Anahtar kelimeler: İçeremez Logosuyla Ötesinde Kanalında Radyo Aşağılayıcı Saatte Onüçüncü Televizyon Televizyonların

T.C.
D A N I Ş T A YONÜÇÜNCÜ DAİREEsas No
:█████████Karar No
:█████████TEMYİZ EDEN (DAVACI)
: ... Radyo TV A.Ş.VEKİLİ
: Av. ...KARŞI TARAF (DAVALI)
: ...KuruluVEKİLİ
: Av. ...İSTEMİN_KONUSU
: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.YARGILAMA SÜRECİ
:Dava konusu istem
: Davacı şirkete ait ''...'' logosuyla yayın yapan televizyon kanalında ... tarihinde saat...'te yayımlanan "..." adlı programda 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer verilen "Yayın hizmetleri ... kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." şeklindeki yayın ilkesinin ihlal edildiğinden bahisle, aynı Kanun'un 32. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5.436.177,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin... tarih ve ... sayılı Radyo ve Üst Kurulu (Kurul) kararının iptali istenilmiştir.İlk Derece Mahkemesi kararının özeti
: ...İdare Mahkemesince verilen... tarih ve E:..., K:...sayılı kararda; yayında konuk tarafından kullanılan "din bezirganı" söylemindeki bezirgan kelimesinin, Türk Dil Kurumu tarafından "tüccar, alışverişte aşırı kar amacı güden kimse" olarak tanımlandığı, Anayasa Mahkemesinin █████/2017 tarih ve 30255 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan █████████ (Kararda sehven █████████ olarak belirtilmiş) başvuru numaralı ve █████/2017 tarihli kararı da dikkate alındığında "din bezirganı" şeklindeki hitabın eleştiri sınırını aştığı ve hakaret niteliğinde olduğu, bununla birlikte dava konusu işlemin dayanağını oluşturan Kanun maddesinde idari para cezası için alt ve üst sınır belirlendiği, ihlalin ağırlığı göz önünde bulundurulduğunda en üst sınırdan para cezası uygulanmasında ölçülülük ilkesi bakımından hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.Belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti
: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen kararda; düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü tamamlayan ve onun kullanılmasını sağlayan basın özgürlüğünün, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü gibi mutlak ve sınırsız olmadığı, toplumsal işlevini yerine getirebilmesi için basının özgür olması kadar, sorumluluk bilinci ile hareket etmesinin de şart olduğu, bu bağlamda geniş halk kitlelerinin düşünce ve kanaatleri üzerinde etki yapan ve onları harekete geçirebilen basının etik kurallara uyması, bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınması gerektiği;Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nce, basının ifade özgürlüğünü kullanırken görev ve sorumluluklarına uygun davranmak zorunda olduğunu, bu görev ve sorumluluklar kapsamında yayımlanan haberlerin bireylerin şeref ve hakları üzerinde ağır etkiler yaratma riski nedeniyle “başkalarının şeref ve haklarının korunması”yla ilgili konulmuş sınırlara dikkat edilmesi gerektiğinin vurgulandığı;İhlale konu yayında konuk tarafından Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'na yönelik, "... Bakın ben bunu daha önce de söyledim. Bir kere daha tekrar edeyim. Din bezirganıdır ya ... dediğiniz insan, bir din bezirganıdır. Her sıkıştığında, heybesindeki başka bir dini konuyu alıp bu ülkede yaşayan insanların milli manevi değerlerini istismar etmekten bir gün olsun yorulmamış bir insandan bahsediyoruz ve dün aynı şeyi söyledik bugün de aynı şeyi söylüyoruz …" şeklinde sözler sarf edildiği;Konuk tarafından kullanılan "din bezirganı" şeklindeki ifadedeki "bezirgan" kelimesinin, Türk Dil Kurumu'na ait Güncel Türkçe Sözlük'te "Alışverişte çok kar amacı güden kimse." veya mecaz anlamında "Yahudiler için kullanılan bir adlandırma" anlamında Farsça bir söz olduğunun belirtildiği, dolayısıyla "din bezirganı" ifadesinin de "Belli bir amaç uğruna din tüccarlığı yapmak" şeklinde bir anlam ifade ettiği, █████/2007 tarih ve E:2007/4-65, K:███████ sayılı Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında da "din bezirganı" ifadesinin düşünce açıklama özgürlüğünü ve eleştiri sınırlarını aşan, muhatabın kişiliğine saldırı niteliğinde olduğuna karar verildiği;Bu durumda, ihlale konu yayında kullanılan ifadelerin düşünce açıklama özgürlüğünü ve eleştiri sınırlarını aşan, muhatabın kişiliğine saldırı niteliğinde olduğu anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca istinaf başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesinin dava konusu işlemin iptali yolundaki kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.TEMYİZ EDENİN İDDİALARI
: Davacı tarafından, dava konusu programda yer alan ifadelerin ifade ve basın özgürlüğü kapsamında kaldığı, siyasetçilere yönelik eleştirilerin kabul edilebilirlik sınırının diğer kişilere göre daha geniş olduğu, salt kullanılan kelimenin sözlük anlamı üzerinden değerlendirme yapıldığı, uyuşmazlık konusu programın canlı yayın olduğu, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği, idari para cezasının üst sınırdan verilmesinin gerekçesinin açıklanmadığı, Bölge İdare Mahkemesinin ilk derece mahkemesinin iptal kararının gerekçesini oluşturan idari para cezasının üst sınırdan uygulanmasına ilişkin değerlendirme yapmadığı ileri sürülmektedir.KARŞI TARAFIN SAVUNMASI
: Davalı idare tarafından, ihlalin ağırlığı, yayın ortamı ve alanı gibi öznel ve değişken kriterler göz önünde bulundurularak takdir yetkisi çerçevesinde üst sınırdan idari para cezası verildiği, ölçülülük ilkesine aykırı bir yaptırım uygulanmadığı, sunucunun hem yayıncılığın getirdiği kamusal sorumluluk anlayışı hem de basın meslek ilkeleri çerçevesinde herhangi bir müdahale ve uyarıda bulunmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Uyuşmazlığa konu programda çeşitli güncel olaylar hakkındaki tartışmalara yer verildiği, bu kapsamda muhalefet partisi milletvekili olan konuk tarafından siyasi bir figür olan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın gündemdeki sözleri ve iktidar ile diğer muhalefet partisi milletvekillerinin görüşmesini yansıtan fotoğraf üzerine ihlale konu edilen sözleri sarf ettiği, konuğun yayındaki konuşmaları bir bütün olarak, ifade edilme bağlamı da dikkate alınarak değerlendirildiğinde ihale konu edilen ifadelerin yoksulluk, kadınların problemleri, başörtüsüne ilişkin anayasa değişikliği hakkında olduğu ve açıkça siyasi nitelikte olup kamu yararına yönelik olduğu, politik alanda kaldığı, Cumhurbaşkanı'nın özel hayatına yöneltilmediği, ayrıca söz konusu ifadelerin kışkırtıcı, sert ve saldırgan olduğu varsayılsa dahi, her iki tarafın siyasi birer figür oldukları da göz önünde bulundurularak, üslubun içerikten bağımsız değerlendirilmeyeceği ve içerikle birlikte korunması gerektiği, siyasetçilerin eleştirilere diğer kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği, eleştiri sınırının siyasiler için sıradan bir şahsa kıyasla daha geniş olduğu, basın özgürlüğünün aynı zamanda bir derece abartı ve hatta tahrik içerdiği, bazı ifadeler provokatif, kaba, saldırgan diye sınıflandırılabileceği varsayılsa bile ifadelerin, kendi bağlamı ve ifade ediliş şekilleri içerisinde değerlendirilmesi gerektiği hususları dikkate alındığında dava konusu Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin kabulü ile temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.TÜRK MİLLETİ ADINAKarar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:HUKUKİ DEĞERLENDİRME
:Bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.KARAR SONUCU
:Açıklanan nedenlerle;1. Davacının temyiz isteminin reddine,2. Dava konusu işlemin iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılması ve davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan kararın ONANMASINA,3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine,5. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ...İdare Mahkemesine gönderilmesine, █████/2024 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.(X) KARŞI OY
:6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un "İdari yaptırımlar" başlıklı 32. maddesinin ikinci fıkrasında, "8 inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı gözönünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdari para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.'' kuralına yer verilmiştir.5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesinde, bu Kanun'un hükümlerinin idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanacağı; "Kanunilik ilkesi" başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasında, hangi fiillerin kabahat oluşturduğu kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi, kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriğinin, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabileceği belirtilmiş; anılan maddenin ikinci fıkrasında, kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarının ancak kanunla belirlenebileceği kuralına yer verilmiştir.5326 sayılı Kanun'un "İdari para cezası" başlıklı 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, idari para cezasının, maktu veya nispi olabileceği, idari para cezasının, kanunda alt ve üst sınırı gösterilmek suretiyle de belirlenebileceği, bu durumda, idari para cezasının miktarı belirlenirken işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumunun birlikte göz önünde bulundurulacağı belirtilmiş; son fıkrasında, idari para cezalarının her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için █████/1961 tarih ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanacağı kuralı yer almıştır.6112 sayılı Kanun'un 32. maddesinin ikinci fıkrasıyla, her kişiye veya olaya özgü ceza tutarlarının belirlenmesinin mümkün olmaması nedeniyle cezaların bireyselleştirilmesi için yasa koyucu tarafından cezanın alt ve üst sınırları gösterilmekte, ancak bu iki sınır arasında bir ceza belirleme konusunda da idareye takdir yetkisi verilmektedir.Alt ve üst sınır arasında idareye bırakılan takdir yetkisinin makul ve ölçülü olmayan şekilde kullanılması eşitsizliğe, haksızlığa ve keyfiliğe yol açabilecektir.6112 sayılı Kanun'un 32. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen idari para cezası yaptırımı konusunda idarenin takdir yetkisini kullanırken ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı gözönünde bulundurularak 5326 sayılı Kanun'un 17. maddesinde belirtildiği üzere; kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumunu birlikte göz önünde bulundurması ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerekmektedir.Dosyanın incelenmesinden, davacı şirkete ait televizyon kanalında yayınlanan programda 6112 sayılı Kanun'un 8/1, (ç) bendinde yer verilen "Yayın hizmetleri ... kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." şeklindeki yayın ilkesinin ihlal edildiğinden bahisle, anılan Kanun'un 32. maddesi uyarınca davacı şirkete ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde üçü (%3) oranında, üst sınırdan idari para cezası verildiği ancak idari para cezasının hangi nedenle üst sınırdan verildiğinin somut bilgi ve belgelerle ortaya koyulamadığı, Kurul kararında mevzuattaki kavramların (ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı) tekrarı ile yetinildiği, söz konusu kavramların temellendirilmediği anlaşılmıştır.Açıklanan nedenlerle, dava konusu Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmadığından, temyiz talebinin kabulü ile dava konusu işlemin iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılması ve davanın reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.(XX) KARŞI OY
:2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Cumhuriyetin nitelikleri" başlıklı 2. maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti, ... demokratik ... bir hukuk Devletidir."; "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesinde, "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."; "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinde, "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. ..."; "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ... Bu hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. ..."; "Basın Hürriyeti" başlıklı 28. maddesinde, "Basın hürdür, sansür edilemez. ... Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır. Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27'nci maddeleri hükümleri uygulanır. ..." kurallarına yer verilmiştir.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" başlıklı 8. maddesinde, "1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. 2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."; "İfade özgürlüğü" başlıklı 10. maddesinde, "1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir. 2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir." kuralları yer almaktadır.5187 sayılı Basın Kanunu'nun "Basın özgürlüğü" başlıklı 3. maddesinde, "Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir." kuralına yer verilmiştir.6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un "Yayın hizmeti ilkeleri" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında, "...Yayın hizmetleri; ... ç) İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez. ..."; "İdari yaptırımlar" başlıklı 32. maddesinin ikinci fıkrasında, "8'inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlâlin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı gözönünde bulundurularak, ihlâlin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz." kuralları yer almaktadır.Davacı şirkete ait televizyon kanalında ... tarihinde yayımlanan ve ülke gündemindeki siyasi olaylara, ülkenin ekonomik durumuna ilişkin değerlendirmelerin, yorumların yapıldığı ''..." adlı haber programına konuk olan ... (...) İstanbul milletvekili ve aynı zamanda parti sözcüsü olan ... tarafından, "Mars cumhurbaşkanının açıklamaları olduğunu düşünüyorum. Herhalde yani Türkiye'de yaşayan herhangi bir insan bir tek gün pazara ya da markete gitse şu cümleleri kurmaya utanır ya ... . ... Çocuk açlığı diyoruz biz paşam dönmüş bize yine referandum bilmem ne anlatıyor. Yani her şeyden önce galiba şunu söylemem lazım. Bizim artık ...'ın oyunlarına ayıracak ne vaktimiz kaldı ne de sabrımız kaldı. ... Şimdi bir tane adam var. Bu erkek, bir gecede İstanbul Sözleşmesi'nden çıktı ve bu insan diyor ki ben kadınları çok düşünüyorum onlar için bir düzenleme yapacağım. Biz de diyoruz ki yemeyiz. Yemeyiz biz böyle bir şeyi. Yani ... ile değil anayasa yapmak için yan yana gelmek, yani Allah göstermesin metrobüs beklerken ben yan yana durmam bu insanlarla. ... (sunucunun konuğundan ... ve ... milletvekillerinin görüşmesini yansıtan fotoğrafa ilişkin yorumunu talep etmesi üzerine) 'Bana, yüzsüzlüğün, bana riyakarlığın resmini yapabilir misin ... ?' diye sorsalar, hiç oturup bence bir şey çalışmaya gerek yok. Bu fotoğrafı önlerine koysak inanın yetecek. Ya ... diye gencecik bir kadın ... İl Başkanlığında vurularak öldürüldü. Bunlar yüzünden oldu. Bunların yaptığı kara propaganda yüzünden oldu. (sunucu: Yani o söylem, o söylem, o söylemin sertliği nedeniyle. Ama siyasette, burada tansiyonun düşmesi gerekir. Çünkü neticede yan yana gelinebiliyor. Karşı karşıya oturulabiliyor. Anayasa için olur başka bir politika için olur değil mi?) Bakın ben bunu daha öncede söyledim. Bir kere daha tekrar edeyim. Din bezirganıdır ya. ... dediğiniz insan bir din bezirganıdır. Her sıkıştığında heybesindeki başka bir dini konuyu alıp bu ülkede yaşayan insanların milli manevi değerlerini istismar etmekten bir gün olsun yorulmamış bir insandan bahsediyoruz." şeklinde ifadeler sarf edilmiştir.... tarih ve ... sayılı Radyo ve Üst Kurulu (Kurul) kararı ile, söz konusu ifadelerin kamusal sorumluluk anlayışı ile bağdaşmadığı, yayıncıların canlı yayın gerçekleştirirken yayın sırasında kullanılan ifadelerin dürüst, kişi ve kurumları zedelemeyecek nitelikte olması hususuna özen göstermesi gerektiği, yayıncılığın kamusal sorumluluk görevi olduğu ve yayınların Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi gerektiği, dolayısıyla sunucunun hem yayıncılığın getirdiği kamusal sorumluluk anlayışı hem de Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde herhangi bir müdahale ve uyarıda bulunmadığı dikkate alındığında, mezkur yayında sarf edilen ifadelerin ... 'ın toplum nezdindeki itibarını zedeleyici nitelikte olduğundan bahisle 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ihlal edildiği gerekçesiyle aynı Kanun'un 32. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacı şirkete 5.436.177,00-TL idari para cezası verilmesine karar verilmiştir.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına göre, ülkelerin yetkili mercilerince ifade özgürlüğünün kullanımına getirilen müdahale, şu üç koşulun birlikte gerçekleşmesi durumunda meşru olacaktır: birincisi, müdahalenin, yani sınırlama veya yaptırımın yasalarda öngörülmüş olması; ikincisi, müdahalenin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesinin 2. fıkrasında sayılan, çıkar veya değerlerden birini veya birkaçını korumaya yönelik olması; üçüncüsü ise, müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olması koşullarıdır.İhlale konu yayında sarf edilen ifadeler bu kapsamda değerlendirildiğinde, dava konusu Üst Kurul kararıyla, davacının düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin bulunduğu, müdahalenin "kanunla öngörüldüğü" ve başkalarının şöhret veya haklarının korunması yönünde "meşru bir amaç" taşıdığı anlaşılmaktadır.Söz konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı hususu tespit edilmelidir. Bu bakımdan bir taraftan davacının ifade özgürlüğü ile diğer taraftan cumhurbaşkanının itibarının korunması hakkı arasında adil bir denge kurulup kurulmadığı belirlenmelidir (AİHM kararı, Kılıçdaroğlu/Türkiye, B. No:████████, Karar tarihi: █████/2020, §41).Bireyin itibarının korunması hakkı özel hayata saygı hakkı kapsamında yer almaktadır. İfade özgürlüğünü, özel hayata saygı hakkı karşısında incelerken, dikkate alınması gereken ilgili kriterler şunlardır: ilk olarak kamu yararına yönelik bir tartışmaya katkı; ikinci olarak, etkilenen kişinin tanınmışlığı ve haberin konusu; üçüncü olarak, ilgili kişinin önceki eylemleri; dördüncü olarak, bilginin ne şekilde elde edildiği ve gerçekliği; beşinci olarak, yayının içeriği, şekli ve sonuçları; altıncı olarak, uygulanan yaptırımın ağırlığı (AİHM kararı, Kılıçdaroğlu/Türkiye, B. No:████████, Karar tarihi: █████/2020, § 44, § 45).Bu kapsamda uyuşmazlık, ihlale neden olduğu ileri sürülen ifadelerin iletilme şekli, bu ifadelerin içeriği ve söz konusu ifadelerin hangi bağlamda ifade edildiği, söz konusu ifade açısından yeterli bir maddi dayanak bulunup bulunmadığı da dahil olmak üzere bir bütün olarak incelenmelidir.Ayrıca, AİHM suç teşkil eden ifadelerin konusu açısından, kabul edilebilir eleştiri sınırlarının normal bir bireye nazaran bir siyasetçi bakımından daha geniş olduğunu yinelemektedir. Normal bir bireyin aksine, bir siyasetçi, kaçınılmaz olarak ve bilerek, kendisine ait her kelimeyi ve eylemi hem gazetecilerin hem de genel olarak halkın yakın incelemesine maruz bırakmakta ve sonuç olarak çok daha fazla hoşgörü göstermek durumundadır (AİHM kararı, Couderc ve Hachette Filipacchi Associés/Fransa, B. No. ████████, Karar tarihi: 2015 §§ 117-121, Lingens/Avusturya, Karar tarihi: █████/1986, § 42, Seri A No. 103; Kapsis ve Danikas/Yunanistan, B. No. ████████, Karar tarihi: █████/2017, § 35).Kişinin üstlendiği görevin, toplumdaki önemine göre yapılan eleştirilerin sayısı çoğalacağı gibi gerektiğinde içeriği de çok sert olabilir. Çünkü basın, kamu adına, eleştiri yapmaktadır. Demokrasilerde eleştirilmeyecek kurum, kuruluş, fikir ve düşünce yoktur. Siyasal yaşamda görev yapmak, bu görevin gerektirdiği sorumluluk ve sonuçları kabul etmek demektir. Siyasi kişileri, yöneticileri, genel müdürleri eleştirmek ve onlarla ilgili sürekli haber yapmak basın için bir hak değil, ayrıca bir görevdir. Özellikle siyasal yaşamda görev alan kişilerin, basının her yönüyle kendisi ile ilgileneceğini, eleştireceğini, uyaracağını ve hatta bazen çok sert eleştirilere muhatap olacağını önceden bilmesi ve hesaba katması gerekir. Siyasal figürlerin davranışları, yasalara uygun olsa ve yasalara aykırı hiçbir eylem içermese dahi, basın tarafından değer yargılarına ters düşen davranışlarının sorgulanacağını bilmesi ve bilebilecek durumda olması gerekir (Kişilik Hakları-Medya Etik Yargı Kararları, Fikret İlkiz ve Barış Günaydın, Küresel İletişim Dergisi, Sayı: 2, Güz-2006).Uyuşmazlığa konu program bir haber programıdır. ... İstanbul milletvekili ve aynı zamanda parti sözcüsü olan ... güncel ekonomik ve siyasi konulara ilişkin görüşlerini paylaşmak üzere söz konusu programa konuk olarak katılmıştır. Anılan programın ihlale konu kısmı izlendiğinde, muhalefet partisi milletvekili olan ...'nın Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın ülke ekonomisine ilişkin "...ekonomisi göz dolduran bir Türkiye ..." sözleri, başörtüsüne ilişkin anayasa değişikliğine dair "... bu işi parlamentoda çözemiyorsak gelin referanduma gidelim ..." sözleri ile aynı konuya ilişkin "... prensip olarak temel hak ve özgürlüklerle ilgili konuların halk oylamasına götürülmesini doğru bulmuyoruz ..." sözlerini sarf ettiği videolar ve sunucunun ... (...)'nin yan yana dahi gelmeyeceklerini ifade ettiklerini belirttiği ...(...) milletvekilleri ile görüşmesini yansıtan fotoğrafa ilişkin yorumunu talep etmesi üzerine uyuşmazlığa konu ifadeleri sarf ettiği, konuşmasının genelinde ülke siyasetinin temel probleminin açlık ve yoksulluk olduğunu, öncelikle bu sorunların çözülmesi gerektiğini, bu sorunların çözülmesinden daha acil, daha hayati bir gündem olamayacağını, bu hususlar dışındaki konuların gündem değiştirmeye yönelik olduğunu, kadınların da şiddet gibi, işsizlik gibi daha temel problemlerinin olduğunu ifade ettiği görülmüştür.Somut olay ve ifade özgürlüğünü, özel hayata saygı hakkı karşısında incelerken, dikkate alınması gereken ilgili kriterler birlikte değerlendirildiğinde;Uyuşmazlığa konu programda çeşitli güncel olaylar hakkındaki tartışmalara yer verilmiştir. Programın konuğu muhalefet partisi milletvekili olup siyasi bir figür olan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın gündemdeki sözleri ve iktidar ile diğer muhalefet partisi milletvekillerinin görüşmesini yansıtan fotoğraf üzerine ihlale konu edilen ifadeleri sarf etmiştir. Konuğun yayındaki konuşmaları bir bütün olarak, ifade edilme bağlamı da dikkate alınarak değerlendirildiğinde ihlale konu edilen ifadelerin yoksulluk, kadınların problemleri, başörtüsüne ilişkin anayasa değişikliği hakkında olduğu görülmüştür. Söz konusu ifadeler açıkça siyasi nitelikte olup kamu yararına yöneliktir ve politik alanda kalmıştır. Cumhurbaşkanının özel hayatına yöneltilmemiştir. Ayrıca söz konusu ifadelerin kışkırtıcı, sert ve saldırgan olduğu varsayılsa dahi, her iki tarafın birer siyasi figür oldukları da göz önünde bulundurularak, üslup içerikten bağımsız değerlendirilmemeli ve içerikle birlikte korunmalıdır.Dolayısıyla siyasi bir figür olan Cumhurbaşkanı'nın kelime ve eylemlerinin siyasi rakibi tarafından katı bir incelemeye tabi tutulması doğaldır. Tarafların siyası kimlik ve konumları gözetildiğinde ağır dahi olsa yapılan eleştirilerin hoşgörü ile karşılanması gerekir. Zira Mahkeme (AİHM) özellikle, bir siyasetçinin, kaçınılmaz olarak ve bilerek, kendisine ait her kelimeyi ve eylemi hem gazetecilerin hem de genel olarak halkın yakın incelemesine maruz bıraktığını kabul etmiştir. Ayrıca, Sözleşme'nin 10 § 2 maddesi uyarınca, ifade özgürlüğünün azami öneme sahip olduğu siyasi konuşma veya tartışmada veya kamu menfaatini ilgilendiren konularda ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar için çok az alan bulunmaktadır (AİHM kararı, Kılıçdaroğlu/Türkiye, B. No:████████, Karar tarihi: █████/2020, § 52).Bu durumda, ihlale konu yayında sarf edilen ifadelerin, konuğun kendi bakış açısı ile yaptığı yorum ve ağır eleştiri niteliğinde olduğu, hakaret veya kişisel saldırı olarak nitelendirilemeyeceği, konuşmalarda ele alınan konuların politik meseleler olduğu ve konuşmanın politik alanda kaldığı, eleştirilerin somut olgusal dayanaklarının bulunduğu, ayrıca siyasetçilere yöneltilen eleştirinin sınırının diğer kişilere göre daha geniş olduğu, siyasetçilerin eleştirilere diğer kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği, bu sebeplerle davacının basın özgürlüğüne yapılan müdahalenin, “başkalarının şöhret ve haklarının” korunması için demokratik bir toplumda gerekli bir müdahale olmadığı anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.Açıklanan nedenlerle, dava konusu Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmadığından, temyiz talebinin kabulü ile dava konusu işlemin iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararını kaldırarak davanın reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.