Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, medikal estetik cihaz markası ...nın ayırt edicilik ve tanımlayıcılık tartışmasıyla YIDK kararının iptali davasını inceledi.
Özet: Bu dava, davacının medikal estetik alanında yarattığı ve dünya çapında tanınan "..." ibareli markasının, ayırt edici nitelikten yoksun ve tanımlayıcı olduğu gerekçesiyle reddedilen tescil başvurusuna ilişkin kurum kararının iptali istemiyle açılmış olup; davacı, markasının kendine özgü, sözlük anlamı olmayan, belirli bir cihazla özdeşleşmiş ve birçok ülkede tescilli olduğunu savunurken, davalı ise ibarenin yağ dokuyu hedefleyen bir cihazı tanımladığını ve ortalama tüketici nezdinde markasal algı taşımadığını iddia ederek reddedilen tescil kararının hukuka uygun olduğunu belirtmiştir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/288 Esas - 2026/109

TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO
: 2025/288
KARAR NO
: 2026/109
....
DAVA
: Marka YİDK Kararının İptali
DAVA TARİHİ
: 08/07/2025
KARAR TARİHİ
: 11/03/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH
: 11/03/2026
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
DAVA
:
Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili şirketin “...” markasının birçok ülkede tescilli olduğunu, medikal estetik tedavilerinde önde gelen bir marka olmasıyla dünya çapında tanındığını, “...” markasının müvekkili tarafından yaratıldığını, uzun yıllardır Türkiye de dahil dünyanın birçok yerinde “...” markası ile faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin .... sayılı “...” ibareli markasının 10 ve 44. Sınıflarda tescili için yapılan başvurunun .... tarafından ilk incelemede SMK 5/1(b) ve (c) hükümleri uyarınca reddedildiğini, ret kararına karşı müvekkili itirazının T.... sayılı kararı ile reddedildiğini, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, ... kararının öncelikle gerekçelendirilmemiş olması sebebiyle iptali gerektiğini, “...” ibaresinin hangi sebeple ayırt edici niteliğe sahip olmadığı ve kapsamındaki mal ve hizmetler bakımından tanımlayıcı olduğuna karar verilmesinin gerekçelerinin bulunmadığını, müvekkili tarafından yaratılmış ve piyasada uzun yıllardır kullanılan “...” ibaresinin ilgili sektörde yerleşik bir anlam ifade etmediğini, tanımlayıcı niteliği bulunmadığını, estetik müdahale cihazları alanında ciddi bir bilinirlik ve marka değeri kazandığını, “...” ibaresinin herhangi bir dilde sözlük anlamı bulunmadığını, “...” ibaresinin müvekkili tarafından yaratılan minimal invaziv estetik vücut şekillendirme için ultrason enerjisini kullanan ve geleneksel liposuction’a göre daha az ağrı ve kesik oluşumu ile daha iyi bir görünüme kavuşturan estetik müdahale cihazının markası olduğunu, bu cihazın kullandığı yöntem ile yağ hücreleri arasındaki bağların ultrason dalgalarıyla kırılarak yağın sıvılaştırılması ve bu şekilde yağların daha kolay çekilmesinin sağlandığını, yalnızca müvekkili tarafından satışı sağlanan bu cihazın üzerinde müvekkilinin yarattığı markası olan “...” ibaresinin yer aldığını, ibarenin tescil talebine konu sınıflar bakımından ayırt edici olduğunu, ilgili tüketiciler tarafından marka olarak algılanacağını, çeşitli makale, haber ve blog yazılarında da “...” ibaresinin müvekkili şirket ile ilişkilendirildiğini ve müvekkiline ait bir marka olarak anıldığını, markanın ticari hayatta daha öncesinde kimse tarafından kullanılmadığını, müvekkilinin Paris Sözleşmesine taraf çok sayıda ülkede tescilli olan “...” ibareli birçok markası varken marka başvurusunun SMK 5/1(b) ve (c) maddeleri uyarınca reddedilmesinin Paris Sözleşmesinin 4. mükerrer 6. maddesi çerçevesinde de yerinde olmadığını beyanla; ..... sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
:
Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu başvurunun esasını oluşturan "..." ibaresinin doku seçiciliği olan ve deri altında gezdirdiğinde sadece yağ dokuyu hedef alabilen bir cihazın adı olduğu ve sektörde "... liposuction" şeklinde yağ hücrelerini kalıcı olarak uzaklaştırın bir yöntem olarak kullanıldığının tespit edildiğini, ibarenin orta düzeydeki tüketiciler nezdinde kısmi redde konu mal ve hizmetlerde markasal bir algıya ve ayırt edici niteliğe sahip bulunmadığını, .... kararının usul ve yasaya uygun olduğunu beyanla; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE
:
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
İşlem dosyasının tetkikinde, dava konusu ....sayılı marka başvurusu, 10 / 44. sınıflar için tescil talebiyle 14.03.2024 tarihinde yapıldığı, başvurunun .... kararı ile itirazın ve başvurunun reddedilmesine karar verildiği anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir.
DEĞERLENDİRMELER
:
Dava Konusu Marka Başvurusunun “Somut Ayırt Ediciliğinin” Bulunup Bulunmadığı ve “Tasviri” Nitelikte Olup Olmadığı;
6769 sayılı Kanun m.4 hükmüne göre; marka, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaretten oluşabilir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun mutlak ret nedenlerini düzenleyen 5. maddesinin (b) bendi uyarınca; “Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler” marka olarak tescil edilemez.
Madde gerekçesine göre, sicilde gösterilebilir olmasına rağmen ilgili mal ve hizmetler için ayırt ediciliğe sahip olmayan, dolayısıyla tüketiciler tarafından marka olarak algılanmayacak işaretlerin tescil edilemeyeceğinin düzenlenmesi amaçlanmıştır. .....maddesinde de marka olarak tescil edilemeyecek herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler benzer şekilde düzenlenmiştir.
Ayırt edicilik esas olarak, farklı işletmeler tarafından üretilen malların veya sunulan hizmetlerin tüketiciler nezdinde ayırt edilebilmesi fonksiyonuna işaret eder. Dolayısıyla, işaret tüketici nezdinde ayırt edebilme işlevini göstermelidir. Bir işaretin ayırt edici niteliği temel olarak,
(1)inceleme konusu mallara veya hizmetlere ilişkin olarak,
(2)ilgili tüketici kesiminin, yani malların veya hizmetlerin makul düzeyde bilgili, gözlemci ve ihtiyatlı ortalama tüketicilerinin algısına göre değerlendirilmelidir.
Bir işaretin somut ayırt edicilik niteliğinin tespitinde, işaretin başvuru kapsamında yer alan mal ve hizmetleri diğer mal ve hizmetlerden ayırt etmeye elverişli olup olmadığı, kaynak gösterme fonksiyonuna sahip olup olmadığı incelenmelidir. Dolayısıyla, tescili talep edilen işaretin somut ayırt edici niteliğe sahip olduğunun söylenebilmesi için, işaretin hangi mal ve hizmetler için tescili isteniyorsa o mal ve hizmetleri o grupta yer alan diğer mal ve hizmetlerden somut olarak ayırt edebilmelidir. Bazı işaretler, mal veya hizmetlerin belirli bir teşebbüsle ilişkisini ortaya koymaya müsait değildir ve ortalama tüketiciler tarafından bu işaretler marka olarak algılanamamaktadır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun mutlak ret nedenlerini düzenleyen 5/1 maddesinin (c) bendi ise; “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler” marka olarak tescil edilemeyeceğini düzenlemektedir.
Marka incelemeleri aşamasında dikkate alınan kıstaslardan biri olan tanımlayıcılık, marka başvurusunda bulunulan malın/hizmetin içeriğini, kalitesini, özelliğini, karakteristiğini, fonksiyonunu, amacını veya kullanım biçimini tamamlayan ibarelerdir. Diğer taraftan, bir işaretin tanımlayıcı olarak kabul edilebilmesi için, işaret ile mal veya hizmet arasında doğrudan ve çok özel bir ilişkinin bulunması, işaretin mal veya hizmetin bir özelliğini veya kompozisyonunu doğrudan doğruya ve derhal düşündürmesi, bu ilişkinin tüketici algısında ekstra bir incelemeye gerek olmadan doğrudan kurulabilmesi gerekir.
Marka başvurusunda bulunulan bir ibare, tescili talep edilen mallardan/hizmetlerden sadece bir veya birkaç tanesi için tanımlayıcı olabileceği gibi, mal/hizmet listesinin tamamı bakımından da tanımlayıcı olabilecektir. İbarenin tanımlayıcı olabilmesi için, tescili talep edilen mallardan/hizmetlerden herhangi birine dair içerik, kalite, karakter, özellik, fonksiyon veya amaç belirtiyor olması yeterlidir.
SMK’nın 5/1-c bendine göre bir ibarenin tasviri işaretlerden sayılması için, işaretin hiçbir özel zihni çabaya gerek olmaksızın, doğrudan doğruya, mal ve hizmet ile sıkı ilişkisi nedeniyle malın veya hizmetin bir özelliğini veya kompozisyonunu derhal düşündürmesi ve akla getirmesi gerekmektedir. Bir mal veya hizmeti doğrudan çağrıştırmayıp akla getirmeyen ancak imada bulunan kelimelerin tescilinin bu maddeye göre engellenmesi mümkün değildir. Tüketici, işareti gördüğünde kesin olarak mal veya hizmetin niteliğinin tanımlayamıyor fakat olasılıkları zihninde birkaç seçeneğe kadar indirebiliyorsa o markanın tescili mümkündür ve bu tür işaretler marka olarak tescil edilebilir.
Bu hükmün temel amacı, ilgili sektörde faaliyet gösteren herkesin kullanımına açık olması gereken tanımlayıcı işaretlerin tek kişinin tekeline verilmesinin önüne geçerek kamu yararını gözetmektedir. Böylece tanımlayıcı bir işaretin tek bir kişinin tekeline verilmek suretiyle, diğer işletmelere karşı haksız bir avantaj sağlanmasını engellemektir.
6769 sayılı SMK madde 5/1-b ve 5/1-c maddeleri arasında sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Zira artık yerleşik hale gelen yargı kararları çerçevesinde “Tescili istenen işaretin tanımlayıcı kabul edilmesi için, işaretin ilgili mal ve hizmetle sıkı ilişkisi sebebiyle malın veya hizmetin bir özelliğini veya kompozisyonu refleks halinde derhal düşündürmesi ve akla getirmesi gerekmekte olup, bir mal veya hizmeti doğrudan çağrıştırmayan ancak telmihte bulunan yani hatırlatan veya üstü kapalı şekilde anımsatan kelimelerin tanımlayıcı olmadığı ve tescilinin engellenemez”
Somut olay bakımından incelenmesi gereken, dava konusu markanın bir bütün olarak, kapsamında yer alan tüm kelime ve şekil unsurları ile birlikte, 6769 sayılı SMK madde 5/1-b-c maddeleri kapsamında reddine karar verilen mal ve hizmetler bakımından, hiçbir özel zihni çabaya gerek olmaksızın, doğrudan doğruya, mal ile sıkı bir ilişki içerisinde olup olmadığı, malın bir özelliğini veya kompozisyonunu derhal düşündürüp düşündürmediği ve akla getirip getirmediği, tüketicinin işareti gördüğünde kesin olarak malın niteliğini tanımlayıp tanımlamadığı, zihninde birkaç seçeneğin oluşup oluşmadığının tespitidir.
Somut uyuşmazlık bakımından, dava konusu “..." ibareli marka başvurusu, mutlak ret nedenleri kapsamında 6769 sayılı SMK madde 5/1-b ve 5/1-c hükümleri uyarınca, marka kapsamında yer alan tüm mal ve hizmetler bakımından reddedilmiştir.
Dava konusu 2024/036187 sayılı markanın emtia kapsamının
"10. Sınıf
: Cerrahi aletler ve cihazlar; dokuyu parçalamak ve pıhtılaştırmak için bir ultrasonik cerrahi alet, infüzör irrigatörü ve aspiratör, hassas sıvı yönetimi ölçüm ve kontrol cihazı ve ultrason görüntüleme cihazından oluşan ultrasonik cerrahi sistemler; burada bahsedilenlerin tamamına ilişkin parça ve donanımlar.
44. Sınıf
: Tıbbi hizmetler; cerrahi tedavi sağlama hizmetleri; ultrasonik cerrahi prosedürler gerçekleştirme hizmetleri; kozmetik cerrahi hizmetler; ultrasonik destekli lipoplasti hizmetleri; ultrason prosedürler ve cerrahi sistemler kullanılarak vücut yağlarının giderilmesi hizmetleri; burada bahsedilenlere ilişkin bilgi ve danışmanlık hizmetleri. " biçiminde olduğu,
“...” ibaresinin, herhangi bir anlamı tespit edilememiştir. Davacı taraf, karara itiraz dilekçesinde çeşitli makale, haber ve blog yazılarından örnekler sunmuştur. Aynı zamanda, “...” ibaresinin birçok ülkede müvekkili adına tescilli olduğunu ifade etmiştir.
WIPO nezinde yaptığımız araştırmada, “...” ibaresinin ilk olarak 10. Sınıfta yer alan “surgical instrument, namely, an ultrasonic surgical system” emtiası bakımından Avustralya’da 14.01.2000 tarihinde yapılan başvuru ile davacı adına tescil edildiği tespit edilmiştir. 44. Sınıf hizmetler bakımından ise ilk olarak “... lipo” ibaresi ile Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık nezdinde 17.02.2010 tarihli başvuru ile davacı adına tescil edildiği,
Google ve Google Akademik platformlarında yapılan araştırmalar neticesinde; gerek hastanelerin gerekse hekimlerin tanıtım ve bilgilendirme amaçlı oluşturdukları internet sayfalarında “...” ibaresinin, belirli bir ticari kaynağı işaret eden marka olarak değil, liposuction alanında uygulanan bir yöntem/teknik adı olarak kullanıldığı,
“...” kelimesi; Akronim olarak bilinen “birden fazla kelimeden oluşan bir terimin baş harfleri (veya heceleri) birleştirilerek oluşturulan ve tek bir kelime gibi okunan kısaltmadan oluşturulmuş olduğu, Akronimle yaratılan ifade söylenirken, harf harf değil kelime gibi okunduğu, huzurdaki davada kullanılan “...” ifadesi de bu yöntemle oluşturulmuş olup ilgili literatürde geçen tanımlarından bazıları ise Literatürde “Vibration Amplification of Sound Energy at Resonance”ın kısaltması olarak “...” kullanılmaktadır. Ultrasonik ses dalgaları kullanılarak yağ hücrelerinin parçalanarak alınmasını sağlayan ileri bir yağ alma (liposuction) tekniği olarak ifade edildiği, ..., “.... teknolojisini ifade etiği,
... gibi Akronim tekniği kullanılarak oluşturulan ve her sektörde sıklıkla kullanılan bir örnek kelime de “....” ifadesinin kısaltması olduğu, “...” ibaresinin tanımlarında da, klasik liposuction yöntemine alternatif bir uygulama biçimi olarak tanımlandığı ve bu doğrultuda kullanıldığı, incelenen bilimsel makaleler ve akademik yayınlar bakımından da benzer bir durum söz konusudur. Bu yayınlarda “...” ibaresinin, teknik bir terim olarak ele alındığı; ibarenin marka olduğuna işaret eden “®” veya benzeri herhangi bir tescil göstergesinin kullanılmadığı gibi, davacı şirkete yönelik açık veya örtülü bir atfın da bulunmadığı, bu hususun, ilgili ibarenin sektörde ve akademik çevrelerde, belirli bir ticari kaynaktan bağımsız biçimde, genel kullanımda yerleşmiş bir yöntem adı ve aynı zamanda cihaz adı olarak algılandığını ortaya koyduğu,
İlgili ibarenin, farklı hastaneler, hekimler ve akademik çevreler tarafından, herhangi bir lisans, izin veya marka atfı yapılmaksızın kullanılması; “...” ibaresinin, sektörde cins ad haline gelmiş bir terim olarak benimsendiğini göstermektedir. “...” ibaresinin bilimsel makalelerde, marka işareti veya kaynak gösterimi olmaksızın, doğrudan yöntem adı olarak kullanılması; ibarenin, bilimsel terminoloji içerisinde teknik bir kavram olarak kabul gördüğünü ortaya koyduğu,
Öte yandan, davacı şirkete ait internet sitesinin bazı bölümlerinde yer alan “.... marka” ibaresine yer verilmiş olsa da, kullanılan anlatım dili ve bağlam itibarıyla söz konusu ibarenin esasen bir ürün ya da marka değil, bir sistem veya yöntem olarak tanımlandığı, bu durum, davacının kendi kullanımında dahi “...” ibaresinin, ticari kaynağı ayırt eden asli bir marka fonksiyonundan ziyade, teknik ve tanımlayıcı bir anlamla kullanıldığını göstediği,
Somut olayda “...” ibaresi, piyasada ve akademik alanda, belirli bir ticari kaynağı işaret etmekten ziyade, bir uygulama tekniğini ve bu tekniği uygulayan cihazı tanımlayan kavram haline geldiği,
Netice itibariyle,
Davaya konu marka başvurusunun, somut ayırt ediciliğinin bulunmadığı ve ... ibaresinin tanımlayıcı nitelikte olduğu,
Kurumun kararının hukuka uygun olduğu sonuçlarına ulaşılmış aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
H Ü K Ü M
:
Davanın reddine,
Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 116,60.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davalı kurum kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemeleri'nde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.
Kâtip Hâkim .....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır