Anahtar kelimeler: Sayede Eyalet Masası Avusturya Tenfiz Tanıma İflasının Yapabilmesi Yöneticisi İflas

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ45. HUKUK DAİRESİDOSYA NO
: █████████KARAR NO
: █████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİESAS NO
: ████████KARAR NO
: ████████KARAR TARİHİ
: █████/2024DAVA
: Tanıma Ve TenfizKARAR TARİHİ
: █████/20256100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:DAVADavacı vekili dava dilekçesinde özetle; Avusturya Cumhuriyeti Innsbruck Eyalet Mahkemesince davalı ...'nın iflasının açılmasına karar verildiğini, davacı müvekkil ...'in de ilgili mahkeme tarafından iflas masası yöneticisi olarak görevlendirildiğini, müvekkilinin ilgili mahkeme kararı uyarınca görevini yapabilmesi için Innsbruck Eyalet mahkemesi kararının Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri tarafından tenfiz edilmesi gerektiğini, bu sayede müvekkilinin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde gerekli işlemleri yerine getirebileceğini, müvekkilinin iflas masası yöneticisi olması nedeniyle tenfizde hukuki yararının olduğunu ve tenfiz kararı için bütün usuli şartların sağlandığını beyanla, Avusturya Cumhuriyeti Innsbruck Eyalet Mahkemesinin iflas kararının tenfizini talep etmiştir.CEVAPDavalı tarafça cevap dilekçesi sunulmamıştırİLK DERECE MAHKEMESİ'NİN VE DAİREMİZİN KARARLARIMahkemenin █████/2021 tarihli kararı ile; İflas kararının İİK 43. Maddesi gereğince TTK hükümlerine göre ancak tacir kişiler hakkında verilebileceği ve davalının tacir olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Dairemizin █████/2022 tarihli kararı ile; mahkemece, davalının tacir olup olmadığı Adana Ticaret Sicil Müdürlüğü'nde ve Adana Seyhan Vergi Dairesi'nden araştırılmış ise de yapılan araştırmaların tacir olmadığı sonucuna ulaşılması için yeterli olmadığı, davalının iflasa tabi şahıslardan olup olmadığı hususunda davacı taraftan delilleri sorularak, ilgili Ticaret ve Sanayi Odalarından, TOBB'dan, meslek odalarından, borsadan, davalının bir ticari işletmeyi kendi adına işletip işletmediği, tacir sıfatıyla vergi mükellefiyetinin bulunup bulunmadığı araştırılarak ve gerekirse zabıta marifetiyle bu hususta araştırma ve inceleme yaptırılarak varılacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerektiği, ayrıca eldeki dava iflas kararının tenfizi istemine ilişkin olduğundan davanın heyet halinde görülüp karara bağlanması gerekirken, tek hakimle hüküm tesisi cihetine gidilmesinin de hatalı olduğu gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf istemi kabul edilerek kaldırma kararı verilmiştir.Mahkemenin █████/2024 tarihli kararı ile; "...Türk Ticaret Kanunu'nun 12. maddesi kapsamında bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten ve bu sebeple tacir olarak kabul edilen gerçek kişiler iflasa tabidir. İflasın kamu düzenini ilgilendiren bir konu olması nedeniyle, davalı gerçek kişinin iflasa tabi kişilerden olup olmadığının resen incelenmesi gerekmiştir. (Yargıtay 23. Hukuk Dairesi █████████E., █████████K.) Yapılan araştırmada, davalının tacir olduğuna dair herhangi bir kayda ulaşılamadığı, dolayısıyla iflasa tabi olmadığının kabulü gerektiği anlaşılmıştır. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuk Kanunu'nun 54/c maddesi uyarınca, yabancı mahkeme kararının tenfiz edilebilmesi için hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması gerekmektedir. Somut olayda, davalının iflasa tabi kişilerden olmaması ve bu hususun kamu düzeninden olması nedeniyle yasal koşulları oluşmayan tenfiz isteminin reddine..." karar verilmiştir.İSTİNAF SEBEPLERİDavacı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; tenfiz talebinin incelenmesindeki esas unsur verilen kararın, kararın verildiği ülkedeki hukuk kurallarına uygun olarak teşekkül edilip edilmediğinin incelenmesi olduğunu, kaldırma kararının ardından yazılan müzekkere cevaplarında davalının ticari işletme işletmediği ve tacir sıfatı ile vergi kaydının bulunmadığının bildirildiğini ancak Merkezi Kayıt Kuruluşu A.Ş.'ye yazılan müzekkereye cevap verilmeden davanın reddedildiğini, ayrıca Seyhan İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün █████/2023 tarihli araştırma yazısında davalı hakkındaki araştırmanın bizzat davalının kendisine sorularak yapıldığını, Sosyal Güvenlik Kurumu'na müzekkere yazılarak davalının sigortalı çalışmalarına esas gelir ve ünvan bilgilerinin de ayrıca getirtilmesi gerektiğini, İİK 43.maddesinde ticareti terk edenlerin de bu madde hükmüne göre iflasa tabi kişiler arasında sayıldığını ve davalının ise Avusturya Cumhuriyeti'nde ticareti terk etmiş olduğunu, iflas ve tacir kavramları evrensel olup gerek Türk Hukukunda, gerekse uluslararası hukukta en yaygın ve genel kabul gören iflas nedeninin borçlunun yapmış olduğu özel hukuk muameleleri nedeniyle borçlarını ödemeyecek durumda olması olarak ifade edildiğini, yabancı bir mahkemeden iflas kararı almış alacaklıların, söz konusu iflas kararını borçlunun Türkiye'deki mal ve hakları bakımından da geçerli hale getirmek istemelerinin doğal olduğunu ve İİK 184 maddesinin; "müflisin haczi kabil bütün malları hangi yerde bulunursa bulunsun" diyerek evrensel bir yaklaşım sergilediğini, bu nedenlerle Avusturya Cumhuriyeti Innsbruck Eyalet Mahkemesi'nce verilen iflas kararının tanınması ve tenfizinde hiçbir tereddüt bulunmadığını beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇEİstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır.Dava, davalı hakkında verilen iflasa ilişkin yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, yabancı mahkeme kararının tenfizi şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. Devletlerin egemenlik haklarının sonucu olarak, mahkeme kararları etkisini söz konusu kararın verildiği ülkede gösterir yani bir devlet mahkemesinden alınan karara dayanılarak başka bir devletteki icra organları doğrudan harekete geçemez/geçirilemez. Bu nedenle bir devlet mahkemesinde alınan kararın, başka bir devlet mahkemesinde hangi koşulların varlığı halinde sonuç doğuracağı sorunu devletlerin kendi iç hukuklarında koydukları kurallar veya taraf oldukları milletlerarası anlaşmalar yoluyla düzenlenmektedir. Bir mahkeme kararının, verildiği ülke dışında yabancı bir ülkede hüküm ve sonuç doğurabilmesi ilgili kararın tanınmasına veya tenfiz edilmesine bağlıdır. Tanıma; bir mahkeme kararının kesin hüküm kuvvetinin yabancı ülkede kabulüdür. Bu şekilde bir ülkede alınan mahkeme kararı, bir başka ülkede de etkisini gösterebilecektir. Tenfiz ise; bir mahkeme kararının, sahip olduğu kesin hüküm kuvvetinin sonucu olarak, maddi icra muamelelerini gerekli kılan kamu gücünü harekete geçiren vasfıdır. Yasal düzenleme ve yapılan açıklamalar kapsamında; tanıma ile tenfiz arasındaki farkın icraya yönelik olduğu anlaşılmaktadır.Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin hükümler 5718 sayılı MÖHUK'un 50-59.maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kanun'un 50 ila 57. maddeleri arasında tenfize, 58 ile 59 uncu maddelerinde ise tanımaya ilişkin hükümlere yer verilmiştir. MÖHUK'un 50. maddesinde; "Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır",MÖHUK'un 58.maddesinde; "Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 54 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uygulanmaz. İhtilafsız kaza kararlarının tanınması da aynı hükme tabidir. Yabancı mahkeme ilamına dayanılarak Türkiye'de idarî bir işlemin yapılmasında da aynı usul uygulanır." hükümleri yer almaktadır. Tanıma ve tenfiz talebinin kabul edilebilmesi için esasa ilişkin şartlar ise MÖHUK'un "Tenfiz Şartları" başlıklı 54.maddesinde açıklanmıştır. Bu düzenlemeye göre; "(1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir:a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması.b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması" gerekmektedir.Yabancı mahkeme kararlarının tanınması veya tenfizi davasında, Türk mahkemeleri tarafından sadece tanıma veya tenfiz şartlarının bulunup bulunmadığı hususunda inceleme yapılması mümkün olup yabancı mahkeme kararında uygulanan usulün, kararda yer alan maddi ve hukuki tespitlerin doğruluğu ise mahkemece incelenemez. Revizyon yasağı olarak adlandırılan bu hususa ilişkin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun █████/2012 tarihli 2010/1 E. 2012/1 K. sayılı kararında; "Tenfiz hâkiminin yabancı mahkeme ilamının maddi hukuk bakımından doğruluğunu inceleme ve değerlendirme yetkisi yoktur. Bu yasak çerçevesinde, tenfiz hâkiminin ilamda mevcut olan bir gerekçeyi inceleyip değerlendirmesi de söz konusu olamaz. İlamda bir gerekçenin bulunması veya bulunmaması ilamda yer alan hükmün kamu düzenine aykırılığını belirlemede önem taşımamaktadır. Anayasanın 141. maddesinin yargılama usulüne ilişkin olarak koyduğu ilkelerin, münhasıran Türk Mahkemeleri için geçerli olacağı açık ve tartışmasızdır. Yabancı mahkeme ilamının hüküm fıkrasının uygulanmasıyla, kamu düzenine aykırı sonuçları doğuracak yabancı mahkeme kararlarının tenfizi olanaklı değildir. Yabancı mahkeme kararlarının salt gerekçesinin bulunmamasının kesinleşmiş yabancı mahkeme kararının tenfizine engel olmayacağı ve bu hususun 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54/c maddesi anlamında kamu düzenine açıkça aykırılık sayılmayacağına" karar verilmiştir. MÖHUK 51.maddesinde; "(1) Tenfiz kararları hakkında görevli mahkeme asliye mahkemesidir. (2) Bu kararlar kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye'deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu yer mahkemesinden, Türkiye'de yerleşim yeri veya sâkin olduğu bir yer mevcut değilse Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinden istenebilir." düzenlemesi yer almaktadır.Yabancı mahkeme kararlarının tanınması, MÖHUK'un 58/1. maddesinin yollamasıyla, aynı Yasa'nın 51/1. maddesi uyarınca asliye mahkemesinin görevinde ise de somut olayda istem, iflasa ilişkin olduğundan İİK 154/son hükmü gereğince görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir.İİK'nın 154/3. bendi uyarınca iflas davaları için yetkili mahkeme iflası istenen tacirin/şirketin muamele merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir. Bu yetki kuralı kamu düzenine ilişkin olup kesindir. Açıklanan nedenle iflas davaları için yetki sözleşmesi yapılamaz ve iflas davası mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde açılır. Tenfizi istenen karar iflas kararıdır. İflas, borçlu hakkında ticaret mahkemesinden verilen karar neticesinde, borçlunun mallarının paraya çevrilmesi ve tüm alacaklılarının tatmin edilmesini sağlayan külli bir takip yoludur. İflas, devletin cebri icra gücünü kullandığı bir alan olup kamu düzenine ilişkindir. Cebri icra, borçların devletin kudret ve yetkisi ile yerine getirilmesidir. Cebri icra yetkisinin sınırları ve temsili ise her devletin kendi kurallarına göre değişmekte ve belirlenmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun █████/1998 tarihli ███████-287 E. ████████ K. sayılı kararında; "...Cebri icra her devletin kendi ülke ve sınırları içerisinde haiz olduğu mutlak güç ve yetkilerindendir. Yine cebri icra devletin egemenlik ve hükümranlık haklarının kullanılmasının doğrudan bir sonucudur. O nedenle devletin nüfuz ve iktidarını simgeleyen bir hakimiyet tasarrufudur, denilebilir. “Türk milleti egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir suretle, hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz, hiçbir kimse ve organ kaynağım Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.” (Anayasa md.6) Şu durum karşısında; Türk mahkemesinde alınan ihtiyati haciz kararının cebri icra yoluyla uygulanmasına dair yetki, devletin kendi ülkesi üzerinde hakimiyet tasarruflarında bulunabilme iktidarının bir görünümü olduğundan, münhasır (kesin) yetkilerindendir. Hal böyle olunca; davanın sadece belirtilen hukuki nitelik ve kapsamı içinde ve “kamu düzeni”; “münhasır yetki” esaslarının etkisi altında değerlendirildiğinde; Türk mahkemesinin ülke içi yetkisinin ve ona bağlı olarak milletlerarası yetkisinin varlığının kabulü kaçınılmazdır..." şeklinde karar vermiştir.İcra ve İflas Kanunu'nun 43. maddesine göre ancak Türk Ticaret Kanunu'na göre tacir sayılan ya da tacirler hakkındaki hükümlere tabi olanlar ile tacir olmadıkları halde özel yasalara göre iflasa tabi tutulan kimselerin iflasına karar verilebilir.6102 sayılı TTK'nın 12. maddesinde; "(1) Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. (2) Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. (3) Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmüne yer verilmiştir.Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin █████/2014 tarihli █████████ E. █████████ K. sayılı ilamında; "...İcra ve İflas Kanunu'nun 43 üncü maddesine göre ancak Türk Ticaret Kanunu'na göre tacir sayılan ya da tacirler hakkındaki hükümlere tâbi olanlar ile tacir olmadıkları halde, özel yasalara göre iflasa tâbi tutulan kimselerin iflasına karar verilebilir; bu husus Türk kamu düzeni ile ilgilidir. İstemci tacir olmayıp, hakkında Almanya'da verilen iflas kararının tanınması talebinin reddine karar verilmek gerekirken, hatalı değerlendirme ve yürürlükte bulunmayan bir Yasa'dan bahisle tanıma ve tenfiz kararı verilmesi doğru olmamıştır..." denilerek, gerçek kişi yönünden yabancı mahkeme tarafından verilen iflas kararının tanınması için, kişinin TTK hükümlerine göre tacir olması yada özel kanunlara göre iflasa tabi olmasının kamu düzenine ilişkin olduğuna işaret edilmiştir.MÖHUK'un "Kesin Hüküm ve Kesin Delil Etkisi" başlıklı 59.maddesinde ise; "Yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder". Bu hükümden de açıkça anlaşıldığı üzere yabancı mahkemeye ait bir ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizinden itibaren değil, tanıma ve tenfize konu yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini gösterecek yani tanıma / tenfiz kararı geriye etkili olarak yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarih itibariyle hüküm ifade edecek, karara bağlı hukuki sonuçlar da yine yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren doğacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu █████/2023 tarih 2022/2-1205 E. █████████ K.)Yabancı mahkeme tarafından verilen iflas kararının tanınması için, kişinin TTK hükümlerine göre tacir olması yada özel kanunlara göre iflasa tabi olması gerekmektedir ve bu husus Türk kamu düzeni ile ilgilidir. Gerek kaldırma kararı öncesi yapılan bir kısım araştırmalar gerekse kaldırma kararı uyarınca yazılan müzekkerelere verilen cevabi yazılar incelendiğinde; davalının tacir sıfatının bulunmadığı anlaşılmakla verilen kararda bir isabetsizlik görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.H Ü K Ü M
: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına,3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından davacı tarafından yatırılan 427,60 TL 'nin mahsubu ile bakiye 187,80 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacıya ilk derece mahkemesince iadesine,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.█████/2025