Anahtar kelimeler: Geçmeyen Miktardan Nihai Birleşen İzmir Sınırını Kesinlik Değeri Şartı Eksiklikleri
6. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi

SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
BİRLEŞEN ████████ ESAS SAYILI DOSYADA
İLK DERECE MAHKEMESİ
: İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI
: ███████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl davada davalı ... ve birleşen davada davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince 16.07.2025 tarihli ek karar ile temyiz dilekçelerinin miktardan reddine karar verilmiştir.
Ek karar asıl davada davalı ... ve birleşen davada davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352/1-(b) hükmü uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre asıl davada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi isteminin reddine karar verilen taşınmazın değerinin dava tarihindeki değeri 225.000,00 TL, birleşen davada tapu iptali ve tesciline karar verilen 4 no'lu dairenin dava tarihindeki bedeli ise 282.500,00 TL olup, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibariyle kesinlik sınırı olan 544.000,00 TL'nin altında kalmaktadır.
Temyiz dilekçelerinin reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek karar yukarıda anılan Kanun hükümlerine uygun olduğundan temyiz istemlerinin reddi ile söz konusu kararın onanması gerekir.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Bölge Adliye Mahkemesince verilen 16.07.2025 tarihli ek kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı harçlar temyiz eden davalılara yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
6100 sayılı HMK geçici 1/2. maddede; “Bu Kanunun senetle ispat, istinaf ve temyiz ile duruşma yapılmasına ilişkin parasal sınırlarla ilgili hükümleri Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan dava ve işlerde uygulanmaz. ” hükmü bulunmaktadır.
Bu hükmün hükümet tasarısındaki ilk hali; “Bu Kanunun görev, senetle ispat, istinaf ve temyiz ile temyizde duruşma yapılmasına ilişkin parasal sınırlarla ilgili hükümleri Kanunun yürürlüğe girmesinden sonraki tarihte açılacak olan dava ve işlerde uygulanır.” şeklinde iken Adalet Komisyonunda değişikliğe uğramış ve belli değerin altındaki uyuşmazlıkların sulh hukuk mahkemesi yerine tümünün asliye hukuk mahkemesinde görülmesi benimsenerek 3. maddede yapılan değişikliğe bağlı olarak görev ibaresi çıkarılmıştır.
Görev ibaresi parasal sınır düzenlemesi olarak maddeden çıkarılmış ise de maddeye; “Bu Kanunun yargı yolu ve göreve ilişkin hükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda uygulanmaz.” şeklinde yeni bir fıkra eklenmiştir.
Maddenin hükümet tasarısındaki tek fıkra olan hali yönünden madde gerekçesinde; “maddede yer alan düzenlemeyle, bu Kanunun zaman bakımından uygulanmasını öngören hükmünün, parasal sınırlar bakımından somutlaştırıldığı belirtilmiştir.
Tasarıda yapılan değişikliğin gerekçesi ise; “Yargılama usulüne ilişkin hükümlerin derhal yürürlüğe girmesi ve uygulanması esastır. Bu kural, yeni düzenlemeler yürürlüğe girdiği sırada derdest bulunan davalar hakkında da uygulanacaktır. Ancak, kural bu olmakla birlikte kanun koyucu derhal yürürlüğe girme esasına istisnalar da getirebilir. Bu çerçevede, göreve ilişkin hükümlerin derhal yürürlüğe girmesi, uygulamada birçok dava hakkında görevsizlik kararı verilmesini gerektireceğinden, görevle ilgili hükümlerin uygulanması bakımından istisna getirilmesinin uygun olacağı düşünülmüştür. Göreve ilişkin hükümlerin kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte derhal uygulanması, davanın esasına girmiş ve dosyayı belli bir aşamaya getirmiş mahkemenin görevsizlik kararı verme zorunluluğunu gerektirecek ve bu durum yargılamanın gereksiz yere uzamasına sebebiyet verecektir. Uygulamada yaşanabilecek bu tür gereksiz zaman kayıplarının önüne geçilebilmesi bakımından, Kanunun yürürlüğe girmesinden önce açılan davaların o tarihte görevli olan mahkemelerce bakılmasına devam edilmesi yönünde bir düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemenin usul ekonomisi bakımından işin niteliğine daha uygun olduğu değerlendirilmiştir.” şeklindedir.
Bu gerekçe hem eklenen fıkra, hem de tasarının ilk halinde yer alan görev ibaresinin çıkarılmasıyla ilgilidir. Bu gerekçenin eklenmesi maddenin ilk gerekçesinden vazgeçildiği anlamına gelmemektedir. Zira vazgeçilmediğini gösterir şekilde görev ibaresi dışında düzenleme korunmuş ve kanunlaşmıştır. Görev ve yargı yoluyla ilgili zaman bakımından uygulama kuralına dair yeni fıkra eklenmesi temyiz ve istinaf için tasarının ilk halindeki zaman bakımından uygulama kuralına ilişkin bir değişiklik amacı ve sonucunu içermemektedir.
Madde yorum gerektirmeyecek şekilde, çok net çok açık bir biçimde düzenlenmiş olup, kapsamını belirlemek için gerekçesine bakılmaya dahi gerek yoktur. Gerekçesi de farklı bir sonuca varmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Bu açık hükmün sonucu olarak 01.10.2011 tarihinden önce açılan davalar için istinaf ve temyiz parasal kesinlik sınırı bulunmadığının kabulü gerekir. Bu tarihten önce açılan davalar için çok açık bir şekilde, kesinlik sınırı bulunmadığını belirten bir hüküm var iken, aranması gereken bir kesinlik sınırı olup olmadığı konusunda başkaca hükümlere başvurup yorum yoluyla farklı bir sonuca varılabilmesi de mümkün değildir.
6763 sayılı Kanunun 44. maddesi ile getirilen ek 1. maddenin 2. fıkrasında TMK 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerindeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktarın esas alınacağı düzenlenmiş ise de 2016 yılında yürürlüğe giren bu hüküm kesinlik sınırının uygulaması gereken hallerde bu sınırın hangi tarihteki parasal sınırlara göre belirleneceği ile ilgili bir hüküm olup, kesinlik sınırının bulunmadığı davalarla ilgili bir hüküm olabileceği de düşünülemez. Bu nedenle daha sonra getirilen bu fıkra, HMK geçici 1/2. maddeyi açık veya dolaylı olarak ortadan kaldıran bir hüküm de değildir.
Geçici 1/2. madde hükmü nedeniyle yürürlükten kalkmış bulunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği sonucuna da varılamaz. Zira dava tarihinde yürürlükte olsa da hüküm tarihinde yürürlükte olmayan bir kanuna dayalı olarak kesinlik sınırı bulunduğu kabul edilemez. Zaten madde gerekçesinde HMK’nın zaman bakımından uygulama kuralının somutlaştırıldığı belirtilmekle, yürürlükten kalkmış olan HUMK hükümlerinin uygulanmayacağı gerekçede yer alan açıklamadan da anlaşılmaktadır. Zira kişinin istinaf veya temyiz hakkı mahkeme kararları verildikten sonra doğduğundan hakkın doğduğu tarihte yürürlükte olmayan bir kanuna dayanılarak bir kesinlik sınırı düzenlemesi bulunduğunun kabul edilmesi de mümkün değildir.
Kanunlarda yer alan istinaf ve temyizle ilgili parasal kesinlik sınırları adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkıyla ilgilidir. “Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakknıı içerdiğini belirtmektedir (Anayasa Mahkemesinin B. No: █████████, 12.01.2022 § 42, B. No: ██████████, 20/4/2017, § 34).
Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (Anayasa Mahkemesinin B. No: █████████, 12.01.2022 § 43, B. No: ████████, 07.11.2013, § 52,).
Mahkeme kararlarının hukuka uygun olup olmadığına yönelik uyuşmazlığın çözümlenmek üzere bir yargı makamı önüne taşınması kanun yoluna başvurma olarak nitelendirilmektedir. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Adil yargılanma hakkı bir mahkeme kararına karşı üst yargı yollarına başvurabilmeyi güvence altına almamakla birlikte gerek suç isnadına bağlı yargılamalarda gerekse medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalarda istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise bu kanun yolları yönünden de adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerin sağlanması gerekir (Anayasa Mahkemesinin B. No: █████████, 12.01.2022 § 44, B. No: █████████, 22.02.2018, § 37).
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; dava HMK’nın yürürlüğe girdiği 1.10.2011 tarihinden önce olmak üzere 2009 yılında açılmıştır. Dosyada ilk kez bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı tarihten sonra karar verildiğinden HUMK temyiz hükümlerinin uygulanması söz konusu olmayıp istinaf ve temyize ilişkin HMK hükümleri uygulanacaktır. Dava tarihinin HMK’nın yürürlük tarihinden önce olması ve geçici 1/2 madde hükmü nedeniyle bölge adliye mahkemesince verilen karar, davacı payı ve davacının talebi gözetildiğinde 70.250 TL olan dava değerine rağmen kesinlik sınırı olmaksızın temyiz edilebilir niteliktedir.
Açık bir kanun hükmü var iken, bunun aksine bir istisna olmadığı halde kesinlik sınırı bulunduğu kabul edilerek temyiz incelemesinin yapılmaması, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını sınırlayacağından bu hakkın varlığına da aykırı olacaktır.
Tüm bu nedenlerle kesinlik sınırı nedeniyle temyiz talebinin reddine dair ek karar kaldırılarak temyiz incelemesi yapılması gerektiği görüşünde olduğumdan, HMK geçici 1/2. madde hükmüne aykırı olarak verilmiş bulunan ek kararın onanması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!