Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde, tanınmış bir porselen markasının itirazı üzerine yeni bir markanın tescilini onaylayan YIDK kararının iptali davası inceleniyor.
Özet: Bu hukuki ihtilaf, köklü bir porselen üreticisinin, kendi tanınmış "..." markasının "porselen" kısaltması olması ve davalının tescilli "..." ibareli markasının "diyar" anlamına gelmesi nedeniyle anlamsal, kavramsal ve ticari algı açısından yüksek karıştırılma ihtimali taşıdığı, ayırt edicilikten yoksun olduğu ve Sınai Mülkiyet Kanununun mutlak ret nedenlerine girdiğini ileri sürerek YIDKnın itirazı reddeden kararının iptali talebiyle açılmış; davalılar ise kendi markalarının ayırt edici nitelikte olduğunu, tanımlayıcı olmadığını, bütünsel izlenim itibarıyla davacı markasıyla görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik taşımadığını ve YIDK kararının hukuka uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiş, mahkeme ise uyuşmazlığın çözümü için bilirkişi heyeti görevlendirmiştir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/287 Esas - 2026/78

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No
: 2025/287
Karar No
: 2026/78
....
Dava
: Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali
Dava Tarihi
: 08/07/2025
Karar Tarihi
: 18/02/2026
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih
: 18/02/2026
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
DAVA
:
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; 1992 yılından bu yana “...” ibaresini ticaret unvanının ayırıcı unsuru ve çatı marka olarak kullanan, çok sayıda ulusal ve uluslararası marka tesciline sahip, yaygın satış ve dağıtım ağı bulunan, yargı kararları ve ... kayıtlarıyla tanınmış marka olduğu sabit olan köklü bir porselen üreticisi olduğunu, davalı şahıs adına 20 ve 21. sınıflarda tescil edilen .... sayılı “...” ibareli markanın, anlamsal, kavramsal ve ticari algı bakımından “...” markasını doğrudan çağrıştırdığını, zira “....” ibaresinin porselenin kısaltması olduğunu, “....” ibaresinin ise diyar anlamını taşıdığını, bu nedenle her iki markanın aynı anlam alanına sahip olduğunu ve ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ihtimalinin son derece yüksek olduğunu, davalı markasının ayırt edici niteliği bulunmadığını ve SMK m. 5 kapsamında mutlak ret nedeni taşıdığını, buna rağmen .....sayılı kararı ile yapılan itirazın hatalı ve hukuka aykırı şekilde reddedildiğini, söz konusu kararın “...” markasının tanınmışlığına, seri marka yapısına ve marka hukukunun temel ilkelerine aykırı olduğunu ifade ederek, ... YİDK’nın 09/05/2025 tarih ve .... sayılı kararının iptaline, .... sayılı “...” ibareli markaya ilişkin itirazın reddine dair işlemin tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
:
Davalı ... vekili cevaplarında özetle; dava konusu.... sayılı “...” ibareli marka başvurusunun 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 5/1 (b) ve (c) bentleri kapsamında ayırt edicilikten yoksun ya da tanımlayıcı nitelikte değerlendirilemeyeceğini, markanın figüratif unsurlarıyla birlikte bütünsel izlenim itibarıyla ayırt edici nitelik taşıdığını ve ortalama tüketici nezdinde ticari kaynak gösterme fonksiyonunu yerine getirdiğini, bu nedenle davacı firma tarafından yapılan itirazların reddine ilişkin Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun 09.05.2025 tarihli ve ....sayılı kararının usul ve hukuka uygun olduğunu, ... tarafından marka başvuru sürecinde tesis edilen işlemlerde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şahıs vekili cevaplarında özetle; davalı adına tescilli bulunan “... + Şekil” markasının 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 5. maddesi kapsamında mutlak ret nedeni teşkil eden bir işaret olmadığını, marka başvurusunun ... tarafından yapılan inceleme sonucunda hukuka uygun şekilde tescil edildiğini, “...” ibaresinin bir bütün olarak değerlendirildiğinde ayırt edici nitelik taşıyan, hayali ve çağrışımsal bir slogan olduğunu ve doğrudan herhangi bir emtiayı tanımlamadığını, markaların kelime kelime değil bütünsel izlenim esas alınarak değerlendirilmesi gerektiğini, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığını, bu kapsamda davalı markada kullanılan şeklin yuvarlak daire içerisinde “P” ve “d” harflerinin birleşiminden oluştuğunu, davacı markasında ise balerin ağırlıklı farklı bir figür bulunduğunu ve şekil unsurları itibarıyla da benzerlikten söz edilemeyeceğini, davacı firma tarafından ileri sürülen tanınmış marka iddiasının ise dosyaya sunulan “porselen sektörü marka değer araştırması” raporunun profesyonel kullanıcılar nezdinde hazırlanmış olması ve raporda markanın tercih edilmemesinin nedenleri arasında tanınmamışlığın da yer alması karşısında, ortalama tüketici bakımından tanınmışlık iddiasını desteklemediğini ve bu yönüyle çelişkili ve ikna edici olmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE
:
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, .... kararının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının... sayılı "..." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu.... sayılı "..." ibareli marka için davalı tarafından 30/01/2024 tarihinde 20/21.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, ilana karşın davacı firmanın 6769 sayılı SMK’nın m. 5/1-b ve m. 5/1-c hükümlerine dayalı olarak dosyaladığı itirazın, .... sayılı kararı ile nihai olarak reddine karar verdiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Dava konusu edilen ... markası, renk unsurundan yoksun, kelime ve şekil unsurlarının kullanıldığı karma bir markadır; işaretin sol baş kısmına, bir çember içerisinde “P” harfini andıran kıvrımlı bir figür konuşlandırılmış, bu figürün yanına da, siyah renkli büyük harflerle, aynı puntolarla, aynı satırda ayrı olacak şekilde “...” kelime öbeği yazılmıştır. Öncelikle; davalının markasında geçen basit figürün, işaretin markasal hüviyette ayırt ediciliğine katkısının, kelime unsurundan daha düşük olduğu değerlendirilmiştir. Zira; böyle, basit şekil unsuru yanında baskın kelime unsurları ihtiva eden markalarda “söz görünümden daha yüksek sesle konuşur”. Ayrıca; potansiyel müşteriler, bu tür karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. İşarette kullanılan kelimelerin yazım özellikleri itibariyle de, öbek içerisinde tek bir kelimenin, tek başına ön plana çıktığı söylenememektedir. Dolayısıyla; dava konusu edilen markanın esas unsurunun bütünleşik “...” kelime öbeği olduğu değerlendirilmiştir.
Markanın esas unsuru olan “...” isim tamlaması, Türkçe’de sırasıyla “kaolinden yapılma, beyaz, sert ve yarı saydam çömlek hamuru” ve “ülke, dünya” anlamlarına gelen iki cins isimden oluşturulmuştur ve tüketici zihninde ilk anda oluşturduğu algı “porselenin bulunduğu yer” şeklindedir. Ancak; “porselenin bulunduğu yer” olarak bilinen bir yer olmadığından, işaretin tüketici zihninde uyandırdığı algının doğrudan bir ürünü işaret etmesi ihtimali bulunmadığı anlaşılmıştır. Yani; “...” kelime öbeğini haiz bir markayla karşılaşan tüketicilerin zihinlerine, bu kelime öbeğini duyduklarında veya gördüklerinde, spesifik olarak tek bir ürünün adını veya spesifik bir yer gelmemektedir. Böyle bir intibaya ulaşabilecekleri düşünüldüğünde dahi, bu işaretin kullanıldığı “porselen”lerin veya başka ürünlerin “bir diyarının” olmasının tüketici algısında herhangi bir mantıklı karşılığı yoktur. Dolayısıyla; “...” isim tamlamasının, davalı şahıs tarafından oluşturulmuş, özgün bir tamlama olduğu değerlendirilmiştir. Yerleşik birer anlamı haiz kelimelerden oluşturulmuş isim tamlamalarının hepsinin, doğrudan ve herhangi bir zihni çabaya gerek kalmaksızın bir nesneyi/durumu/insanı vs. çağrıştırdığı, bir “cins isim” olduğu düşünülemez. Dava konusu edilen markada, anlamları bilinen/bilinebilecek kelimelerle oluşturulmuş tamlamanın özgünlüğü gözetildiğinde, bu tamlamanın bir “pazarlama stratejisi” kapsamında, davalının ürünlerini başka kişi ve kuruluşların ürünlerinden ayırt etmeyi sağlayacak bir “slogan” olabileceği, yani markasal hüviyette asgari soyut ve “porselen” ile ilişkilendirilebilecek emtialar yönünden dahi somut ayırt ediciliği haiz bir işaret olarak kabul edilebileceği değerlendirilmiştir.
Neticede; “....” görselli markanın gerek soyut olarak ayırt edici niteliği olmadığı ileri sürülebilecek bir işaretten oluşmadığı, gerekse emtia listesindeki emtialarla spesifik bir ilişkisinin bulunmadığı, bu emtialardan fonksiyonel ve kavramsal açılardan bağımsız olduğu, “.... ibaresinin söz konusu emtiaların (olabilecek) bir özelliğini ya da kompozisyonunu doğrudan doğruya ve derhal düşündürmediği, bu ilişkinin tüketicinin algısında ilave bir irdeleme veya analize gerek olmadan doğrudan kurulamayacağı gerçekleri gözetildiğinde, dava konusu edilen marka başvurusunun “marka olabilecek nitelikte somut ve soyut ayırt ediciliği haiz bir işaret” olduğu kanaatine varılmıştır.
6769 sayılı SMK’nın 5/1-c bendine göre, “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler” marka olarak tescil edilemez.
Bir işaretin SMK m. 5/I-c kapsamında değerlendirilebilmesi için; mal veya hizmetin karakteristik bir özelliğini, vasfını, amacını hiçbir özel zihni çabaya mahal bırakmadan, mal veya hizmet ile sıkı ilişkisi sebebiyle mal veya hizmetin bir özelliğini derhal düşündürmesi ve akla getirmesi gerekmektedir. SMK 5/1-c hükmü uyarınca, marka kapsamındaki mal veya hizmetleri tanımlayıcı nitelikteki işaretler marka olarak tescil edilmek suretiyle bir şahsın inhisarına verilemez. Zira mal veya hizmeti tanımlayıcı nitelikteki bu tür işaretler üzerinde bir kişiye marka hakkı tanınması, rekabet imkânının haksız biçimde sınırlandırılmasına yol açar. Çünkü marka üzerinde elde edilen hak, aynı zamanda bir ‘tekel hakkı’dır. Marka sahibi, kendisi dışındaki kişi ve kuruluşların, aynı işareti/tanıtma vasıtasını, başkalarının kullanmasını engelleyebildiğinden, bu, söylenebilmektedir. Dolayısıyla, üzerinde kullanılacağı mal veya hizmetin karakteristik bir özelliğini tek başına ihtiva eden, o mal veya hizmet için tanımlayıcı olan bir işaret, marka olarak tescil edilmemelidir. Bu tür işaretler, ancak ve sadece, yanına ayırt edici ekler/eklemeler/başka unsurlar alınmak şartıyla oluşturulacak yeni markalarda herkes tarafından kullanılabilir. Bu durumda; dava konusu “....” işaretinin, reddedildiği emtialar açısından tanımlayıcı özelliği bulunup bulunmadığı irdelenmelidir.
Yukarıda, 5/1-b bendi ile ilgili değerlendirmede de belirttiği üzere; dava konusu edilen markada geçen .... ibaresinin, bütünleşik olarak algılandığı şeklinde markanın esas unsuru olduğu görülse de, “porselenin bulunduğu yer” anlamına gelen bu kelime öbeğinin tüketici zihninde uyandırdığı algının doğrudan belli bir ürün türünü ya da ürünün vasfını işaret etmesi ihtimalinin bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Nitekim Yargıtay da somut olaya emsal teşkil edebilecek bir kararında “.....anılan ibarenin özel bir zihni çabaya gerek olmaksızın, sıkı ilişkisi nedeniyle doğrudan ve münhasıran saat emtiası için karakteristik bir özellik belirten bir işaret olduğu sonucuna varılamaz....” demekle; “özel bir zihni çabaya gerek olmaksızın, sıkı ilişkisi nedeniyle doğrudan ve münhasıran bir emtianın karakteristik bir özelliğini belirten işaretlerin” marka olarak tescilinin mümkün olmadığına işaret etmiştir. Halbuki; dava konusu görselli marka, “...” şeklindeki esas unsuru itibariyle, doğrudan, zihni bir çabaya gerek olmaksızın, herkes tarafından bilinen ve ticaret alanında herkes tarafından kullanılabilecek olan bir anlamı zihinde uyandırmamakta, kavramsal olarak 20 ila 21. Sınıflara giren emtiaların, “porselenden yapılan ürünler” dahil olmak üzere, hiçbirinin karakteristik bir özelliğini betimlememekte ya da bu emtiaların cinsini, vasfını ve türünü belirtmemektedir.
Neticede; dava konusu edilen .... markasının, tescili kapsamına giren emtiaları tanımlayıcı/tasviri nitelikte olmadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Davaya konu davalı şahıs markasının, tescili kapsamına giren emtialar yönünden; marka olabilecek nitelikte soyut-somut ayırt ediciliğinin bulunduğu, tanımlayıcı/tasviri nitelikte olmadığı,....kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M
:
Davanın Reddine,
Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 116,60.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum ve davalı şahıs kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.18/02/2026
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır