Anahtar kelimeler: Zmm Aydin Aydın Karıştığı Yazim Sürücüsü Maliki Layihalar Dinlenip İstenmiş

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: ████████
KARAR NO
: █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: AYDIN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2022
NUMARASI
: █████████ Esas - ████████ Karar
DAVANIN KONUSU
: Tazminat
KARAR TARİHİ
: █████/2025
KARAR YAZIM TARİHİ
: █████/2025
Taraflar arasındaki davadan dolayı Aydın Asliye Ticaret Mahkemesince verilen █████/2022 gün ve █████████ Esas - ████████ Karar sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için üye ..... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
DAVA
: Davacı vekili, davalıların sürücüsü, maliki ve ZMM sigortacısı olduğu aracın karıştığı kaza neticesinde davacıların murisinin öldüğünü, murisinin vefatı nedeniyle davacıların maddi ve manevi zarara uğradıkları, murisin desteğinden mahrum kaldıklarını, kusurun karşı tarafta olduğunu, davalıların zararı karşılaması gerektiğini, belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla destekten yoksun kalma ve manevi tazminatının, faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
: Davalılar ... ve ... vekili, davalı ...'in sürücüsü olduğu ve diğer davalı müvekkili ...'ın maliki olduğu araçla seyir halinde iken müteveffa ...'nın sürücüsü olduğu kaza neticesinde vefatın gerçekleştiğini, yetkili mahkemenin Denizli Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, davacılar her ne kadar destekten yoksun kaldıklarını iddia etmiş olsalarda müteveffanın davacılara olan desteğinin ispatlanamadığını, müteveffanı davacılara destekte bulunulduğunun ortaya konulamadığını, davacılar tarafından diğer davalı sigortaya dava şartı kapsamında müracaatta bulunulmadığını, ...'in oluşan kazada kusurunun bulunmadığını, kusur durumlarını gösterir bilirkişi raporu alınmasını gerektiğini, davacıların manevi tazminat istemleri haksız olduğunu, belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...A.Ş. vekili, kazaya karışan aracın davalı tarafından ZMMS poliçesi ile sigortalı olduğunu, davalının sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında gerçek zarar nispetinde teminat limiti ile sorumlu olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu, davacılar tarafından davalıya usulüne uygun başvuru yapılmadığını, kusur oranının tespit edilmesi gerektiğini, zarar görenin müterafik kusurunun zararın meydana gelmesi ve artmasında etkisi bulunduğunu, dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilebileceğini, manevi tazminat yönünden davalının herhangi bir sorumluluğu olmadığını, belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı ...'in sürücüsü, davalı ...'ın maliki olduğu diğer davalı sigorta şirketinin ZMMS ile sigortaladığı.... plaka sayılı araç ile müteveffa ...'nın kullanımındaki .....plakalı aracın █████/2020 tarihinde karıştığı kaza sonucu, davacıların oğlu/eşi ...'nın vefat ettiği, Germencik Cumhuriyet Başsavcılığı'nın █████████ soruşturma sayılı dosya kapsamında İstanbul ATK'nın █████/2020 tarihli kusur raporuna göre meydana gelen olayda davacıların murisi müteveffanın kusursuz olduğu, sürücü olan davalı ...'in tam kusurlu olduğu, müteveffanın mirasçısı davacılar destekten yoksun kalan sıfatıyla kazaya karışan aracın sürücüsünü, işletenini ve sigortacısını hasım göstererek destekten yoksun kalma tazminatı talep etmekte haklı oldukları, davacıların murisi müteveffa ...'nın ölümü sonucu davacı anne.....'nın destekten yoksun kalma tazminat alacağı miktarının 329.482,34-TL, davacı eş .....'nın destekten yoksun kalma tazminat alacağı miktarının; 722.779,80-TL olduğu, davalı sigorta şirketinin █████/2020, diğer davalılar yönünden kaza tarihinden itibaren temerrüte düşeceği, olay nedeni ile davacı anne.....'nın için 80.000,00-TL davacı eş .....için manevi zararının 100.000,00-TL olduğu, ancak bu zararın davalı .... ve .... tarafından █████/2020 tarihinde iş bu davalıya 20.000,00-TL ödendiği, davacı tarafın bu ödemeyi mahsup ederek bakiye kısım için dava açtığının kabul edildiği, böylelikle davacı yararına 80.000,00-TL manevi tazminata hükmetmek gerektiği, belirtilerek; davacının davsının kısmen kabulüne fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir.
Karara karşı davacılar ve davalılar tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ
: Davacılar vekili, mahkemece kusur ve manevi zarar yönünden delillerin değerlendirilmesinde hukuki hataya düşülerek hakkaniyete aykırı şekilde manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne karar verildiğini, davalı ...'in davaya konu trafik kazasında asli ve tam kusurlu olduğunu, davacıların geç yaşta eşi ve oğlunu yitirmiş olmaları büyük bir çöküntü yaşadıklarını, hükmedilen tazminat miktarının hakkaniyete aykırı olduğunu, haksız fiil tarihi ile karar tarihi arasında gerçekleşen menfi ekonomik koşullar dikkate alınmadığını, belirterek; kararının manevi tazminat yönünden kaldrılmasını talep etmiştir.
Davalılar ... ve ... vekili, kusur incelemesinin yerinde olmadığını, kazanın oluşumunda müteveffanın kusuru gözardı edildiğini, kusur bilirkişi rapouna itirazların karşılanmadığını, kaza sonrası tutulan tespit tutanağında müteveffanın emniyet kemeri durumu belirsiz olarak nitelendirildiğinden müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, destek payları ve süreleri hatalı hesaplandığını, murisin emekli maaşının eşine bağlanıp bağlanmadığı ve müteveffanın annesine ne oranda destek olduğu, davacı annenin geçimini ne ile sağladığı hususlarının araştırılmadığını, davacı eşin yeniden evlenme ihtimali eksik inceleme sonucu tespit edildiğini, hükmedilen tazminatın oldukça fahiş olduğunu, belirterek; kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı ...A.Ş. vekili, davalının şirket poliçe teminatı ve poliçe limiti kapsamında sorumlu olmasına rağmen kararda bu husususun belirtilmediğini, poliçe teminat limitimiz 410.000,00-TL olduğunu, kararın icrası aşamasında davalının şirket tüm borçtan sorumluymuş gibi göründüğünü, borcun fer’ilerinden (harç, yargılama gideri ve vekalet ücreti) de poliçe limiti ile oranında sorumlu olduklarını, davaya konu olay bakımından her iki davacının talebini kapsayacak şekilde şirketin poliçe teminat limiti olan 410.000,00-TL yönünden sorumlu olduğunu, nüfus kayıt örneği deliller arasına alınmadığını, kusur tespitinin yerinde olmadığını, sigortalı araç sürücüsüne izafe edilen kusur oranını kabul etmediklerini, yeniden rapor alınması gerektiğini, müteveffanın kaza esnasında sürücü olması sebebiyle müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı araştırılmadığını, kaza tespit tutanağında müteveffanın emniyet kemeri kullanma durumunun belirsiz olarak düzenlendiğini, müterafik kusur indirimi talebini değerlendirilmediğini, destek paylarında hata yapıldığını, davacı eşe dul aylığı bağlanıp bağlanmadığı hususunun SGK'den sorulmaması ve aylık alınması halinde destekten yoksun kalma tazminatından mahsup edilmesi gerektiğini, müteveffanın eşi davacı için bilirkişi raporunda evlenme ihtimalinin rapor tarihindeki yaş esas alınarak sadece yaşam tablosu üzerinden hesaplanmış olması doğru olmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, aktüer incelemesi TRH-2010 %1,8 teknik faiz hesaplaması ile yapılmadığından bilirkişi raporundaki tazminat fahiş olduğunu, dava konusu edilen tutar yönünden dava tarihinden itibaren yasal faiz ve ıslah edilen tutar yönünden ıslah tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesi gerektiğini, belirterek; kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Davacılar vekili istinafa cevap dilekçesi ile davalıların istinaf başvurularının reddini talep etmiştir.
GEREKÇE
: Dava işletenin hukuki sorumluluğu ve ZMMS poliçesi kapsamında trafik kazası nedeni ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir.
1. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır
2.Hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 186. maddesi uyarınca, tarafların tüm delilleri toplanıp inceledikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra, hakimin, aynı yasanın 298. maddesi uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 297. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada HMK'nın 294/4. maddesi hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde, HMK'nın 297. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun biçimde gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa karar yazıp tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin, artık bu kararını değiştirmesine de yasal olanak yoktur. Bir başka ifade ile tefhim edilen hüküm sonucu yanlış da olsa, gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna uygun düzenlenmesi gerekmektedir. Yanlışlık ancak temyiz veya istinaf kanun yoluna başvurulması ve bu nedenle kararın Yargıtay tarafından bozulması veya istinaf tarafından kaldırılması halinde düzeltilebilir. Nitekim l0.4.l992 tarihli 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik olmasının bozma nedeni oluşturacağı ve bozmadan sonra yerel mahkemenin önceki kısa kararı ile bağlı olmaksızın çelişkiyi kaldırmak kaydıyla vicdani kanaatine göre karar verebileceği belirtilmiştir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa'nın 141. maddesi ile HMK'nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzenine ilişkin olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
3. Eldeki dava dosyasında, tefhim edilen kısa kararda maddi tazminatlar kısmen red edilmiş gibi hüküm kurulmuş ise de karar gerekçesinde maddi tazminat taleplerinin tam kabul edildiğine işaret edilmiştir. Bu şekilde, İDM tarafından kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluşturulmuştur.
4. İstinaf incelemesi yapılabilmesi için delillerin değerlendirildiğini gösterir biçimde usulüne uygun gerekçeli kararın bulunması zorunludur. Mahkemece, dosyada toplanan deliller tartışılıp değerlendirilerek, tefhim edilen hüküm sonucuna nasıl ulaşıldığının, gerekçede açıklanmalıdır. Kararda hiç ya da yeterli gerekçeye yer verilmemesi, gerekçeli karar ile tefhim edilen kısa kararın çelişkili olması yada gerekçenin kendi içinde çelişir olması halinde istinaf incelemesi yapılabilecek usulüne uygun bir karar bulunmadığı için delillerin hiç değerlendirilmemiş olduğunun kabulü gerekir. Denetime elverişli usulün aradığı niteliklere haiz bir kararın bulunması istinaf incelemesinin yapılabilmesinin ön şartı olup, bu nitelikte olmayan bir kararla ilgili olarak istinaf denetim ve yargılaması yapılarak bir hüküm verilemesi de mümkün değildir.
5. Kabule göre de; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 91/1. 85/1. ve 85/son maddeleri ile Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarına göre trafik kazası nedeni ile oluşan davacının maddi zararından davalı sigorta şirketi ile işleten sıfatına haiz araç maliki ve sürücünün, sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında sorumlu olduğu amirdir.(Yargıtay HGK'nun 15.6.2011 tarih ve ███████-142 E. - ████████ K., 17. HD' nın █████/2013 tarih ve █████████ E. - █████████ K.) 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanun’unun 92. maddesinin (f) bendi ile Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartlarının gereği manevi tazminat poliçe kapsamı dışında olduğundan davalı sigorta şirketinin manevi tazminat talebi yönünden ZMMS poliçesi kapsamında her hangi bir sorumluluğu söz konusu değildir. Buna karşın, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85 ve 90. maddeleri kapsamında davacıların manevi zararından işleten sıfatına haiz araç maliki ile araç sürücüsünün, sürücünün kusuru oranında sorumludur.
6.Ceza Mahkemesi kararlarının Hukuk Mahkemesine etkisi Borçlar Kanununun 53. (TBK 74) maddesinde düzenlenmiş olup, Hukuk Hâkimi Ceza Mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında esas bakımından ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Ceza Mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların Hukuk Hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ancak, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. (Yargıtay HGK'nın █████/2014 tarih ve ve 2014/4-846 E. - █████████ K.) Ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararı ile belirlenen bu maddi olguların hukuk mahkemesi tarafından kabulü zorunludur. (Yargıtay 17. HD'nın █████/2016 tarih ve █████████ E. - █████████ K.)
7.Davalının sorumluluğunun belirlenebilmesi için olayın oluşumunda tarafların mevcut kusur durumun tespiti önem arz eder. Mahkemece ceza dosyasındaki ve soruşturma dosyasındaki bilirkişi raporları hükme esas alınarak davacının kusursuz, davalıların ise kusurlu olduğundan bahisle davanın kabulüne karar verilmiştir. HMK 266. ve devamı maddeleri gereğince çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verilir, hükmüne yer verilmiştir. Eldeki dava dosyası kapsamında hiçbir kusur rapor aldırılmadığı gibi kesinleşmeyen ceza dosyasın soruşturma aşamasındaki bilirkişi raporu esas alınarak karar verilmiştir. Ancak, henüz kesinleşmeyen ceza dosyasında alınan ve oran belirlemeyen kusur raporuna dayanarak hüküm kurulamaz.(Yargıtay 17. HD'nin 17.09.2019 tarih ve ██████████ E. █████████ K.19.11.2018 tarih ve ████████ E. ██████████ K., 06.05.2013 tarih ve ████████ E. █████████ K. ) Dava konusu trafik kazasına ilişkin ceza soruşturma dosyası ve ceza dava dosyası da dosya arasına alınarak tüm deliller değerlendirilmek suretiyle tarafların olaydaki kusur oranlarının tespiti için uzman bilirkişi heyetinden kusur oranları arasında oluşabilecek çelişkiyi de giderecek mahiyette, oluşa uygun, denetime elverişli, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken kusurun tespiti hususunda yapılan değerlendirme yetersiz olup davalıların sorumluluğunun tespiti konusunda yapılan araştırmada eksiktir. Eksik inceleme ve araştırma ile hüküm verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir
8. Aynı şekilde, 6100 sayılı HMK 266 ve takip eden maddeleri uyarınca, mahkemece, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden bilirkişinin oy ve görüşü alınarak karar verilmelidir. Trafik kazasında tarafların kusur oranlarının belirlenmesi uzmanlık gerektiren konulardandır. Esasen hâkimin bilirkişi raporu ile bağlı değildir. Bu husus çok doğrudur. Ancak, hâkim kendisini bilirkişi veya bilirkişi kurulu yerine koyamaz. Özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda şahsi bilgisi ile kusur belirleyemez. Bu görüşü Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2.4.1986 gün ve 1984/4-847 E, ████████ K; 8.11.1995 gün ve ███████-601 E, 938 K; 2.4.2003 gün ve 2003/4-185 E, 263 K; 7.3.2007 gün ve ███████-94 E, 113 K; 19.3.2008 gün ve ███████-262 E, 260 K; 14.5.2008 gün ve ███████-392 E, 377 sayılı kararları da doğrulamaktadır. Hâkim özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde şahsi bilgisi ile kusur belirlemesi yapamayacağına göre, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırması gerekecektir. Bu görüş de Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 8.12.2004 gün ve 2004/4-642 E, 648 K; 2.3.2005 gün ve ███████-81 E, 118 K; 30.1.2008 gün ve ███████-42 E, 45 K; 5.11.2008 gün ve 2008/4-655 E, 664 sayılı kararlarında vurgulanmıştır. Tatbikat ceza davasındaki kusurun hukuk hâkimini bağlamayacağını, hukuk hâkiminin yeniden kusur incelemesi yaptırması gerektiğini içtihat ettiğine ve bilirkişi incelemesi yapılmasının gerektiğini vurguladığına göre, somut olayda hâkimin bilirkişi heyeti yerine geçip kusur belirlemesi yapması gerektiğini ileri sürmesini benimsemek mümkün değildir. Bilirkişi müessesi tenkit edilebilir. Verdikleri raporlar hukuki çerçevede yok sayılabilir. Ama o müessese kaldığı sürece yeniden rapor alınmasını gerektiren durumlarda, başka bir bilirkişi heyetinden rapor aldırılabilir. Yoksa hâkim bilirkişi heyeti yerine geçirilemez. Özel ve teknik bilgiyi gerektiren durumlarda da şahsi bilgisine göre kusur belirlemesi sonucu karar vermesi istenilemez. Şimdiye kadarda hukuk dairelerinin tümü bilirkişi incelemesi yapılmasını icap ettiren hallerde bilirkişiden rapor alınmasının şart olduğunu içtihat etmişlerdir. (Yargıtay HGK'nun 24.12.2008 tarih ve 2008/4-734 E. ve ████████ K.) Somut olayda, iddia edilen kazada kusur durumu teknik bilgi ve incelemeyi gerektirmektedir. Ceza soruşturması/yargılamasındaki verileri kullanarak kusur oranı belirlemek hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olmayan, özel ve teknik bilgiyi gerektiren bir haldir. Kaldı ki her ne kadar meydana gelen zarardan teselsül hükümlerine göre davacı zarar görene karşı tüm sorumluların birlikte sorumluluğu sözkonusu ise de iç ilişkide sorumluların birbirine rücu edebileceği zarar miktarlarının belirlenmesi ancak kusurun oransal olarak belirlenmesi ile mümkün olacaktır. Bu durumda mahkemece kazanın meydana gelmesinde tarafların kusur durumlarının net ve ayrıntılı olarak belirlenebilmesi kusur konusunda uzman bilirkişi heyetinden rapor alınması gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir. (Yargıtay 17. HD. 02.12.2013 tarih ve ██████████ tarih ve ██████████ K., 4.HD'nin 23.12.2024 tarih ve ██████████ E. - ██████████ K.)
9. Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusurunun bulunması halinde müterafik kusur söz konusudur. Müterafik kusurun varlığı halinde 6098 sayılı TBK'nun 52. Maddesi gereğince belirlenen tazminattan indirim yapılması gerekir. Müterafik kusura ilişkin savunma bir def’i olmadığından, mahkemece bu yönde bir savunma olmasa dahi resen araştırılması ve tartışılması gerekmektedir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 78. Maddesi ile atıf yapılan Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 150. Maddesi gereğince belirli sürücülerin ve yolcuların, araçların sürülmesi sırasında emniyet kemerinin kullanılması zorunlu zorunlu olup illiyet bağı kurulması halinde meydana gelen zarar nedeniyle hesaplanan tazminattan müterafik kusur indirimi yapılarak tazminatın belirlenmesi gerekir. (Yargıtay 4. HD'nın █████/2022 tarih ve ██████████ E. - █████████ K., 04.04.2022 tarih ve ██████████ E. -█████████ K.,23.03.2022 tarih ve ██████████ E. - █████████ K. )
10.Kaza tespit tutanağında müteveffaya ilişkin bu hususta bir tespit yapılamadığı belirtilmiştir. Ceza dava dosyası dosya arasına alınmamış ise de dosya içerisinde mevcut ölü muayene ve otopsi tutanağında müteveffanın ölüm nedeni künt kafa ve göğüs travmasına bağlı dolaşım ve solunum yetmezliği olarak belirtilmiş olması karşısısnda gerekiyorsa bu hususuta adli tıp uzmanının görüşüne de başvurularak olayın oluşumunda müteveffaya atfı kabil müterafik kusur bulunup bulunmadığının araştırılmak suretiyle müterafik kusur indiriminin uygulama yeri bulup bulamayacağının kararda tartışılması gerekirken karar gerekçesinde bu hususa yer verilmeksizin yazılı biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
11. Öte yandan, TBK'nın 51. ve 52. maddelerinden kaynaklanan hakkaniyet ve takdiri indirimler nedeniyle, davanın kısmen reddedilmesi halinde, indirimden dolayı reddedilen kısım için vekalet ücreti de takdir edilemez. Bir başka ifade ile davacı lehine hesaplanan maddi tazminatlardan müterafik kusur nedeniyle yapılan indirim sonucu belirlenen tazminat tutarları hüküm altına alınırken, red edilen kısım yönünden davalı lehine vekalet ücretine ve yargılama giderine hükmedilmemesi gerekir.(Yargıtay 17 HD'nın █████/2019 tarih ve █████████ E. - ██████████ K. )
12. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 96/1. maddesinde "zarar görenlerin tazminat alacakları, sigorta sözleşmesinde öngörülen sigorta tutarından fazla ise, zarar görenlerden her birinin sigortacıya karşı yöneltebileceği tazminat talebi, sigorta tutarının tazminat alacakları toplamına olan oranına göre indirime tabi tutulur" düzenlemesine yer verilmiş olup bu hükme göre, garameten ödeme ilkesi; bir rizikonun gerçekleşmesi ile zarar görenlerin birden fazla olması ve tazminat alacaklarının da sigorta sözleşmesinde öngörülen sigorta bedelinden fazla olduğu hallerde, zarar görenlerden her birinin sigortacıya karşı yöneltebileceği tazminat miktarı isteminden, sigorta bedelinin tazminat alacaklıları toplamına olan oranına göre indirim yapılmasını ifade etmektedir. Burada amaç, zarar görenlerin birden fazla olması halinde, sigortacının poliçede gösterilen limitle sorumlu olacağı da dikkate alınarak, zarar görenler arasında eşitliği sağlayıcı ve poliçe limitini de aşmayacak şekilde eşit paylaştırmanın sağlanmasıdır. Davaya konu kazada zarar görenlerin talep edebileceği tazminatlardan, davalı sigorta şirketi teminat limiti ile sınırlı olarak sorumlu olup davalının sorulumluluk limitinin tüketilip, tüketilmediği, tespiti için davacı olsun olmasın tüm hak sahipleri arasında garameten paylaştırma yapılması gerekir.(Yargıtay 17. HD'nin █████/2020 tarih ve █████████ E. - █████████ K. 11.11.2020 tarih ve █████████ E. - █████████ K., Yargıtay 4. HD'nin 11.10.2021 tarih ve █████████ E. - █████████ K.)
13. Davalı sigorta şirketi 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 93. ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında Tarife Uygulama Esasları Hakkında Yönetmelik'in 24. maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiği tarihte sigortaya konu motorlu aracın cinsine göre Hazine Müsteşarlığınca asgari tutarı belirlenen tarifedeki limitler uyarınca sınırlı sorumludur. Bu sorumluluk miktarının ihtilafa yol açmayacak şekilde açık ve net olarak hüküm fıkrasında belirtilmesi gerekir. (Yargıtay 17. HD'nin 27.06.2013 tarih ve █████████ E. - ██████████ K., 17.12.2020 tarih ve █████████ E. - █████████ K.)
14.Sigorta şirketlerinin sorumluluğu poliçe limiti ile sınırlı olup Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.2.b maddesi uyarınca kabul edilen dava değerinin poliçe limitini aşması halinde davalıya yükletilecek yargılama gideri, harç ve vekalet ücretinin toplam tazminatın, dava değerinin limite oranı dahilinde hüküm altına alınması gerekir. ( Yargıtay 17.HD'nin 14.06.2017 tarih ve ██████████ E. - █████████ K.
15.Davalı sigorta şirketi poliçe limiti ile sorumludur. Davalılar tarafından kazaya neden olan araç için hazırlanan zorunlu mali mesuliyet sigorta poliçesinde kişi başına teminat limitinin poliçede de belirtildiği üzere yükseltilmesi halinde yazılı teminat tutarları da her hangi bir işleme gerek kalmadan yeni limit üzeriden geçerli olacaktır. O halde, davalı nezdinde düzenlenen zorunlu mali mesuliyet sigorta poliçesinde kişi başına teminat limiti kaza tarihi itibariyle geçerli olan limit olup davalı ZMM sigortacıları yönünden kişi ve kaza başına teminat limiti belirlenip, garameten yapılan hesap doğrultusunda varsa yapılan ödeme nispetinde poliçe limitinin tüketildiği gözetilerek bakiye limiti aşmayacak ve infazda tereddüte neden olmayacak şekilde poliçe limiti belirtmek suretiyle davalının sorumluluğu cihetine gidilmesi, kabul edilen dava değerinin bakiye poliçe limitini aşması halinde yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden sigorta şirketinin sorumluluğunun kabul edilen dava değerinin limite oranı dahilinde belirlenmesi, poliçe limitinin altına kalması halinde ise oran yapılmaması gerekirken aksi şekilde verilen kararda isabet bulunmamaktadır.
16. 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 49. maddesi gereğince haksız bir eylem sonucunda zarara uğrayan kimse, uğradığı maddi ve manevi zararın ödetilmesini isteyebilir. Manevi tazminat, zarar görenin kişilik değerlerinde meydana gelen eksilmenin ( manevi zararın )giderilmesi, tazmin ve telafi edilmesidir. Esasen manevi tazminat, ne bir ceza, ne de gerçek manasında bir tazminattır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.(Yargıtay İBK █████/1966 tarih ve 1966/7 E. - 1966/7 K.) Olay nedeni ile davacıların manevi zarara uğrayacağı yadsınamaz bir gerçekliktir. Maddi zararda olduğu gibi manevi tazminatta kesin bir hesabın yapılması olanaksızdır. Bunun için tazminat miktarı, somut olayın özelliği, kusur durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak M.K.nun 4. maddesi uyarınca hakim tarafından takdir ve tayin edilir. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak gösterilmelidir. Bu itibarla, somut olayda müteveffanın ölümü dolayısıyla davacıların maruz kaldığı bu acı ve elem ile yaşadığı sıkıntılar nedeniyle oluşan manevi zararına karşılık, özellikle kabul edilen kusur oranına göre takdir edilen manevi tazminat anılan ilke ve esaslar çerçevesinde az olup daha fazla miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.
17.Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; ilk derece mahkemesi tarafından yukarıda yapılan açıklama ışığında, ceza dosyası tüm ekleri ile birlikte dosyaya kazandırılılarak ceza dava dosyası kapsamında var ise olaya ilişkin kesinleşen maddi olgular dikkate alınmak sureti ile İTÜ ya da Karayolları Fen Heyetinde görevli alanında uzman bilirkişilerden oluşacak bilirkişi kuruludan tarafların iddia savunmaları çerçevesinde olayın oluşumunda tarafların oransal ( yüzdesel ) şekilde kusur oranlarını gösterir açıklamalı, ayrıntılı, denetime elverişli bilirkişi raporu alınarak varsa rapora yönelik itirazlar da giderildikten sonra dosyanın ( gerekiyorsa istinabe yoluna başvurularak ) aktüerya hesap bilirkişine tevdi ile (davacının gelirinin tespitinine yönelik bir isitnaf nedeni ileri sürülmemesi ve dairemizce bu hususun bir kaldırma nedeni yapılmamış olması gözetilerek kaldırma kararı öncesinde hükme esas alınan aktüer rapor tarihindeki veriler dikkate alınmak suretiyle) tazminat hesabını etkileyecek varsa bilenen gerçek durumlar da gözetilerek, mütevefanın aylık geliri, TRH 2010 yaşam tablosu ile progresif rant yönteminin uygulanmak suretiyle muhtemel bakiye ömrün belirlenmesi, teknik faiz uygulanmadan tazminatın hesaplanması, bilinmeyen / işleyecek devre hesabı yapılırken, bilinen son gelirin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi yöntemi ( progresiv rant usulü ) yöntemi ve varsa müterafik kusuru esas alınmak suretiyle, kişi başına poliçe limiti çerçevesinde limit üzerinden garameten hesap yapılıp, davacıların hak kazanacağı tazminatı gösterir açıklamalı, ayrıntılı, denetime elverişli ek bilirkişi raporu alınarak varsa rapora yönelik itirazlar da giderilip oluşacak sonuca göre, usulü kazanılmış haklar gözetilerek infazda tereddüte neden olmayacak şekilde davalı sigorta şitketinin sorumlu olduğu poliçe limiti de açıkça belirlenmek suretiyle limiti aşmayacak biçimde, davalıların sorumlu olduğu faiz başlangıç tarihi ve türünü belirtilecek şekilde, mürerafik kusur nedeniyle red edilen miktarın özelliği gözetilerek yargılama gideleri vekalet ücretleri yönünden infaza elverişli bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve incelemeyle yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.
H Ü K Ü M
:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Tarafların istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,
2-Aydın Asliye Ticaret Mahkemesinin █████/2022 tarih █████████ Esas ████████ Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-Kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
5-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere █████/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!