Anahtar kelimeler: Sev Sokağa Sokakta Sokaktan Kalınması Dönüş Araçtan Yaparken Aracına Mahrum

T.C. BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO
: █████████ Esas
KARAR NO
: ███████
DAVA
: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ
: █████/2025
KARAR TARİHİ
: █████/2026
KARARIN YAZILMA TARİHİ
: █████/2026
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde ÖZETLE; █████/2024 tarihinde müvekkilinin adına kayıtlı ..... plakalı aracının .... Sokakta park halinde iken .... Şirketi adına kayıtlı sürücü ..... 'in sev ve idaresindeki .... plakalı araç ile ... Sokaktan ... Sokağa dönüş yaparken müvekkilinin aracına çarpması nedeniyle çift taraflı maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, HMK m. 107 uyarınca belirsiz alacak davasına konu edilmek ve fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla şimdilik ...... plaka sayılı araçtan mahrum kalınması nedeniyle 1.000,00-TL ikame araç bedelinin kaza tarihinden itibaren işlemiş avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava; meydana gelen trafik kazasından kaynaklı olarak araç mahrumiyet talebine ilişkindir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4.maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlendikten sonra anılan kanunun 5.maddesinde ticaret mahkemelerinin kuruluşu ve hangi mahkemelerin ticaret mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir.
Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Bu noktada ticari dava niteliğinin tespiti için ticari işletme kavramının incelenmesi ve araştırılması gerekmektedir. 6102 sayılı Kanun gerçek kişi tacirler yönünden ticari işletme ve tacir kavramlarını ticari işletmeyi merkeze alarak tanımlamıştır. Zira gerçek kişi tacirlere ilişkin 6102 sayılı Kanun'un 12. Maddesi şu şekildedir: "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir."
İlgili hükümden görülebileceği üzere bir gerçek kişinin tacir olarak kabul edilebilmesi için ön şart bir ticari işletmenin işletilmesidir. Bir işletmenin ticari işletme olarak kabul edilebilmesi için gereken şartlar ise 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:
"Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir." İlgili hükümden görülebileceği üzere 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesine göre bir işletmenin ticari işletme sayılabilmesi için; devamlılık, bağımsızlık ve esnaf işletmesini aşan düzeyde gelir elde edilmesi şartları bulunmaktadır. (Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 156) Ticaret siciline tescil ise işletmenin ticari işletme veya esnaf işletmesi sayılması bakımından bir şart olarak kabul edilmemiştir. Örneğin ticaret siciline tescil edilmemiş bir işletme ticari işletme olabileceği gibi, ticaret siciline tescil edilmiş bir işletme yukarıda belirtilen şartların sağlanmaması halinde esnaf işletmesi olarak kabul edilebilecektir. Kanun koyucu ticaret siciline tescil bakımından yalnızca aksi ispat edilebilecek bir karine öngörmüştür. (Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 156)
6102 sayılı Kanun'un 15. Maddesinde ise esnaf ve esnaf işletmesine ilişkin şu tanımlama yapılmıştır: "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." 6102 sayılı Kanun'un tacir ve ticari işletmeyi tanımlayan 11 ve 12. Maddesi ile esnaf ve esnaf işletmesini tanımlayan 15. Maddesi birlikte değerlendirildiğinde tacir ve ticari işletme ile esnaf işletmesini ayıran en önemli farkın ve her ikisi arasındaki asıl kriterin elde edilen gelir düzeyi olduğu görülmekte olup 6102 sayılı Kanun sisteminde işletmeler gelir ölçeklerine göre sınıflandırılmıştır. Kanun koyucu 6102 sayılı Kanun'un 15. Maddesinde esnaflık ve esnaf işletmesi ve tacir ile ticari işletme arasındaki farkın kesin olarak ortaya koyulabilmesi ve ikisi arasındaki sınırın tereddütsüz çizilebilmesi için işletme sınırlarını belirleyen gelir düzeyleri yönünden Cumhurbaşkanlığı Kararı çıkartılmasını öngörmüş olmakla birlikte söz konusu karar çıkartılmamış söz konusu gelir sınırının ..... sayılı Bakanlar Kurulu kararındaki kriterlere göre parasal sınırlar belirlenmektedir.(Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 158-159) İlgili bakanlar kurulu kararına göre Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu kararına göre kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların işletmelerinin esnaf işletmesi sayılmaları kabul edilmiştir.
6102 sayılı Kanun'un 12. Maddesinin 1. Fıkrasına göre bir gerçek kişinin tacir olarak kabul edilebilmesi için bir ticari işletmenin mevcudiyeti ve varlığı gerekli ve zorunludur.
Davaya konu somut olayda; tazminat talebine konu meydana gelen haksız fiilin 6102 sayılı Kanun'un 4. Maddesinin 1. Fıkrası gereğince her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan meydana gelip gelmediği bu suretle davanın ticari dava olup olmadığının bu kapsamda değerlendirilmesi gereklidir.
Mahkememizce davacı araç malikinin gerçek kişi olduğu görülmekle davacının işletmesinin ticari işletme olup olmadığını bu suretle davacının tacir sıfatına haiz olup olmadığına yönelik araştırma yapılmış, deliller toplanmıştır.
İTO tarafından verilen müzekkere cevabına göre davacının gerçek kişi ticari işletme kaydının bulunmadığı tespit edilmiştir.
Davacıya ait vergi kayıtları vergi dairesinden celp edilmiş olup; davacının vergi kayıtlarına göre; davacının Minibüs ve dolmuş ile yolcu taşımacılığı ile iştigal ettiği, Vergi Usul Kanunu'nun 176 - 177. Maddeleri gereğince işletme hesabına göre defter tuttuğu belirtilmiştir. Vergi Dairesi'nden gelen Davacının minibüs taşımacılığına yönelik faaliyetinin ise Vergi Usul Kanunu'nun 176 - 177. Maddeleri gereğince vergi kayıtlarına göre davacının minibüs taşımacılığı işinden elde ettiği gelirin esnaf işletmesi parasal sınırları içerisinde olduğu vergi dairesinin müzekkere cevabından anlaşılmaktadır.
Yukarıda detaylıca açıklandığı üzere gerçek kişiler yönünden tacir sıfatı ticari işletme kavramı merkez alınarak belirlenmekte olup gerçek kişinin tacir sayılabilmesi için esas kriterlerin devamlılık ve süreklilik arz edecek şekilde esnaf işletmesini aşan düzeyde gelir elde edilmesi olduğu gözetildiğinde; davacının dava tarihi itibariyle iştigal konusunun da minibüs taşımacılığı işi olduğu ve vergi kaydı ve işletmesinin de taşımacılık işine yönelik olduğu ancak davacının tacir olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Davacının mevcut minibüs ve dolmuş işletmesi yönünden ise davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; Vergi Dairesi'nden gelen vergi kayıtlarına göre davacının söz konusu işten elde ettiği gelirin Vergi Usul Kanunu'nun 176 - 177. Maddeleri gereğince esnaf işletmesi sınırında kaldığı Mahkememize bildirilmiştir. Yukarıda detaylıca açıklandığı üzere esnaflık ve esnaf işletmesi ile ticari işletme ve tacir sayılmanın elde edilen gelir yönünden ayrımı esas olarak .... sayılı Bakanlar Kurulu kararında belirtilmiş Vergi Usul Kanunu'nun 176 - 177. Maddelerine göre yapılmaktadır. Vergi Usul Kanunu'nun 176 - 177. Maddelerinde belirtilen sınırları aşan düzeyde gelir elde eden işletmeler ticari işletme ve tacir olarak kabul edilirken, Vergi Usul Kanunu'nun 176 - 177. Maddesinde belirtilen gelir düzeyini aşmayan işletmeler ise esnaf işletmesi olarak kabul edilmektedir.
Yukarıda detaylıca açıklandığı üzere esnaf işletmesi ve ticari işletme sınırları bakımından 6102 sayılı Kanun'un 11. Ve 15. maddesinde kanun koyucu tarafından esas alınana kriter gelir düzeyi olup, davacının minibüs ve dolmuş taşımacılığı işinden elde ettiği gelir düzeyinin Vergi Usul Kanunu'nun 176 - 177. Maddelerinde belirlenen sınırın altında kaldığı ve davacının söz konusu işletmesinin 6102 sayılı Kanun'un 11. ve 15. maddesinde belirtilen koşullar gereğince esnaf işletmesi olduğunun kabulü zorunludur. Zira Vergi Dairesi'nden gelen yazı cevabına göre davacının işletmesinin 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesi gereğince ticari işletme koşullarını sağlamadığı, esnaf işletmesi düzeyini aşan gelirin elde edilmediği bu suretle ticari işletme ve esnaf işletmesinin sınırlarını belirleyen emredici kanun hükmü gereğince ticari işletme sayılamayacağı zira esnaf işletmesini aşan düzeyde gelir elde edilmediği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki davacının maliki olduğu aracın minibüs olması tek başına davacının tacir olarak kabulü için yeterli değildir. Zira tacir olmanın koşul ve şartları ile gerekli ekonomik kriterler TTK ve TTK'nın 11. Maddesi gereğince çıkartılan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile belirlenmekte olup, Mahkememizce yapılan araştırmalar neticesinde davacının söz konusu kriterleri taşımadığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda davacının yalnızca minibüs sahibi olmasının tacir olması sonucuna bağlanamayacağı bu suretle davanın iki tarafın da ticari işletmesininden kaynaklandığından söz edilemeyeceği ve ticari uyuşmazlık olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmıştır.
Sonuç olarak davaya konu somut olaydaki gibi haksız fiilden kaynaklanan bir davanın ticari dava olarak kabul edilebilmesi ve davada ticaret mahkemelerinin görevli olması için 6102 sayılı Kanun'un 4. Maddesinin 1. Fıkrası gereğince haksız fiilin her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması gerektiği, buna karşılık davacının işletmesinin gelir düzeyinin Mahkememizce yapılan araştırmalara göre Vergi Usul Kanunu'nun 176. - 177. Maddeleri gereğince esnaf işletmesi sınırlarını aşmadığı dolayısıyla 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesi gereğince ticari işletme koşullarını sağlamadığı bu suretle ticari işletme kabul edilemeyeceği ve işbu eldeki davanın da 6102 sayılı Kanun'un 4. Maddesinin 1. Fıkrası gereğince davacının ticari işletmesinden kaynaklanma koşulunu yerine getirmediği dolayısıyla ticari dava olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Bu bilgiler ışığında tacir ataştırması sonucunda davacının tacir olmadığının tespit edildiği, iş bu davaya konu uyuşmazlığın mutlak ticari davalardan olmadığı, nispi ticari davalarda ise her iki tarafın tacir olması ve uyuşmazlığında her iki tarafında ticari işletmesi ile ilgisi olması gerektiği, iş bu dosya yönünden görevli Mahkemelerin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğu, mahkememizin görevli olmadığı değerlendirilerek karşı görevsizlik kararı vererek aşağıdaki şekilde karar verildi. (Emsal İçtihatlar İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin ████████ E., █████████ K sayılı ilamı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi ise ████████ E., ████████ K sayılı ilamı, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin █████████ E █████████ K sayılı ilamı, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesinin █████████ E █████████ K sayılı ilamı)
HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının davasının HMK 114 maddesi kapsamında mahkememizin görevli olmaması sebebiyle HMK 115 maddesi gereğince USULDEN REDDİNE,
2-HMK nun 20. maddesi gereğince gerekçeli kararın tüm taraflara tebliği ile kararın kesinleşmesinden itibaren yasal iki haftalık süre içinde talep edilmesi halinde dava dosyasının görevli Bakırköy .... Asliye Hukuk Mahkemesine Gönderilmesine,
3-Belirtilen iki haftalık süre içinde talepte bulunulmaması veya süresinden sonra talepte bulunulması halinde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar (ek karar) verileceğinin taraflarca bilinmesine,
4-Mahkememiz kararı istinaf edilmeksizin kesinleştiğinde Bakırköy ..... Asliye Hukuk ile mahkememiz arasında olumsuz görev uyuşmazlığı oluştuğundan görev hususunun halli için dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesi'ne gönderilmesine,
5-Harç, vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin görevli mahkemece bir karara bağlanmasına,
Dair dosya üzerinden tarafların yokluğunda verilen kararının, gerekçeli kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal sürede İstanbul BAM ‘ne İstinaf Başvuru hakları olduğu hatırlatılarak verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. █████/2026
Katip .....
¸e-imzalıdır
Hakim......
¸e-imzalıdır

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!