Anahtar kelimeler: Tanıtması Söylemesi Süreç Görüşü Hukukî Ret İstemlerinin Edenlerin Kurumu İzmir

MAHKEMESİ
:Ceza DairesiSAYISI
: █████████ E., █████████ K.SUÇ
: Kişinin kendisini sigorta kurumu çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum veya kuruluşlarla ilişkisi olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılıkHÜKÜMLER
: Esastan retTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: OnamaYapılan ön inceleme neticesinde, sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir oldukları, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:I. HUKUKÎ SÜREÇ1.Temyizin kapsamına göre; İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.07.2019 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile sanıkların nitelikli dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı TCK'nın 158/1-L ve son, 158/3, 43/1, 62/1, 52/2-4 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl 15 ay hapis ve 47.800,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ayrıca sanık ... açısından tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.2. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin ilam başlığında tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıkların istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine dair kararlar verilmiştir.II. TEMYİZ SEBEPLERİSanık ...’nin temyizi; eksik araştırma ile karar verildiği, mahkemelerce hakkında farklı değerlendirmeler yapıldığı, olayın hukuki ihtilaf kapsamında kaldığı, diğer dosyalarının da geniş kapsamlı olarak incelenip bu suretle beraat kararı verilmesi gerektiği yönündedir.Sanık ...’in temyizi ise, ... ve ... tarafından kullanılması nedeniyle hakkında beraat hükmü kurulması gerektiğine ilişkindir.III. GEREKÇEYargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.05.2022 tarihli, 2022/2/155 Esas ve ████████ Karar sayılı kararı ile, herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın artırım yapılmasını zorunlu kılan suçun nitelikli hâlleri nedeniyle yapılan yargılamalarda, cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması halinde adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, sanıklara istemi olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca müdafi atanması gerektiğine karar verilmiştir.Somut olayda sanıkların yargılama aşamasında kendilerinin seçtiği bir müdafiinin bulunmadığı gibi 5271 sayılı Kanun'un 156. maddesi gereğince de Yerel Mahkemece resen bir müdafi tayin edilmediği, sanıklara isnat edilen üç veya daha fazla kişi ile birlikte nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından 5237 sayılı Kanun'un 158/1-L maddesi ve son cümlesi uyarınca dört yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörüldüğü, suçun üç veya daha fazla kişi ile birlikte işlenmesi nedeniyle aynı Kanun’un 158/3. maddesine göre herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın yarı oranda artırım yapılmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda, üç veya daha fazla kişi ile birlikte nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından Kanunda öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması dikkate alındığında adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, istemleri olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150/3. maddesi uyarınca müdafi atanmasında zorunluluk bulunması, aynı Kanun’un 289/1-h maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık hâli teşkil etmektedir.IV. KARARGerekçe bölümünde açıklanan nedenle başkaca yönleri incelenmeyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin kararlarının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, Yargıtay Üyesi ...'ın karşı oyu ve oy çoıkluğuyla BOZULMASINA,Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,08.09.2025 tarihinde karar verildi.Sanıklar hakkında TCK'nin 158/1-L-son 158/3. maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükmünün anılan maddede öngörülen cezanın alt sınırına göre CMK'nın 150/3 maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanması gerektiğine ilişkin sayın çoğunluğun bozma kararına iştirak etmek mümkün bulunmamıştır, zira;Sayın çoğunluğun temel hapis cezasının 5 yıldan fazla öngörülmediği suç tiplerine ilişkin olarak artırım maddelerinin CMK'nin 150/3. maddesinin tatbikinde nazara alınması gerektiğine ilişkin kararı yalnızca CMK'nin 150/3. maddesinde belirlenen zorunlu müdafilik müessesesini değil, doğrudan mahkemenin kanuna uygun teşekkülünü de etkileyen bir karar olması nedeniyle hukuka kesin aykırılık halleri başlıklı CMK'nin 289/1-e maddesiyle de ilgilidir. Bu bağlamda çok Türk Ceza Muhakemesi hukukunun en temel konularından birine doğrudan etki eden bir karar olduğunu ifade etmenin zannımca mübalağalı olduğu söylenemeyecektir.Zorunlu müdafii atanmasına ilişkin mevzut kronolojik olarak ele alındığında 5271 sayılı ceza Muhakemeleri Kanunun 150/3 maddesi kanunlaştığı ilk metni ile üst sınırı en az 5 yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmadaikinci fıkra hükmü uygulanır" şeklinde iken 5561 sayılı kanunun 21. Maddesi ile yapılan değişiklikle alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır şeklindeki değişiklikle zorunlu müdafi atanmasına ilişkin suçlarda 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar ibaresinin alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar olarak değiştirilmesini müteakip o tarihte terör davalarına bakmakla görevli Yargıtay yüksek 9. Ceza dairesi değişikliğe kadar TCK'nin 3 14... sayılı Kanunun 5 maddesi kapsamında silahlı terör örgütü üyeliği suçlarında değişliklik öncesi zorunlu müdafi atanması yönünde bozma kararları verirken değişiklikten sonra 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cesası ile birkikte 3713 sayılı kanunun 5 maddesi ile 1/2 oranında artırım yapılması kanuni zorunluluk olan silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarında zorunlu müdafi atanması gerekmediğine karar vermiştir. Anılan uygulama 2016 yılı sonrasına kadar devam etmiş daha sonra yine örğüt suçlarına bakmakla görevlendirilen kapatılan Yargıtay yüksek 16 Ceza Dairesi 2017 yılında önce sanık istemese bile tutuklu yargılamada müdafi zorunluluğu nedeniyle çok fazla sayıda bozma kararları vermiş akabinde de bu uygulamasından vazgeçerek CMK'nin 150/3. maddesi kapsamında zorunlu müdafii atanmasında artırım maddelerininde gözetilmesi gerektiğine ilişkin yine çok fazla sayıda silahlı örgüt üyesi olma suçuna ilişkin bozma kararları vermiştir. Yargıtay Kapatılan 16. Ceza Dairesi kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.11.2016 tarih ve 950-436 esas ve karar sayılı kararı ile zorunlu müdafi atanmasına gerek olmadığına ilişkin kararına rağmen bu karar sonrası dönemde başlamış ve devam etmiştir. Alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektirmeyen suçlar yönünden artırım maddelerinin CMK'nin 150/3. maddesi yönünden nazara alınması gerektiğine ilişkin bozma kararları ve aynı zamanda tutuklu yargılamada talep olmasa dahi müdafi bulundurulması zorunluluğuna ilişkin bozma kararları doğrudan Yargıtay Ceza Genel Kurulunda tartışılmış Yargıtay yüksek Ceza Genel Kurulunun 03 12.2020 gün ve ███████-270 esas, ████████ karar; 05.11.2020 gün ve ███████-1 53... /446 Karar; 19.11.2020 gün ve ███████-4 41... /468 Karar sayılı kararları ile CMK'nın 150/3. maddesi uygulamasında yalnızca temel cezanın alt sınırının 5 yıldan fazla hapis cesası gerektiği bu nedenle cezanın artırım maddelerinin bu madde uygulamasında nazara alınamayacağına ilişkin 2016 yılındaki karar sonrası üç yeni karar ortaya çıkmıştır. Buna rağmen 2021 yılında Ceza Genel Kurulu başkanın görev süresinin bitimi ve yeni Ceza Genel Kurulu başkanı seçimi sonrasında 5560 sayılı kanunun kabul edildiği 6.12.2006 tarihinden itibaren süregelen istikrarlı uygulama herhangi kanun değişikliği olmadan ve anılan aynı mahiyetteki dört Ceza Genel Kurulu kararının varlığına rağmen aksi yöndeki 2021 yılındaki ceza artırım maddelerinin de nazara alınması gerektiği yönündeki karar ortaya çıkmış ve istikrarlı uygulama ortadan kalkmıştır.Şunu ifade etmek gerekir ki hukuki güvenlik ve istikrar yönünden herhangi bir kanun değişikliği olmadan ve içtihatlar akla, mantığa, hukukun genel ilkeleri ve hayat tecrübelerine aykırı olmadıkça kısaca ve özetle haklı ve gerekli bir neden olmaksızın hukuki güvenlik ve istikrar yönünden değişmemesinde yarar vardır . Bu içtihatların canlı ve gerektiğinde değişken olma gerekliliğine zarar vermeyecektir.Gelinen aşama itibarıyla en temel hukuki konulardan birini teşkil eden somut olayda birbiri ile tenakuz halinde birden çok Ceza Genel Kurulu kararının var olması nedeniyle içtihatların yeniden istikrar kazanması ancak ve ancak konunun Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunda ele alınması ve oradan çıkacak içtihadı birleştirme kararının varlığı hukuki ihtilafın giderilmesinin tek yoludur. Acilen içtihadı birleştirme kararı alınmalıdır zira yukarıda da belirtildiği üzere CMK' nin 150/3 maddesi zorunlu müdafilik kurumunu düzenlemekle birlikte zorunlu müdafinin bulunması gereken davalarda buna yer verilmemesi doğrudan CMK' nın 1 88... /1-e maddesinde düzenlenen muhakeme kişileri yöünden mahkemenin kanuna uygun teşekkülü müessesini etkileyecektir ki bu durum hukuka kesin aykırılık hallerinden biri olup her aşamada yani olağan ve olağanüstü kanun yollarına mutlak nazara alınması gereken hallerden biridir. Öyle ki, 2006 yılından bu yana zorunlu müdafiin yer almadığı tüm davalarda mahkeme kanuna uygun teşekkül etmediğinden olağan üstü kanun yolu olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yoluna başvurmasını gündeme getirecektir. Zira CMK'nın 188. maddesinde yazılı müdafin duruşmayı mazeretsiz terk etmesi istisnası haricinde zorunlu müdafiin bulunmadığı bir davada mahkemenin duruşmada bulunması gerekli kişiler yönünden kanuna uygun teşekkül ettiğini söylemek mümkün değildir ve CMK'nın 289/1-e maddesine göre kesin hukuka aykırılık hali vardır ve süreye bakılmaksızın itiraz kanun yoluna gidilmesi gereklidir. Bize göre bu durum içtihat değişikliğinin ötesindedir.Yukarıda açıklanan nedenlerle neticeten 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun'un 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun'un 21 inci maddesi ile yapılan değişiklik ile 150 inci maddesinin üçüncü fıkrası “Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır." şeklindeki düzenleme ve Yargıtay özel dairelerinin yukarıda belirtilen istikrarlı uygulamaları ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.11.2016 tarih ve 950-436; 06.12.2016 tarih ve 939-465 sayılı, 03.12.2020 tarihli, ███████-270 Esas ve ████████ Karar sayılı, 05.11.2020 tarihli, ███████-153 Esas ve ████████ Karar sayılı, 19.11.2020 tarihli, ███████-441 Esas ve ████████ Karar sayılı “zorunlu müdafi görevlendirilmesinde yalnızca temel cezanın dikkate alınacağı” yönündeki 2021 yılına kadar istikrarla devam eden kararları dikkate alındığında şüpheli veya sanık için zorunlu müdafi görevlendirilmesinin, temel ceza yönünden alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarla sınırlandırıldığı ve artırım maddelerinin nazara alınamayacağı görüşüyle sayın çoğunluğun bu yöndeki bozma kararına katılmak mümkün bulunmamıştır.