Ankara Fikri Sınai Haklar Mahkemesinde tanınmış inşaat grubunun seri markalarına benzerlik ve kötü niyetle tescil edilen markanın hükümsüzlüğü davası.
Özet: Davacı, inşaat sektöründe tanınmış hale geldiğini iddia ettiği ve yıllardır tescilli olan seri markalarına benzerliği, kötü niyeti ve karıştırılma ihtimalini gerekçe göstererek, davalı şahıs tarafından tescil edilmek istenen bir markanın başvurusuna yapılan itirazı reddeden Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararının iptali ile söz konusu markanın hükümsüzlüğünü talep etmekte; davalı ise markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik olmadığını, başvuru markasının ayırt edici gücü zayıf bir unsuru içerdiğini ve mal/hizmetler açısından da karıştırılma ihtimali bulunmadığını savunmaktadır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/234 Esas - 2026/39
TÜRK MİLLETİ ADINAT.C.ANKARA2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİGEREKÇELİ KARARESAS NO
: 2025/234KARAR NO
: 2026/39....DAVA
: Marka YİDK Kararının İptali ile Marka HükümsüzlüğüDAVA TARİHİ
: 30/05/2025KARAR TARİHİ
: 04/02/2026GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH
: 04/02/2026Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Marka Hükümsüzlüğü istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:DAVA
:Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, 1986 yılında kurulmuş olan davacının Türkiye'nin önde gelen altyapı gruplarından biri olduğunu ve otel, havalimanı terminalleri, endüstriyel tesisler, hidroelektrik santralleri ve boru hatları gibi yüksek beceri gerektiren inşaat projelerinde uzmanlaştığını, ayrıca hastaneler, yurtlar, okullar ve karma tip gayrimenkul projelerini de başarıyla tamamladığını, davacının 2005 yılından bu yana tescilli olan ve 20 yılı aşkın süredir fiilen kullanılan çok sayıda “...” ibareli seri markaya sahip bulunduğunu ve bu ibarenin uzun yıllar boyunca yapılan yüksek yatırımlar, reklam faaliyetleri, geniş çaplı projeler ve tüketici nezdindeki güçlü prestij sayesinde Türkiye çapında tanınmış marka haline geldiğini, davalı şahıs tarafından 19, 35, 36, 37, 41, 42 ve 43. sınıflara giren mal ve hizmetlerde tescil edilmek üzere dosyalanan .... sayılı “... ...” ibareli marka başvurusunun ilanına karşı davacı tarafından “benzerlik/iltibas”, “tanınmışlık” ve “kötü niyet” gerekçelerine ve 6769 sayılı SMK m. 6/1, 6/5 ve 6/9 hükümlerine dayalı olarak yapılan itirazların ... tarafından reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, zira taraf markalarının görsel, işitsel, kavramsal ve sınıfsal açılardan benzer olduklarını, dava konusu “... ...” ibaresinde yer alan “...” kelimesinin yalnızca coğrafi bir yer adı olduğunu ve ayırt edici nitelik taşımadığını, buna karşılık işaretin asli ve baskın unsurunun “...” olduğunu, bu yapının davacının uzun süredir kullandığı “... .... + ...” formatındaki seri markalarla birebir aynı sistematiği taşıdığını, başvurunun bu seri marka yapısını taklit ederek davacının marka ailesi içinde yer alıyormuş izlenimi verdiğini ve seri marka mantığı çerçevesinde markalar arasında ilişkilendirme ihtimalinin doğduğunu, ayrıca dava konusu markanın kapsamına alınmak istenilen 19, 35, 36, 37 ve 42. sınıflardaki mal ve hizmetler yönünden davacının pek çok “...” ibareli markasının tescilli olduğunu, inşaat hizmetleri ile inşaat malzemeleri arasında Marka İnceleme Kılavuzu’nda da belirtildiği üzere tamamlayıcı ilişki bulunduğundan taraf markalarının aynı veya benzer emtiaları kapsadığını, dolayısıyla somut uyuşmazlıkta karıştırılma ihtimalinin mevcut olduğunun kabulünün zorunlu olduğunu, davacının tanınmış markası “...” ile ayırt edilemeyecek derecede benzer olan “... ...” ibaresinin tescili halinde markanın itibarından haksız yarar sağlanacağını, ayırt edici karakterinin zedeleneceğini ve tanınmış markanın değerinin aşınacağını, davalının basiretli tacir olarak davacının sektörde son derece bilinen “...” markalarını bilmemesinin mümkün olmadığını, bu nedenle başvurunun kötü niyet saikiyle yapıldığının açık olduğunu ileri sürerek,, ... .... başvuru sayılı markanın tescil işlemleri tamamlanmış ise hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP
:Davalı kurum vekili dilekçeleriyle özetle; dava konusu “... ...” ibareli .... sayılı marka başvurusu ile davacının “...” ibareli seri markaları arasında 6769 sayılı SMK m. 6/1 kapsamında karıştırılma ihtimali doğurabilecek nitelikte görsel, işitsel veya kavramsal bir benzerlik bulunmadığını, başvuruya konu işarette yer alan “...” kelimesinin “çatı katı, tavan arası” anlamına geldiğini, özellikle inşaat ve mimari alanda yaygın kullanımının bulunduğunu ve bu nedenle ayırt edici gücü zayıf, tanımlayıcı nitelikte bir unsur olduğunu, buna karşılık “...” ibaresinin başvurunun asli ve baskın unsuru olduğunu, taraf markalarının tertip tarzı, görsel özellikleri ve bütünsel izlenimleri itibarıyla belirgin şekilde farklılaştığını, markalar arasındaki farklılıkların benzerliklere göre çok daha baskın olduğunu, bu nedenle davacının ileri sürdüğü anlamda bir benzerliğin veya ortalama tüketicide ilişkilendirme ihtimali doğuracak bir yakınlığın bulunmadığını, ayrıca başvuru kapsamında kalan mal ve hizmetler bakımından davacı markaları ile aynı veya benzer emtiaların bulunmadığını ya da çifte benzerlik koşulunun gerçekleşmediğini, bu nedenle SMK m. 6/1 uyarınca ret koşullarının somut olayda oluşmadığını, diğer taraftan davacının SMK m. 6/5 kapsamında ileri sürdüğü tanınmışlık iddiasının da yerinde olmadığını, zira bir markanın belirli bir sektörde bilinir olmasının tek başına tanınmışlık için yeterli olmayacağını, davacının tanınmışlıktan haksız yararlanılacağına, markanın itibarının zarar göreceğine veya ayırt edici karakterinin zedeleneceğine ilişkin somut, objektif ve ispata elverişli deliller sunmadığını, bu nedenle SMK m. 6/5’in uygulanamayacağını, ayrıca marka incelemesinin her somut olayın kendi özelliklerine göre yapıldığını ve davacı tarafından emsal olarak gösterilen diğer idari veya yargısal kararların bu dava bakımından bağlayıcı olmadığını, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur.Davalı şahıs davanın esasına cevap dilekçesinde özetle; davacının dayandığı markalar ile kendi başvurusunun mal ve hizmetlerinde benzerlik bulunmadığını, davacının markalarının esas unsurunun “...” ibaresi olup bu ibarenin sektörde tanımlayıcı nitelikte ve yaygın kullanımı nedeniyle güçlü ayırt ediciliği bulunmadığını, taraf markalarının görsel, işitsel ve anlamsal açılardan tamamen farklı olduğunu, özellikle kendi markasında “...” kelimesinin asli unsur olarak yer aldığını, davacının markalarıyla herhangi bir iltibas, ilişkilendirme veya çağrışım ihtimalinin mevcut olmadığını, davacı iddialarında haksız olduğunu, kendi markasının davacı markalarının devamı gibi algılanamayacağını, markalar arasında ortalama tüketiciyi yanıltacak düzeyde herhangi bir benzerlik veya karıştırma ihtimali bulunmadığını, ayrıca davacı iddialarının soyut olduğunu ve markaların mal ve hizmetleri ile hedef kitleleri itibarıyla birbirlerinden belirgin şekilde ayrıldığını ileri sürerek, davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur.Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.GEREKÇE
:Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.İşlem dosyasının tetkikinde, marka işlem dosyasının örneği incelendiğinde; davalı şahıs tarafından 21.08.2023 tarihinde, 19, 35, 36, 37, 41, 42 ve 43. sınıflara giren mal ve hizmetlerde kullanılmak üzere dosyaladığıgörselli marka başvurusunun tescil edilmek üzere 27.09.2023 tarihli ve 429 sayılı .... sayılı markalarına ve 6769 sayılı SMK m. 6/1 ve m. 6/5 hükümlerine dayalı olarak itiraz ettiği, bu itirazın ....Başkanlığı’nın 25.03.2024 tarihli ve ..... sayılı kararı ile tüm gerekçeler açısından reddedilmesi üzerine davacının itirazlarını aynı gerekçelere ek SMK m. 6/9 hükmüne ve aynı markalara dayalı olarak tekrar ettiği, ancak bu itirazın da ... ...'nın 31.03.2025 tarih ve ... sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir.DEĞERLENDİRMELER;DAVALININ .... BAŞVURU SAYILI MARKASI İLE DAVACININ TESCİLLİ MARKALARI ARASINDA, DAVALININ MARKASININ KAPSAMINDA KALMIŞ OLAN EMTİALAR BAKIMINDAN İLTİBAS TEHLİKESİNİN/KARIŞTIRILMA İHTİMALİNİN OLUŞUP OLUŞMADIĞI;6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir.“Aynı mal veya hizmet ” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacaktır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin , her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır.Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir.Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla;Markaların ayniyeti/benzerliği,Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği,Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali, üzerinde durulacaktır. Buna göre;Markaların ayniyeti/benzerliği
:Davalı şahsın tescil ettirmek istediği marka ile davacının davasına/itirazına mesnet aldığı tescilli markaları birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir.Markaların benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir.Markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur . Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Zira; potansiyel müşteriler kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır .Davacının, üç markası hariç davasına/itirazlarına mesnet aldığı markaları, düz yazım karakterindeki siyah renkli harflerle yazılmış kelime/kelime öbeklerinden oluşan sırf kelime markalarıdır; işaretlerde uyuşmazlık konusu olan “...” ibaresi, bazen tek başına, bezen anlamlı Türkçe veya İngilizce cins isimlerle veya coğrafi yer adlarıyla birlikte birer tamlama oluşturacak şekilde kullanılmıştır. Dava konusu edilen marka da, davacının markalarında olduğu gibi, düz yazım karakterindeki siyah renkli büyük harflerle yazılmış iki ibareyi, aynı satır üzerinde ihtiva eden bir kelime markasıdır; bu işarette geçen kelimelerin aynı olan yazım karakterleri ve puntoları itibariyle görsel açıdan aynı baskınlıkta algılandığı,Davacının, “.....” kelime öbeklerinden oluşturulmuş markalardaki, “... + bilinen coğrafi yer adı” kurgusunun, dava konusu edilen markada da aynen kullanıldığı, bilinen bir coğrafi yer adı olan “...” ibaresinin önüne aynı “...” ibaresinin eklenmesiyle aynı yapıda oluşturulmuş bir tamlamanın markanın tek unsuru olarak kullanıldığı, bu sebeplerle de davacının bahsi geçen kurgudaki markaları özelinde, taraf markalarının görsel ve kavramsal açılardan yakın benzer olduğunun söylenebileceği değerlendirilmektedir. Ayrıca; davacının diğer markalarında da, “...” ibaresi ile oluşturulmuş kelime öbekleri itibariyle, taraf markalarının yakınlaşmış olduğu, bu yüzden de; davalının dava konusu edilen markasının, davacının bu markalarının serisinin bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte olduğu düşünülmektedir. Bu benzerliğin; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davacının bilhassa “... + coğrafi yer adı” kelime öbeğinden oluşan markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “... ...” markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulmasının ihtimal dahilinde olduğu,Bu meyanda; İngilizce’de “tavan arası” anlamına gelen “...” ibaresinin markasal hüviyette ayırt ediciliğinin de ayrıca irdelenmesi gerekmektedir; bu ibarenin bahsi geçen anlamı itibariyle, gayrimenkul ve inşaat sektörleriyle bağlantısı olduğu ve bu nedenle de markasal hüviyette ayırt ediciliğinin düşük olduğu düşünülebilecek ise de; kelimenin bu anlamı ile ülkemizdeki konuşma diline ve ticari hayata yerleşmiş olduğu ve bu anlamının, İngilizce’ye hâkim olmayan ortalama bir tüketici tarafından bilinme ihtimalinin düşük olduğu değerlendirilmektedir. Dolayısıyla; söz konusu sektörlerle ilintili emtialar açısından dahi, markasal hüviyette somut ayırt ediciliğinin, başka herhangi bir kelimeden daha zayıf/düşük olmadığı, diğer bir ifadeyle; davalının markasının kapsamında kalmış olan emtialarda “...” ibaresinin markasal hüviyette kullanılması durumunun, yeterli ölçüde “orijinallik/ayırt edicilik” ihtiva ettiği ve herkesin ilk anda aklına gelebilecek bir tercih olmadığı değerlendirilmektedir. Dolayısıyla; ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve Yargıtay Kararları’nda yerleşmiş olan görüşün somut uyuşmazlıkla örtüşmediği,Sonuç itibariyle; davacının ....sayılı “... ...... sayılı ...” ibareli markaları özelinde, taraf markalarında kullanılmış olan kelime öbeklerinin kurgusu, yazım stili ve okunuşları esas etken olarak, karşılaştırılan markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirlerine yakın benzediği, davacının diğer markaları açısından da, “...” ibaresinin ortaklığından hareketle, davalının markasının, davacının markalarının serisinin bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu,Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği:6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle;Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği,Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği,Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri,Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı,Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı,Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı,Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır. Buna göre;“Aynı mal veya hizmet” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir.Ortalama tüketici, markaları aynı anda incelemeye tabi tutmadığı gibi küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde inceleyemez. Sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışır. Ortalama alıcı kitlesinin tamamı karıştırma tehlikesine maruz kalmasa bile bir kısmının bu risk altında bulunması dahi karıştırılma ihtimalinin gerçekleştiğinin kabulü için yeterlidir .Ancak; ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır . Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir . Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder.Somut olay açısından; davalının markasının kapsamında kalmış olan, 19, 35, 36, 37 ve 42. Sınıflardaki emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/ özen/seçicilik seviyesi incelendiğinde; bu tüketicilerin/alıcıların söz konusu emtiaları satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirdiği, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz ürün/hizmet alma riskini azaltmaya çalıştığı, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını verdiği gerçekleri gözetildiğinde, söz konusu tüketici/alıcı kitlesinin bu emtiaları satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/ özen seviyesinin düşük olmadığı,davacının muhtelif markaları, davalının markasının kapsamında kalmış olan emtiaların birebir aynıları yönünden tescillidir. Dolayısıyla; somut uyuşmazlıkta, davalının markasının kapsamında kalmış olan tüm emtialar yönünden emtia ayniyeti şartının gerçekleşmiş olduğu, ilave bir inceleme yapılmasına gerek kalmaksızın, söylenebilecektir. Bütün bunlara göre;Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırılma ihtimali:6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici /müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir.SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır:Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler,Çağrıştırma,Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat,Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu,Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman.Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; davacının “... + coğrafi yer adı” şeklinde oluşturulmuş markaları başta olmak üzere, taraf markalarında kullanılmış olan kelime öbeklerinin kurgusu, okunuşu ve düz yazı karakterindeki yazım stili esas etken olarak, karşılaştırılan markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirlerine benzediği, davacının diğer markaları açısından da davalının dava konusu edilen markasının, davacının markalarının serisinin bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte olduğu düşünülmektedir. Bu benzerliğin; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davacının “...”lu markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “... ...” markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulmasının ihtimal dahilinde olduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca; davalının markasının kapsamında kalmış olan tüm emtiaların, davacının muhtelif markalarının tescili kapsamında aynen yer aldığı da tespit edildiğinden, her ne kadar bu emtiaların hitap ettiği alıcı/tüketici kesiminin dikkat/özen seviyesi düşük değil ise de, bu emtialarda “... + coğrafi yer adı” kelime öbeklerinin markasal hüviyette farklı firmalar/tacirler tarafından kullanılması halinde alıcıların söz konusu mal veya hizmetlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden/işletmelerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma ihtimalini yarattığı, alıcıların/tüketicilerin iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu, ortak bir çalışma kapsamında iş yapıldığını düşünebilecekleri, davalının markasının, davacının “...”lu markalarının kapsamına giren bu emtialar açısından davacının hedef pazarındaki tüketici/müşteri kitlesi nezdinde karışıklık yaratabileceği ve bunun da iltibas ihtimalinin kabulü için yeterli olarak görüleceği,Bu nedenlerle; davalının markasının kapsamında kalmış olan tüm emtialar yönünden, karşılaştırılan markaların karıştırılma ihtimalinin, iltibas tehlikesinin bulunduğu,DAVACININ İTİRAZLARINA/DAVASINA MESNET ALDIĞI MARKALARININ TANINMIŞLIĞI İDDİASININ DAVALININ .... BAŞVURU SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ETKİSİ/ENGELİ;Davacının dava/... marka işlem dosyasına sunduğu belge ve delillerden; davacının markalarının tanıtımına yapılan (ciddi) yatırımlar, bu markaların piyasa payı ve bilinirliği anlaşılamamaktadır, dolayısıyla dava dosyası içeriğindeki somut deliller itibariyle, davacının markalarının “tanınmış” olduğunun söylenmesi mümkün görülmemiştir. Ayrıca da davacı bu yöndeki “tanınmışlık” iddialarını ispat edebilse bile, somut olayda SMK m. 6/5 hükmü gereğince tanınmış marka korumasından yararlanılabilmesi için, davalının başvuruya konu markasının, davacının markalarının bu tanınmışlığından haksız yarar sağlaması, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi ve ayırt ediciliğini zedelemesi durumlarından birinin oluşmuş olması gerekir. Hatta, tanınmışlığın varlığı koşulu sağlanmışsa bile, inceleme, önceki/tanınmış markanın zarar görecek şekilde etkilenmesi koşulu ile devam etmelidir . Bu koşulun gerçekleşme ihtimali, haklı sebeplerle ve mantıklı argümanlarla ortaya konulmalıdır, şöyle, ki; davalının markasının tescil edilmesi halinde, hayatın olağan akışı içinde SMK 6/5 maddesinde sayılan durumların ortaya çıkmasının gerçekten olası olduğu yönünde bir kanaat hâsıl olmalıdır. Davacının SMK 6/5 maddesi hükmünde sayılan şartların gerçekleştiğine/gerçekleşme ihtimali olduğuna dair de, dava/... işlem dosyalarına herhangi bir delil sunmamış olduğu gözetildiğinde, somut olayda, davacının tanınmışlıkla ilgili iddialarının, dava konusu markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı,DAVACININ KÖTÜ NİYETE İLİŞKİN İDDİASININ DAVALININ .... BAŞVURU SAYILI MARKASININ HÜKMÜNE ETKİSİ;Davalı şahsın “... ...” işaretini kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla veya davacının markası ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava/itiraz dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan, sırf markaların benziyor olmasının kötü niyetin tespiti için yeterli olmadığı, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığının ispat olunamadığı,Netice itibariyle,Karşılaştırılan markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirlerine benzediği, davacının .... sayılı markaları özelinde, bu benzerliğin daha da belirgin olduğu,Davalının markasının kapsamında kalmış olan emtiaların tamamı açısından, davacının muhtelif markaları yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının da gerçekleşmiş olduğu,Dava konusu edilen markanın kapsamında kalmış olan emtiaların hitap ettiği alıcı/ tüketici kesiminin bilgi/bilinç/dikkat/özen/algı seviyelerinin düşük olmadığı,Davalının markasının kapsamında kalmış olan tüm emtialar yönünden, karşılaştırılan markalar arasında, karıştırılma ihtimalinin bulunduğu,Davacının “tanınmışlık” iddiasının davalının markasının tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı,Davacının “kötü niyet” iddialarının ispat edilemediği,Dava konusu edilen 31.03.2025 tarihli ve .... kararının iptali ile dava konusu 2023/109110 sayılı markanın hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu sonuçlarına ulaşılmış olup aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.H Ü K Ü M
:Davanın kabulüne,.... sayılı kararının tüm mal ve hizmetler yönünden iptaline,Davaya konu markanın tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen Türk Patent’e gönderilmesine,Alınması gereken 732,00.-TL harçtan peşin alınan 615,40.-TL harcın mahsubu ile eksik kalan 116,60.-TL maktu ilam harcının davalılardan alınarak hazineye irat kaydına,Davacı kendisini vekille temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 23.382,60.-TLyargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),Dair, davacı vekili ile davalı kurum ile diğer davalı vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.Kâtip Hâkim ....✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdırMASRAF DÖKÜMÜHarçlar
: 2.947,60.-TLGider Avansı
:20.435,00.-TLTOPLAM
:23.382,60.-TL