Anahtar kelimeler: Satımdan Takipleri Limited Menfi Anadolu Usulden Nezdinde Şirkete İlamda Başlatıldığını

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: ████████
KARAR NO
: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: İSTANBUL ANADOLU 12.TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
:█████/2025
DAVA
: Menfi Tespit (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ
: █████/2026
Taraflar arasındaki Menfi Tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın usulden reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ... Limited Şirketi tarafından davacı aleyhine İstanbul Anadolu 9. İcra Müdürlüğü nezdinde ... Esas, ve ... Esas sayılı olmak üzere icra takipleri başlatıldığını, ancak davacının takip alacaklısı şirkete böyle bir borcu bulunmadığını, davacı icra dosyasındaki diğer borçlu şirket... Limited Şirketi ile █████/2018 İle 31.01.2019 tarihleri Arasında satın alma yöneticisi olarak çalışmakta olup söz konusu diğer borçlu şirketten ayrıldıktan sonra herhangi bir iş ilişkisi içinde bulunmadığını, iş bu dava davalısı alacaklı şirket ile diğer borçlu şirket aracılığıyla tanışmış, bu şirketten çalıştığı şirket adına meşrubat alım satımında şirket yetkilisi olarak bulunduğunu, Şirketin çalışanı olarak yaptığı alımlar haricinde hiçbir şekilde davalı tarafla bir mal alım ve satımında bulunmadığını, 2019 ocak ayında icra dosyalarının borçlusu olan diğer şirketten ayrılan davacının bu süreçten sonra alacaklı şirket ile hiçbir şekilde muhatap olmadığını, bu süreçte davacı Çanakkale iline taşındığını, daha sonra diğer borçlu şirket ile davalı şirket arasındaki ticari uyuşmazlık oluşmuş olup sanki davacı bu uyuşmazlığın bir tarafıymışcasına İstanbul Anadolu 9. İcra Müdürlüğü nezdinde ... Esas, ve ... Esas sayılı iki ayrı icra dosyasında borçlu olarak eklendiğini, tüm bunlar olurken Çanakkale iline taşınan davacıya icra dosya ödeme emirleri Tebligat Kanunu 21.maddesine göre Muhtara teslim şeklinde eski ev adresine gönderildiğini, davacı hakkında açılan icra takipleri kendisinin haberi olmadan kesinleştiğini, davacı gönderilen tebligatlar usulsüz olup iptali gerektiğini, davacı hakkında başlatılan takiplerde herhangi bir dayanak belge bulunmadığını, borcu kabul anlamına gelmemekle birlikte Bu takiplerin konusu alacağın ne olduğu belli olmadığını, diğer ki söz konusu takipler takibin diğer borçlusu... Limited Şirketi' nin bir borcuna dayanarak açıldıysa davacının borç konusunda mükellef olması söz konusu olmadığını, davacı TBK'nın adam çalıştıranın sorumluluğu hükümleri uyarınca söz konusu... Limited Şirketi adına işlem yaptığından yapılması gereken icra takibinin Yalnızca bu şirket adına yapılması gerektiğini, Son olarak icra dosyası borçlusu diğer şirketin gerçekten böyle bir borcu dahi olsa yukarıda sözü edilen iki icra takibinin mükerrer icra takibi olduğu anlaşıldığını, Davacı davalıya söz konusu takiplerden borcu olmadığının tespit edilmesine tespit sonucu icra dosyalarının ayrı ayrı iptaline karar verilmesini, İcra İflas Kanunu ilgili hükümleri uyarınca teminatsız olarak icra takiplerinin ayrı ayrı durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini, bu mümkün değilse icra dosyasında tahsil olacak meblağın alacaklıya ödenmemesi yönününde ihtiyati tedbir kararı verilmesini, Davalının haksız ve kötü niyetli takip yapmış olması nedeni ile İstanbul Anadolu 9. İcra dairesinin ... Esas ve ... takip dosyaları için ayrı ayrı hükmolunmak üzere takip bedelleri üzerinden %40 kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine, Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı aleyhinde İstanbul Anadolu 9. İcra Müdürlüğü'nün ... E. ve ... E. sayılı dosyaları üzerinden davacı aleyhinde başlatılan icra takipleri davacı yönünden kesinleştiğini, her iki takip dosyasından gönderilen ödeme emri 24.08.2020 tarihinde davacı borçluya tebliğ edilmiş olup, söz konusu takiplere davacı borçlu tarafından 30.03.2021 tarihinde itiraz edildiğini, Ödeme emrinin tebliğin üzerinden 7 ay geçtikten sonra davacı yan tarafından borca itiraz edildiğinden icra müdürlüğü tarafından verilen karar ile itirazın yasal süresi içerisinde yapılmadığından bahisle reddedildiğine dair karar verildiğini, Davacı taraf bakımından huzurdaki davaya konu icra takip dosyaları kesinleşmiş durumda olduğunu, öncelikle Huzurdaki menfi tespit istemli dava 09.09.2024 tarihinde ikame edilmiş olup, davacı davasında samimi olmadığını, Nitekim, 30.03.2021 tarihli itirazı nazara alındığında aradan geçen 3 yıldan fazla bir süre sonra işbu davayı açması hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, Zira, gerçek anlamda borçlu olmadığı iddia eden tarafın uzun bir süre beklemesi olağan karşılanmaması gerektiğini, Davacı yan dilekçemizin ileride bahsini geçireceğimiz delilleri de gözetildiğinde işbu takip dosyaları nedeniyle sorumlu ve borçlu olduğunun bilincinde olduğunu, Davacı aleyhine usulüne uygun takip başlatılmış, ayrıca tebliğ de usule uygun gerçekleştiğini, Davacı yan her ne kadar Çanakkale'ye taşındığını, takipten haberdar olmadığını iddia etse de bu durum gerçek dışı olduğunu, Davacı tarafa ödeme emri 24.08.2020 tarihinde tebliğ edilmiş, ilgili adreste muhatabın olmaması nedeniyle kapıcı ...'e muhatabın akıbeti sorulmuş ve iş'te olduğu beyan edilerek imzadan imtina edildiğini, Davacının adreste oturduğu tespit edilerek kapısına haber kağıdı yapıştırılmak suretiyle söz konusu tebliğ mahalle muhtarına imzası karşılığı teslim edildiğini, dolayısıyla davacı yanın icra takibinden haberdar olmaması gibi bir durum söz konusu olmadığını, Diğer yandan davacı taraf Çanakkale adresine takipten ve ödeme emrinin tebliğinden çok sonra 26.08.2021 tarihinde taşındığını, bu durum Mernis Sorgu Evrakı ile de sabit olduğunu, haliyle davacı yanın iddia ve beyanlarının somut gerçeklikle örtüşmediği ortada olduğunu, İstanbul Anadolu 9. İcra Dairesi'nin ... E. Sayılı dosyasından başlatılan takipte davalı şirket ile takip borçluları arasında imza edilen 21.09.2018 tarihli Satış Noktası Sözleşmesi'nin ihlali kapsamında söz konusu sözleşme de yer alan ceza şartı başlıklı sözleşme hükmü uyarınca 10.000 USD cezai şart bedeli takip konusu edilmiş, ... E. Sayılı dosyasından ise yine aynı sözleşme uyarınca satış noktasına davalı şirket tarafından ürünlerinin satışı nedeniyle münhasırlık kapsamında satış ve reklam yeri bedeli olan kdv dahil 60.000,64-TL tutarındaki bedelin sözleşme şartlarının yerine getirilmemesi ve ihlali neticesinde iadesi talep edildiğini, Sözleşmenin Özel Şartlar’ının 3. maddesinde ise “İşbu sözleşmede işletmeye bir defaya mahsus 2018 yılında Münhasır Satış ve Yatırım Bedeli olarak 50.848,00-TL+KDV (%18) verilecektir." hükmü yer aldığını, Söz konusu münhasır satış ve yatırım bedeli sözleşme kapsamında davalı borçluya ödendiğini, Haksız ve yersiz davanın reddini, Davacı yanın huzurdaki dava yönünden haksız ve kötü niyetli olduğu nazara alınarak takip bedelleri üzerinden %40 kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
:
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...Tüm dosya kapsamının değerlendirilmesinde özetle; ödenen senet bedeli nedeni ile yapılan İhtiyati haciz talebinden dolayı borçlu olunmadığının tespitinin talep edildiği anlaşılmış olup, 7445 Sayılı Kanunun 31. Maddesi ile yapılan değişiklikle 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'na eklenen 5/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan " paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında " ibaresi "para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında" olarak değiştirilmiş olup ilgili değişikle beraber █████/2023 tarihinden itibaren açılacak menfi tespit davalarında ara bulucuya başvurulmuş olması dava şartı haline getirilmiştir. 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıkların Ara buluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 2. Fıkrasında "Davacı ara buluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin tutanağın aslını veya ara bulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması halinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Ara bulucuya başvurmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şarıt yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." düzenlemesi yer almaktadır. Somut olayda davalı şirket ile dava dışı... Limited Şirketi arasında sözleşme bulunduğu, davacının davalı ile ticari ilişkisinin bulunmadığı iddiasına dayalı borçlu olunmadığının tespitinin talep edildiği, eldeki davanın yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda ara buluculuk dava şartına tabi olduğu, dava açılırken ara buluculuk tutanak aslının sunulmadığı, davaya ilişkin ara bulucu son tutanak aslını sunması için 14.10.2025 tarihli ara karar ile davacı tarafa bir haftalık süre verildiği, verilen süre içinde davacı tarafça ara buluculuk son tutanağı mahkememize sunulmamış olduğu, ara buluculuk dava şartı gerçekleştirilmeden dava açıldığı anlaşılmıştır. Anılan düzenlemelere göre dava açılmadan ara buluculuğa başvurulması gerektiği, iş bu dava şartının sonradan tamamlanabilir nitelikte olmadığı, aksinin kabulü düzenlemenin amacına aykırı olacağı, bu hali ile ara bulucuya başvuru şartının dava açılmadan önce yerine getirilmediği, açıklanan nedenlerle dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine," karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; göreve ilişkin kuralların kamu düzenine ilişkin olduğunu, HMK’nın 114/1-c maddesine göre mahkemenin görevli olmasının dava şartı olduğunu, HMK’nın 115. maddesine göre ise dava şartlarının mevcut olup olmadığı, taraflarca ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilebileceğini, görevsiz mahkemenin davanın esası hakkında karar veremeyeceğini, Asliye Ticaret Mahkemesinin görev alanına giren davalar incelendiğinde TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davalarının ticarî dava sayıldığını, bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gerektiğini, bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî iş sayılmasının davanın ticarî dava olması için yeterli olmadığını, söz konusu somut olayda davacının davaya konu borçların bir tarafı olmadığı gibi borç ilişkisinin... Limited Şirketi ile ... Şirketi arasında olduğunu, davacının ticari işletmesi olmadığını, ayrıca tacir sıfatı da bulunmadığını, tüm bu hususlar değerlendirildiğinde davaya görevsizlik kararı verilerek Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesini ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve tüm taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE
:
Dava, satış noktası sözlemesine dayalı başlatılan icra takiplerinden dolayı borçlu olmadığının tespitine ilişkindir. Bu aşamada istinafa gelen uyuşmazlık temelde, davanın ticari dava olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre uyuşmazlığın çözümünde görevli olan mahkeme ve zorunlu ara buluculuğa tabi olup olmadığı noktasındadır.Davalı ile dava dışı... Ltd. Şti arasında Satış Noktası Sözlemesi düzenlendiği, davacının sözleşmede bir yandan dava dışı şirketin temsilcisi olarak diğer yandan da müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu, dava dışı şirketin borcu olduğundan bahisle şirket ve davacı hakkında iki ayrı takip başlatıldığı anlaşılmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4.maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlenmiş, 5.maddesinde Ticaret Mahkemeleri'nin kuruluşu ve hangi mahkemelerin Ticaret Mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. Ticari davaları mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olması durumunda ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grupta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.Somut olaya gelindiğinde: Tarafları tacir olan sözleşmeden kaynaklanan davanın nispi ticari dava olduğu, davanın görülmesi gereken mahkemenin Ticaret Mahkemesi olduğu, 7155 sayılı kanunun 20 maddesiyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa eklenen 5/a maddesi ve 7155 sayılı kanunun 23. maddesi ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Ara buluculuk Kanununa eklenen 18/A-2 maddesi uyarınca dava açılmadan önce ara buluculuğa başvuru zorunlu olup bu dava şartı yerinde getirilmeden davanın açıldığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine dair verilen kararda bir isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR
: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 615,40 TL harcın, alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 116,60 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. █████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!