Anahtar kelimeler: İrana Saygın Fırsatı Tavuk Yakaladığını Katkılar Ülkede İhracat İhracatı İmzalamak

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: █████████ Esas
KARAR NO
: █████████ Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ
: İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI
: ████████ Esas - ████████ Karar
TARİHİ
: █████/2023
DAVA
: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ
: █████/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili Şirketin, uzun zamandan beri ...'de ticaret yapan saygın bir şirket olduğunu, müvekkili şirketin birçok ülkede ...'nin de dahil olduğu ticari anlaşmalar imzalamak ve ihracat yapmak suretiyle Türk ekonomisine çok önemli katkılar sağladığını ve yine Müvekkili Şirketin, bu şekilde İran'a tavuk ihracatı yapabileceği bir iş fırsatı yakaladığını ve ... ... ... ... Iran şirketi ile ticari bir sözleşme imzaladığını, İmzalanan sözleşme gereğince, ithalatçı ... ... ... ... Iran Şirketi edimini en garantili ödeme şekli olan akreditifli ödeme sistemi ile yerine getireceğini taahhüt ettiğini, bu ödeme şekli ithalatçı ve ihracatçı açısından en garantili ödeme şekli olduğunu, akreditifin ithalatçı talimatıyla açılacağını, İthalatçı Bankasının (... Banka), belirli bir vade içinde ithalatçı tarafından belirlenmiş koşullar çerçevesinde ithalatçının hazırladığı vesaik karşılığında ve yine ithalatçının belirlediği şartların yerine getirilmesiyle, ihracatçıya mal bedelini ödeyeceğini, ihracatçı tarafından düzenlenen poliçeyi kabul ve iştira edeceğini ihracatçıya taahhüt etmesi olduğunu, bu doğrultuda, ihracatçı Müvekkili Şirket ile ithalatçı ... ... ... ... Iran Şirketi arasında imzalanan sözleşme gereğince; ithalatçı ... ... ... ..., ihracatçı Müvekkili Şirkete ödeme şeklinin akreditifli olacağını taahhüt ettiğini, anlaşma sonucunda ithalatçı ... ... ... ... (...) ... Bank (P.S.J.C.) bankasına (... banka), ihracatçı (lehtar) Müvekkili Şirket lehine akreditif açılması için başvuru yaptığını, Akreditif açıldıktan sonra ithalatçı ... ... ... ... Şirketinin bankası (... banka) ... Bank, akreditifin açıldığını ihracatçı Müvekkili Şirketin ...'deki bankası ... ... Bankası A.Ş.'ye (muhabir banka) haber verdiğini, akabinde dondurulmuş taze tavuk ihracatı için, ... ... Bankası A.Ş. 'nin İmes şubesinde müvekkili şirket lehine, bankanın nezdinde bulunan 58000253 nolu hesaba ihbar edilmek üzere, ... banka ... Bank tarafından, 41.400.000 Euro değerinde 06.11.2012 vade tarihli dönülemez nitelikte akreditifin açıldığı Müvekkili Şirkete, 04.10.2012 tarihinde ... ... Bankası A.Ş. İmes Şubesi tarafından bildirildiğini, müvekkili şirketin ... banka ... Bank tarafından akreditif açılması ile ödeme garantisi verildiğinden; akreditifin açıldığı andan itibaren alacağının teminat altına alınmasına güvendiğini, Zira, ... ... ... ... ... şirketinden alınan talimata mukabil akreditif açan ... bankası ... Bank akreditifin açıldığını ...k'a bildirmek suretiyle Müvekkili Şirkete ödeme garantisi verdiğini, bunun üzerine müvekkili şirketin, ithalatçı ... ... ... ... şirketi ile aralarında imzalanan anlaşmanın gereklerini yerine getirmek üzere birtakım anlaşmalar yaptığını ve ön hazırlıklara başladığını, İhracatı yapılacak tavukların logosunun, ambalajının, kartonunun, paketinin üretimi için üretim programları düzenlendiğini, üreticilerle görüşmeler sağlandığını, Sözleşme kapsamında 20.000 ton tavuk ihracatı yapılmak üzere tüm hazırlıklar tamamlandığını, ancak İran Devletinin Müvekkili Şirket ile ilgili olmayan nedenlerden dolayı tavuk ithalatına karşı çıkması nedeniyle davalı ... banka ... Bank'ın akreditiften vazgeçtiğini diğer davalı ... ... Bankası A.Ş.'ye bildirmesi üzerine; ... ... Bankası A.Ş. Tek taraflı olarak akreditifi iptal etmek istediğini, akabinde de akreditifin müvekkili şirketin onayı olmaksızın tek taraflı olarak iptali mümkün olmadığından; Müvekkili Şirkete akreditifin iptaline onayı olup olmadığı sorulduğunu, Müvekkili Şirket ise davalı ... ... Bankası A.Ş. tarafından gönderilen iptal formuna muvafakatinin olmadığına yönelik "İptali kabul etmiyoruz" şeklinde şerh düştüğünü, ancak davalı ... ... Bankası A.Ş. Akreditifin dönülemez nitelikte olması nedeniyle tek taraflı olarak iptalinin mümkün olmamasına karşın, Müvekkili Şirketin onay vermemesine rağmen akreditifi dönülemez akreditifin niteliğine aykırı düşecek şekilde tek taraflı olarak iptal ettiğini, zira, akreditifin açılmasından itibaren akreditifte değişiklik yapılması veya akreditiften dönülmesi tarafların anlaşmasına bağlı olduğunu, haklı davalarının kabulüne, müvekkili şirketin dönülemez akreditifin tek taraflı feshinden doğan maddi zararlarının tespiti ile akreditif kredi miktarının %20'sinden az olmamak üzere fazlaya dair tüm talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla daha sonra ıslah edilmek üzere akreditif sözleşmesinin tek taraflı iptali █████/2012 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte şimdilik 100.000 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... ... Bankası A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından akreditif sözleşmesinden kaynaklı maddi tazminat talebinde bulunulmuş olup, dava taraflarının tacir olması ve ticari işletmeleri ilgilendirmesi nedeniyle ticari arabuluculuk başvurusu zorunlu olduğunu, tensip zaptının (10) nolu ara kararı gereğince "arabuluculuk tutanağının aslının sunulması" için davacı tarafa 1 haftalık kesin süre verilmiş, davacı tarafından arabuluculuk tutanağı sunulmadığını, Davacı tarafından dosyaya sunulan █████/2021 tarihli beyan dilekçesi ile de açıkça arabuluculuk başvurusunun yapılmadığını beyan ettiğini, Bu kapsamda 6325 sayılı Kanun 18/A-2 maddesinin "Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir" hükmü gereğince davanın usulden reddine karar verilmesini, davacı talebinin zamanaşımına uğradığını, Davacı tarafından "sözleşmenin feshinden doğan maddi zararların tespiti ile maddi tazminatın ödenmesi" talep konusu edilmiştir. Akreditifin ihbarı █████/2012, vadesi ise █████/2012 tarihlidir. TBK md. 72 gereğince tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten iki yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağını, dava tarihi itibariyle talep zamanaşımı dolmuş olduğundan davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesini müvekkili bankanın iş bu davaya konu akreditif açısından muhabir banka olup, ... banka ile davacı firma arasındaki işlemlere aracılık eden ihbar bankası olduğunu, müvekkili bankanın herhangi bir teyidi bulunmadığından davacı firmaya karşı hukuki sorumluluğu bulunmadığını, Bu nedenle davanın husumet yönünden reddini davacı tarafından █████/2012 tarihli yazı ile akreditifteki yükleme tarihinin uzatılması talep edilmiş, bu talep ... bankasına müvekkili banka tarafından bildirilmiş olduğunu, Değişiklik talebinin ... banka tarafından kabul edilerek akreditif vadesi █████/2013 tarihine uzatıldığını, bu değişikliğin davacı tarafından █████/2012 tarihli imza/kaşeli yazısıyla kabul edildiğini, ... banka tarafından █████/2012 tarihinde iletilen swift mesajı ile akreditifin iptali talep edildiğini, bu talebin davacı firmaya bildirildiğini, İptal talebinin davacı firma tarafından kabul edilmediği müvekkili bankaya iletildiğini, bunun üzerine iptalin kabul edilmediği ve akreditifin açık olduğu ... bankaya ihbar edildiğini, devam eden süreçte akreditifin vadesi olan █████/2013 gelmesine rağmen davacı firma tarafından vesaik ibrazı gerçekleştirilmemiş, akreditif süresinin dolması nedeniyle akreditif dosyasının kapatıldığını, bu durum davacı firmaya █████/2013 tarihinde bildirildiğini, akreditifin müvekkili banka tarafından tek taraflı olarak iptal edilmemiş olup; davacı firmanın akreditifi kullanmaması nedeniyle akreditifin kapatıldığını belirterek davanın arabuluculuk dava şartı yokluğundan reddine, davanın zamanaşımı yönünden reddine, davanın husumet yönünden reddine, haksız ve kanuni dayanaktan yoksun davanın bankaları yönünden reddine, Yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.Diğer davalı davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
:
İlk Derece Mahkemesi █████/2023 tarih ve ████████ Esas - ████████ Karar sayılı kararında;"Dava hukuki niteliği itibariyle; haksız fesih nedeni ile uğranılan zarara ilişkin olup sebep akde aykırılıktır. Tazmini zarar bu nedenle bu davada alacak niteliğindedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesi 2. Fıkrası uyarınca davacı anlaşamama tutanağının aslını yahut arabulucu tarafından onaylanmış örneği dava dilekçesine eklemek zorundadır. Somut olayda dava dilekçesi ekinde arabuluculuk anlaşmama tutanağı mevcut olmadığı gibi davacı tarafça dava dilekçesinde dava öncesinde arabulucuya gidildiğine ilişkin bir açıklamada da bulunulmadığı tespit edilmiştir. Davacı alacaklıya 7155 S.Y nın 23 maddesinde 6325 S.Y 4. Maddesinden sonra eklenen 18/A maddesi ile arabulucuğa tabi davalarda davacının dava dilekçesine, arabuluculuğa ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini eklemek zorunda olduğu, eklenmeyen hallerde davacıya bu konuda son tutanağı eklemesi için 1 haftalık süre verilmesi gerektiği, mahkememizce de tensip tutanağı 10 nolu ara kararı ile davacıya süre verilmesine rağmen davacı vekili tarafından arabulucuya gidildiğine dair belgenin süresi içinde sunulmadığı ve dava şartının gerçekleşmediği, tamamlanabilir dava şartı olmadığı" gerekçesi ile, ''Davanın zorunlu ara buluculuğa tabi olduğu bu şartta yerine getirilmediğinden dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece ön inceleme duruşmasında davanın niteliği hakkında bir değerlendirme yapılarak arabuluculuğa tabi olmadığına dair bir hüküm kurulmuşken yargılamanın devamında ilk verilen kararla çelişir bir şekilde yeniden usule ilişkin bir değerlendirme yapılarak bu kez davanın arabulucuğa tabi olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiş olmasının HMK ilgili maddeleri uyarınca usul hukukuna aykırı olduğunu, yerel mahkemece düzenlenmiş olan 12.01.2021 tarihli tensip zaptının 10 nolu ara kararında taraflarına süre verilerek arabuluculuk tutanağının sunulmasının talep edildiğini, bunun üzerine taraflarınca 29.01.2021 tarihinde dosyaya delil dilekçesinin sunulduğunu ve dava açıldığı sırada davacı şirketin ticaret sicilden re'sen terkin edildiğini, aktif halde bulunmadığını, bu sebeplerle taraflarınca ihya davası açıldığını, ihya davası sonucunun beklenmesi gerektiğini, şirket aktif halde olmadığından şirket adına arabuluculuk başvurusu yapılamadığını, ihya davasının bekletici mesele yapılmasının talep edildiğini, bunun üzerine 18.01.2023 tarihinde yapılan ön inceleme duruşmasında yine taraflarınca ihya davasının bekletici mesele yapılması gerektiği talep edilmiş olmasına rağmen Sayın Mahkemece ''davanın ticari alacak davası değil tazminat davası olduğu, davacının alacağını değil zararını talep ettiği nazara alınarak arabulucuğa tabi olmadığı kanaati ile davalının talebinin istinafa tabi olmak üzere reddine'' şeklinde hüküm kurulduğunu, görüleceği üzere herhangi bir hakim değişikliği olmamasına rağmen Sayın Mahkemenin vermiş olduğu karardan rücu etmeden tam aksi yönde karar vererek davanın usulden reddine karar verdiğini, gerekçeli kararda ön inceleme zaptında oluşturulan bu ara karardan hiç bahsedilmeden ilk kez usuli bir değerlendirme yapılıyormuş gibi arabuluculuk dava şartı eksikliğinden davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasalara uygun düşmediğini, eğer Sayın Mahkeme vermiş olduğu karardan dönmek niyetinde ise bu durumun gerekçeli kararda açıklanması, neden verilen ilk karardan rücu edildiğinin sebepleriyle ve tatmin edici bir şekilde açıklanması gerekmekte olduğunu, bu haliyle yazılan gerekçeli karar, taşıması gereken unsurları taşımadığından ve mahkemece aynı konu ile ilgili iki farklı karar verildiğinden kanuna aykırı olduğunu, öte yandan; dava dilekçesi incelendiğinde talebin alacak değil zarar tazminine yönelik olduğunu, karşı tarafın tek taraflı olarak dönülemez akredetif sözleşmesini feshetmesi sebebiyle müvekkilinin uğradığı maddi zararların tazminin talep ediliğinin açıkça görülmekte olduğunu, nitekim Yerel Mahkeme ön inceleme duruşmasında yapmış olduğu değerlendirmede de aynı şekilde talebin alacak değil zarar tazmini olduğundan bahisle arabuluculuğa tabi olmadığını açıkça ifade ettiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla her ne kadar ikame edilen dava bir alacak davası olmasa da dava açıldığı sırada arabulucuğa başvurulamamasının sebebi müvekkili olan şirketin ticaret sicilden re'sen silinmesi ve pasif halde bulunması olduğunu, ancak işbu tazminat davasını açmak için zamanaşımı süresi az kaldığından şirketin ihyası için açılan ihya davasının sonucu beklenmeden tazminat davası açılmış olduğunu, dosya arasında sunulan 29.01.2021 tarihli dilekçede de durum açıkça izah edildiğini, ihya davasının bekletici mesele yapılması, şirketin aktif hale gelmesi ile taraflarının arabulucuğa başvurulabileceği bildirildiğini, ancak bu taleplerinin ardından yapılan ön inceleme duruşmasında davanın niteliğinin alacak davası olmaması sebebiyle zorunlu arabuluculuğa tabi olmadığı belirtilip usuli yönden kesin bir karar verildiğinden, ihya davası bekletici mesele yapılmadığından ve taraflarına süre verilmediğinden müvekkili nezdinde kazanılmış hak doğmuş olduğunu, netice itibariyle Sayın Mahkemece arabuluculuk dava şartı hususunda kesin ve net bir karar verildiğinden, bu kararın üzerine 8 duruşma yapıldığından ve yargılama yaklaşık 3 yıl sürdüğünden taraflarınca usulen bir eksiklik olmadığı düşünülmüş ve davaya emek verilmeye devam edilmiş olduğundan 8 celse sonra ve yaklaşık 3 yıl sonra mahkemenin verdiği karardan herhangi bir gerekçe ileri sürmeden dönmesi akla, mantığa uygun düşmediğinden, Sayın Mahkemece aynı konu ile ilgili birbiri ile çelişir iki farklı karar verildiğinden, arabuluculuk dava şartı eksikliği sebebiyle davanın usulden reddine ilişkin verilen karar yerinde olmayıp bu kararın kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasını talep ettiği anlaşılmıştır.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
:
HMK' nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, akreditif sözleşmesinin tek taraflı olarak iptal edilmesi sebebiyle uğranıldığı iddia edilen maddi zararın tahsili talebine ilişkin olup, Mahkemece yargılama sonucunda davanın zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu ve bu şartın da yerine getirilmemesi gerekçesiyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Dava şartları HMK 114. ve 115. maddelerinde düzenlenmiştir. HMK 114/2 madde uyarınca diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğu belirtilmiş, HMK 138. maddesi de dava şartlarının öncelikle karara bağlanması gerektiği, yine HMK 115/1.maddesi gereğince dava şartlarının yargılamanın her safhasında mahkeme hakimliğince resen dikkate alınması gerektiği hususlarına yer verilmiştir. █████/2019 tarihinde yürürlüğe giren 7155 sayılı kanunun 20. maddesi ile █████/2011 tarihli ve 6102 sayılı TTK'nın 5. maddesinden sonra gelmek üzere dava şartı olarak Arabuluculuk getirilmiş olup, █████/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 31.maddesiyle yapılan değişiklik sonrası söz konusu 5/A maddesi uyarınca bu kanunun 4. Maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. 6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesinin 2. fıkrasına göre, davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir.Somut uyuşmazlıkta davacı vekili tarafından akreditif sözleşmesinin tek taraflı olarak iptal edilmesi sebebiyle uğranıldığı iddia edilen maddi zararın tahsilinin talep edildiği ve iş bu davanın █████/2020 tarihinde açıldığı dikkate alındığında TTK'nın 5/A maddesi uyarınca arabuluculuk dava şartına tabi olduğu, davacı tarafından dava tarihinden önce arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediğinin ihtilaf konusu olmadığı anlaşılmakla Mahkemece davanın arabuluculuk dava şartı eksikliği sebebiyle usulden reddine karar verilmesi isabetlidir. Davacı vekili tarafından Mahkemece █████/2023 tarihli duruşmada 4 nolu ara karar ile davanın arabuluculuk dava şartına tabi olmadığının tespit edilmesine rağmen bu kez davanın aksi gerekçe ile reddine karar verilmesinin ve davacı şirketin dava açıldığı sırada terkin edilmiş olması sebebiyle ihya davası açıldığının ve bunun sonucunun beklenerek arabuluculuk dava şartının tamamlanması için süre verilmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de, Mahkemece dava şartına ilişkin verilen yanlış ara kararın davacı lehine usuli kazanılmış hak oluşturmayacağı gibi yukarıda açıklanan yasal mevzuat uyarınca arabuluculuk dava şartının sonradan tamamlanabilir nitelikte bir dava şartı olmadığından davacı vekilinin söz konusu istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere █████/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!