Anahtar kelimeler: Mahsuba Manavgat Kastla Olası İnceleyen Maktul Çektirilmesine Sayı Süreç Rejimine
Ceza Genel Kurulu         ████████ E.  ,  ████████ K.
    "İçtihat Metni"

    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ
    : 1. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ
    :Ağır Ceza
    SAYISI
    : 295-17
    I. HUKUKÎ SÜREÇ
    Sanığın olası kastla öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81/1, 21/2, 58, 53... . maddeleri uyarınca 24 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Manavgat 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.02.2021 tarihli ve 321-41 sayılı, resen istinafa tabi olan hükmün sanık müdafii ve katılanlar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 02.06.2021 tarih ve 1609-1578 sayı ile; istinaf taleplerinin esastan reddine, bu kararın sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.04.2022 tarih ve 13015- 2606 sayı ile; "Sanığın maktul ...’nın aracın içerisinde ve arka koltukta oturduğunu bilmesine rağmen ateş ederek eyleminin sonucunu bilerek gerçekleştirdiği anlaşılmakla, sanığın maktul ...’ya yönelik 5237 sayılı TCK’nin 81/1. maddesi uyarınca kasten öldürme suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiği hâlde, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde olası kastla öldürme suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğu ile karar verilmiştir.
    Daire Üyesi ...; İlk Derece Mahkemesince yapılan suç nitelendirmesinin doğru olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
    Manavgat 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise 19.01.2023 tarih ve 295-17 sayı ile; "…Sanığın ağzına fişek sürdüğü tüfeği aracın camından içine sokması, katılan ...'in kafasına tüfekle vurması, ...'in reflekse kafasını çevirmesi üzerine silahın ateş alması karşısında, eylemin olası kastla gerçekleştiğinin kabulü gerekmektedir. Zira sanık ağzında mermi bulunan silahını eli tetikte araç içine sokup, katılan ...'in kafasına namlusu ile vurmakla silahın ateş alabileceğini, eylem neticesi araç içinde bulunan maktulün, hatta insanların gelip geçtiği bir yer olması halinde yoldan geçenlerin yaralanabileceğini öngörmekte ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemektedir. Sanık tarafından silahın katılan ...'e yöneltildiği esnada ya da aracın camından içeri sokulmasından sonra silah sanık tarafından ateşlense ve maktul bu eylem yaralansa idi, belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak olduğundan, sanık bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilecekti." şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek sanığın önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar vermiştir.
    Hükmün sanık müdafii ve katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.05.2023 tarihli ve 38386 sayılı esastan ret – onama istekli tebliğnamesi ile dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 12.10.2023 tarih, 4113-6128 sayı ve oy çokluğu ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.
    II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
    Direnme kararının kapsamına göre inceleme, sanık hakkında maktul ...’ye yönelik olası kastla öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
    Suçun sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda, Yargıtay 1. Ceza Dairesi çoğunluğu ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın maktul ...’ye yönelik kasten öldürme suçunu doğrudan kastla mı yoksa olası kastla mı işlediğinin belirlenmesine ilişkindir.
    III. OLAY VE OLGULAR
    İncelenen dosya kapsamından;
    Otopsi raporundan; 147 cm boyunda, 42 kg ağırlığında, 20 yaşlarındaki kadın bedeninde, sol omuz üzerinde 9x9 cm ebadında kenarları düzensiz, etrafında uydu girişleri olan derin cilt ve doku kaybı gösteren, içinde parçalanmış kemik ve doku parçaları ile plastik tapa olan av tüfeği saçmaları toplu girişi bulunduğu, sol humerus, sol köprücük kemiği ile bir ve ikinci kaburga kemiklerinde kırık, sol akciğer üst lobunun ise parçalanmış olduğu, sol diyafragmada, mide duvarında, dalakta saçma geçiş yaraları bulunduğu, atışın yukarıdan aşağıya, soldan sağa yönlü olduğu, kanda 1.343 ng/ml metamfetamin ve 88 ng/ml amfetamin, idrarda metamfetamin, amfetamin ile esrar etken maddesi THC- COOH tespit edildiği, kişinin vücudunda bir adet ateşli silah saçma taneleri toplu giriş deliği bulunduğu, atışın bir metre civarında yapılmış olduğunun değerlendirildiği, cesetten yirmi adet 0,2-0,3 cm çapında deforme saçma taneleri elde edildiği, kişinin av tüfeği saçma taneleri yaralanmasına bağlı sol humerus, klavikula ve kaburga kırıkları ile göğüs ve batın içi organ harabiyeti, büyük damar yaralanmasıyla, iç ve dış kanama sonucu hayatını kaybettiği,
    İnceleme dışı katılan ... hakkında düzenlenen 04.09.2020 tarihli adli tıp raporundan; sol temporal bölge arka orta kısımda yaklaşık bir cm uzunluğunda düzensiz cilt kesisi bulunduğu, mevcut yaralanmanın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu,
    24.09.2020 tarihli uzmanlık raporundan; incelemeye gönderilen 12 numara av fişeği atan, kabzalı, tüp şarjörlü, yivsiz tek namlulu, pompa sistemiyle çalışan av tüfeğinin atışa mani mekanik herhangi bir arızasının bulunmadığı, deneme atışlarında çapına uygun fişekleri patlattığı,
    28.09.2020 tarihli uzmanlık raporundan; maktulün her iki el iç ve dış yüzeyinden alınan svaplar ile inceleme dışı katılan ...’in sağ el iç ve dışından alınan svap örneklerinde atış artığına rastlandığı, maktulün içerisinde bulunan otomobilin tüm kapı çerçevelerinde atış artığı tespit edildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Katılan ... ... mahkemede; olayı görmediğini, ölen kızı ...’nın yedi aylık bir bebeğinin olduğunu, kızının bebeğini bırakıp hiçbir yere gitmediğini ancak olaydan 3-4 gün önce bu kişilerle birlikte vakit geçirmeye ve eve gelmemeye başladığını, maktul kızının araçta olduğunu sanığın fark etmemesinin mümkün olmadığını,
    İnceleme dışı katılan ... kollukta; olay günü arkadaşı ...’nin köpeğini ve eşyasını almak için kullandığı araçla sanığın evine doğru gittiklerini, eve varmadan sanıkla karşılaştıklarını, sanığın ... ile araçtan inmeden konuştuğunu, evin yanına vardıklarında ...’nin araçtan inerek eve gittiğini, araçta kendisi ile maktul ...’nın kaldığını, sanığın araçla yanlarına geldiğini, elinde tüfekle araçtan indiğini, tüfeğin namlusunu bulunduğu aracın camından içeri sokarak "Ne bekliyorsunuz?" diye sorduğunu, ...’yi beklediklerini söylediğini, sanığın şoför mahallinin olduğu taraftan içeri soktuğu tüfekle başına vurduğu esnada kafasını çevirdiğini, tüfeğin birden ateş aldığını, elini başına götürdüğünde başının kanadığını gördüğünü, maktulün "...!" deyip sustuğunu, maktulün bayıldığını zannettiğini, hastaneye doğru giderken maktulün isabet alarak yaralandığını fark ettiğini, sanığı ismen tanıdığını, herhangi bir husumetinin olmadığını,
    Mahkemede; ... eşyasını almak için sanığın evine gittikten sonra sanığın "Ben seni bir daha görmeyeceğim." diyerek yanlarına geldiğini, şoför mahallinin kapısındaki camın tamamen açık olduğunu, sanığın açık olan bu camdan tüfeğin namlusunu içeri sokup başına dayadığını, aracın arkasında oturan maktulenin sanığa "... sen ne yapmaya çalışıyorsun?" dediğini, sanığın aracın içerisine uzattığı tüfeği ittirmesi ile tüfeğin ateş aldığını, hemen araçla olay yerinden uzaklaşıp hastaneye gittiğini, sanığın tetiğe kasten bastığını, kullandığı aracın kiralık olduğunu, arka camların film kaplı olup olmadığını hatırlamadığını, başındaki yaranın saçma yaralanması değil, tüfeğin namlu kısmı ile vurulması nedeniyle meydana geldiğini, olayın saat 20.00 - 21.00 sıralarında meydana geldiğini, havanın karanlık olduğunu,
    Tanık ... kollukta; olay günü arkadaşı ... ile birlikte motosikletle mahallede gezerlerken "Gelin lan buraya!" diye ses işitmesi üzerine sesin geldiği yöne baktığını, sanığın elindeki tüfeği kendilerine doğrulttuğunu gördüğünü, sanığın aniden sinirlenen biri olduğunu, bu yüzden kendisinden çekindiğini, sanığın yanına giderek kullandığı araca bindiğini, sanıkla birlikte mahallede dolaşmaya başladıklarını, ...’in kullandığı araçla karşılaştıklarını, sağ ön koltukta tanık ...’nin oturduğunu, arka koltukta oturan olup olmadığını görmediğini, sanığın arabadan inmeden ...’e "Görüşürüz" dediğini, ...’in de "Ne zaman istersen." diye cevap verdiğini, kısa süre sonra araçla sanığın evinin yanına gittiklerini, ...’in aracını gördüklerini, araçtan inen sanığın yanına tüfek aldığını görmediğini, ...’in aracında kimseyi görmediğini, tüfek sesi işittiğini, sesin geldiği yöne baktığında sanığı elinde tüfekle ...’in aracının sağ ön kapısının yanında gördüğünü, sanığın tüfeğin namlusunu aracın içine sokmuş, o şekilde donup kalmış gibi durduğunu, sanığın koşarak içinde bulunduğu araca geri döndüğünü,
    Tanık ... ... kollukta; ...’in kullandığı aracın sağ koltuğunda kendisinin bulunduğunu, arka koltukta ise maktulenin olduğunu, eşyalarını almak için sanığın evine doğru yola çıktıklarını, eve iki sokak kala sanıkla karşılaştıklarını, sanığın ...’e "Kızlar yokken seninle denk gelelim görüşelim." dediğini, ...’in ise "Ne zaman istersen denk gelelim, sorun yok." diye cevap verdiğini, sanığın sesinden sarhoş olduğunu anladığını, buradan ayrılıp eve eşyasını almaya gittiğinde silah sesi işittiğini, olayı görmediğini,
    Tanık ... kollukta; sanığın kuzeni olduğunu, olaydan sonra sanığın telefon ederek kendisini çağırdığını, yanına gidip ne olduğunu sorduğunda sanığın "...'in kendisini tehdit ettiğini, kendisini savunmak için aracın kaputuna doğru 1 el ateş ettiğini" söylediğini,
    İfade etmişlerdir.
    Sanık aşamalarda benzer şekilde; olay akşamı dört bira alıp ırmak kenarında içtiğini, inceleme dışı katılan ...’i evlerinin önünde araçta beklerken gördüğünü, kendisini ve ailesini neden rahatsız ettiğini sormak için ...’in yanına gittiğini, elindeki pompalı tüfeğin mekanizmasını çekip namluya fişek sürdüğünü, tüfeğin namlusunu aracın içine soktuğunu, ...’in küfretmesi üzerine tüfeğin namlusu ile ...’in omzuna vurmak için havaya kaldırdığını, aşağı indirdiği esnada tüfeğin ateş aldığını, bu esnada elinin tetikte olduğunu, arka koltuktan bir kadının çığlık attığını işittiğini, ...’in aracı çalıştırıp olay yerinden uzaklaştığını, maktuleyi tanımadığını, olay sırasında araçta olduğunu görmediğini, kendisine yönelik herhangi bir kastının bulunmadığını savunmuştur.
    IV. GEREKÇE
    A. İlgili Mevzuat ve Doktrinde Uyuşmazlığa İlişkin Görüşler
    Mülga 765 sayılı Kanun'un 45. maddesinde kast tanımlanmamış, "Cürümde kastın bulunmaması cezayı kaldırır." ifadesiyle yetinilerek kastın muhteviyatını belirlemek doktrin ve uygulamaya bırakılmıştır. Bu dönemde uygulamaya yön veren Yüksek Genel Kurula göre kast; öngörülen ve suç teşkil eden bir fiili gerçekleştirmeye yönelen iradedir (CGK'nın 03.06.1985 tarihli ve 83-330 sayılı kararı).
    Mülga Kanun'da suçun manevi unsuru bakımından uzunca bir süre kast ve taksir şeklinde bir ayrım bulunmaktayken 08.01.2003 tarihli ve 4785 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile değişik 45. maddenin üçüncü fıkrasına "Failin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesinde bilinçli taksir vardır." şeklindeki hükmün eklenmesiyle birlikte suçun manevi unsuru üç öğeye dayandırılmıştı.
    Yargıtay 765 sayılı Kanun döneminde, yasal bir düzenleme ve tanımı bulunmayan olası kast kurumunun kapsam ve unsurlarını açık olarak ortaya koyma yoluna gitmemişse de gayrı muayyen kast kavramını kullanmayı tercih ederek uygulanması için bir alan açmıştır. Yüksek Mahkeme bu dönemde olası/gayrı muayyen kastı, bir tali netice sorumluluğu olarak kabul etmiş ve çoğu kez verdiği kararlarda ceza adaletini sağlamak amacıyla, uygulanma şartları bulunmasa da kimi ceza hukuku kurumlarını da kullanarak gayrı muayyen kastla hareket eden faile ceza indirimi yapmıştır.
    01.06.2005 tarihinde mer'iyet kazanan TCK'nın "Kast" başlıklı 21. maddesinin birinci fıkrasında kast; "Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir." şeklinde, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise olası kast; "Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâlinde olası kast vardır." ifadesiyle tanımlanmıştır.
    TCK'nın 21. maddesinin birinci fıkrasının gerekçesine göre; "Kast, kişi ile işlediği suçun maddi unsurları arasındaki psikolojik bağı ifade etmektedir. Suçun kanuni tanımındaki maddi unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi, kastın varlığı için zorunludur..."
    Aynı maddenin ikinci fıkranın gerekçesinde de; "...Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir..." açıklamalarına yer verilmiştir.
    Bu tanıma göre kast; kanunda suç olarak tanımlanmış tipik eylemin/unsurlarının bilerek icra olunmasını ve suçun unsurlarının, öngörülmüşse neticenin gerçekleşmesini istemeyi kapsayan iradedir. Kastın, bilme ve isteme olmak üzere birlikte bulunması gereken iki unsuru vardır. TCK'nın kabul ettiği suç teorine göre haksızlığın işlenme yöntemlerinden biri olarak kastın, iradi hareketle birlikte neticeyi de kapsayan bir konumda bulunduğu söylenmelidir. Keza suçun konusuna ilişkin bilginin de kastın bilme unsuruna dâhil olduğunda kuşku yoktur.
    Doğrudan kastta, kastın bilme unsuru belirgindir. Burada failin bütün maddi unsurları hakkındaki bilgisi tamdır, kesindir (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 14. Bası, Seçkin Yayınları, s.170).
    Buna karşın fail, işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kastla hareket etmiş olacaktır.
    Kanuni düzenlemeye göre de kastın bir türü olduğunda tereddüt bulunmayan olası kastla ilgili tanımda; "Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâlinde olası kast vardır." ifadesiyle yetinilerek, kastın bilme ve isteme unsurlarına yer verilmediği görülmektedir. Bilme unsuru yerine öngörme kavramı kullanılmışken, esasen kurumu, bilinçli taksirden ayıran kabullenme unsuru ancak maddenin gerekçesine dercedilmiştir. Bu haliyle kasttaki isteme unsurunun yerine de kabullenme şartının ikame olunduğu görülmektedir.
    Olası kast, kastın bir türü olduğuna göre, bu kast şeklinde de tam olmasa da bilme ve isteme unsurları aranmaktadır. Tipikliğin gerçekleşmesinin muhtemel olarak öngörülmesi olası kastın bilme unsurunu, bu ihtimal öngörmesinin yanı sıra failin fiilinin sebebiyet verebileceği neticenin gerçekleşmesini kabullenmesi veya kayıtsız kalması ya da katlanması ise isteme unsurunu oluşturmaktadır (Koca- Üzülmez, s. 175).
    Yüksek Genel Kurula göre de (03.06.1985 tarihli ve 83-330 sayılı karar); "...başka bir ihtimale rağmen hareketinden caymamak ve bunu yapmakla, ikinci derecedeki ve muhtemel neticelerin gerçekleşmesi de istenmiş olur. Her ne kadar açık ve seçik bir isteme yoksa da, aynı sonucu doğuran, bir istememiş olmama vardır.".
    Bu durumda olası kasttaki (bilmenin), suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceği yönündeki muhtemel öngörmeden ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Şayet bu öngörme muhtemel değil kesin ise iradenin doğrudan kasta ilişkin olduğu sonucuna ulaşılır.
    Olası kast failin, esas amacını gerçekleştirirken öngördüğü yan neticeler hakkında tatbik kabiliyeti bulan bir kurumdur. Olası kastla hareket eden fail, ulaşmak istediği esas amacı uğruna suçun maddi unsurlarının gerçekleşmesini göze almaktadır. Fiilin icrasından imtina etmek yerine hareketinin yan neticelerini kabul etmektedir. Bu kapsamda, esas (ana) netice failin hareketiyle ulaşmaya çalıştığı neticelerken; yan neticeler ise failin hedefleri dışında kalmakla birlikte husule gelmeleri fail tarafından kesin veya mümkün görüldüğü neticelerdir. Bu anlamda, esas neticeler gerçekleşmemeleri halinde adeta failin tüm planını suya düşüren neticelerdir. Fail, esas (ana) neticelerin gerçekleşmesini, bizatihi bunların kendisi bakımından vereceği neticeler için istemektedir. Buna mukabil, ister zorunlu ister mümkün görülsünler, failin hareketi neticesinde husule gelen yan neticelerin gerçekleşip gerçekleşmemesinin, failin planlarının hayata geçmesi bakımından bir ehemmiyetleri yoktur. Bunlar, vakıanın gelişim seyri içinde ortaya çıkmaları öngörülen, fakat genellikle arzu edilmeyen neticelerdir (Bozbayındır Ali Emrah, Türk ve Mukayeseli Ceza Hukukunda Olası Kast Kavramı ve Sınırları, Adalet Yayınevi Ankara, 2018, s. 365).
    B. Uyuşmazlığa Dair Hukuki Nitelendirme
    30 yaşında bekâr olan sanığın ailesi ile birlikte yaşadığı, arkadaşı tanık ...’yi bir süre yanlarında kalması için evine getirdiği, evde çeşitli sorunlar çıkması üzerine ...’nin evdeki eşyasını almak için inceleme dışı katılan ...’in kullandığı araçla sanığın evine doğru yola çıktığı, aracın arka koltuğunda maktul ...’nın oturduğu, sanığın evinin yakınlarında ...’in kullandığı araçla, sanığın kullandığı aracın karşılaştıkları, sanığın araçtan inmeksizin ...’e "Kızlar yokken denk gelelim, görüşelim" dediği, ...’in de sanığa "Ne zaman istersen denk gelelim, sorun yok" diye cevap verdiği, kısa süre sonra ..., ... ve maktulün, ...'in kullandığı araçla eşyayı almak için sanığın ikametinin önüne geldikleri, ...’nin eşyasını almak için ikamete çıktığı, ...'in şoför koltuğunda, maktul ...’nın ise arka yolcu koltuğunun ortasında oturarak ...’yi beklemeye başladıkları, bu esnada aracıyla olay yerine gelen sanığın, araç içerisinde bekleyen ...'i görmesi üzerine atışa engel herhangi bir arızası olmayan tüfeğini alarak ...’in yanına gittiği, elindeki tüfeği aracın ön şoför koltuğunda oturmakta olan ...’e doğrulttuğu, pompalı tüfeğin mekanizmasını çekerek, namluya fişek sürdüğü ve tüfeğin namlusunu açık bulunan camdan içeri soktuğu, ...’in duruşmadaki beyanına göre maktul ...’nın bu esnada sanığı "... sen ne yapıyorsun?" diye uyardığı, sanığın kolluktaki beyanına göre bu esnada elinin tüfeğin tetiğinde olduğu, ...’in hamle yaptığı sırada sanığın elindeki tüfeğin ateş aldığı ve maktulün sol omuz başından toplu şekilde giren saçma tanelerinin maktulün ölümüne neden olduğu kabul edilen olayda;
    Sanığın namlusuna fişek sürdüğü tüfeği, eli tetikte olacak şekilde aracın camından içeri sokması, inceleme dışı katılan ...’e doğrulttuğu tüfeği ateşlemesi durumunda aracın içinde, arka koltukta oturan maktulün de isabet alıp yaralanabileceği hatta ölebileceğini öngörmesi, maktulün sözlü uyarısına rağmen eylemine son vermeyip aracın içine doğrulttuğu tüfekle ...’e yönelik saldırısını devam ettirmesi, bu esnada ateş alan tüfekten çıkan saçma taneleri ile yaralanan maktulün hayatını kaybetmiş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın öngördüğü muhtemel neticeye kayıtsız kalarak hareketini sürdürdüğü ve böylelikle muhtemel ölüm neticesini kabullendiği, bu nedenle eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
    Bu itibarla İlk Derece Mahkemesinin direnme gerekçesinin isabetli olduğuna karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın maktule yönelik eylemini doğrudan kastla işlediği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    V. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Manavgat 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.01.2023 tarihli ve 295-17 sayılı hükmündeki, sanığın eylemini olası kastla işlediğine ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,
    2- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.10.2025 tarihli müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!