İş kazası kaynaklı maddi ve manevi tazminat talepli davada, Bölge Adliye Mahkemesinin usuli kazanılmış hak kararına ilişkin temyiz incelemesi ve tazminat hesabı uyuşmazlığı.
Özet: İş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat talep eden davacıların başlattığı yargılama sürecinde, Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesince ikinci kez arttırılan maddi tazminat miktarını, davacıların ilk karara karşı maddi tazminat yönünden istinaf yoluna başvurmamış olmaları sebebiyle usulî kazanılmış hak ilkesine dayanarak ilk belirlenen tutara indirmiş ve davalı şirketlerin istinaf başvurularını kısmen kabul ederek yaralı işçiye başlangıçtaki maddi tazminat ile manevi tazminat, diğer davacılara ise manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
10. Hukuk Dairesi         2026/3817 E.  ,  2026/3039 K.
    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi

    SAYISI
    : 2025/320 E., 2025/472 K.
    İLK DERECE MAHKEMESİ
    : Ankara 60. İş Mahkemesi
    SAYISI
    : 2024/176 E., 2024/407 K.
    Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
    Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacıların istinaf başvurusunun esastan reddine, davalıların istinaf başvurularının kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
    Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmek ve taraf vekilleri tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma taleplerinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 09.12.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü murafaalı temyiz eden davacı asil ... ve diğer davacılar adına Av. ... ile murafaalı temyiz eden davalı ... Oto Pazarlama ve Tic. A.Ş. adına Av. ..., Av. ... ve murafaalı temyiz eden davalı ... Hizmet ve İşletmecilik A.Ş. adına Av. ... ve Av. ...geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmiştir. Dosyanın tekrar Dairemize gönderilmesinden ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
    I. DAVA
    Davacılar vekili özetle; davacı kazalı ...’nin davalı ... Hizmet ve İşletmecilik A.Ş. işçisi olarak diğer davalı ... Oto Pazarlama ve Tic. A.Ş.’ye ait işyerinde temizlik görevlisi olarak çalıştığı sırada 17.06.2017 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe uğradığını, kazanın davalıların kusurlu davranışlarından kaynaklandığını ileri sürerek davacı kazalı ... için 2.441.787,26 TL iş göremezlikten kaynaklanan maddi tazminat, 50,00 TL bakıcı gideri ve 600.000,00 TL manevi tazminat; davacı eş ... için 150.000,00 TL manevi tazminat; davacı çocuklar ... ve ... için ayrı ayrı 75.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir.
    İlk Derece Mahkemesinin ilk kararından sonra alınan 01.10.2024 tarihli ek hesap raporu doğrultusunda, davacılar vekilince davacı kazalı ...’nin iş göremezlikten kaynaklanan maddi tazminat istemi 3.673.390,61 TL’ye artırılmıştır.
    II. CEVAP
    Davalılar vekilleri özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
    III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
    İlk Derece Mahkemesinin ilk kararında özetle; davacı kazalı ... yönünden bakıcı gideri talebinin reddine, iş göremezlikten kaynaklanan maddi tazminat isteminin kabulü ile 2.441.787,26 TL maddi tazminata ve 150.000,00 TL manevi tazminata, diğer davacılar ..., ... ve ...’nin manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmiştir.
    İlk Derece Mahkemesinin bu kararına karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davacı kazalı ... yararına hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğu ve diğer davacılar lehine de manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
    Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesinden sonra, mahkemece yeniden hesap raporu alınmış; 01.10.2024 tarihli ek hesap raporunda davacı kazalının geçici iş göremezlik dönemi zararının 13.591,93 TL, sürekli iş göremezlik dönemi zararının 3.673.390,61 TL olduğu bildirilmiştir.
    İlk Derece Mahkemesinin ikinci kararında özetle; davacı kazalı ... yönünden bakıcı gideri talebinin reddine, iş göremezlikten kaynaklanan maddi tazminat isteminin artırılan tutar üzerinden kabulü ile davacı kazalı lehine 3.673.390,61 TL maddi tazminat ve 450.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, diğer davacılar ..., ... ve ...’nin manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmiştir.
    IV. İSTİNAF
    İlk Derece Mahkemesinin ikinci kararına karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davacıların istinaf başvurularının esastan reddine, davalıların istinaf başvurularının ise usulî kazanılmış hak yönünden kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince, davacıların İlk Derece Mahkemesinin ilk kararına karşı maddi tazminat yönünden istinaf yoluna başvurmadıkları gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davacı kazalı ... yönünden bakıcı gideri talebinin reddine, davacı kazalı lehine 2.441.787,26 TL maddi tazminat ve 450.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, diğer davacıların manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmiştir.
    V. TEMYİZ
    A.Temyiz Sebepleri
    1-Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; maddi tazminat hesabında hüküm tarihine en yakın asgari ücretin esas alınması gerektiğini, hesaplamada kullanılan yöntemin, bakiye ömür tablosunun, maluliyet oranının, kusur oranlarının, gelir verilerinin ve müterafik kusur uygulanmasının hatalı olduğunu, bakıcı gideri talebinin reddinin doğru olmadığını, hükmedilen manevi tazminat miktarlarının az olduğunu, vekâlet ücretlerinin hatalı belirlendiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
    2-Davalı ... Oto Pazarlama ve Tic. A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı şirkete atfedilen kusur oranının hatalı olduğunu, kazanın davacı kazalının ağır kusuru ile meydana geldiğini, kusur raporlarının denetime elverişli olmadığını, aktüerya hesabının hatalı olduğunu, ücretin hatalı belirlendiğini ve hükmedilen manevi tazminat miktarlarının fazla olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
    3-Davalı ... Hizmet ve İşletmecilik A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle; Kurum Sağlık Kurulu kararı ile davacının sürekli iş göremezlik oranının %79,00 olarak belirlenmesini kabul etmediklerini, sürekli iş göremezlik oranına itiraz ettiklerini, kusur isnadının hatalı olduğunu, kusur raporunun denetime elverişli olmadığını ve hesap raporunun hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
    B. Değerlendirme ve Gerekçe
    Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
    Dosya kapsamından; davalı ... Oto Pazarlama ve Tic. A.Ş.’nin kendi işyerindeki temizlik işlerini davacı kazalının işvereni olan diğer davalı ... Hizmet ve İşletmecilik A.Ş.’ye verdiği, davacı kazalının kaza tarihinde 37 yaşında olup davalı ... Oto Pazarlama ve Tic. A.Ş.’ye ait işyerinde temizlik görevlisi olarak çalıştığı, olay tarihinde araç servis bölümü boya hazırlama/karıştırma odasındaki boya kalıntılarını temizlemek amacıyla zemine dökülen tinerin elektrikli temizleme makinesi çalıştırıldığı sırada alev alması sonucu davacı kazalının yaralandığı anlaşılmaktadır.
    İş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zararlandırıcı olaya neden oldukları ileri sürülen kişi veya kişilerin kusur oranlarının kesin olarak tespiti, hem maddi hem de manevi tazminat miktarını doğrudan etkilemesi bakımından önem taşır. Maddi tazminat davalarında sigortalının kazanç kaybının hesaplanmasında sigortalının kusuru oranında indirim yapılacağı gibi manevi tazminat davalarında hükmedilecek manevi tazminat miktarının takdirinde de tarafların kusur durumu mahkemece öncelikle dikkate alınacaktır.
    Mahkemece hükme esas alınan kusur raporlarında; kazanın meydana gelmesinde davacı kazalının %30, davalı alt işveren ... Hizmet ve İşletmecilik A.Ş.’nin %50, davalı asıl işveren ... Oto Pazarlama ve Tic. A.Ş.’nin %20 oranında kusurlu oldukları kabul edilmiştir. Anılan kusur raporlarında, davacı kazalının boya hazırlama/karıştırma odasındaki boya kalıntılarını temizlemek için zemine dökülen tiner gibi yanıcı ve parlayıcı özellikteki bir madde bulunan ortamda elektrikli temizleme makinesini çalıştırdığı, bu davranışın kazanın meydana gelmesinde etkili olduğu belirtilmesine rağmen, davacı kazalıya yalnızca %30 oranında kusur verilmesi raporda açıklanan maddi olgular ve kusur gerekçeleri ile uyumlu değildir.
    Bu hâlde, kusur raporlarında davacı kazalının kazanın meydana gelmesindeki fiil ve davranışlarına ilişkin yapılan açıklamalara rağmen, davacı kazalıya atfedilen kusur oranının düşük belirlenmesi doğru olmamıştır. Mahkemece yapılacak değerlendirmede, raporlarda belirtilen gerekçeler dikkate alınarak davacı kazalının kusur oranının daha fazla olması gerektiği gözetilmelidir.
    Diğer taraftan, Kurum Sağlık Kurulunca 14.10.2020 tarihli sağlık kurulu raporu ile davacı kazalının %79,00 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı belirlenmiş; mahkemece bu rapor 18.03.2022 tarihli celsede taraf vekillerinin huzurunda okunmuş ve taraf vekillerince sürekli iş göremezlik oranına itiraz edilmediği gerekçesiyle bu oranın kesinleştiği kabul edilerek sonuca gidilmiştir.
    5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 95. maddesi kapsamında sürekli iş göremezlik oranının tespitine ilişkin Kurum Sağlık Kurulu kararları, sigortalının çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybının belirlenmesine ilişkin ... mevzuatından kaynaklanan tespitlerdir. Bu kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266 ve devamı maddeleri kapsamında Mahkemece görevlendirilen bilirkişi tarafından düzenlenmiş bilirkişi raporu niteliğinde değildir.
    Bu nedenle, Kurum Sağlık Kurulu raporunun taraf vekillerinin hazır olduğu celsede okunmuş olması ve bu aşamada taraf vekillerince rapora karşı itiraz ileri sürülmemesi, anılan raporu HMK anlamında bilirkişi raporuna dönüştürmeyeceği gibi, davacı kazalının sürekli iş göremezlik oranının usulünce kesinleştiği sonucunu da doğurmaz. Kaldı ki dosya kapsamından, taraflara sürekli iş göremezlik oranına itirazlarını bildirmeleri için verilmiş usulüne uygun kesin süre bulunduğu da anlaşılamamaktadır.
    Bu durumda, mahkemece davacı kazalının sürekli iş göremezlik oranının usulünce kesinleştirilmesi için gerekli tespit prosedürü işletilmeden, Kurum Sağlık Kurulu tarafından belirlenen %79,00 sürekli iş göremezlik oranı üzerinden sonuca gidilmesi doğru olmamıştır.
    Mahkemece yapılacak iş; davacı kazalının kusur oranının raporlarda belirtilen gerekçelere göre daha fazla olması gerektiğini gözetmek, davacı kazalının sürekli iş göremezlik oranının belirlenmesi bakımından Yüksek Sağlık Kurulu ve gerektiğinde Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas ve üst kurul raporlarını alarak tespit prosedürünü işletmek suretiyle oranı kesinleştirmek, yeniden hesap raporu alınırken davacıların İlk Derece Mahkemesinin ilk kararına karşı maddi tazminat yönünden kanun yoluna başvurmamış olmaları nedeniyle, 15.08.2023 tarihli kök hesap raporundaki bilinen (iskontosuz) ve bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihlerinin değiştirilmemesi gerektiğini göz önünde bulundurmak, usulî kazanılmış hakları da gözetmek suretiyle davacı kazalının maddi zararını yeniden hesaplatmak ve çıkacak sonuca göre karar vermekten ibarettir.
    VI. KARAR
    Açıklanan sebeplerle;
    1.Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
    2.Bozma nedenine göre temyiz eden taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
    3.Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde temyiz eden ilgililere iadesine,
    4.Davacılar avukatı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine, davalılar avukatları yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davacılara yükletilmesine,
    Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
    Üye ...'ın muhalefetine karşı, ... ve ..., ... ve ...'ün oyları ve oyçokluğuyla,
    10.03.2026 tarihinde karar verildi.
    KARŞI OY
    I. Temel Uyuşmazlık
    :
    1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “sürekli iş göremezlik oranının tespiti yönünden davalı temyizi üzerine bozulması nedeni ile davacı tarafın temyiz etmemesi nedeni ile bozma kararı sonrası işemiş devrenin ileri çekilip çekilmeyeceği, buna göre yeniden değerlemenin son karar tarihine yakın tazminata esas değerlere taşınıp taşınmayacağı” noktasında toplanmaktadır.
    2. Özel Daire tarafından kararın taraflarca temyizi üzerine "sürekli iş göremezlik oranının tespiti ile usulü kazanılmış haklarda dikkate alınarak karar verilmesi gerektiği" gerekçesi ile ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
    3. Çoğunluk görüşü ile Özel Dairenin bozma gerekçesinin yerinde olduğu gerekçesi ile direnme kararının incelenmesi için 6100 sayılı HMK.'un 373/5 maddesi uyarınca Hukuk Genel Kurulu'na gönderilmesine karar verilmiştir.
    II. Karşı oy gerekçesi
    :
    4. Belirtmek gerekir ki Sayın ...’inde değindiği gibi “Yargıtay tarafından neredeyse mutlak olarak, doktrinde de ağırlıklı olarak kabul edilen usuli müktesep hak kavramının kanuni bir kurum olmadığını, yargı kararları ile kabul edildiğini ortaya koymak gerekir. Usuli müktesep hak, bugün neredeyse usuli her sorunda, her derde deva bir kurum olarak gündeme gelmekte, sadece kanun yolunda değil, yargılamanın farklı kesitlerinde kullanılmaktadır. Bu kurumun kabul edilebilirliğinin tartışması bir yana, bu kadar geniş bir uygulama alanı bulması doğru değildir. Ayrıca usuli müktesep hak, usuli sorunları çözmeye gerçek anlamda da elverişli değildir. Nitekim, önceleri çok sınırlı kabul edilen usuli müktesep hakkında kapsamı genişlemiş, ancak bu genişlemenin sakıncaları ortaya çıktıkça Yargıtay, usuli müktesep hakka her geçen gün … birçok istisna da kabul etmiştir. En ilginç ve kendi içinde çelişkili durum ise kamu düzeninden kabul edilen usuli müktesep hakka, kamu düzenine ilişkin durumların istisna kabul edilmesidir. Bir şeyin kendisinin, kendisinin zıddı olması gibi garip, biraz da mantığı zorlayan bir durum ortaya çıkmaktadır(PEKCANITEZ, .../ ATALAY, .../..., ..., Medeni Usul Hukuku, Ankara 2013. s: 2190).”
    5. Öncelikle usulü müktesep hak, yasal bir kurum olmadığı gibi mahkemesince tarafların iddia ve savunmaları ile istisnalarına göre değerlendirilmesi gereken bir kavram olup, Yargıtay tarafından bozma kapsamında göre açıklayıcı ve yol gösterici şekilde kararda yer verilmesi beraberinde sakıncalara da yer verecektir. Zira mahkemenin eksik inceleme nedeni ile bozmaya uyması halinde usulü müktesep hakkı gözetme yönündeki bozmaya da uyduğu gibi bir sonuç çıkacaktır ki bu da mahkemenin bu yönde yapacağı değerlendirme ve tartışmanın önceden sınırlandırılması anlamına gelecektir.
    6. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine usulü müktesep hakkın yeniden kavram olarak değerlendirilmesi gerekir. Zira kanunun kısmi dava başlığı taşıyan 109. Maddesinin son fıkrasında açıkça “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü gibi kısmi miktar talep eden davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı ve açıkça da bakiye kısmından feragat etmedikçe geri kalan kısmını ek dava(veya ıslah) yolu ile edebilmektedir. O halde yargılama sırasında davacı tarafın kusur oranına, iş göremezlik oranına itiraz etmemesi, açıkça da feragat etmediği sürece kusur veya maluliyet oranının daha sonra lehine değişmesi halinde bakiyesini talep etme hakkı doğduğundan, usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir.
    7. Diğer taraftan Dairemizin 2021/6262 Esas, 2022/6811 Karar sayılı ilamında yazılı karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere özellikle maddi tazminatın karar tarihine yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu durum usulü kazanılmış hakkın istisnası olması nedeni ile çoğunluğun usulü kazanılmış hak teşkil ettiği” görüşüne katılınmamıştır. Zira;
    8. Maddi tazminat hesapları yapılırken, en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren asgari ücretlerden dolayı yeniden değişen değerler nedeni ile ek rapor alınması zorunludur.
    9. Sürekli iş göremezlik oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir. Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur. Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir. Yargıç, bir istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmaz.
    10. Belirtmek gerekir ki bozma kararından sonra karar tarihine yakın veriler alındığında, hesabın unsurları değişeceğinden, tazminat miktarı da elbette değişecektir. Davacı taraf temyizden önceki ilk kararda bilinen ücret üzerinden hesaplanan tazminata itiraz etmemiştir. Ancak bu bilinen ücret bozmadan sonra değişecektir. Bir tarafın ilerde değişecek diye kararı temyiz etmesi hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Zira karar temyiz nedenleri reddedilerek kesinleşmiş olsa idi hesaplama bilinen ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak bozmadan sonra değişen durum nedeni ile daha önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Kaldı ki gerçek belli iken varsayıma gidilmez ilkesinin gözetilmesi gerekir.
    III. Sonuç
    :
    11. İşlemiş devrenin usulü kazanılmış hak teşkil edeceği ve aynı ilke uyarınca işlemiş devrenin ileri çekilmeyeceği yönündeki çoğunluk görüşüne ve gerekçesine katılınmamıştır. Zira bozma kararı sonrası kamu düzeninden olan asgari ücrete ilişkin değişiklikler nedeni ile tazminatın (gerçek zararın) karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerekir. Bu hususlar usulü kazanılmış hak oluşturmadığından işlemiş devrenin ileri çekilmesi yönünden davacının temyiz etmediği gerekçesi ile davalı yararına usulü müktesep hakkın gözetilmesi ve işlemiş devrenin ileri çekilmemesi gerekçesi varsayıma dayalı olup, tazminatın karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerektiği yönündeki içtihadına aykırıdır.