESİ
: 1. Ceza DairesiMAHKEMESİ
:Ağır CezaSAYISI
: 19-69I. HUKUKÎ SÜREÇSanığın olası kastla öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81/1, 21/2, 62, 53, 54... . maddeleri uyarınca 16... ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin Sinop Ağır Ceza Mahkemesince 17.12.2021 tarih ve 46-245 sayı ile kurulan hükme yönelik katılan vekili ve sanık müdafii tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 25.02.2022 tarih ve 584-603 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine, bu kararın da sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 21.12.2022 tarih ve 7484-10238 sayı ile;"1)Dosya kapsamına göre; olay günü saat 16.00 sıralarında sanığın evinde bulunduğu sırada alkol aldığı, evinin önünde bulunan çalılık alandan çıtırtı gelmesi üzerine av tüfeğini yanına alıp evin önüne çıktığı, seslerin devam etmesi üzerine seslenmeden aralıklı olarak 2 el ateş ettiği, ilk atışı yaptıktan sonra biraz daha ilerleyerek ikinci atışı yaptığı, çalılık alanda kuşburnu toplayan maktulün av tüfeği saçma tanesi yaralanması nedeniyle kemik kırıkları, beyin kanaması, iç organ harabiyeti, iç ve dış kanama sonucu öldüğü olayda;Mahkemece yapılan uygulamalı keşifte; sanığın bulunduğu ve atış yaptım dediği yerden maktulün vurulduğu yerde duran kişinin ayakta veya çömelerek durması halinde dahi göründüğünün tespit edildiği, tanık beyanlarından; olay yerinin sürekli hayvan otlatılan köylülerin geçtiği yer olduğunun, yabani hayvanların gece saatlerinde dolaştıklarının anlatıldığı, olay yerinin köy içi olduğunun tespitinin yapıldığı, eylemin gerçekleşme şekli itibarıyle alkollü olan sanık ...'ün insan olduğunu görmesine rağmen ateş ettiği, atışlar sonucunda maktulün isabet almasının 'muhtemel' değil 'muhakkak' olduğu bu durumda sanığın eylemini doğrudan kastla işlediği anlaşıldığından, kasten öldürme suçundan cezalandırılması yerine olası kastla öldürme suçundan hüküm kurulması,2)Kabule göre de; TCK'nin 30/1 maddesinde düzenlenen 'Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hali saklıdır.' şeklindeki düzenleme ve düzenlemenin kanuni gerekçesi de gözetilerek sanığın eylemini hata sonucu işleyip işlemediği tartışılmadan yetersiz gerekçe ile karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.Bozmaya direnen İlk Derece Mahkemesince 15.03.2023 tarih ve 19-69 sayı ile; "Sanığın söz konusu alanda insan olabileceğini ve tüfek ile ateş etmesi hâlinde bu kişinin ölebileceğini öngörmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlediğinden olası kastla hareket ettiği kabul edilmiştir. Sanığın gözlerinin iyi görmediğini ve olaydan önce alkol aldığını beyan etmesine rağmen doğrudan ateş etmesi nedeniyle öngördüğü neticeyi istemediğinin kabulü mümkün olmadığından bilinçli taksirden de söz edilemeyecektir..." şeklindeki gerekçeyle sanığın önceki hüküm gibi olası kastla öldürme suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir.Direnme kararına konu bu hükmün de katılan vekili ile sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.09.2023 tarihli ve 83282 sayılı onama istemli tebliğnamesi ile dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 12.06.2024 tarih ve 7935-4410 sayı ile direnme kararının yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.II. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUNÖzel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanığın maktule yönelik eyleminin olası kastla öldürme suçunu mu yoksa kasten öldürme suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin olup Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; somut olayda TCK'nın 30/1. maddesinde düzenlenen hata hükmünün uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmiştir.III. ÖN SORUNA VE UYUŞMAZLIĞA DAİR DOSYADAKİ BİLGİ VE BELGELERİncelenen dosya kapsamından;28.09.20 20... .09.2020 tarihlerindeki olay yeri inceleme, görgü ve tespit tutanaklarından; maktulün bulunduğu yerin 10,4 metre güneydoğusunda bir adet ve yine maktule 20,4 metre uzaklıkta bir adet olmak üzere toplamda iki adet 12 kalibre boş av tüfeği kartuşunun bulunduğu, olayın gerçekleştiği saatlerde havanın kararmak üzere olduğu, sanığın çalılığa doğru ilk atışı yaptığını gösterdiği yerin maktule uzaklığının 27,4 metre, bu yerin sanığın evinin bahçesindeki çardağa uzaklığının ise 7,30 metre olduğu, ertesi sabah olay yerine tekrar gidildiğinde sanığın ateş ettiğini gösterdiği yerle maktulün bulunduğu yer arasında havanın aydınlık olması karşısında görüşün açık olduğu, maktulün bulunduğu yere konumlandırılan Jandarma personelinin çömelerek veya ayakta durması hâlinde de görülebildiğinin tespit edildiği,Bafra Devlet Hastanesince düzenlenen 03.05.2021 tarihli rapordan; sanık ...'ün yapılan göz muayenesinde, sağ ve sol gözlerinin her ikisinin de gözlüksüz iken %30 oranında görebildiğinin, gözlük ile sağ gözünün +2,5 mercekle, sol gözünün +3,5 mercekle ancak %100 (tam) görme düzeyine ulaştığının, muayenenin 6 metre mesafeden yapıldığının bildirildiği,05.10.2021 tarihli keşif sonrası hazırlanan bilirkişi raporundan; olay yerinden ele geçen boş kartuşların maktule uzaklıklarının yaklaşık 8 metre ve 20 metre oldukları, iki kovan arasındaki mesafenin yaklaşık 9 metre olduğu, sanığın ilk atışı yaptığını belirttiği noktanın olay yeri tespit tutanağında maktule 27,4 metre uzaklıkta olduğunun, ancak keşif sırasında sanığın ilk ateş ettiği yer olarak gösterdiği yerin ise maktule yaklaşık 44,90 metre olduğu, buna göre; sanığın keşif sırasında ilk ateş ettiği yer olarak gösterdiği yerle maktule en uzak mesafede bulunan kartuş arasında 22 metre, ikinci kartuşla arasında ise 34,50 metre mesafe bulunduğunun ölçüldüğü, ancak incelemeye konu tüfekten yapılan atış sonucu çıkan boş kartuşun en fazla 2-3 metre uzağa fırlayabileceğinin, sanığın keşif sırasında ateş ettiğini gösterdiği ya da ilk olay yeri incelemesinde beyan ettiği yerden ateş etmiş olması hâlinde boş kovanın bu kadar uzağa gitmiş olmasının mümkün olmadığının değerlendirildiği, olayla aynı tarihte yapılan uygulamalı keşifte maktulün bulunduğu yere geçen personelin atış yaptığını beyan ettiği yerlerden görülebildiğinin ve maktulün bulunduğu yerdeki ağaçta kuşburnu meyvelerinin olduğunun, aynı yerde hayvan dışkılarının da bulunduğunun tespit edildiği,Anlaşılmaktadır.Katılan ...; sanığın sürekli alkol alıp sağa sola ateş eden birisi olduğunu, hatta olaydan yaklaşık bir hafta önce hayvan otlatırken sanığın evine yaklaştığı sırada, evinin önünden kendisine seslenen sanığın "Ne yapıyorsun burada az kalsın seni domuz sanıp vuracaktım, ucuz kurtuldun!" dediğini, köylülerin sanığın evinin civarında sürekli kuşburnu meyvesi topladığının sanık tarafından bilindiğini,Tanık ...; köylülerin genellikle bu mevsimde kuşburnu toplandıklarının herkes tarafından bilindiğini, abisi ...'ın sürekli sağa sola ateş eden sanığı "Çevrede gelen geçen insanlar var!" diyerek ateş etmemesi için uyarmasına rağmen sanığın abisine "Sana ne, zevkimize atıyoruz." şeklinde cevap verdiğini duyduğunu,Tanık ...; köyün muhtarı olduğunu, olayın meydana geldiği yere köylülerin kuşburnu toplamak için pek çok kez gelip gittiklerini, bölgede domuz gibi yabani hayvanların da olduğunu ancak bunların gece vakti ortaya çıktıklarını, gündüzleri nadiren görüldüklerini, ayrıca evcil hayvan ve çobanların da bu güzergâhı kullandıklarını,Tanık ...; köyün her yerinde zamanı geldiğinde kuşburnu meyvesi toplamaya çıkanların olduğunu,İfade etmişlerdir.Sanık ...; evinin yanındaki tarlanın tenha bir yerde olduğunu, öncesinde burada domuz vb. yabani hayvanlarla karşılaştığını, son bir haftadır da köylüler arasında bu civarda ayı ve domuz gibi hayvanların gezdiğini duyduğunu, evi de tenha bir yerde olduğu için ara sıra yabani hayvanlar yaklaşmasın diye havaya doğru evin balkonundan ateş ettiğini, olay günü saat 13.00 civarı 3-4 bira alıp içmeye başladığını, saat 16.00 civarında evin kameriyesinde oturduğu sırada çalılıklar arasından bir çıtırtı duyduğunu, önce aldırış etmediğini, sonra sesler devam edince balkona çıkıp tüfeğine iki fişek koyup kameriyenin yanındaki tarlaya doğru gözlüğünü takmadan yürüdüğünü, çalılıkların arasında 20-25 metre mesafeden bir karartı ve hareketlilik gördüğünü, domuz veya başkaca bir yabani hayvan olduğunu düşünerek bir el ve sonra bir iki adım yaklaşıp bir el daha çalılıklara doğru ateş ettiğini, herhangi bir ses gelmediğini, hareketlilik de kesilince ağacın arkasına gittiğinde yerde köylüsü maktul ...'in hareketsiz bir şekilde yattığını gördüğünü, orada bir insan olabileceğinin hiç aklına gelmediğini, bunu düşünse zaten ateş etmeyeceğini, maktulü kasıtlı olarak vurmadığını, domuz zannederek ateş ettiğini savunmuştur.IV. GEREKÇEA-1. Ön soruna ilişkin açıklamalarTCK'nın "Hata" başlıklı 30. maddesi şöyledir;"Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır."Madde, 08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile eklenen; "İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz." biçimindeki dördüncü fıkra ile son hâlini almıştır.Madde gerekçesinin ilgili bölümleri ise şöyledir; "Madde metninde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiştir.Birinci fıkrada suçun maddî unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir. Kast, suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik veya yanlış bilgi sahibi olunması durumu ise, maddî unsurlarda hata olarak adlandırılır. Böyle bir hata kastın varlığına engel olur. Örneğin, kişi vestiyerden kendisininki zannederek başkasının paltosunu alır. Keza, kişi gece karanlığında vahşi bir hayvan zannıyla hareketli bir cisme ateş eder. Ancak, gerçekte bu hareket eden cisim bir insandır ve dolayısıyla; bu insan ölür veya yaralanır. Örnek olarak verilen bu olaylarda failin bilgisi gerçeğe uysaydı; işlediği fiil haksızlık teşkil etmeyecekti. Bu nedenle hata hâlinde kasten işlenmiş bir suçtan söz etmek mümkün değildir.Fıkrada ayrıca, maddî unsurlarda hata hâlinde, taksirle sorumluluğa ilişkin hükme yer verilmiştir. Buna göre, meydana gelen neticeye ilişkin olarak gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı böyle bir netice ile karşılaşılmazdı şeklinde bir yargıya ulaşılabiliyorsa; taksirle işlenmiş bir suç söz konusu olur. Ancak bu durumda neticenin taksirle gerçekleştirilmesinin kanunda suç olarak tanımlanmış olması gerekir. Bu nedenle, kendisinin sanarak başkasının çantasını alan kişinin yanılgısında taksirin varlığı kabul edilse bile; kanunda hırsızlık fiilinin ancak yararlanma kasdıyla işlenebileceği belirtildiği için; böyle bir olay dolayısıyla ceza sorumluluğu doğmayacaktır. Buna karşılık, av hayvanı zannederek gerçekte bir insana ateş edip onun ölümüne neden olan kişinin bu hatasında taksiri varsa, adam öldürme kanunda taksirle işlenen bir suç olarak da tanımlandığı için, böyle bir olayda fail, taksirle adam öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulacaktır..."Ayrıntıları Yüksek Genel Kurulun 10.07.2024 tarihli ve 167-231 sayılı, 04.12.2024 tarihli ve 176-394 sayılı, 15.01.2025 tarihli ve 70-24 sayılı içtihatları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; TCK'nın 30. maddesinde hata kurumu düzenlenmiş, birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya yer verilmiştir.Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır.Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK'nın 27/1. maddesi).TCK'nın 30. maddesinde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir.Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır.Doktrinde bu konuya ilişkin olarak;"Suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı), müşahhas bir olayda suçun maddi unsurlarına müteallik hususlardaki bilgisizliği, eksik veya yanlış bilgiyi ifade eder. Bir başka ifadeyle, faildeki müşahhas olaya ilişkin tasavvurun gerçekle bağdaşmaması hâlidir. Bu hata, suça ilişkin kastı ortadan kaldırır. Bu hata hâlinde kasten işlenmiş bir haksızlıktan bahsetmek mümkün değildir. Failin bilgisi veya tasavvuru gerçeğe uysaydı; işlediği fiilin bir haksızlık teşkil etmeyeceği muhakkak olmalıdır." (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi Genel Hükümler, Seçkin, 1. Baskı, 2005, s. 421), "Failin suç tipindeki bir unsurda yanılması, bu suçun kasten işlenmesini engeller. Bu takdirde suç taksirle işlendiği takdirde cezalandırılabilen bir suç ise, sorumluluk taksirli suçtan dolayıdır." (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi,12. Baskı, s. 362) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.Failin isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatine karar verilmesi gerekecektir.A-2.Hukuki DeğerlendirmeSuç tarihinden önce kaynakçılıkla uğraştığını, gözlük kullandığını ve ... köyünde babasından kalan araziye bir ev yaptırıp emekliliğini geçirmek üzere beş ay kadar önce köyün ormanlık bölgesi çıkışında kain eve taşındığını savunan sanığın; olay günü öğleden sonra alkol almaya başlayarak kameriyede oturduğu sırada, saat 16.00 sularında çalılıkların arasından bir çıtırtı duyması üzerine, daha önce de olduğu gibi domuz geldiğini düşünüp balkonda av tüfeğini doldurarak çalılığa doğru yürüdüğü, henüz kendisine yönelik bir saldırı tehdidi veya gerçekleşen bir saldırı olmamasına rağmen çalılıkların arkasında gördüğü karartı ve hareketliliğe karşı hiçbir uyarı yapmaksızın yaklaşık 25 metre mesafeden av tüfeğiyle bir kez ateş ettiği, ses gelmeyince yürümeye devam ederek silahı bir kez daha ateşlediği, bu suretle o sırada olay yerinde elindeki uzun değnek ve beyaz kova ile kuşburnu meyvesi toplamakta olan maktul ...'i baş, sol kol ve koltuk altı bölgelerinden vurarak ölümüne yol açtığı kabul edilen olayda;Sanığın yaklaşık beş aydır bulunduğu ve çocukluğunun geçtiği köyde mevsim itibarıyla o bölgede kuşburnu toplayanların olduğunu bilebilecek düzeyde olduğu, evinin bulunduğu yerde daha önce de maktulün eşi dâhil köylülerin hayvan otlamaya veya meyve toplamaya geldiklerini gördüğü ve bildiği, hatta öncesinde bu kişiler tarafından bölgede insanların gezdiği ve gerekli gereksiz havaya ateş etmemesi yönünde de uyarıldığı, gözünün iyi görmediğini ve olay anında gözünde gözlük olmadığını savunan sanığın bu hâliyle kendi fiziksel özelliklerinin farkında olarak havanın da henüz aydınlık olduğu saat 16.00 civarında çalılıkların ve kuşburnu ağacının dibinde bir insanın da olabileceğini düşünememesinin, şahsî ve içinde bulunduğu ortamın fizikî özellikleri itibarıyla bir hata hâli olarak kabul edilemeyeceği, icra olunan keşfe istinaden düzenlenen rapora göre de, ateş edilen yerden hedefin domuz değil ve fakat bir insan olduğunun anlaşılabileceği/görülebileceği dolayısıyla ön soruna konu olay bakımından sanığın eylemini gerçekleştirdiği sırada TCK'nın 30/1. maddesinde düzenlenen hata hâlinin uygulanma şartlarının bulunmadığı kabul edilmelidir.Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "... köyünde ikamet eden ve miyop olduğu için gözlük kullanan sanığın, olay günü saat 16.00 sıralarında alkol alırken evinin yakınındaki çalılıktan gelen sesler üzerine av tüfeğini alıp gözlüğünü takmadan sesin geldiği yöne doğru yürüdüğü, dosya kapsamına uygun ve aksi kanıtlanamayan savunmasına göre domuz zannettiği karartı ve hareketliliğe doğru yaklaşık 25 metre mesafeden av tüfeğiyle bir kez ateş ettiği, ses gelmeyince yürümeye devam ederek silahı bir kez daha ateşlediği ve olay yerinde kuşburnu toplamakta olan ...’ın ölümüne yol açtığı kabul edilen olayda;Olay mahalli olan evin, köyün ormanlık bölgesi çıkışında kain olması, savunmayı te'yid eden köy muhtarı tanık ...’nin beyanına ve aynı yerde hayvan dışkılarının da bulunduğunun saptanmasına göre de olay mahallinde gündüz vakti yabani hayvanlara rastlanabilmesi, sanığın tanımadığı maktulü öldürmesi için hiç bir sebep ve husumetin bulunmaması, göz hekimince düzenlenen 03.05.2021 tarihli rapora göre, 6 metre mesafeden yapılan muayene sonuçlarından, sanığın, sağ ve sol gözlerinin her ikisinin de gözlüksüz iken %30 oranında görebildiğinin, gözlük ile sağ gözünün +2,5 mercekle, sol gözünün +3,5 mercekle ancak %100 (tam) görme düzeyine ulaştığının tespit edilmesi, ateş edilmesi anında gözlüğünün takılı olmadığına dair savunmanın aksinin kanıtlanamaması, maktulün kıyafetinin olay yeri bitki örtüsüne yakın bir renkte olması ve icra olunan keşfe istinaden düzenlenen ve ateş edilen yerden hedefin domuz değil ve fakat bir insan olduğunun anlaşılabileceği/görülebileceğine dair tespitin, sanığa göre değil, görme özrüne ilişkin belirleme bulunmayan üçüncü şahsa göre yapılması hususları birlikte değerlendirildiğinde; in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince, sanığın domuz zannettiği hedefe doğru av tüfeği ile ateş ederek maktulü vurup öldürdüğünün ve bu suretle TCK’nın 30/1. maddesi kapsamında suçun maddi unsurunda hataya düştüğünün kabulü gerekir. Nitekim 30/1.maddenin gerekçesinde de, "gece karanlığında vahşi hayvan zannıyla hareketli bir cisme ateş eden şahsın bir insanı vurması" hali suçun maddi unsurunda hata olarak örneklendirilmiştir.Şu hale göre, insan öldürme kastı bulunmayan sanığın, aynı kanun maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesine istinaden, TCK’nın 85/1. maddesi uyarınca taksirle öldürme suçundan sorumlu tutulması lazım gelir. Dosya kapsamına uygun kabule göre, olay mahalline köylülerin de kuşburnu toplamak ve benzer sebeplerle gündüz vakti geldiklerini bilen ve görme bozukluğunun farkında olan sanığın, gözlüğünü takmadan ve herhangi bir ikazda bulunmadan ateş ettiği olayda neticenin öngörüldüğünde de şüphe duyulmamalıdır.Açıklanan nedenlerle, Özel Dairenin sanık hakkında hata hükümlerinin uygulanması gerektiği yönündeki bozma gerekçesinde de işaret olunduğu üzere, sanığın TCK’nın 30/1 maddesi delaletiyle 85/1, 22/3 maddesi uyarınca bilinçli taksirle öldürme suçundan sorumlu tutulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim." düşüncesiyle,Çoğunluk görüşüne katılmayan on bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanığın eyleminde TCK'nın 30/1. maddesinde düzenlenen hata hâlinin uygulanma şartlarının bulunduğu düşüncesiyle,Karşı oy kullanmışlardır.B-1.Temel Uyuşmazlık ile ilgili açıklamalar (Olası kast - doğrudan kast ayrımı)Ayrıntıları Yüksek Genel Kurulun 22.01.2025 tarihli ve 173-1 66... .04.2025 tarihli ve 196-181 sayılı içtihatlarında açıklandığı üzere;01.06.2005 tarihinde mer'iyet kazanan TCK'nın "Kast" başlıklı 21. maddesinin birinci fıkrasında kast; "Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir." şeklinde, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise olası kast; "Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâlinde olası kast vardır." ifadesiyle tanımlanmıştır.TCK'nın 21. maddesinin birinci fıkrasının gerekçesine göre; "Kast, kişi ile işlediği suçun maddi unsurları arasındaki psikolojik bağı ifade etmektedir. Suçun kanuni tanımındaki maddi unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi, kastın varlığı için zorunludur..."Aynı maddenin ikinci fıkranın gerekçesinde de; "...Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir..." açıklamalarına yer verilmiştir.Bu tanıma göre kast; kanunda suç olarak tanımlanmış tipik eylemin/unsurlarının bilerek icra olunmasını ve suçun unsurlarının, öngörülmüşse neticenin gerçekleşmesini istemeyi kapsayan iradedir. Kastın, bilme ve isteme olmak üzere birlikte bulunması gereken iki unsuru vardır. TCK'nın kabul ettiği suç teorine göre haksızlığın işlenme yöntemlerinden biri olarak kastın, iradi hareketle birlikte neticeyi de kapsayan bir konumda bulunduğu söylenmelidir. Keza suçun konusuna ilişkin bilginin de kastın bilme unsuruna dâhil olduğunda kuşku yoktur.Doğrudan kastta, kastın bilme unsuru belirgindir. Burada failin bütün maddi unsurları hakkındaki bilgisi tamdır, kesindir (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 14. Bası, Seçkin Yayınları, s. 170).Buna karşın fail, işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kastla hareket etmiş olacaktır.Kanuni düzenlemeye göre de kastın bir türü olduğunda tereddüt bulunmayan olası kastla ilgili tanımda; "Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâlinde olası kast vardır." ifadesiyle yetinilerek, kastın bilme ve isteme unsurlarına yer verilmediği görülmektedir. Bilme unsuru yerine öngörme kavramı kullanılmışken, esasen kurumu, bilinçli taksirden ayıran kabullenme unsuru ancak maddenin gerekçesine dercedilmiştir. Bu hâliyle kasttaki isteme unsurunun yerine de kabullenme şartının ikame olunduğu görülmektedir.Olası kast, kastın bir türü olduğuna göre, bu kast şeklinde de tam olmasa da bilme ve isteme unsurları aranmaktadır. Tipikliğin gerçekleşmesinin muhtemel olarak öngörülmesi olası kastın bilme unsurunu, bu ihtimal öngörmesinin yanı sıra failin fiilinin sebebiyet verebileceği neticenin gerçekleşmesini kabullenmesi veya kayıtsız kalması ya da katlanması ise isteme unsurunu oluşturmaktadır (Koca- Üzülmez, s. 175).Yüksek Genel Kurula göre de (03.06.1985 tarihli ve 83-330 sayılı karar); "...başka bir ihtimale rağmen hareketinden caymamak ve bunu yapmakla, ikinci derecedeki ve muhtemel neticelerin gerçekleşmesi de istenmiş olur. Her ne kadar açık ve seçik bir isteme yoksa da, aynı sonucu doğuran, bir istememiş olmama vardır.".Bu durumda olası kasttaki (bilmenin), suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceği yönündeki muhtemel öngörmeden ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Şayet bu öngörme muhtemel değil kesin ise iradenin doğrudan kasta ilişkin olduğu sonucuna ulaşılır.Olası kast failin, esas amacını gerçekleştirirken öngördüğü yan neticeler hakkında tatbik kabiliyeti bulan bir kurumdur. Olası kastla hareket eden fail, ulaşmak istediği esas amacı uğruna suçun maddi unsurlarının gerçekleşmesini göze almaktadır. Fiilin icrasından imtina etmek yerine hareketinin yan neticelerini kabul etmektedir. Bu kapsamda, esas (ana) netice failin hareketiyle ulaşmaya çalıştığı neticelerken; yan neticeler ise failin hedefleri dışında kalmakla birlikte husule gelmeleri fail tarafından kesin veya mümkün görüldüğü neticelerdir. Bu anlamda, esas neticeler gerçekleşmemeleri halinde adeta failin tüm planını suya düşüren neticelerdir. Fail, esas (ana) neticelerin gerçekleşmesini, bizatihi bunların kendisi bakımından vereceği neticeler için istemektedir. Buna mukabil, ister zorunlu ister mümkün görülsünler, failin hareketi neticesinde husule gelen yan neticelerin gerçekleşip gerçekleşmemesinin, failin planlarının hayata geçmesi bakımından bir ehemmiyetleri yoktur. Bunlar, vakıanın gelişim seyri içinde ortaya çıkmaları öngörülen, fakat genellikle arzu edilmeyen neticelerdir (Bozbayındır Ali Emrah, Türk ve Mukayeseli Ceza Hukukunda Olası Kast Kavramı ve Sınırları, Adalet Yayınevi Ankara, 2018, s. 365).B-2. Uyuşmazlığa Dair Hukuki NitelendirmeDosya kapsamına uygun kabule ilgili bölümlerde yer verilen olayda; daha önce tanımadığı maktulü öldürmesi için hiçbir sebep ve aralarında husumet bulunmayan sanığın, ateş ettiği hedefin bir insan olduğunu bilerek ve ölmesini isteyerek hareket ettiği de kanıtlanamadığından doğrudan kastla insan öldürme suçundan sorumlu tutulması mümkün değil ise de gündüz vakti, köylünün de gelip geçtiği mahalde, alkollü vaziyette, görme bozukluğuna rağmen gözlüğünü takmadan, gerekli ikazda bulunarak hedefin insan olup olmadığını anlamadan ateş ederek maktulü vurduğunun anlaşılmasına göre öngördüğü neticeye katlanarak hareketine devam ettiği ve bu suretle maktulü olası kastla öldürdüğünün kabulü gerekir.Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesinin sanığın olası kastla sorumlu tutulması gerektiği yönündeki direnme kararının gerekçesinin isabetli olduğuna ve dosyanın uygulamanın denetlenmesi amacıyla Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.Asıl uyuşmazlık konusu bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eylemini doğrudan kastla gerçekleştirdiği ve direnmenin isabetli olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.V. KARARAçıklanan nedenlerle;1- Sinop Ağır Ceza Mahkemesinin 15.03.2023 tarihli ve 16-69 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,2- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi amacıyla Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, ön sorun konusu yönünden 11.06.2025 tarihli müzakerede karar için yeterli çoğunluk sağlanamadığından 25.06.2025 tarihli müzakerede oy çokluğuyla, asıl uyuşmazlık konusu yönünden ise aynı tarihli müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 10.09.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.