İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yetkisizlik kararıyla gelen, davacının Down Sendromlu doğan çocuğu için doktor hatası iddiasıyla açtığı tazminat davasında tanık beyanlarını da değerlendirerek karar vermiştir.
Özet: Davacıların, doğum öncesi takip sırasında doktorun tıbbi özen eksikliği nedeniyle down sendromlu çocuk dünyaya getirmeleri sonucu uğradıkları maddi ve manevi zararın tazmini talebiyle açılan davada, davalı sigorta şirketinin görev ve yetki itirazları ile birlikte, tanık beyanları dikkate alınarak, doktorun düzenli kontrole rağmen hastalığı fark etmediği, çocuğun durumunun ailede maddi ve manevi sıkıntılara yol açtığı belirtilmiştir.

T.C.

İSTANBUL
10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: █████████ Esas
KARAR NO
: ████████
DAVA
: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ
: █████/2017
KARAR TARİHİ
: █████/2025
Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ Esas, ████████ Karar sayılı Yetkisizlik kararı ile Mahkememiz yukarıdaki esasına kaydı yapılan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
DAVA
:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Müvekkillerinden ...'nın müşterek çocuk ...'ya gebe kaldığını öğrendiğinde tıbbi yardım almak için ...'te alanında uzman ... Devlet Hastanesi'ne başvurmuş ve bu hastanede çalışan Kadın Doğum Uzmanı Dr. ...'in kontrolü altına girerek doğum öncesi gebelik takibini yaptırdığını , Dr. ... tarafından müvekkilinin çok sağlıklı bir çocuk dünyaya getireceğini beyan etmesine karşın ...'nın █████/2014 tarihinde down sendromlu olarak dünyaya geldiğini, doktorun tıbbi özen eksikliği nedeniyle müvekkilinin istenmeyen gebeliği sonlandırma hakkından mahrum kaldığını, davalı tarafından Dr. ...'in zorunlu mali sorumluluk sigortasının bulunduğunu, bu nedenle sigorta şirketinin zarardan sorumlu olduğunu belirtmiş ve müvekkili küçük ... için 10.000,00-TL iş göremezlik, 50.000,00-TL manevi, davacı anne için 50.000,00-TL manevi, davacı baba için 50.000,00-TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
CEVAP
:Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; İddiaya konu olan olayın devlet hastanesinde gerçekleşmesi nedeniyle görevli mahkemenin idare mahkemeleri olduğunu, ayrıca müvekkilinin merkezinin İstanbul'da olması nedeniyle yetkili mahkemenin İstanbul Mahkemeleri'nin olduğunu bildirmiş ve yetki itirazında bulunmuştur.
TANIK BEYANI
:
... Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesinde talimat yolu ile dinlenen tanık ....: " taraflardan Adalet benim eşimin kardeşidir. Ben tarafları bu sebeple tanırım. Bildiğim kadarıyla ...'in doğumuna kadar davacılar onun Down sendorumlu olduğunu bilmiyorlardı. Ancak tam olarak down sendorumlu olduğunu ne zaman öğrendiklerini bilmiyorum. Ben .... devlet hastanesindeki ...'i duymadım, şimdi sizden duyuyorum ancak muayeneye gittiklerinde bizim evimize yakın olan bu hastaneye gittiklerini biliyorum. Bu doktor ile aralarında konuşmaları ya da bilgilendirmelere ya da muayeneye ilişkin bir bilgim yoktur, ... Down sendorumlu olduğu için aileye oldukça sıkıntı yaratmaktadır, örneğin oturması, kalkması ve yürümesi çok zordur, kendisini kontrol edememedektir, sürekli olarak birisinin başında durması gerekmektedir, bunu da annesi Adalet yapmaktadır, kendilerinin ... den başka iki çocuğu da vardır, Adalet daha önceleri yani ilk çocuğu doğduğundan önce tarlalara yövmeye çalışmaya giderdi, ancak doğumdan sonra gitmemeye başladı, ... ise ... sebebiyle bir kaç kez iş değiştirdi, önceden 12 saat çalışırken şimdi 8 saat çalışmaya başlayarak eve daha fazla vakit ayırmaya başladı, davacıların her ikisi de oldukça üzülmekte ve stres altındadırlar, ... doğduktan sonra bu üzüntülere ve dertleri daha çok artmıştır. ... problemli bir çocuktur, her şeyi yememektedir, hırçın davranışları vardır, kendisinden bir an için gözünüzü ayırdığınızda çok farklı ve tehlilkeli şeyler yapabilmektedir, kendisi bilinçsiz hareket etmektedir, bu da davacıları oldukça yormaktadır ve üzmektedir, ... şuan askeri ücretli çalışmaktadır ve ekonomik durumları oldukça sıkıntılıdır, dedi. Tanıklık ücreti talebim yoktur.", tanık ...: "davacı ... benim ablam olur bu sebeple tarafları ve ...'i tanırım, bildiğim kadarıyla kendileri doğumun başında beri bir doktora gittiler, o da ...Devlet Hastanesindedir, ancak ben doktorun kim olduğunu bilmiyorum, bildiğim aynı doktora gittiler, kendisi düzenli olarak kontrolllarına gitti ve bana hiçbir şekilde problem olmadığını söyledi, doğuma kadar da kendileri...'in down sendoromlu olduğunu bilmiyorlardı, çocuk doğduktan ve eve getiriltikten sonra biz onda bir anormellik olduğunu farkettik ve bunu ablama eniştime söyledik, onlarda özel bir hastane giderek, test vb muayeneleri yaptırdırlar o zaman down sendoromlu olduğunu öğrendik, ben ablamla çoğu zaman birlikte doktora muyaneye gittik, ben doktorun kadın mı erkek mi olduğunu tam olarak hatırlamayorum ancak gittiğimiz zamanlarda çocuğun down sendorumlu olup olmadığına dair bize hiçbir şey söylenmedi şuan ...'e ablam bakmaktadır, tüm işleri ile kendisi ilgilenmektedir, ...'i bir an bile boş bırakmamaktadır, kendileri maddi olarak ve manevi olarak çok zorlandırlar ve halende bu devam etmektedir, şuan sadaece eniştem ... asgari ücretli çalışmaktadır, başka bir gelirleri yoktur, ...'in bu olayı sebebiyle kendileri çok üzülmekte ve acı çekmektedirler, her iki davacı da evle ilgilenebilmek ve cocuklarıyla ilgilenebilmek için her konuda fedakarlık yapmaktadırlar, ... şuan 5 yaşına gireceek olup tek başına yürüyümemekte, yemeği yiyemekte ve kendi işlerini tek başına yapamamaktadır, tüm işleri ile anne ve babası ilgilenmektedir, tanıklık ücreti talebim yoktur." şeklinde beyanda bulunmuşlardır.
DELİLLER VE GEREKÇE
:
Taraflara usulune uygun davetiye tebliğ edilmiş olup, ... Devlet hastanesinden ve ... Araştırma ve Uygulama Hastanesinden sağlık raporları ve tüm tıbbı belgeler dosyamız içerisine alınmıştır.
Davacıların sosyo - ekonomik durum araştırması yaptırılmıştır.
Dosya ATK 7. İhtisas Kuruluna gönderilmiş, düzenlenen ... tarih, ... sayılı raporda; kişinin davalı hekime ve başka hekimlere kontrol muayenelerine gittiğinin anlaşıldığı ancak epikriz mevcut olmadığından tarama testleri önerilip önerilmediğinin anlaşılamadığı, bu hususun adli tahkikat ile aydınlatılması gerektiği, ancak önerilmiş olsa dahi vücut hücrelerindeki kromozom sayısındaki fazlalıktan kaynaklanan genetik bir anormallik olan Down Sendromu tarama testlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanması zorunlu bir tetkik olarak bildirilmediği, bu testlerin tarama niteliğinde olduğu, bu testin yapılması durumunda doğacak bebekte “Down Sendromu vardır veya yoktur” şeklinde kesin bir sonuca gitmenin mümkün olmadığı, tarama testlerinde annenin yaşı, hormonal değerleri ve testin özelliğine göre USG sonuçlarını göz önüne alarak bir risk oranı belirlendiği, tarama testlerinin sonuçlarının risk sınırı üzerinde çıkmasının bebekte mutlaka Down Sendromu olduğu anlamına gelmeyeceği gibi, risk sınırının altında olduğu durumlarda dahi bebekte Down Sendromu görülebileceği, test sonucunun yukarıda söz edilen parametrelere göre kaç gebenin birinde karşılaşabileceğini gösterdiği, oranın istatistikler ışığında risk sınırının üstünde bir değer göstermesi durumunda amniyosentez gibi ileri tetkikler önerilebileceği, tanı koydurucu olan bu ileri girişimsel tetkiklerde %1 oranında düşük riski olduğu, anne yaşı 35 yaşın altında olduğu için amniyosentez istenmemesinin tıbbi kusur olmadığı belirtilmiştir.
Dosya yeniden ATK 7. İhtisas Üst Kuruluna gönderilmiş, mevcut olayda doktorun tarama testlerinin kesin tanı için yeterli olmadığı hususunda aileyi bilgilendirip bilgilendirmediği, amniyosentez önerip önermediği, önerme var ise usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığı, bu hususta dosyada yazılı belge olup olmadığı ve “Koryon villus biyopsi “ ile “ aminosentez " önerip önermemeye bağlı olarak doktorun özen, tedbir ve aydınlatma yükümlülüğüne göre kusurlu olup olmadığı hususlarında davacılar vekilinin itirazlarını irdeler şekilde ve davacılar vekilinin █████/2022 tarihli itiraz dilekçesine ekli uzman görüşünün de irdelenerek rapor tanzimi istenilmiş, ihtisas kurulunun ... tarih, ... sayılı raporda; "Kişinin █████/2013 tarihinde düşük tehdidi tanısı ile ... Devlet Hastanesinde ...'a başvurduğu, daha sonraki süreçte aynı sağlık merkezinde █████/2014 tarihinde Dr. ...'e başvurduğu, hekim tarafından folbiol reçete edildiği, █████/2014 tarihinde kişiye OGTT tetkiki yapıldığı, doğuma kadar olan başvurularında kişiye ultrason tetkiklerinin yapıldığı, █████/2014 tarihinde doğan küçüğün █████/2014 tarihli Periferik Kan Sitogenetik Analiz raporunda Down sendromu teşhisi konulduğu anlaşılmakla; İlgili hekim ifadesine göre kişinin ikili test tarama testi zamanında çağrıldığı, ancak başvurusunun olmadığı, üçlü tarama testi ve obstetrik USG için kişinin bilgilendirilip yönlendirildiğini belirttiği, kişinin ifadesinde ise hekim tarafından gebeliğin sağlıklı ilerlediğini belirttiği, ifadeler arasında çelişki olduğu, bu durumun adli tahkikatla aydınlatılması gerektiği, 38 hafta gebeliğinin █████/2014 tarihinde sonlanan kişinin hekimin ifadesinin kabulü halinde son adet tarihinin █████/2014 olarak hesaplandığı, ilgili hekime █████/2014 tarihi sonrası █████/2014 tarihinde gebeliğinin 15. haftasında başvurduğu, dolayısıyla ikili tarama testi için uygun zamanda (11-14. Gebelik Haftası) başvurusunun olmadığı, █████/2014 tarihinde gebeliğinin 16. haftasında başvurduğu, dolayısıyla üçlü tarama testi için uygun zaman olduğu, hekim ifadesinde üçlü tarama testinin önerildiği ifade edilmekle birlikte tıbbi belgede kayıtlı olmadığından önerilip önerilmediğinin anlaşılamadığı, bu testlerin tarama testi olduğu, önerilmiş olsa dahi vücut hücrelerindeki kromozom sayısındaki fazlalıktan kaynaklanan genetik bir anormallik olan Down Sendromu tarama testlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanması zorunlu bir tetkik olarak bildirilmediği, bu testlerin tarama niteliğinde olduğu, bu testin yapılması durumunda doğacak bebekte “Down Sendromu vardır veya yoktur” şeklinde kesin bir sonuca gitmenin mümkün olmadığı, tarama testlerinde annenin yaşı, hormonal değerleri ve testin özelliğine göre USG sonuçlarını göz önüne alarak bir risk oranı belirlendiği, tarama testlerinin sonuçlarının risk sınırı üzerinde çıkmasının bebekte mutlaka Down Sendromu olduğu anlamına gelmeyeceği gibi, risk sınırının altında olduğu durumlarda dahi bebekte Down Sendromu görülebileceği, test sonucunun yukarıda söz edilen parametrelere göre kaç gebenin birinde karşılaşabileceğini gösterdiği, oranın istatistikler ışığında risk sınırının üstünde bir değer göstermesi durumunda amniyosentez gibi ileri tetkikler önerilebileceği, tanı koydurucu olan bu ileri girişimsel tetkiklerde %1 oranında düşük riski olduğu, dolayısıyla gebelik takip sürecinde riskli grupta olmayan (35 yaşından küçük) kişiye bahsi geçen tarama testleri ve obstetrik USG tetkikleri yapılmadan koryon villüs biyopsisi veya amniosentez gibi invaziv yöntemlerin önerilmesinin beklenmediği" belirtilmiştir.
Dosya ATK raporları arasındaki çelişkiyi gidermek ve aralarında adli tıp uzmanı, profesör ve perinetoloji uzmanı, radyoloji uzmanı, iç hastalıkları-hastane yönetim uzmanı ve iç hastalıklar uzmanı hekim da bulunan uzman doktor heyetinden, sağlık kurumlarından celbedilen tüm belge içerikleri değerlendirilerek ve yine uzman kişi görüşleri incelenmek suretiyle Adli Tıp 3. Üst Kurulu Başkanlığına gönderilmiş, düzenlenen ... tarih,... sayılı raporda; "Kişinin █████/2013 tarihinde düşük tehdidi tanısı ile ... Devlet Hastanesinde ...'a başvurduğu, daha sonraki süreçte aynı sağlık merkezinde █████/2014 tarihinde Dr. ...'e başvurduğu, hekim tarafından Folbiol reçete edildiği, █████/2014 tarihinde kişiye OGTT tetkiki yapıldığı, doğuma kadar olan başvurularında kişiye USG tetkiklerinin yapıldığı, █████/2014 tarihinde doğan bebeğe █████/2014 tarihli Periferik Kan Sitogenetik Analiz raporunda Down Sendromu teşhisi konulduğu anlaşılmakla; İlgili hekimin ifadesine göre kişinin ikili tarama testi zamanında çağrıldığı, ancak başvurusunun olmadığı, üçlü tarama testi ve obstetrik USG için kişinin bilgilendirilip yönlendirildiğini belirttiği, kişinin ifadesinde ise hekim tarafından gebeliğinin sağlıklı ilerlediğinin belirtildiği, ifadeler arasında çelişki olduğu, 38 haftalık gebeliği █████/2014 tarihinde sonlanan kişinin hekimin ifadesinin kabulü halinde son adet tarihinin █████/2014 olarak hesaplandığı, ilgili hekime █████/2014 tarihi sonrası █████/2014 tarihinde gebeliğinin 15. haftasında başvurduğu, dolayısıyla ikili tarama testi için uygun zamanda (11-14. Gebelik Haftası) başvurusunun olmadığı, █████/2014 tarihinde gebeliğinin 16. haftasında başvurduğu, dolayısıyla üçlü tarama testi için uygun zaman olduğu, hekim ifadesinde üçlü tarama testinin önerildiği ifade edilmekle birlikte tıbbi belgede kayıtlı olmadığından önerilip önerilmediğinin anlaşılamadığı, bu testlerin tarama testi olduğu, önerilmiş olsa dahi vücut hücrelerindeki kromozom sayısındaki fazlalıktan kaynaklanan genetik bir anormallik olan Down Sendromu tarama testlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanması zorunlu bir tetkik olarak bildirilmediği, bu testlerin tarama niteliğinde olduğu, bu testin yapılması durumunda doğacak bebekte “Down Sendromu vardır veya yoktur” şeklinde kesin bir sonuca gitmenin mümkün olmadığı, tarama testlerinde annenin yaşı, hormonal değerleri ve testin özelliğine göre USG sonuçlarını göz önüne alarak bir risk oranı belirlendiği, tarama testlerinin sonuçlarının risk sınırı üzerinde çıkmasının bebekte mutlaka Down Sendromu olduğu anlamına gelmeyeceği gibi, risk sınırının altında olduğu durumlarda dahi bebekte Down Sendromu görülebileceği, test sonucunun yukarıda söz edilen parametrelere göre kaç gebenin birinde karşılaşabileceğini gösterdiği, oranın istatistikler ışığında risk sınırının üstünde bir değer göstermesi durumunda amniyosentez gibi ileri tetkikler önerilebileceği, tanı koydurucu olan bu ileri girişimsel tetkiklerde %1 oranında düşük riski olduğu, dolayısıyla gebelik takip sürecinde riskli grupta olmayan (35 yaşından küçük) kişiye bahsi geçen tarama testleri ve obstetrik USG tetkikleri yapılmadan koryon villus biyopsisi veya amniosentez gibi invaziv yöntemlerin önerilmesinin beklenmediği belirtilmiştir.
Dava, tıbbi kötü uygulamaya dair zorunlu mali sorumluluk sigortasından kaynaklanan tazminat talebine ilişkindir.
Tarafların iddia ve savunmaları, toplanan deliller, alınan ATK raporları, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;
Somut olayda, davacı annenin müşterek çocuk davacı ...'ya gebe kaldığında tıbbi yardım aldığı hastanede çalışan Dr. ...'in doğum öncesi gebelik kontrolünde annenin çok sağlıklı bir çocuk dünyaya getireceğini beyan etmesine karşın çocuk ...'nın down sendromlu olarak dünyaya geldiğinden, doktorun tıbbi özen eksikliği nedeniyle davacı annenin istenmeyen gebeliği sonlandırma hakkından mahrum kaldığı, davalı ... tarafından Dr. ...'in zorunlu mali sorumluluk sigortasının bulunduğundan sebeple maddi manevi tazminat isteminde bulunulduğu anlaşılmaktadır.
Mahkememizce ATK 7. İhtisas ve 3. İhtisas daireleri, üst kurullarından raporlar aldırılmış olup son aldırılan Adli Tıp 3. Üst Kurulu raporu ile kişinin █████/2013 tarihinde düşük tehdidi tanısı ile ... Devlet Hastanesinde ...'a başvurduğu, daha sonraki süreçte aynı sağlık merkezinde █████/2014 tarihinde Dr. ...'e başvurduğu, hekim tarafından Folbiol reçete edildiği, █████/2014 tarihinde kişiye OGTT tetkiki yapıldığı, doğuma kadar olan başvurularında kişiye USG tetkiklerinin yapıldığı, █████/2014 tarihinde doğan bebeğe █████/2014 tarihli Periferik Kan Sitogenetik Analiz raporunda Down Sendromu teşhisi konulduğu anlaşılmakla; İlgili hekimin ifadesine göre kişinin ikili tarama testi zamanında çağrıldığı, ancak başvurusunun olmadığı, üçlü tarama testi ve obstetrik USG için kişinin bilgilendirilip yönlendirildiğini belirttiği, kişinin ifadesinde ise hekim tarafından gebeliğinin sağlıklı ilerlediğinin belirtildiği, ifadeler arasında çelişki olduğu, 38 haftalık gebeliği █████/2014 tarihinde sonlanan kişinin hekimin ifadesinin kabulü halinde son adet tarihinin █████/2014 olarak hesaplandığı, ilgili hekime █████/2014 tarihi sonrası █████/2014 tarihinde gebeliğinin 15. haftasında başvurduğu, dolayısıyla ikili tarama testi için uygun zamanda (11-14. Gebelik Haftası) başvurusunun olmadığı, █████/2014 tarihinde gebeliğinin 16. haftasında başvurduğu, dolayısıyla üçlü tarama testi için uygun zaman olduğu, hekim ifadesinde üçlü tarama testinin önerildiği ifade edilmekle birlikte tıbbi belgede kayıtlı olmadığından önerilip önerilmediğinin anlaşılamadığı, bu testlerin tarama testi olduğu, önerilmiş olsa dahi vücut hücrelerindeki kromozom sayısındaki fazlalıktan kaynaklanan genetik bir anormallik olan Down Sendromu tarama testlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanması zorunlu bir tetkik olarak bildirilmediği, bu testlerin tarama niteliğinde olduğu, bu testin yapılması durumunda doğacak bebekte “Down Sendromu vardır veya yoktur” şeklinde kesin bir sonuca gitmenin mümkün olmadığı, tarama testlerinde annenin yaşı, hormonal değerleri ve testin özelliğine göre USG sonuçlarını göz önüne alarak bir risk oranı belirlendiği, tarama testlerinin sonuçlarının risk sınırı üzerinde çıkmasının bebekte mutlaka Down Sendromu olduğu anlamına gelmeyeceği gibi, risk sınırının altında olduğu durumlarda dahi bebekte Down Sendromu görülebileceği, test sonucunun yukarıda söz edilen parametrelere göre kaç gebenin birinde karşılaşabileceğini gösterdiği, oranın istatistikler ışığında risk sınırının üstünde bir değer göstermesi durumunda amniyosentez gibi ileri tetkikler önerilebileceği, tanı koydurucu olan bu ileri girişimsel tetkiklerde %1 oranında düşük riski olduğu, dolayısıyla gebelik takip sürecinde riskli grupta olmayan (35 yaşından küçük) kişiye bahsi geçen tarama testleri ve obstetrik USG tetkikleri yapılmadan koryon villus biyopsisi veya amniosentez gibi invaziv yöntemlerin önerilmesinin beklenmediği tespit edilmiştir.
Somut vakıada çocuk sağ olarak dünyaya gelmiştir. Davacı anne ve baba, kendilerine asaleten, çocuğa ise velayeten iş bu tazminat davasını açmışlardır. Down sendromlu hamileliğin anne sağlığını tehdit ettiğine dair tıbbi bir veri bulunmamaktadır. Ancak doğum sonrası gerek anne, gerekse çocuk ve aile efradı yönünden sıkıntılı bir sürecin başlayacağı muhakkaktır.
Mahkememizce dosya kapsamında alınan ATK raporları ve tüm dosya kapsamı itibariyle yapılan yargılama sonucunda ; davalı ... şirketinin lehine poliçe düzenlediği dava dışı sigortalı hekim tarafından sağlık hizmetinin verilmesinde tıbbi açıdan gerekli ve uygun teşhis, tedavi noktasında hekimin özenle görevini yapma yükümlüğünü yerine getirdiğinin anlaşılamadığı, daha da önemlisi hekimin çocuğun down sendromlu olarak doğması ihtimalini tespit etmeye yarayacak şekilde gerekli bilgilendirme ve uyarıları tam ve eksiksiz yapmadığı, özellikle anne adayının yaşı, hekim tarafından muayene edildiği tarih karşısında davacı annenin karşılaşabileceği fayda ve riskleri konusunda gerekli bilgilendirmeyi davacı anne açısından yapmadığı, bu suretle hekimin aydınlatma yükümlülüğünü açıklanan hükümlere uygun şekilde yerine getirdiğinin ispat yükü üzerinde bulunan davalı ... tarafından ispatlanamadığı, nitekim hekimin görev yaptığı hastanenin teşhis ve tedaviye ilişkin tuttuğu kayıt ve belgelerin, davalının lehine sigorta yaptığı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü gerçekleştirmesi, en önemlisi gerekli testlerin yapılması yönünde hareket ettiğini göstermekten uzak olduğu, esasen dava dışı hekim ile hastane arasındaki iç ilişkiye dair her türlü eksiklik ve yanlışlığın ise dış ilişki çerçevesinde davacıları hukuken bağlayamayacağı, davacıların manevi zarara uğradığı kanaatine varılmıştır.
Öte yandan, davacı küçük ... yönünden; Anayasa'nın Temel hak ve hürriyetlerin niteliği başlıklı 12 nci maddesi, "Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir...", Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlıklı 17 nci maddesi, "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir..." düzenlemelerini içermektedir. Öte yandan 31.12.2008 tarihli, 5825 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'nin Giriş bölümünde (h) bendinde, İşbu Sözleşmeye Taraf Olan Devletlerin, "...Bir kişinin engelli olduğu için ayrımcılığa maruz kalmasının her bireyin doğuştan sahip olduğu insanlık onuru ve değerinin de ihlal edilmesi anlamına geldiğini de kabul ederek,..." aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya vardıkları belirtilmiş olup Yaşama Hakkı başlıklı 10 uncu maddesinde, Taraf Devletlerin her insanın yaşama hakkına sahip olduğunu yeniden onaylayarak engellilerin bu haktan etkin ve diğer bireylerle eşit koşullar altında yararlanmalarını sağlayacak gerekli tüm tedbirleri alacağı, Kişisel Bütünlüğün Korunması başlıklı 17 nci maddesinde, engelli her kişinin, beden ve ruh bütünlüğüne diğer bireylerle eşit bir şekilde saygı duyulması hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Anılan hükümler hep birlikte değerlendirildiğinde, somut uyuşmazlıkta down sendromlu doğan davacı çocuk bakımından açılan davada, “doktor, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirseydi, belki benim yaşam hakkım elimden alınacaktı, oysa şimdi alınmadı" şeklinde yorumlanabilecek bir sebebe dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki yarar bulunmamakta, istem özünde davacı çocuğun kişilik haklarını ihlal etmektedir. Maddi ya da manevi, neticede parasal bir değere tekabül eden bir menfaat, kişilik haklarını ihlal eder şekilde talep ve dava konusu edilemez. Sosyal devlet ilkesi çerçevesinde engelli bireylere tanınan tüm haklardan davacı çocuk ...'nın da yararlanacağı şüphesiz olduğundan Mahkememizce de davanın davacı çocuk ... yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir. (Emsal için bkz Yargıtay 11.HD'nin : ...E ...K sayılı kararı).
Manevi tazminat talebi yönünden; 6098 Sayılı TBK 56. Maddesinde manevi tazminat düzenlenmiştir: ''Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.''
Bu madde kapsamında manevi tazminat olarak verilecek paranın miktarının belirlenmesinde hakkaniyet gözetilmelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nisfetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Manevi tazminat olarak ödettirilecek miktar cezalandırma amacına kaçmamalıdır. Çünkü zararın karşılanması amacı kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük değil, zarara uğrayanda bir huzur duygusunu doğurmaktır. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hâkim bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK █████/2004, ██████-370)
Manevi tazminatın hukuki niteliği, bu kapsamda zenginleşmeye meydan vermemesi ve fakat aynı zamanda davacıların manevi zararını giderecek nitelikte olması gözönüne alınarak, duydukları elem'i gidermek bakımından olayın oluş şekli, tarafların kusur durumları, davacı küçüğün yaşı, maluliyet oranı, sosyal ve ekonomik durum araştırmaları, paranın alım gücü dikkate alınarak davacı anne ... ve davacı baba ... yönünden her biri için 50.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte (sigortanın Poliçe limiti 800.000,00-TL ile sınırlı olmak üzere)davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilerek keza ihtiyari dava arkadaşı olan davacıların her birinin ayrı ayrı manevi tazminat talebinde bulunmuş olması, her birinin davasının diğerinden bağımsız olması ve aralarında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunanların usul ekonomisi ilkesi dikkate alınarak birlikte dava açtıkları durumda da esasen birden fazla dava olduğu dikkate alınarak her bir davacı yönünden lehine hükmedilen tazminat miktarına göre ayrı ayrı vekalet ücreti takdir edilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM
: Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere;
1- Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile;
1-a) Davacı ... yönünden açılan davanın REDDİNE,
1-b)Davacı anne ... yönünden davanın KISMEN KABULÜ ile, 50.000,00-TL manevi tazminatın (taleple bağlı kalınarak) dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte (sigortanın Poliçe limiti 800.000,00-TL ile sınırlı olmak üzere)davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
1-c)Davacı baba ... yönünden davanın KISMEN KABULÜ ile, 50.000,00-TL manevi tazminatın (taleple bağlı kalınarak) dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte (sigortanın Poliçe limiti 800.000,00-TL ile sınırlı olmak üzere)davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
2-Harçlar Kanunu gereğince kabul edilen değer üzerinden alınması gereken toplam 6.831,00-TL harçtan daha önceden ödenen toplam 546,48-TL harç düşüldükten sonra eksik kalan 6.284,52-TL harcın davalıdan alınarak hazineye irad kaydına,
3-Davacı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T (madde-13 İkinci Kısım İkinci Bülüm) göre hesaplanan 30.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak bu davacıya verilmesine,
4-Davacı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T (madde-13 İkinci Kısım İkinci Bülüm) göre hesaplanan 30.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak bu davacıya verilmesine,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre hesaplanan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken müteselsilen alınarak davalıya verilmesine,
6-Davacılar tarafından yapılan; 546,48-TL Peşin/nisbi harcın davalıdan alınarak davacılara verilmesine,
7-Davacılar tarafından yapılan; 9.694,5 TL ATK Fatura ücreti, 1.684,00 TL Tebligat, Posta ve diğer masraflar, olmak üzere toplam 11.378,50-TL yargılama giderinin kabul red oranı dikkate alınarak 7.111,56-TL lik kısmının davalıdan alınarak davacılara verilmesine, bakiye yargılama giderinin ise davacılar üzerinde bırakılmasına,
8-Davalı tarafından yapılan 50,00 TL yargılama giderinin kabul red oranı dikkate alınarak 18,75‬ TL'lik kısmının davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya verilmesine, bakiye yargılama giderinin ise davalı üzerinde bırakılmasına,
9-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, HMK 342.maddesine uygun olarak düzenlenmiş dilekçenin, HMK 343.maddesi gereğince Mahkememize ve Mahkememize gönderilmek üzere başka yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilmesi ve HMK 344.maddesinde belirtilen harç ve giderlerin yatırılması sureti ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar tefhim edildi, usulen anlatıldı. █████/2025
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!