Yargıtay Ceza Genel Kurulunun İrandan motorin kaçakçılığı davasında, 5607 sayılı Kanundaki yasal değişiklikler sonrası 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı sebebiyle verilen hükmün bozulmasına dair kararı.
Özet: Sanığın gümrük kapıları dışından yurda kaçak mazot sokma eyleminin yasal nitelendirmesi ve uygulanacak kanun maddeleri konusunda uzun bir yargılama süreci yaşanmış olup, ilk hükmün Petrol Piyasası Kanununa dayalı olması sonrasında Yargıtay tarafından eylemin Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında olduğu belirtilerek bozma kararları verilmiştir; lehe kanun değişikliklerinin de değerlendirildiği yeniden yargılamaların ardından, nihayetinde sanığın suçu işlediği 24.06.2009 tarihinden son hükmün kurulduğu 23.12.2021 tarihine kadar geçen sürede Türk Ceza Kanununda öngörülen 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin dolduğu tespit edilerek, yargılamaya devamla hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle dosya bozulmuştur.

YARGITAY DAİRESİ
: 7. Ceza DairesiMAHKEMESİ
:Asliye CezaSAYISI
: 160-752I. HUKUKÎ SÜREÇEşyayı belirlenen gümrük kapıları dışından yurda sokmak suçundan sanığın 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun Ek 5/1. maddesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62, 52/2, 53... /4. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin Başkale (Kapatılan) 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 16.06.2010 tarihli ve 420-161 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 29.01.2015 tarih ve 12638-1525 sayı ile; "24.06.2009 tarihinde hudut birliklerinin İran ülkesinden yurda bir grup atlı şahsın geldiğinin görülmesi üzerine müdahalede bulunulduğu, şahısların kaçtığı ve olay yerinde tefrik kararına konu eşyalar ile birlikte sanığın sahiplendiği 4 adet at ve 480 litre motorin ele geçtiği, sanığın savunmalarında, mazotu sınırda İranlılardan aldığını belirtmesi karşısında; suça konu mazotu sınırdan ülkeye sokan sanığın eyleminin 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3/1. maddesinin ikinci cümlesi kapsamında kaldığı gözetilmeden yazılı şekilde 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununa muhalefetten hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.Bozmaya uyan Başkale (Kapatılan) 2. Asliye Ceza Mahkemesince 07.03.2016 tarih ve 28-75 sayı ile; sanığın 5607 sayılı Kanun'un 3/1-son ve 3/22. maddeleri ile TCK'nın 62, 52/2, 51/1 ve 54/4. maddeleri uyarınca 1 yıl 1 ay 10 gün hapis ve 100 TL adli para cezalarıyla cezalandırılmasına, ertelemeye ve müsadereye, bu hükmün de sanık ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 10.11.2020 tarih ve 10655-16150 sayı ile; "Hükümden sonra 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Yasanın 61. maddesi ile 5607 sayılı Yasanın 3/22. maddesine eklenen 'Eşyanın değerinin hafif olması halinde verilecek cezalar yarısına kadar, pek hafif olması halinde ise üçte birine kadar indirilir.' şeklindeki düzenlemenin sanık lehine hükümler içermesi, yine aynı Yasanın 62. maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Yasanın 5/2. maddesine eklenen fıkra uyarınca kovuşturma aşamasında etkin pişmanlık uygulamasının olanaklı hale geldiği anlaşılmakla, 5237 sayılı TCK'nun 7. maddesi ve 7242 sayılı Yasanın 63. maddesi ile 5607 sayılı Yasaya eklenen geçici 12. maddenin 2. fıkrası gözetilerek ilgili hükümlerin yasal koşullarının oluşup oluşmadığının saptanması ve sonucuna göre uygulama yapma görevinin de yerel mahkemeye ait bulunması zorunluluğu," gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.Dosyanın gönderildiği Başkale 1. Asliye Ceza Mahkemesince 23.12.2021 tarih ve 160-752 sayı ile; 5607 sayılı Kanun'un 3/1-2. cümlesi-10-son ve 22. fıkraları ile TCK'nın 62, 52, 51... /4. maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 40 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, ertelemeye ve müsadereye dair verilen hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 11.12.2023 tarih, 12468-10894 sayı ve oy çokluğu ile; "Sanığa atılı eylemin kül halinde 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (5607 sayılı Kanun) 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi kapsamında kaldığı, bahse konu eylemin suç tarihinden sonra yürürlüğe giren ve lehe olan 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin onuncu fıkrasında düzenlendiği cihetle; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 7 nci ve 5252 sayılı Kanunun 9 uncu maddeleri hükmü karşısında; sanığın 5607 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi kapsamındaki eyleminin, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren ve lehe olan 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin onuncu fıkrasındaki cezanın miktarına göre, tabi olduğu 5237 sayılı Kanun’un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ve 67 nci maddesinin dördüncü fıkrasına göre zamanaşımı hususunun belirlenmesinin gerektiği cihetle;Sanığın yargılama konusu eylemi için, belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre 5237 sayılı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan, aynı Kanun'un 67 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereği ise 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin öngörüldüğü, sanığa atılı suçun işlendiği 24.06.2009 tarihinden temyiz incelemesine konu hükmün kurulduğu 23.12.2021 tarihine kadar, 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu gözetilmeden yargılamaya devamla hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği bozulmasına, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla düşmesine, davaya konu kaçak eşyanın 5607 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinin birinci fıkrası yollamasıyla 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca müsaderesine, nakil aracı atların sahibine iadesine," karar verilmiştir.Daire Üyeleri ... ve ...; "...Sanığın eylemi, suç tarihi itibarıyla 5607 sayılı Kanunun 3. maddesinin birinci fıkrası ve ikinci cümlesi, 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun ve sonraki dönemlerde ise 3/10 fıkrası ve 3/l fıkrası ve ikinci cümlesine uymaktadır. Her üç dönemde de suçun nitelikli hâlleri de gözönüne alındığında kanunda öngörülen hapis cezasının üst sınırı itibarıyla olağan dava zamanaşımı süresi sanığın 15-18 yaş aralığında olması da hesaba katıldığında TCK'nın 66/1-d,2 maddelerine göre 10 yıl, olağanüstü zamanaşımı süresi ise 15 yıldır, suç tarihi olan 24.06.2009 tarihi ve zamanaşımını kesen son mahkûmiyet kararı olan 23.12.2021 tarihi de gözönüne alındığında temyize konu dosyada dava zamanaşımı süresi henüz dolmadığından sanık hakkındaki mahkûmiyet kararının esastan incelenmesi gerekirken dava dosyasının zamanaşımına uğradığından bahisle düşmesine karar verilmesine ilişkin sayın çoğunluğun görüşüne yazılı gerekçeler ile katılmamaktayız." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.II. İTİRAZ SEBEPLERİYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 07.03.2024 tarih ve 72895 sayı ile; "...Temyize konu dosyada dava zamanaşımı süresi henüz dolmadığından sanık hakkındaki mahkûmiyet kararının esastan incelenmesi gerekirken dava dosyasının zamanaşımına uğradığından bahisle düşmesine karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 01.04.2024 tarih, 1650-3511 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.III. UYUŞMAZLIK KONUSUÖzel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin 5607 sayılı Kanun'un 3/1-2. cümlesinde düzenlenen suçu mu yoksa 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun'un 3/10. maddesinde düzenlenen suçu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin olup bu bağlamda Özel Dairenin inceleme tarihi itibarıyla dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir.IV. OLAY VE OLGULARİncelenen dosya kapsamından;24.06.2009 tarihinde sınır gözetleme kulesince termal kameralarla yapılan gözetleme sırasında İran İslam Cumhuriyeti topraklarından Türkiye istikametine giden atlı bir grubun sınır ihlali yaptığının tespit edilmesi üzerine kolluk kuvvetlerince yapılan müdahale neticesinde; olay yerinde sekiz adet at ve bu atlara yüklü 720 litre kaçak mazot ile 281 karton kaçak sigaranın ele geçirildiği, yaklaşık iki hafta sonra sanığın kolluğa giderek yakalanan dört adet at ve 480 litre mazotun kendisine ait olduğunu açıklandığı,29.12.2009 tarihli kaçak eşyaya mahsus tespit (KEMT) varakasına göre; ele geçirilen eşyanın CİF değerinin 192.00 TL, gümrük vergisinin 611.438 TL, gümrüklenmiş değerinin ise 803.438 TL olduğu,Anlaşılmaktadır.Sanık aşamalarda; kaçak mazotu sınırda tanımadığı İranlı şahıslardan kendi ihtiyacı için aldığını savunmuştur.V. GEREKÇEA. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin AçıklamalarSuç tarihinde yürürlükte bulunan 5015 sayılı Kanunun Ek 5/1. maddesinde yer alan; "Kaçak petrolü satışa arz eden, satan, bulunduran, bu özelliğini bilerek ticari amaçla satın alan, taşıyan veya saklayan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Kaçak petrolün ve kaçakçılıkta kullanılan suç araç ve gereçlerinin müsaderesine de hükmolunur." şeklindeki düzenleme, 11.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6455 sayılı Kanun'un 47. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bununla birlikte maddede tanımlanan fiil suç olmaktan çıkarılmayarak aynı Kanun'un 54. maddesiyle 5607 sayılı Kanun'un 3. maddesine; "Akredite laboratuvar analiz sonucuna göre Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından belirlenen seviyede ulusal marker içermeyen, yasal yollarla Türkiye’de serbest dolaşıma girdiği belgelendirilemeyen veya menşei belli olmayan akaryakıtı; üreten, satışa arz eden, satan, bulunduran, bu özelliğini bilerek ticarî amaçla satın alan, taşıyan veya saklayan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır." biçiminde, 11. fıkra olarak eklenmiştir. 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 89. maddesiyle de söz konusu fıkra; "Ulusal marker uygulamasına tabi olup da, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun belirlediği seviyenin altında ulusal marker içeren veya hiç içermeyen akaryakıtı;a) Ticari amaçla üreten, bulunduran veya nakleden,b) Satışa arz eden veya satan,c) Bu özelliğini bilerek ve ticari amaçla satın alan,kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Ancak, marker içermeyen veya seviyesi geçersiz olan akaryakıtın kaçak olarak yurda sokulduğunun anlaşılması hâlinde, onuncu fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmolunur." şeklinde değiştirilmiştir.Suç tarihi itibarıyla yürürlükte ve uyuşmazlık konusuyla bağlantılı bulunan 5607 sayılı Kanun'un "Kaçakçılık suçları" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrası; ''(1) Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır.'' hükmüne yer vermiştir. Bu fıkrayla 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 33 ve Gümrük Yönetmeliği'nin 72. maddeleri gereğince faaliyet gösteren gümrük bölgesi giriş çıkışı ile gümrük işlemlerinin yapıldığı kapılar kullanılmasına rağmen eşyanın gümrük işlemleri yaptırılmaksızın Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesinde serbest dolaşıma sokulması suç olarak tanımlanmıştır.5607 sayılı Kanun'un 3/1. fıkrasının 2. cümlesinde ise eşyanın belirlenen gümrük kapıları dışından Türkiye'ye ithal etmek fiili suç olarak düzenlenmiştir. Bu cümlede öngörülen suç tipinde, 4458 sayılı Kanun'un 33 ve Gümrük Yönetmeliği'nin 72. maddelerinde öngörülen şekilde faaliyet gösteren gümrük bölgesi giriş çıkış ile gümrük işlemlerinin yapıldığı kapılar dışından Türkiye'ye ithal edilmesi hâlinde uygulanacak yaptırımlar belirtilmiştir.Anılan hükümler uyarınca Türkiye'nin gümrük kapıları kullanılmasına rağmen eşyanın gümrük işlemi yaptırılmadan yurda sokulması hâlinde 5607 sayılı Kanun'un 3/1-1. cümlesinde düzenlenen suç, Türkiye'nin gümrük kapıları kullanılmadan eşyanın yurda sokulması hâlinde ise aynı Kanun'un 3/1-ikinci cümlesindeki suç oluşmaktadır.Yargılama aşamasında 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6455 Sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun'un suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan "Kaçakçılık suçları" başlıklı 3. maddesinin 10. fıkrası; "Kaçakçılık suçunun konusunu oluşturan eşyanın akaryakıt ile tütün, tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkiler olması halinde, kaçakçılık suçunu işleyen kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.",11. fıkrası ise; "Akredite laboratuvar analiz sonucuna göre Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından belirlenen seviyede ulusal marker içermeyen, yasal yollarla Türkiye’de serbest dolaşıma girdiği belgelendirilemeyen veya menşei belli olmayan akaryakıtı; üreten, satışa arz eden, satan, bulunduran, bu özelliğini bilerek ticarî amaçla satın alan, taşıyan veya saklayan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır." biçiminde iken, 6545 sayılı Kanun’un 89. maddesi ile; "Ulusal marker uygulamasına tabi olup da, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun belirlediği seviyenin altında ulusal marker içeren veya hiç içermeyen akaryakıtı;a) Ticari amaçla üreten, bulunduran veya nakleden,b) Satışa arz eden veya satan,c) Bu özelliğini bilerek ve ticari amaçla satın alan, kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Ancak, marker içermeyen veya seviyesi geçersiz olan akaryakıtın kaçak olarak yurda sokulduğunun anlaşılması hâlinde, onuncu fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmolunur." olarak değiştirilmiştir.5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinin onuncu fıkrası da; "Kaçakçılık suçunun konusunu oluşturan eşyanın akaryakıt ile tütün, tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkiler olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarısından iki katına kadar artırılır, ancak bu fıkranın uygulanması suretiyle verilecek ceza üç yıldan az olamaz." hükmüyle yeniden düzenlenmiştir.Hâl böyle iken, gerek 5015 sayılı Kanun'un Ek 5/1. maddesinde yer alan; "Kaçak petrolü satışa arz eden, satan, bulunduran, bu özelliğini bilerek ticari amaçla satın alan, taşıyan veya saklayan.." gerekse 6455 sayılı Kanun'un 54. maddesiyle 5607 sayılı Kanun'un 3. maddesine 11. fıkra olarak eklenen; "Akredite laboratuvar analiz sonucuna göre Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından belirlenen seviyede ulusal marker içermeyen, yasal yollarla Türkiye’de serbest dolaşıma girdiği belgelendirilemeyen veya menşei belli olmayan akaryakıtı; üreten, satışa arz eden, satan, bulunduran, bu özelliğini bilerek ticarî amaçla satın alan, taşıyan veya saklayan.." şeklindeki düzenlemelere bakıldığında, suç konusu eşyanın akaryakıt olması durumunda; Türkiye'nin gümrük kapıları kullanılarak ancak gümrük işlemi yaptırılmadan eşyanın yurda sokulması hâlinde 3/1-1 cümlesinde; Türkiye'nin gümrük kapıları kullanılmayarak eşyanın yurda sokulması hâlinde 3/1-2. cümlesinde; diğer hâllerde, yani akaryakıtın yurt içinde seçimlik hareketlerden birinin konusunu teşkil etmesi durumlarında ise suç tarihine göre; 5015 sayılı Kanun'un Ek 5/1, 6545 sayılı Kanun’un 89... sayılı Kanun’un 3/11. meddelerindeki suçlar oluşabilecektir.Ancak 5607 sayılı Kanun'un 3/10. maddesi, konusu itibarıyla müstakil bir suç tipini oluşturduğundan, aynı Kanun'un 3/1-2. cümlesinde belirtilen nitelikli hâlin tatbik imkânı bulunmamaktadır.B. Hukuki DeğerlendirmeSanığın 24.06.2009 tarihinde İran İslam Cumhuriyeti topraklarından Türkiye'ye kaçak mazot sokarken yakalandığı olayda;Kaçak akaryakıtın yurda kaçak yollardan girdikten sonra yurt içerisinde satışa arz edilirken, nakledilirken ya da ticari bir faaliyete konu edilirken ele geçirilmesi hâllerinde kaçakçılığın özel bir hâlini düzenleyen 5015 sayılı Kanun'un Ek 5/1. maddesinin değerlendirilmesi gerekmekte olup, somut olayda kaçak mazotun henüz yurda sokulmak istenirken ele geçirilmesine nazaran suç tarihinde yürürlükte bulunan 5015 sayılı Kanun'un Ek 5/1. maddesinin uygulama alanının olmadığı hususunda tereddüt bulunmayan uyuşmazlıkta;Suç tarihinde sanığın eyleminin eşyayı belirlenen gümrük kapıları dışından yurda ithal etmek suçunu oluşturduğu, 5607 sayılı Kanun'un 3/1-2. cümlesinde yer bulan bu suçun yaptırımı; "bir yıldan beş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası" olarak belirlenmiş, aynı maddenin ikinci cümlesindeki; "Eşyanın, belirlenen gümrük kapıları dışından Türkiye’ye ithal edilmesi halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır." hükmüyle de suçun nitelikli hâline yer verilmiştir.Yargılama evresinde yürürlüğe giren 6455 sayılı Kanun'un 54. maddesi ile değişik 5607 sayılı Kanun'un 10. maddesinde yer alan "Kaçakçılık suçunun konusunun akaryakıt ile tütün, tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkiler olması hâlinde kaçakçılık suçunu işleyen kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır." hükmü uyarınca kaçakçılık suçunun konusunu oluşturan eşyanın madde de sayılan eşyadan birisini oluşturması hâli münhasıran nitelikli eşya kaçakçılığı suçunu oluşturmaktadır. Ele geçirilen eşyanın yurda gümrük kapısından ya da harici yollardan ithal edilmesi ise nitelikli hâl olarak düzenlenmemiştir.Bu açıklamalardan sonra sanığın eyleminin suç tarihinde 5607 sayılı Kanun'un 3/1-2. cümlesi, 6455 sayılı Kanun'un 54. maddesi ile Kanun'a eklenen hüküm uyarınca da 5607 sayılı Kanun'un 3/10. fıkrası kapsamında kalmaktadır.Sanığın eylemine uyan lehe kanunun belirlenmesi amacıyla sabit kabul edilen maddi olaya suç tarihinde yürürlükte bulunan kanunlar ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hiçbir hükmü karıştırılmadan bir bütün hâlinde uygulanması durumunda, 6455 sayılı Kanun'la değişik 5607 sayılı Kanun'un 3/10. maddesinin sanığın lehine olduğu, belirtilen suça ilişkin asli dava zamanaşımı süresinin TCK’nın 66/1-d maddesi uyarınca 8 yıl, kesintili dava zamanaşımının ise aynı Kanun'un 67. maddesi uyarınca 12 yıl olduğunun ve 24.06.2009 olan suç tarihi de gözetildiğinde, dava zamanaşımının 24.06.2021 tarihinde dolduğunun kabulü gerekmektedir.Bu kabul karşısında Yargıtay 7. Ceza Dairesince 11.12.2023 tarih ve 12468-10894 sayı ile sanık hakkında temyiz inceleme tarihinde kesintili dava zamanaşımı süresinin gerçekleştiğinden bahisle verilen düşme kararında isabetsizlik bulunmamaktadır.Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.VI. KARARAçıklanan nedenlerle;1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının REDDİNE,2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.03.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.