Yargıtay Ceza Genel Kurulu, on beş yaşından küçük mağdureye karşı işlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda alt sınırdan ayrılma gerekçesinin yasal ve yeterli olup olmadığını çözümlüyor.
Özet: İşbu hukuki evrak, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkûm edilen sanık hakkında temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinde, mahkemece belirtilen suçun işleniş biçimi, sanığın suç kastının yoğunluğu ve şahsi, sosyal ve ekonomik durumu gibi gerekçelerin Anayasanın 141 ve Ceza Muhakemesi Kanununun 230. maddeleri uyarınca yasal ve yeterli olup olmadığına ilişkin bir uyuşmazlığı ele almaktadır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, bu gerekçelerin cezayı artırmayı haklı çıkaracak özelikleri açıkça belirtmediğini, suç kastının diğer sanıklarla kıyaslanmadığını ve sanığın kişisel durumunun ceza tayininde yasal bir kriter olmadığını ileri sürerek, hükmün dayandığı gerekçenin kısmen yasalara aykırı ve yetersiz olduğunu iddia etmektedir.
Ceza Genel Kurulu         2023/40 E.  ,  2026/132 K.
    "İçtihat Metni"

    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ
    : 9. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ
    :Ağır Ceza
    SAYISI
    : 293-458
    I. HUKUKÎ SÜREÇ
    Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan yapılan yargılama sonucunda sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Giresun Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.02.2013 tarihli ve 21-33 sayılı hükmün, mağdure vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 10.04.2019 tarih ve 9876-9001 sayı ile; "...yargılamada on beş yaşından büyük olan mağdure ...'in, sanık ... hakkında şikâyetçi olmadığını beyan etmesi karşısında, yaş küçüklüğü nedeniyle tayin edilen mağdure ... vekilinin sanık ... yönünden verilen hükmü temyize hakkı bulunmadığı," gerekçesiyle mağdure vekilinin temyiz isteminin reddine, "Sanıkların olay günü on beş yaşından küçük mağdure ...'i cebir, tehdit, hile olmaksızın yaşı itibarıyla hukuken geçersiz rızasına istinaden evinin yakınından alarak cinsel istismar olayının gerçekleştiği dere kenarına ve oradan da sanık ...'nin evine götürdüklerinin anlaşılması karşısında, ...'nin mağdure ...'e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkûmiyeti yerine oluşa uygun düşmeyen yazılı gerekçeyle beraatine karar verilmesi," isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
    Bozmaya uyan Giresun 1. Ağır Ceza Mahkemesince 01.10.2019 tarih ve 293-458 sayı ile; sanığın, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 109/1, 109/3-b-f, 109/5, 62, 53... . maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, bu hükmün de katılan vekili ile sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 26.04.2022 tarih, 11613-3891 sayı ve oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiştir.
    Daire Üyesi ...; "Sanık ...'nin mağdure ...'e karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan dolayı temel cezalar belirlenirken 5237 sayılı TCK'nın 61. maddesinin birinci fıkrasında yedi bent halinde sayılan hususlar ile aynı Kanunun 3. maddesinin birinci fıkrasındaki 'suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur' şeklindeki kanuni düzenleme nazara alınarak dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar birlikte değerlendirildiğinde, mahkemece suçun özellik arz etmeyen işleniş biçimi ile benzer olaylardan daha vahim bir hâl içermemesinden dolayı alt hadden ayrılmayı gerektirir neden bulunmadığı gözetilmeden kanun maddesinde yer alan bazı ibarelerin tekrarı şeklindeki yetersiz gerekçelerle teşdit uygulanması usul ve yasaya aykırı olduğu," düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
    II. İTİRAZ SEBEPLERİ
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 05.07.2022 tarih ve 5999 sayı ile; "...sanık ... hakkında mağdur ...'e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/1 maddesi gereğince ceza tayin ederken 'TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle 109/1. maddesi uyarınca, suçun işleniş biçimi, sanığın suç kastının yoğunluğu ile sanığın şahsi, sosyal ve ekonomik durumu göz önüne alınarak takdiren ve teşdiden' denilerek temel cezanın 2 yıl hapis cezası olarak belirlendiği, cezanın teşdiden belirlenmesi gerektirecek suçun işlenişindeki özelliklerin ne olduğunun ve sanığın suç kastının mağdurla cinsel ilişkiye giren diğer sanık ...'a oranla ne şekilde yoğun olduğunun açıklanmadığı, keza temel cezanın belirlenmesinde kriter olarak yasal olmayan sanığın şahsi, sosyal ve ekonomik durumunun da gözetildiği, bu hâliyle gerekçenin kısmen yasal nedenlere dayanmadığı, kısmen de Anayasanın 141 ve CMK'nın 230. maddesi anlamında yeterli gerekçeyi içermediği" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
    CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 22.11.2022 tarih ve 10666-10351 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
    İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında mağdure ...'e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/3-b-f maddeleri uygulanarak mahkûmiyet hükmü kurulan sanık hakkında alt sınırdan uzaklaşılarak temel ceza tayininde Anayasa'nın 141 ve CMK'nın 2 30... . maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe gösterilip gösterilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
    IV. OLAY VE OLGULAR
    Dosyada mevcut doğum raporu ve mernis doğum tutanağından; mağdure ...'in 02.09.1996 tarihinde hastanede doğduğu ve nüfusa tescilinin bu şekilde yapıldığı, olayın gerçekleştiği 21.05.2011 tarihinde 14... ay 19 günlük olduğu,
    Yerel Mahkemenin 01.10.2019 tarihli ve 293-458 sayılı kararında; sanık ... ve inceleme dışı sanık ...'un inceleme dışı mağdure ... ile buluştuklarının, daha sonra mağdure ...'i de alarak Tirebolu'da ... köyüne gittiklerinin, inceleme dışı sanık ... ve mağdure ...'in konuşmak amacıyla sanık ... ve inceleme dışı mağdure ...'nın yanından uzaklaştıklarının, inceleme dışı sanık ...'un ise suç tarihi itibarıyla on beş yaşından küçük mağdure ...'le cinsel ilişkiye girdiğinin, ardından hep birlikte önce Tirebolu sahiline daha sonra Görele ilçesinde sanık ...'nin evine gittiklerinin, mağdure ...'in eve gitmek istemesi ve sanık ile inceleme dışı sanığın izin vermemesi üzerine mağdure ...'in evde bulunan eşyaları camdan aşağı attığının, sanık ...'nin mağdure ...'ten dışarı attığı eşyaları getirmesini istemesi üzerine dışarı çıkan mağdure ...'in kaçarak kolluk kuvvetlerine müracatta bulunduğunun kabul edildiği ve suç tarihinde on beş yaşından küçük olması nedeniyle mağdure ...'in rızasının hukuken geçerli olamayacağının, dolayısıyla sanık ve inceleme dışı sanığın mağdure ...'i evinin yakınından alarak cinsel istismar olayının gerçekleştiği dere kenarına ve oradan da sanık ...'nin evine götürmeleri nedeniyle sanık ve inceleme dışı sanığın iştirak hâlinde mağdur ...'e yönelik cinsel amaçla birden fazla kişi ile birlikte çocuğa karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma fiilini işledikleri kanaatine varıldığının belirtildiği,
    Yerel Mahkemenin sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmü fıkrasının; "...yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediği sabit olduğundan eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle 109/1. maddesi uyarınca, suçun işleniş biçimi, sanığın suç kastının yoğunluğu ile sanığın şahsi, sosyal ve ekonomik durumu göz önüne alınarak takdiren ve teşdiden 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına," şeklinde olduğu,
    Anlaşılmaktadır.
    V. GEREKÇE
    1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
    Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta, tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34/CGK 2003/7-223, 2003/2 39... /4-23, 2004/38 sayı).
    Yüksek Ceza Genel Kurulunun 01.10.2025 tarihli ve 2025/158-374 sayılı kararında da açıklandığı üzere;
    TCK’nın, "Cezanın Belirlenmesi ve Bireyselleştirilmesi" ana başlıklı üçüncü bölümünün, "Cezanın Belirlenmesi" başlıklı 61. maddesi şöyledir:
    "(1) Hâkim, somut olayda;
    a) Suçun işleniş biçimini,
    b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
    c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
    d) Suçun konusunun önem ve değerini,
    e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,
    f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,
    g) Failin güttüğü amaç ve saiki,
    Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler."
    "Adalet ve Kanun Önünde Eşitlik İlkesi” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrası ise şu şekildedir:
    "Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur."
    3. maddenin gerekçesi şöyledir;
    "Suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması gerekir. Çünkü ancak haklı ve suçun ağırlığıyla orantılı bir yaptırım ile suç işleyen kişinin bu fiilinden pişmanlık duyması sağlanabilir ve yeniden topluma kazandırılması söz konusu olabilir. Yine bireylerin hukuka olan güvenlerinin pekişmesi ve cezanın caydırıcılık etkisinin doğru biçimde gösterilebilmesi için de ceza hukukunun temel ilkelerinden olan oranlılık ilkesine uymak gerekir. Madde ile bu hususa ceza kanunda açıkça yer verilerek, ceza kanunun adaletçi bir karaktere sahip olduğu da vurgulanmak istenmiştir.
    Geçmişte ve günümüzde, insanın ırk, din, düşünce veya cinsiyeti nedeniyle uğradığı haksız muamelelerin önlenmesi, insanlık camiasının temel uğraşlarındandır. Ceza hukuku araçlarıyla yapılan ayrımcılık ise insana yönelik yapılan en zalimane uygulamalardan biridir. Özellikle totaliter rejimlerdeki ayırımcılığın ortaya çıkardığı felaketler insanlık tarihinde unutulamayacak acı izler bırakmıştır. İşte bu nedenlerledir ki insan haklarıyla ilgili uluslararası sözleşmelerde ve Anayasamızda ifade edilen eşitlik ilkesine yer verilerek, ceza kanununun insancıl niteliğe sahip olduğuna da işaret edilmektedir. Ceza kanunlarının düzenlenmesinde ve uygulanmasında bireyler arasında herhangi bir sebeple ayırım yapılmamasının ifade edilmesi, aynı zamanda hukuk devletinin özünü oluşturan insan onurunun korunmasının ceza kanununda da temel değer olarak benimsenmesi anlamına gelmektedir.".
    61. maddenin gerekçesinin ilgili bölümü ise şöyledir;
    "Maddede cezanın belirlenmesinde izlenecek yöntem düzenlenmiştir. Birinci fıkrada, temel cezanın belirlenmesinde hangi hususların göz önünde bulundurulacağı bentler hâlinde gösterilmiştir.
    Maddenin birinci fıkrasında temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacak hususlardan bazıları, özel suç tanımlarında cezanın artırılmasını veya azaltılmasını gerektiren nitelikli unsurlar olarak belirlenmiş olabilir. Bu durumda, söz konusu nitelikli unsurlar, birinci fıkraya göre temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınmayacaktır. Bu düşüncelerle, maddenin ikinci fıkrasında mükerrer değerlendirme yasağı vurgulanmıştır...".
    Cezanın belirlenmesine ilişkin ilke ve kriterler TCK'nın 3. ve 61. maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddelerin sarahati, gerekçeleri ile kanunun tamamına hâkim üç temel ilkeden (kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi, hümanizm ilkesi) müteşekkil felsefesine uygun bir cezanın belirlenmesi, hiç şüphesiz yargılama ile ulaşılmak istenen amaç bakımından en önemli aşamayı oluşturmaktadır. Kurulacak ceza hükmünün; bozulan kamu düzeni ve mağdurun ihlal edilen hakkı ile sanığın işlediği haksızlığın karşılığını görmesi ve fakat yeniden topluma kazandırılması zarureti arasında, adil ve hakkaniyete uygun bir dengenin (yeniden) tesis edilmesinin en etkili argümanı olması çağdaş yaptırım teorisinin temel amacıdır. Bu yönüyle hüküm kurmak, ruhu/içeriği itibarıyla hukukçu bilgeliği, üslubu ve gerekçesi itibarıyla da sanatçı hassasiyeti gerektiren bir yargılama işlemidir.
    Adalet Komisyonu Raporu'nda, "suç işleyen insanın yeniden sosyalleştirilmesi ve toplumsal sorumluluğa sahip bir birey durumuna getirilmesi" olarak ifade edilen hümanizm ilkesi, yargılamanın konusunun insan değil, tipe uyduğu iddia edilen kusurlu ve özgür iradeye dayanan insan davranışı olduğunu hatırlatır. Bunun doğrudan sonucu şudur: Demokratik hukuk devletinde sanık işlediği suç nedeniyle cezalandırılmalı, insan olması itibarıyla toplumsal onuru korunmalıdır.
    Hâkim, yargılamanın sonunda maddi vakıaya dair sorunu çözmüş, sanığın eyleminin hukuk karşısındaki konumunu tayin etmiş, bu cümleden olarak; suç teşkil ettiği neticesine ulaşmış ve suçun vasfını da tespit etmiş ise temel cezayı belirleme aşamasına ulaşmış olacaktır.
    TCK'da suçlar için çoğunlukla sabit cezalar öngörülmemiş, alt ve üst sınırlar gösterilerek bu sınırlar arasından hâkime temel cezayı belirleme yetkisi verilmiştir. Basamaklı ceza öngören suçlarda, iki sınır arasında cezayı belirleme konusundaki takdir yetkisi her somut olayın özelliğine göre kanunun genel amacı ve felsefesi gözetilerek TCK'nın 61. maddesinde sıralanan ölçütlere göre kullanılmalıdır (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. Baskı, s. 530).
    Kanun vazıı, temel cezanın belirlenmesi hususunda hâkime, geniş bir takdir hakkı tanımıştır. Hakim bu yetkisini, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saiki kriterlerini esas alarak kullanacaktır. Ancak normun öngördüğü bu kriterlerin genel geçer tekrarı ile yetinilemez. Bu kriterlerden somut olayla ilgili olan(lar)ı, suçun yapısı ve özellikleri de gözetilerek belirlenmeli, olay ve sanığa özgülenerek olgusal temelleri de gösterilmelidir.
    TCK'da suçlar için çoğunlukla sabit cezalar öngörülmemiş, alt ve üst sınırlar gösterilerek bu sınırlar arasından hâkime temel cezayı belirleme yetkisi verilmiştir. Basamaklı ceza öngören suçlarda, iki sınır arasında cezayı belirleme konusundaki takdir yetkisi her somut olayın özelliğine göre kanunun genel amacı ve felsefesi gözetilerek TCK'nın 61. maddesinde sıralanan ölçütlere göre kullanılmalıdır
    Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmasa da; hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku bulunmamaktadır. Kaldı ki, cezanın TCK'nın 61. maddesinde öngören temel kurallara göre belirlenip belirlenmediğine ilişkin denetim, doğrudan hukuki denetim (CMK madde 288) kapsamında mülahaza olunmalıdır. Takdirin takdiri olmaz ise de, denetimi mümkündür ve denetlenmelidir. Hakimin vicdani kanaatinin, mahşeri vicdanda da bir karşılığı olmalıdır. Bu gereklilik ancak denetimle sağlanabilir. Yüksek Ceza Genel Kurulu'nun bu yöndeki görüşü (CGK 17.03.1986 t, 446/127 sy) hiç değişmemiştir.
    Bu cümleden olarak mesela, TCK’nın 109. maddesinde düzenlenen ve bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasını gerektiren kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu ile ilgili temel ceza belirlenirken, suçun işleniş biçimi bağlamında; üçüncü fıkrada altı bent halinde sayılan nitelikli hâllerden birden fazlasının gerçekleşip gerçekleşmediği gibi ölçütler de nazara alınmalı, bu olguların somut olay ve sanıkla bağı kurularak dosya kapsamına uygun temelleri gösterilmelidir.
    2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
    Yerel Mahkemece suç tarihinde 15 yaşından küçük olması nedeniyle rızası hukuken geçerli olmayan mağdureyi sanık ve inceleme dışı sanığın iştirak hâlinde cinsel amaçla Görele'de evinin yakınından alarak Tirebolu'da dere kenarına götürdükleri, inceleme dışı sanığın mağdureyi yalnızlaştırarak onunla cinsel ilişkiye girdiği, daha sonra sanığın Görele'de bulunan evine geçtikleri ve ardından mağdurenin evden ayrıldığı, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanılmadığının kabul edildiği olayda, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasını gerektiren kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanık hakkındaki temel ceza iki yıl olarak tayin edilmiştir.
    Bu bağlamda sanık ve inceleme dışı sanığın gerçekleştirmiş oldukları kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun TCK’nın 109. maddesinin üçüncü fıkrasının bentlerinde altı farklı nitelikli hâlin öngörüldüğü, sanık ve inceleme dışı sanığın eylemlerinin bu nitelikli hâllerden "Birden fazla kişi tarafından birlikte" ve "Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı" şeklinde düzenlenmiş bulunan (b) ve (f) bentlerine temas ettiği Yerel Mahkemece kabul edilmiş ve bu hususta dosya kapsamı itibarıyla herhangi bir isabetsizlik de görülmemiştir. Herhangi bir özellik arz etmeyen durumlarda hâkimin temel cezanın tayininde alt sınırdan hareket edeceği noktasında tartışma bulunmamaktadır. Yerel Mahkemece temel ceza belirlenirken hüküm fıkrasında, alt sınırdan ayrılma nedeni olarak "suçun işleniş biçimi, sanığın suç kastının yoğunluğu ile sanığın şahsi, sosyal ve ekonomik durumu" hususlarının dikkate alındığı belirtilmiş ise de, kararın gerekçe bölümünde sanığın onbeş yaşından küçük mağdureye karşı birden fazla kişiyle birlikte eylemini gerçekleştirdiği yönünden somutlaştırma ve bireyselleştirme yapılmıştır. Bu nedenle somut olayın TCK'nın 61. maddesinin birinci fıkrasında yer verilen suçun işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlike ile failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı kapsamında değerlendirebilecek olması göz önüne alındığında benzer olaylardan farklılık arz ettiği dosyaya yansıtılmış ve mezkûr maddede yer verilmeyen sanığın şahsi, sosyal ve ekonomik durumuna dayanmasına ilişkin maddi hata da bu şekilde kararın gerekçe bölümünde telafi edilmiştir.
    Bu açıklamalara ve tespitlere göre, Yerel Mahkemece gösterilen gerekçenin dosya kapsamına uygun, yasal ve yeterli olduğu ve ulaşılan bu sonucun makul sürede yargılanma hakkına da uygunluk gösterdiği (İHAS madde 6) kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar vermek gerekmiştir.
    VI. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
    2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.03.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.