Anahtar kelimeler: İlanla Paylara Düşmüş Yapısındaki Ermiş Atama Atandığını Ortağın Memuru Siciline

T.C. İstanbul Anadolu 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: ████████ EsasKARAR NO
: ███████DAVA
: Ticari Şirket (Tasfiyeye İlişkin)DAVA TARİHİ
: █████/2025KARAR TARİHİ
: █████/2026Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Tasfiyeye İlişkin) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Davacı, --------- Ticaret Sicil Müdürlüğü nezdinde ---------- sicil numarası ile kayıtlı bulunan --------- Şirketi’ne,-------- sayılı ilamı doğrultusunda tasfiye memuru olarak atandığını, Bu atama 26.02.2024 tarihinde ticaret siciline tescil edilmiştir.Bu Şirketin ortaklarından biri olan ----------Ş., 22.01.2025 tarihinde tasfiye edilmiş ve aynı tarihli ilanla Ticaret Sicilinden terkin edildiğini, Bu suretle, ----------Ş. ortağın tüzel kişiliği sona ermiş, şirketteki ortaklığı düşmüş ve bu paylara ilişkin herhangi bir irtibat noktası kalmadığını, arz edilen tüm bu sebeplerle; şirketin mevcut ortaklık yapısındaki fiili durumun tespiti, tasfiye sürecinin önünde duran engellerin mahkeme kararı ile bertaraf edilmesi gerektiğini, zira bir ortağın tüzel kişiliği sona ermiş, diğer ortak ise tasfiyeyi aktif biçimde engellediğini, bu nedenle tasfiye süreci hukuken ve fiilen tamamlanamaz hale geldiğini, Bu durumda mahkemenizden, şirketin fiili olarak sona ermiş olduğunun tespiti yapılmak suretiyle, tasfiyeye ilişkin işlemlerin mahkeme izni ile tamamlanmasına olanak sağlanması, gerekiyorsa tasfiye memuruna tek başına işlem yapma yetkisi verilmesi, bu da mümkün değilse davacının tasfiye memurluğu görevinden alınması yönünde karar verilmesi hukuken zorunlu hale geldiğini, arz ve izah edilen nedenlerle; Şirket ortaklarından ----------Ş.’nin ticaret sicilinden silinmiş olması ve diğer ortak---------Ş.’nin tasfiye sürecine katılmaması nedeniyle tasfiye sürecinin tamamlanamaması dikkate alınarak, şirketin fiili olarak sona ermiş olduğunun tespiti yapılmak suretiyle, tasfiyeye ilişkin işlemlerin mahkeme izni ile tamamlanmasına olanak sağlanması, gerekiyorsa tasfiye memuruna tek başına işlem yapma yetkisi verilmesi bu da mümkün değilse, davacının tasfiye memurluğu görevi diğer ortakların sorumluluk almaması nedeniyle tüm yükümlülüklerin şahsında toplanması karşısında bu görevin sürdürülemeyeceği dikkate alınarak azline karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle
: Davada zorunlu ve yasal hasım olarak bulunması gereken taraflar davaya dahil edilerek taraf teşkili sağlanması gerektiğini, huzurdaki dava, dava dilekçesinin “Konu” başlığı altında da açıkça belirtildiği üzere; ----------Ş.’ye Mahkeme kararıyla tasfiye memuru olarak atanan davacının tasfiye memurluğu görevinden alınması, bu mümkün görülmezse tasfiye işlemlerini tamamlamak üzere yetkilendirilmesi taleplerine ilişkin olduğunu, Davacı taraf, tasfiye hâlindeki şirketin ortaklarından--------Ş.’nin tüzel kişiliğinin sona erdiğini, tasfiye edilerek ticaret sicilinden silindiğini ileri sürmek suretiyle davayı yalnızca diğer ortak olan müvekkil şirkete yönelttiğini, Ne var ki; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde “ihya”, tasfiyesi tamamlanmış ve ticaret sicilinden terkin edilmiş bir şirketin hukuken yeniden canlandırılması olarak düzenlenmiş olup, somut olayda diğer ortak şirket her ne kadar sicilden terkin edilmiş olsa da tasfiye memurunun görevden alınması, yetkilendirilmesi veya tasfiyenin tamamlanmasına ilişkin yargılamalarda tüm ortakların zorunlu ve yasal hasım olması gerektiği açık olduğunu, Zira tasfiye memurunun görev ve yetkileri, ortakların hak ve yükümlülükleri ile doğrudan bağlantılı olup, ortaklardan birinin davaya dahil edilmemesi eksik taraf teşkili niteliğinde olduğunu, Davacı Tarafın Kendisini Tasfiye Memuru Olarak Atayan Mahkemeye Başvuruda Bulunmak Yerine Ayrı Bir Dava Açmasında Hukuki Yarar Bulunmadığı Gibi, Bu Durum Usul Ekonomisi İlkesine de Aykırı olduğunu, dolayısıyla davacı taraf, tasfiye memuru olarak atanmasına ilişkin tüm uyuşmazlıkların çözüm mercii olan --------- Esas sayılı dosyasına başvurarak istifasını bildirmek ve yerine yeni bir tasfiye memuru atanmasını talep etmek imkânına sahip olduğu halde, bu yola başvurmayıp huzurdaki davayı ikame ettiğini, Bu durumda davacının ayrı bir dava açmasında hukuki yarar bulunmadığı gibi, mevcut talebin daha önce açılmış dosya kapsamında çözülebilir nitelikte olması karşısında huzurdaki davanın açılması usul ekonomisi ilkesine de açıkça aykırılık teşkil ettiğini, Davacı Tarafın tasfiye memurluğu sıfatının kaldırılması talebi tarafımızca kabul edilmekle birlikte, huzurdaki davanın açılmasına müvekkilin sebebiyet vermemesi nedeniyle yargılama giderleri ve vekâlet ücretinden sorumlu tutulması hukuken mümkün olmadığını, arz ve izah olunan ve Mahkemenizce re'sen dikkate alınacak tüm nedenlerle; Usule ilişkin itirazlarımızın kabulü ile taraf teşkilinin sağlanmasına, Davacının tasfiye memurluğu sıfatının kaldırılması talebine tarafımızca itiraz edilmemekle birlikte, huzurdaki davanın açılmasına müvekkilin hiçbir kusur veya davranışıyla sebebiyet vermemesi karşısında, müvekkilin yargılama giderleri ve vekâlet ücretinden sorumlu tutulmamasına, Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.GEREKÇE VE SONUÇ
:Dava tasfiye memurunun şirketin fiili olarak sona ermiş olduğunun tespiti yapılmak suretiyle, tasfiyeye ilişkin işlemlerin mahkeme izni ile tamamlanmasına olanak sağlanması, gerekiyorsa tasfiye memuruna tek başına işlem yapma yetkisi verilmesi bu da mümkün değilse, davacının tasfiye memurluğu görevi diğer ortakların sorumluluk almaması nedeniyle tüm yükümlülüklerin şahsında toplanması karşısında bu görevin sürdürülemeyeceği dikkate alınarak azli talebine ilişkindir.Hukuki yarar, medeni usul hukukumuzda bir davanın açılabilmesi ve mahkeme tarafından esası incelenerek karara bağlanabilmesi için gerekli olan en temel dava şartlarından biridir. Bir kimsenin mahkemeye başvurabilmesi için yalnızca bir hakkının ihlal edildiğini ileri sürmesi yeterli değildir; aynı zamanda açtığı davadan hukuken korunmaya değer, somut ve güncel bir fayda elde edecek olması gerekir. İşte bu faydaya "hukuki yarar" denir. Türk hukukunda hukuki yarar , 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (HMK) açıkça dava şartı olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle mahkeme, taraflar ileri sürmese bile yargılamanın her aşamasında hukuki yararın varlığını kendiliğinden (re'sen) incelemek zorundadır. Eğer davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı anlaşılırsa, mahkeme davayı esastan incelemeden dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddeder.Aşağıdaki durumlar genellikle hukuki yararın yokluğu olarak kabul edilir;-Sırf teorik veya akademik bir tartışma yaratmak için dava açılması-Henüz gerçekleşmemiş bir ihtimal üzerine dava açılması-Hakkın zaten elde edilmiş olması-Davanın davacıya hiçbir pratik fayda sağlamayacak olması-Aynı sonucun daha kolay bir hukuki yolla elde edilecek olmasıTüm dosya kapsamı ve deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafın dava konusu talebini ----------- Esas numaralı dosyasından talep ederek çözümlemesi gerekirken işbu davayı açtığı anlaşılmakla hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.HÜKÜM
:1-DAVANIN HUKUKİ YARAR YOKLUĞUNDAN REDDİNE,2-Alınması gereken 732,00 TL harçtan 615,40 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT' since hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,5-Artan gider avansının kararın kesinleşmesi ve talep halinde davacıya iadesine,Dair karar, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, karar gerekçesinin tebliğinden itibaren 2 hafta içinde ---------- Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olarak oy birliği ile verildi, açıkça okundu usulen tefhim olundu. █████/2026