Anahtar kelimeler: Küçültme Göğüslerin Göğüs Operasyondan Operasyonun Görüştüğünü Ameliyatı Ameliyatın Ameliyat Etkilerinin

MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI
: █████████ E., █████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ
: İstanbul Anadolu 3. Tüketici MahkemesiSAYISI
: ████████ E., ████████ K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin göğüs küçültme ameliyatı içi davalı doktor ile görüştüğünü, ilk ameliyatın 01.07.2017 tarihinde diğer davalıya ait hastanede yapıldığını, ancak davalı tarafından gerçekleştirilen operasyondan yaklaşık 2 ay sonra operasyonun etkilerinin geçmesi üzerine göğüs küçültme ameliyatı yapılmasına rağmen ameliyat sonrası göğüslerin önceki haline göre dahada büyümüş olduğunu ve yaraların iyileşmediğini, davalı doktorun revize ameliyat olarak isimlendirilen ikinci ameliyatı da 03.03.2018 tarihinde davalı hastanede yaptığını, revize ameliyatın da herhangi bir sonuç vermediğini, her iki göğüsün de küçültülemediğini, izlerin ikinci ameliyattan sonra daha da büyüdüğünü, bugüne kadar herhangi bir iyileşme veya görüntüde değişiklik meydana gelmediğini, müvekkilinin tekrar eski göğsüne ve sağlığına kavuşabilmesi için ve hatalı yapılan operasyonun etkilerini düzeltmek adına yeni operasyonlar geçirmesi zorunluluğu doğduğunu ileri sürerek operasyon için toplamda ödediği 10.000,00 TL'nin, tıbbi hatanın düzeltilmesi ve izlerin giderilmesi için uygulanacak tedavi yönünden tespit edilecek ilave tedavi masrafları ile sağlığına kavuşması için ileride tekrardan olması zorunlu muhtemel ameliyat ücreti yönünden fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak şimdilik 5.000,00 TL'nin ve manevi tazminata ilişkin 70.000,00 TL'nin ilk ameliyat olan 01.07.2017 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAP1-Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; onam isimli belgeden de görüleceği üzere planlanmış ve uygulanmış olan ameliyatın meme küçültme ameliyatı değil meme büyütme ve meme dikleştirme ameliyatı olduğunu, yara izlerinin doku iyileşme sorunu ile ilgili olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.2-Davalı ... vekili cevap dilekçesi; davacıya uygulanan operasyonlar ve operasyon sonrası gerçekleştirilen tedavilerde tıbbi hata, özen eksikliği veya kusur bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıdan doğru onam formu alındığı, izlerin kalmasının tıbbi hata olmayıp kişinin bünyesiyle alakalı olduğunun alınan raporda belirtildiği, davalı taraflara yükletilecek sorumluluk ve kusurun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı vekili temyiz dilekçesinde; bilirkişi raporuna itirazlarının değerlendirilmediğini, davalı tarafından müvekkilinin isteklerinin karşılanmadığını ve isteğinin tam aksine göğüslerinin ameliyattan sonra önceki haline göre daha da büyüdüğünü, tanık anlatımları ile whatsapp yazışmalarının dosyaya sunulduğunu, ilk ameliyatta müvekkilinin talebinin aksine göğüs büyütme işleminin uygulandığını, bu hata sebebiyle tekrar operasyon geçirmek zorunda bırakıldığını, yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altında olduğunu, müvekkilinin isteklerinin karşılanmadığını, bu husus gözetilmeksizin sadece uygulanan eylemin tıbben uygun olduğu iddiası ile hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, hukuka uygun bir şekilde onamının alınmadığını, aciliyet teşkil eden bir durum bulunmamasına rağmen ameliyatın hemen öncesinde okuma ve düşünme fırsatı verilmeden onam formunun imzalatıldığını, onam formunun geçerli kabul edilemeyeceğini, refakatçisi olan kardeşine karşı da aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediğini, bilirkişi raporunda hukuki tespitler yapıldığını, onam formunun usulüne uygun olup olmadığı mahkemece hukuki bilgiyle çözümlenecek bir husus olduğunu, bilirkişilerin revizyon ameliyatına ilişkin hastanın detaylı bilgilendirilmesini gerektirecek bir durum söz konusu olmadığı yönündeki görüşlerinin teknik bilgi sınırlarını aştığını, raporun hükme esas alınamayacağını, bölge adliye mahkemesi kararındaki karşı oyun istinaf gerekçelerini destekler nitelikte olduğunu beyan etmektedir.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, eser sözleşmesi niteliğinde estetik müdahaleden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.Somut olayda, davacı ile davalı arasında eser sözleşmesi niteliğinde estetik müdahaleyi kapsayan hukuki ilişki bulunduğu, sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tıbbi zorunluluk sebebiyle gerçekleştirilen tedaviye ilişkin vekalet sözleşmesinden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesinde yüklenicinin edimi; bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin edimi ise; karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir.Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdü, sonucun garanti edilmesidir. Burada, vekâlet akdindeki gibi yalnızca bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir.Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlandığından meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Komplikasyonlarda ise, aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır.İş sahibinin ayıptan doğan hakları TBK'nın 475. maddesinde düzenlenmiştir. Bu haklar; sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim ya da ücretsiz onarım isteme hakları ile genel hükümlere göre tazminat isteme hakkıdır. Bunlardan ilk üçü, yani dönme, bedelden indirim ve ücretsiz onarım isteme hakları seçimlik haktır. Tazminat isteme hakkı ise, iş sahibinin zarar görmesi şartıyla her üç seçimlik hakla birlikte istenebilir. Bu haklar sınırlı olarak sayılmış olduğu için genişletilemez.Dava konusu işlemin yapıldığı tarih ve dava tarihinde yürürlükte olan TBK’nın 56. maddesinde; "Hakim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir” düzenlemesi mevcuttur.Zarar görene tanınmış olan manevi tazminat hakkı, kişinin sosyal, fiziksel ve duygusal kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda öngörülen bir tazminat türüdür. Amacı ise kişinin, hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, kişinin duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar vereni bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkoyması gibi olguları karşıladığı bir gerçektir.Manevi tazminat, kişinin çekmiş olduğu fiziksel ve manevi acıları dindirmeyi, hafifletmeyi amaçlar. Bu tazminat bizzat yaşanan acı ve elemin karşılığıdır. Bu tazminat türü, kişinin haksız eylem sonucu duyduğu acı ve elemin giderilmesini amaçladığı için, zarar gören kişi, öngördüğü miktarı belirleyerek istemde bulunabilir.Maddi zararda olduğunun aksine manevi tazminatta kesin bir hesabın yapılması olanaksızdır. Bunun için miktarı, somut olayın özelliği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak TMK’nın 4. maddesi uyarınca hakim tarafından takdir ve tayin edilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını belirlemede geniş bir yetkiye sahiptir. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 tarihli ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir. Hakim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir.Yukarıda yer verilen ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; alınan bilirkişi heyet raporunda, davacının operasyon sonrasında meme başı çevresinden başlayıp aşağı dikey inen ve meme katlantısından yatay seyreden meme dikleştirme ameliyatına bağlı ciltten koyu renkli izlerin olduğu, ameliyat ile oluşan bu sonuç arasında illiyet bağı bulunmakla birlikte, herhangi bir tibbi hata ya da kusur bulunmadığı ileri sürülmüştür.İlk derece mahkemesince, davacıdan onam formunun alındığı, izlerin kalmasının tıbbi hata olmayıp kişinin bünyesiyle alakalı olduğu, davalı taraflara yükletilecek sorumluluk ve kusurun bulunmadığı belirtilerek dava reddedilmişse de; eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü söz konusudur. Sonucun gerçekleşmemesi halinde yüklenicinin edimi ifa etmediğinin kabulü gerekir. Davacıya uygulanan işlem nedeniyle meme başı çevresinin başlayıp aşağı inen ve meme katlantısında yatay seyreden meme dikleştirme ameliyatına bağlı ciltten koyu renkli izlerin olduğu tespit edilmekle, davalı hekimin taahhüt edilen sonucu tam ve gereği gibi yerine getiremediği, davacıya yapılan estetik müdahalelerin sonucu itibariyle davacı iş sahibi yararına sonuç vermediği, meydana getirilen eserin ayıplı olduğu anlaşılmaktadır.Bu halde mahkemece yapılacak iş; eser sözleşmesi kapsamında meydana getirilen eserde sonuç taahhüdünün gerçekleşmediği kabulüyle, davacının maddi tazminata ilişkin talepleri değerlendirmek ve manevi tazminata ilişkin de uygun bir miktar belirlenerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, izah edilen kurallara aykırı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,17.11.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.