Vanda tapu sicilinin hatalı tutulması sonucu taşınmazın yüzölçümündeki azalma nedeniyle 4721 sayılı Kanun 1007. maddesi gereğince Hazineye karşı açılan tazminat davasının temyiz incelemesi.
Özet: Bu hukuki evrak, bir taşınmazın kadastro güncellemesi sonucu yüzölçümünde meydana gelen azalma nedeniyle uğranılan zararın, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi uyarınca hazineden tazmini istemiyle açılan davada, ilk derece mahkemesince tazminat talebinin kabul edilmesi üzerine, davalı hazinenin istinaf başvurusunun bölge adliye mahkemesi tarafından tapu sicilinin hatalı tutulmasından devletin sorumlu olduğu, zamanaşımı süresinin dolmadığı ve bilirkişi raporlarının uygun olduğu gerekçeleriyle esastan reddedilerek kararın onanmasına yönelik yargılama süreçlerini özetlemektedir.

MAHKEMESİ
: Van Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk DairesiSAYISI
: 2024/1791 Esas, 2025/615 KararKARAR
: Esastan retİLK DERECE MAHKEMESİ
: Van 1. Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI
: 2022/1363 Esas, 2024/484 KararTaraflar arasındaki tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.Kararın davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Van ili, ... ilçesi, ... Mahallesi 1 04... parsel (eski 19 parsel) sayılı 26.200,00 m² yüzölçümlü dava konusu taşınmaza 15.03.2004 tarihinde satın alma yoluyla malik olduğunu, satın aldıktan sonra Van Kadastro Müdürlüğünce yapılan kadastro güncelleme çalışmaları sonrasında taşınmazın yüzölçümünün 18.679,72 m² olduğunun tespit ve yeni yüzölçümünün tapuya tescil edildiğini ileri sürerek taşınmazın yüzölçümünde meydana gelen eksilme nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca davalı Hazineden tazminini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne ve tazminat bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Hazineden tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.IV. İSTİNAFA. İstinaf Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.B. İstinaf SebepleriDavalı Hazine vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı Hazineye husumet yöneltilemeyeceğini, davanın zamanaşımına uğradığını, davanın reddi gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olup denetlenemediğini, rapora karşı itirazlarının karşılanmadığını, davacının müterafik kusurunun olup olmadığının irdelenmesi ve tazminat bedelinden indirim yapılması gerektiğini, taşınmazın yüzölçümünde meydana gelen azalmanın yöntem, ölçü tekniği farklılığı ve hesap hatası gibi sebeplere dayandığını, taşınmazın sınırlarında bir değişiklik olmadığını, satışın muvazaalı olduğunu, yenileme kadastro çalışmaları sonucunda davacının maliki olduğu diğer taşınmazların yüzölçümlerinde artış meydana gelip gelmediğinin araştırılması gerektiğini, davanın kabulü kararının davacının sebepsiz zenginleşmesine mahal vereceğini, taşınmaza değer biçilirken taşınmazın arsa vasfında nitelendirilmesinin hatalı olduğunu, hesaplamanın hatalı yapıldığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.C. Gerekçe ve SonuçBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının dava konusu 19 parsel (yeni 1 04... parsel) sayılı taşınmazı satın aldığı tarihte taşınmazın alanının 26.200,00 m² olduğu, ancak 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/a maddesi uyarınca yapılan güncelleme çalışmaları sonrasında taşınmazın alanının 18.659,72 m² olarak hesaplandığı ve kadastro güncelleme çalışmalarının 29.03.2022 tarihinde kesinleştiği, dosya kapsamında alınan fen bilirkişisi raporuna göre bu farkın oluşmasına sebep olan hatanın tesis kadastrosu sırasında yapılan ölçü, sınırlandırma ve hesap hatasından kaynaklandığı, tesis kadastrosu sırasında meydana gelen hataların yenileme kadastrosu ile düzeltildiği, tapu sicilinin tutulmasından Devletin sorumlu olup husumetin Hazineye yöneltilmesinin doğru olduğu, 10 yıllık zamanaşımı süresinin taşınmazın yüzölçümünde meydana gelen azalma ile başlayacağı, dolayısıyla davanın zamanaşımına uğramadığı, davacının uğramış olduğu zararın giderilmesi gerektiği, arsa niteliğindeki dava konusu taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz Yoluna BaşvuranlarBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.B. Temyiz SebepleriDavalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar etmiş; ıslahla artırılan kısmın zamanaşımına uğradığını, taleple bağlı kalınarak taşınmaza satış tarihi itibarıyla değer biçilmesi gerektiğini, davalı Hazine aleyhine yargılama giderlerine ve vekâlet ücretine hükmedilemeyeceğini, aksinin kabulü halinde davacı lehine maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, davalı Hazine harçtan muaf olduğu halde aleyhine keşif harcına hükmedilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.C. Gerekçe1. Uyuşmazlık ve Hukuki NitelendirmeUyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir.2. Değerlendirme1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4 - 383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararında tapu işlemlerinin kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğu, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulünün gerektiği, Devletin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi gereğince zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilecekleri belirtilmiştir.3. 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan ... duygularını sağlamak bakımından aynî hakkının saptanması, herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk, asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk olduğundan zarara uğrayan zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir.4. 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi gereğince açılan davalarda, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır. Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup bu tarihe göre tapusu iptal edilen taşınmazın niteliği ve değeri belirlenmelidir. Taşınmazın niteliği arazi ise net gelir metodu yöntemi ile arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir.5. Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davacının dava konusu 26.200,00 m² yüzölçümlü taşınmaza 15.03.2004 tarihinde satın alma yoluyla malik olduğu, 3402 sayılı Kanun'un 22/a maddesi uyarınca yapılan güncelleme çalışmaları sonucunda taşınmazın yüzölçümünün 18.659,72 m² olarak tespit edilip 19.10.2022 tarihinde tapuya tescil edildiği, eldeki davanın ise 27.12.2022 tarihinde 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde açıldığı anlaşılmaktadır.6. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukukî nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurullarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı Hazine vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.7. Hükme esas alınan fen bilirkişisi raporunda; dava konusu taşınmazın mülga 766 sayılı Tapulama Kanunu'na istinaden 1986 yılında yapılan ilk tesis kadastro çalışmaları sonucunda 26.200,00 m² yüzölçümü ile dava dışı şahıs adına tapuya tescil edildiği, taşınmazın yüzölçümü hesabının planimetre yöntemi ile yapıldığı, daha sonra 3402 sayılı Kanun'un 22/a maddesi uyarınca yapılan uygulama kadastrosu çalışmaları neticesinde taşınmazın yüzölçümünün 18.659,72 m² olarak hesaplanıp tapuya tescil edildiği, taşınmazın yüzölçümündeki 7.540,28 m²lik azalmanın tesis kadastro paftasında bulunan ölçü, hesap ve tersimat hatasından kaynaklandığı, yenileme kadastrosunda bu hatalar düzeltilerek taşınmazın zemindeki mevcut sınırları yenileme sınırı olarak alındığı, keşif günü itibarıyla zeminde bulunan belirgin, sabit sınırların değişmediği belirtilmiş olup; dava konusu taşınmazın sınırlarında ilk tesis kadastro çalışmalarından düzeltme işleminin yapıldığı tarihe kadarki süreçte herhangi bir eylemli değişikliğin olmadığı, komşu parseller ile arasında sınır ihtilafının bulunmadığı, yapılan düzeltme ile sınırlarında genişletme ve daraltma yapılmadığı anlaşılmakla birlikte, davacının yöre sakini olması karşısında taşınmazı satın alırken 26.200,00 m²lik yüzölçümünün çok daha geniş bir alanı kapsayacağını ve dava konusu taşınmazın bu büyüklükte olmadığını, 26.200,00 m²lik yüzölçümü ile 18.679,72 m²lik yüzölçümü farkını bilebilecek durumda olduğu anlaşılmakla, 4721 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca "durumun gereğine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin iyi niyet iddiasında bulunamaz" hükmü ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.02.2025 tarihli ve 2023/5-16 Esas, 2025/36 Karar sayılı kararı karşısında davacının iyi niyetli olduğunun kabulü mümkün olmayıp tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı bir zararın doğmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle,1. Davalı Hazine vekilinin diğer temyiz itirazının reddine,2. Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,17.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.