Anahtar kelimeler: İtirazname Açılarak Beraatlerine İnceleyen Süreç Sayı Dosyayı Resmî İzmir Veren
Ceza Genel Kurulu         ████████ E.  ,  ████████ K.
    "İçtihat Metni"

    İtirazname No
    : ██████████
    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ
    : 11. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ
    :Ceza Dairesi
    SAYISI
    : 1786-1828
    I. HUKUKİ SÜREÇ
    Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'in, nitelikli dolandırıcılık suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e, resmî belgede sahtecilik suçundan ise aynı Kanun'un 223/2-a maddesi uyarınca beraatlerine ilişkin İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.03.2019 tarihli ve 81-114 sayılı hükümlerin, katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 28.10.2020 tarih ve 1786-1828 sayı ile CMK'nın 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak nitelikli dolandırıcılık suçundan sanık ...'in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158/1-e, son, 39/1, 43/1, 62/1 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 87.500 TL adli para cezası, sanık ...'ın TCK'nın 158/1-e, son, 43/1, 62/1 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis ve 50.000 TL adli para cezası, sanık ...'ın TCK'nın 158/1-e, son, 43/1, 62/1 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis ve 125.000 TL adli para cezası, resmî belgede sahtecilik suçundan ise sanıklar ..., ... ve ...'ın TCK'nın 210/2, 204/2, 43/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 5 yıl hapis, sanıklar ... ve ...'in de TCK'nın 204/2, 39/1, 43/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve tüm sanıklar hakkında aynı Kanun'un 53/1. maddesi uyarınca hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
    Bu hükümlerin de sanıklar müdafileri ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 21.09.2023 tarih ve 5599-6430 sayı ile sanık ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün; "...Dolandırıcılık suçunun işlenmesine 5237 sayılı Kanun'un 37 nci maddesi uyarınca asli fail olarak iştirak ettiği gözetilmeden, yardım eden sıfatıyla katıldığının kabulü ile aynı Kanun'un 39 uncu maddesi uyarınca indirim yapılması," isabetsizliğinden bozulmasına, sanıklar hakkındaki diğer mahkûmiyet hükümlerinin ise temyiz istemlerinin esastan reddi ile onanmasına karar verilmiştir.
    II. İTİRAZ SEBEPLERİ
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 11.03.2024 tarih ve 25524 sayı ile; "...Sanıkların atılı suçları işlediklerine dair, mahkûmiyetlerine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle beraatlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesinin hukuka aykırılık oluşturduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
    CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 09.07.2024 tarih ve 2143-9332 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
    İnceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik, sanıklar ... ve ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçlarından İlk Derece Mahkemesince verilen beraat hükümlerine yönelik istinaf isteminin Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine karar verilmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanıklar ..., ... ve ... hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik, sanıklar ... ve ... hakkında resmî belgede sahtecilik suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar ..., ... ve ...'a isnat edilen nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik ile sanıklar ... ve ...'e isnat edilen resmî belgede sahtecilik suçlarının sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    IV. OLAY VE OLGULAR
    İncelenen dosya kapsamından;
    Katılan ... Rehberlik ve Teftiş Başkanlığınca düzenlenen 15.09.2015 tarihli ve 402061 sayılı soruşturma raporuna göre; kandaki hemoglobin molekülünün yapısındaki bozukluğun neden olduğu talasemi hastalığının çocuğa kalıtımsal olarak geçtiği ve hastalığın tedavisi için gerekli olan kan nakli nedeniyle vücutta biriken fazla demirin idrarla atılımı amacıyla demir şelatörü olarak ..., ... ve ... isimli ilaçların kullanıldığı, bu ilaçların kullanım dozunun ise hastanın kilosu ve kandaki demir seviyesine göre belirlendiği, bebeklikten itibaren ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Hematoloji ya da Ege Üniversitesi Çocuk Hematoloji Bölümlerinde tüm tedavi, tetkik ve tahlillerini yaptırıp reçetelerine göre ilaçlarını kullanan bir kısım talasemi hastalarının 2008 yılında sadece reçetelerinin ... Eğitim ve Araştırma Hastanesinde sanık ... tarafından hastalar görülmeden düzenlenmeye başlandığı, ilaçların dozunun belirlenmesine esas teşkil eden hasta kilolarının reçetelere olduğundan yüksek yazılması nedeniyle ilaçların kutu ve doz adetlerinin kullanılan dozların çok üzerine çıktığı, ilaçların hepsinin ya da bir kısmının hastalara verilmemesine rağmen katılan kuruma fatura edildiği, 2008-2013 yılları arasında katılan kurumun ... ... Eczanesi tarafından 421.587,99 TL, ... ... Eczanesi tarafından ise 140.171,68 TL zarara uğratıldığı,
    Doktor bilirkişi tarafından düzenlenen 06.12.2018 tarihli rapora göre; Sağlık Uygulama Tebliği'nin dâhiliye uzmanı hekimlere talasemili hastalara usulüne uygun düzenlenmiş heyet raporunun varlığı ön koşuluyla demir şelatörü ilaçları yazabilme yetkisi verdiği ancak bunun daha çok hematoloji uzmanın olmadığı ya da hematoloji uzmanlığının yaygın bir uzmanlık alanı olmamasından kaynaklanan, hematoloji uzmanına sürekli ulaşma güçlükleri sebebiyle ve hastaların tedavilerinin aksamaması kaygısıyla verilen, hematologlar tarafından belirlenmiş ve planlanmış tedavinin, belirlenen tedavi dozunda reçetelenmesiyle kısıtlı tutulması gereken bir yetki olduğu, sanık ...'in bu yetkisini aştığı ve düzenlediği reçetelerin de tıbben uygunsuz olduğu,
    Serbest muhasebeci mali müşavir ile eczacı bilirkişiler tarafından düzenlenen 06.02.2020 tarihli rapora göre; ... ... Eczanesi tarafından toplam 402.084,65 TL ve ... ... Eczanesi tarafından ise toplam 137.913,29 TL olmak üzere talasemili hastalara teslim edilmeyen fazla doz reçete bedelinin fatura edilmesi nedeniyle katılan kurumun toplam zararının 539.997,94 TL olduğunun belirtildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    İnceleme dışı sanık ...; doğuştan talasemi hastası olduğunu ve bebeklik döneminden itibaren tedavisinin ... Hastanesinde yapıldığını, gösterilen reçetelerdeki ilaçların hepsini eksiksiz olarak aldığını ve kullandığını, hiçbir zaman 85 kilo olmadığını, ancak ilaçlardaki kortizon maddesi yüzünden aşı kilo aldığını, bundan dolayı ilaç dozlarının doktorları tarafından artırıldığını, kortizon içerikli ilaçları bırakınca normal kilosu olan 58 civarına düştüğünü, ... Hastanesine evine yakın olduğu için ilaç yazdırmaya gittiğini, tedavisinin bir kısmını sanık ...'in takip ettiğini, ilaçlarını adı geçenin yazmış olduğu dozlarda ... ... ve ... ... Eczanelerinden aldığını ve kullandığını, bunun haricinde fazla miktarda ilaç almadığını,
    İnceleme dışı sanık ...; doğuştan talasemi hastası olduğunu ve bebeklikten itibaren ... Hastanesinde tedavisinin yapıldığını, doktorun önerdiği doz dışında ilaç kullanmadığını, gösterilen tüm reçeteleri incelediğini, reçetesini ... Hastanesine giderek sanık ...'e yazdırdığını ve ilaçlarını ... ... Eczanesinden aldığını, kendisinin adına kimsenin ilaç yazdırmadığını,
    İnceleme dışı sanık ...; doğuştan talasemi hastası olduğunu ve tedavisinin ... Hastanesinde yapıldığını, çocuk hematoloji bölümünden yetişkin hematoloji bölümüne sevk edildiğinde çok sıkıntı yaşadığını, pek çok talasemili arkadaşı ile ... Hastanesi dışında bir hastane arayışına girdiklerini, ... Hastanesi Hematoloji Kliniğinin bu sıkıntılı süreçte kendilerine kapılarını açtığını ancak bu hastanenin kan transfüzyon ünitesi olmadığı için tahlil ve tetkiklerini ... Hastanesinde yaptırıp ilaç yazdırmak için ... Hastanesine gittiğini, ilaçlarını genellikle sanık ...'e yazdırıp ... ... ve ... ... Eczanesinden aldığını, kilosunun 68-72 kg arasında değiştiğini, 85 kg ağırlığa hiç ulaşmadığını, ama bunu doktora kendi isteği ile yazdırdığını, zira o dönemde 40-60 mg/kg dozda ilaç kullandığı için ilaç dozunun yetebilmesi için kilosunu o şekilde söylemiş olabileceğini,
    İnceleme dışı sanık ...; doğuştan talasemi hastası olduğunu, ilk teşhis ve tedavisinin Ege Üniversitesi Hastanesinde yapıldığını, daha sonra ... Hastanesine gitmeye başladığını, ilaçlarını 2008 yılı Nisan ayından itibaren ... Hastanesinde yazdırmaya başladığını, bu hastaneyi ve doktoru talasemi hastası olan tanıdıklarının tavsiye ettiğini, yüklü dozlarda ... yazdırmaya başladığını, zira geçirdiği kaza nedeniyle ayağına platin takıldığını ve yaklaşık iki yıl dışarı çıkmakta zorlandığını, üç ayda bir İzmir'e gidip reçete yazdırmasının sağlığı açısından çok zor olduğunu, ... Hastanesindeki doktorların en fazla altı haftalık dozda ilaç yazdıklarını, sanık ...'e durumunu anlattığını, onun da kullandığı ilaçların dozlarını yükselterek üç aylık miktarlarda ilaç yazdığını, bu reçeteleri yazarken tahlil yaptırmadığını, kendisini hiç tartmadığını, kilosunu kendisinin söylediğini, ilaçlarını uzun zamandır ... ... ve ... ... Eczanelerinden aldığını,
    İnceleme dışı sanık ...; doğuştan talasemi hastası olduğunu, tedavisinin ... Hastanesinde yapıldığını, sürekli doktorlarının kontrolü altında tedavisini sürdürdüğünü, ilaçlarını düzgün ve önerilen şekilde kullandığını, tedavi süresince en fazla 90 kilo olduğunu, doktorların ilaçlarını kilo ve tahlil sonuçlarına göre belirlediklerini, ... Hastanesine gidemediği zamanlarda ... Hastanesinde ilaçlarını yazdırdığını, ... ... ve ... ... Eczanelerini evine yakın olduğu için tercih ettiğini,
    Tanık ...; ... Hastanesinin çocuk bölümünde tedavi görmekteyken on sekiz yaşını doldurduktan sonra çocuk bölümünde muayene yapmadıklarını, bu nedenle ... Hastanesine başvurduğunu, raporunun da orada düzenlendiğini, sağlık kurulu olmasına rağmen raporda belirtilen ilacı hastayı görmeden doktorlar yazmadığı için ilaç yazdırmak amacıyla her defasında kendisinin gittiğini, ilaçlarını sanık ...'in yazdığını,
    Tanık ...; talasemi hastası olduğunu, kendisine Ege Üniversitesi Hastanesinde teşhis konulduğunu ve rapor verildiğini, ilaçları her yerde bulamadığını, özellikle ... Hastanesinin yakınındaki ... ve ... Eczanelerinde bulunduğunu bildiği için ilaçlarını bu eczanelerden aldığını,
    Tanık ...; doğuştan talasemi hastası olduğunu, ... Hastanesinde bir dönem rapor alma ve ilaç yazdırma hususlarında sıkıntı yaşandığını ve bu nedenle ... Hastanesine gittiğini, yazılan ilaçları kolaylıkla bulduğu ... ... Eczanesinden aldığını,
    Tanık ...; doğuştan talasemi hastası olduğunu, tedavilerinin sürekli ... Hastanesinde yapıldığını, ilaç dozlarını doktorların kan tahlillerine ve kilosuna göre belirlediklerini, ilacının sonunun kan nakil günlerine denk geldiğini ve çoğunlukla bu günlerde ilacını yazdırdığını, bir dönem ... Hastanesi Çocuk Hematoloji bölümünde sorun yaşadıklarını, kendilerini tedavi edemeyeceklerini ve hasta kabul yapamayacaklarını söylediklerini, diğer talasemi hastaları ... ... ve ... ... Eczanelerine gidince gruba uyduğunu ve reçetelerini bu eczanelere götürmeye başladığını, reçetelerde belirtilen 85-87 kilolara hiç çıkmadığını, en fazla 65-67 kilo olduğunu,
    Tanık ...; altı aylıktan itibaren talasemi hastası olduğunu ve kullandığı ilaçları değişik zamanlarda farklı hastanelere giderek yazdırdığını, sanık ...'in görev yaptığı hastaneye giderek birden fazla defa ilaç yazdırdığını, sanık ...'e yazdırmamış ise bile başka bir doktora yazdırarak ilacı kullanmış olduğunu,
    Tanık ...; doğuştan talasemi hastası olduğunu ve tedavilerinin sürekli ... Hastanesinde yapıldığını, on sekiz yaşını bitirdikten sonra ... Hastanesinde tedavi ile ilgili işlem yapılamayacağının bildirilmesi üzerine bir süre ... Hastanesinde ilaçlarını yazdırdığını, ancak ... Hastanesinde tedavisini devamlı yapan bir doktor olmadığını, tesadüfen hangi doktor varsa ona başvurduğunu,
    Tanık ...; tedavisinin Ege Üniversitesi Hastanesinde yapıldığını ve reçetelerini burada yazdırdığını, reçetelerini ... ... ya da ... ... Eczanesine götürüp teslim ettiğini,
    İfade etmişlerdir.
    Sanık ...; ... ... ve ... ... Eczanelerinin çalışanları veya sahiplerinin, hastaların gıyaplarında ilaç yazılmasını hiçbir zaman istemediklerini, kendisinin de yazmadığını, zaten mevcut sağlık sisteminin de buna müsaade etmediğini, adlarına reçete yazılan talasemi hastalarının kendisinin kontrolü ve tetkikinde olmadıklarını, ancak ilaç yazdırmak için kendisine gelmiş olabileceklerini, tedavilerini sürdürmek için gerekli ilaçlarını yazdırmak için geldiklerinde sağlık kurulu raporunu kontrol edip hastaya ait olduğunu teyit ettikten sonra rapor üzerinde yazılı ve hastanın hâlihazırda kullandığı dozda ilaçları reçete ettiğini, bu konuda bir inisiyatif kullanmadığını, ilaç dozunun hastanın kilosuna göre yazıldığını, hastanın kendi beyanına göre kilosunu da reçetelere yazdığı durumların olduğunu, hastanın beyanına göre söylediği kilo ile görünüşteki kilosu arasındaki farkın dikkatini çekmediğini, polikliniğinde tartı olmadığını, dolayısı ile hastaları tartmadığını, talasemi hastalarını kendisine kimsenin yönlendirmediğini,
    Sanık ...; ... ... Eczanesinin sahibi ve sorumlusu olduğunu, talasemi hastalarının kullandıkları ilacın ödenmesi konusunda katılan Kurum tarafından ilacın raporu ve son altı ay içinde alınmış kan tahlili sonucunun istendiğini, talasemi hastalarının eczanesini tercih etme sebebinin kullanılan ilaçları eczane stoğunda bulundurması olduğunu, eczanede bulunmaması hâlinde istenen ilacın en fazla yirmi dakika içinde depodan temin edildiğini, talasemi hastalarının bizzat gelerek reçetelerini ibraz ettiklerini ve ilaçlarını aldıklarını, reçetelerde doktordan kaynaklanan eksiklik bulunması hâlinde hastanın ya da eczane çalışanın hastaneye gittiğini, eczane çalışanlarının ... Hastanesine giderek hasta adına doktorlara reçete yazdırmadıklarını,
    Sanık ...; ... ... Eczanesinin sahibi ve sorumlusu olduğunu, hastaların reçeteleri ile eczaneye geldiklerinde önce reçete kontrolü yapıldığını, eksiklik yoksa reçetedeki ilaçların hastalara verildiğini, hastanın reçetenin arkasını isim, soy isim ve telefon numarasını yazarak imzaladığını, raporlu hastalarda ilacın maksimum dozunun aşılıp aşılmadığını kontrol ettikten sonra ilaçları verdiğini, talasemi hastalarının da ilaçlarını almak için eczaneye geldiklerini, zira bu ilaçları eczanesinde bulundurduğunu, bu hastaların da reçetelerini bizzat ibraz ettiklerini ve ilaçlarını aldıklarını, hiçbir şekilde hastalar için reçete yazdırmadığını, mevzuata uygun olarak hastalara ilaçlarını verdiğini,
    Sanıklar ... ve ...; sanık ...'i tanıdıklarını, sanıklar ... ... ve ...'in eczanesinde çalıştıkları sürede kesinlikle yanlarında hasta varken veya yokken hiçbir doktora ilaç yazdırmadıklarını, hastalara fazla dozlarda ilaç yazılmasına yardımcı olmadıklarını, gelen hastalara reçetelerine göre ilaçlarını verdiklerini, katılan Kurumun belirlediği kurallar dışında ilaç vermelerini sistemin engellediğini,
    Savunmuşlardır.
    V. GEREKÇE
    A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler
    Anayasa'nın 138/1. ve CMK'nın 217/1. maddeleri ile Anayasa'nın 38. ve İHAS'ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
    Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
    Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa'nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa'nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).
    Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
    Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).
    Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).
    Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
    B. Hukuki Nitelendirme
    Olay tarihlerinde sanık ...'in ... Eğitim ve Araştırma Hastanesinde dâhiliye doktoru olarak görev yaptığı, sanıklar ... ... ve ...'in evli olup kendi adlarına ... ... Eczanesi ile ... ... Eczanesini işlettikleri, sanıklar ... ve ...'ın ise bu eczanelerde kalfa olarak çalıştıkları, İzmir ve civarında oturan bir kısım talasemi hastalarının çocukluklarından itibaren ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde takip ve tedavileri yapılmakta iken 2008 yılında sadece reçetelerinin ... Eğitim ve Araştırma Hastanesinde düzenlenmeye başlandığı, sanık ...'in hastaneye hiç gitmeyen talasemi hastaları adına, sanıklar ... ve ...'ın getirdiği sağlık kurulu raporlarına istinaden reçeteler tanzim ettiği, ancak doz belirlenmesine esas teşkil eden hasta kilolarını reçetelere olduğundan yüksek yazmak ve hastaların kan değerlerini dikkate almamak suretiyle fazla miktarlarda ilaç için reçete düzenlediği, bu reçetelerin sanıklar ... ... ve ...'in işlettikleri eczaneler tarafından fatura edilmek suretiyle 2008-2013 yılları arasında katılan ... toplam 561.759,67 TL zarara uğratan sanıklar ..., ... ... ve ...'in nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik ile sanıklar ... ve ...'ın resmî belgede sahtecilik suçlarını işledikleri Bölge Adliye Mahkemesince kabul edilen olayda;
    Sanıkların tüm aşamalarda isnat edilen suçlamaları kabul etmemeleri, inceleme dışı sanıklar ile tanıkların; talasemi hastası olduklarını, bebekliklerinden itibaren takip ve tedavilerinin yapıldığı ... Hastanesi Çocuk Hematoloji bölümüne on sekiz yaşını doldurduktan sonra kabul edilmemeleri nedeniyle tedavilerinin aksamaması için ilaçlarını ... Hastanesinde dâhiliye doktoru olan sanık ...'e yazdırdıklarını ve ... ... Eczanesi ile ... ... Eczanesinden temin ettiklerini ve ilaçları doktorların belirlediği dozlarda kullandıklarını belirtmeleri, suça konu edilen reçetelerde yazılı ilaçların talasemi hastalığının tedavisinde kullanılan ilaçlar olması, 06.12.2018 tarihli bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi katılan Kurumca çıkarılan Sağlık Uygulama Tebliği'ne göre, hematoloji uzmanına ulaşma güçlüğü bulunması ve hastaların tedavilerinin aksamaması nedenleriyle dâhiliye uzmanı doktorlara da talasemili hastalara usulüne uygun düzenlenmiş heyet raporunun varlığı ön koşuluyla reçete düzenleme yetkisinin verilmesi, sanık ...'in bu yetkisini aşması ve düzenlediği reçetelerin tıbben uygunsuz olması eylemlerinin, reçetelerdeki yazı ve imzalara itiraz edilmemesi ve reçeteler üzerinde herhangi bir tağyir veya tahrifatın da bulunmaması nedenleriyle disiplin cezasını gerektirebileceği, reçetelere, beyana göre hastaların kilolarının yazılmasının isnat edilen suçları işleme kastı ile hareket edildiğini ortaya koyan somut delil niteliği taşımadığı da dikkate alındığında; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanıkların müsnet suçları işledikleri yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraatlerine karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu ...; "Maddi vâkıânın kabulüne ilişkin vicdani kanaatini doğrudan muhatap olduğu takdiri delillere ve dosya kapsamına uygun, ilgili, özgün ve yeterli gerekçelere dayandıran Bölge Adliye Mahkemesinin takdir ve değerlendirmelerinde bir isabetsizlik bulunmadığı", gerekçesiyle,
    Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi de; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle,
    Karşı oy kullanmışlardır.
    VI. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
    2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 21.09.2023 tarihli ve 5599-6430 sayılı sanıklar ... ve ...'a isnat edilen nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik ile sanıklar ..., ... ve ...'e isnat edilen resmî belgede sahtecilik suçlarına dair onama; sanık ...'e isnat edilen nitelikli dolandırıcılık suçuna ilişkin bozma kararlarının KALDIRILMASINA,
    3- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 28.10.2020 tarihli ve 1786-1828 sayılı sanıklar ..., ... ve ... hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçları ile sanıklar ... ve ... hakkında resmî belgede sahtecilik suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, sanıkların beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    4- Dosyanın, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.09.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 01.10.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!