Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, gübre sektöründe marka tescili itirazı ve kazanılmış hak iddiasıyla YIDK iptali davasını inceliyor.
Özet: Davacı gübre şirketi, "... İç Anadolu Gübre Sanayi" markasının tesciline davalı firmaların benzer markaları gerekçesiyle yapılan itirazı kabul eden YİDK kararının iptali için açtığı davada, markalar arasında karışıklık tehlikesi olmadığını, davalılarla uzun süreli ticari ilişkileri bulunduğunu, itirazın kötü niyetli olduğunu ve kazanılmış hakları bulunduğunu iddia etmiş; davalılar ise markaların görsel ve işitsel açıdan benzerliği ile aynı mal ve hizmetleri kapsaması nedeniyle tüketicilerde iltibas ve ilişkilendirme ihtimali bulunduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/199 Esas - 2026/16

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No
: 2025/199
Karar No
: 2026/16
....
Dava
: Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali
Dava Tarihi
: 09/05/2025
Karar Tarihi
: 14/01/2026
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih
: 14/01/2026
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
DAVA
:
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davalının "..." ibareli markası ve işbu davaya konu... kararında geçen ; .... istanbul gübre sanayii a.ş.",.... şekil" ibareli markalar ile müvekkili şirketin "..." esas unsurlu itiraza mesnet markası arasında işitsel, görsel ve anlamsal yönlerden benzerlik ve hatta ayniyetin bulunmadığını, bu bakımdan, ilgili markaların ortalama tüketicilerce ilişkilendirilmesi ve karıştırılmasının mümkün olmadığını, davalı ... firması ile müvekkili şirket ....arasında 2020 Mayıs ayından 2024 Ocak ayına kadar binlerce ton gübre ticaretinin yapılmış olduğunu, bu ticarete ilişkin karşılıklı faturaların mevcut olduğunu, bahse konu ticari faaliyetler 2020 Mayıs ayından 2024 Ocak ayına kadar sürdürülürken, şimdiye kadar davalı.... tarafından müvekkili şirket ....iç anadolu gübre sanayi” için herhangi bir itirazda bulunulmamış olduğunu, herhangi bir ihtilafın yaşanmamış olduğunu, taraflar arasında yıllardır süregelen ticari ilişkiler olması ve yıllardır davalı ..., müvekkili şirket ...’ı resmi olarak tanıyıp; aralarındaki ticari ilişkilerde ... olarak fatura kesmesi, ... adına plaketler hazırlayıp bunu ilgili tüketicinin karşısında takdim etmesi gibi durumlardan sonra, gelinen durumda davalının, müvekkili şirketin ... ismini tescil ettirmek istemine karşı itirazda bulunmasının salt kötü niyet ve müvekkili şirketin piyasadaki ticari ilişkilerini olumsuz etkilemek haksız rekabet hükümleri oluşturmak kastından ibaret olduğunu, dava taraflarının hitap ettikleri tüketici kitlesinin; ticari işletme işleten (ve dolayısıyla TTK gereğince basiretli iş adamı sayılan), dava taraflarının gübre satması nedeniyle dava taraflarından gübre alan ve bunu .... gübre dağıtımı, gübre torbalarının üzerindeki barkodlar okutularak yapılması zorunluluğu olması nedeniyle almış olduğu ürünün hangi firmaya ait olduğunu açıkça görebilen bilinçli, ehil, yetkin, dikkatli bir tüketici olduğunu, müvekkile ait ... markasının kazanılmış hak ilkesi gereğince korunması ve tesciline karar verilmesinin gerektiğini, tarafların yıllardır husumet yaşamadan davaya konu markaları kullanıyor olması, birbirlerini resmi olarak tanımaları ve kabul etmeleri, davalının, müvekkili şirkete bir dönem bayilik bile vermiş olduğunu, müvekkili şirketin bu hususta açıkça kazanılmış hakkı olduğunu zira uzun yıllardır piyasada ... olarak tanındığını, şimdiye kadar davalı ve müvekkili şirketin tüketici kesim tarafından karıştırılma olayının yaşanmadığını ve dava taraflarının markalarının birlikte var olabileceğini ifade ederek,.... sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
:
Davalı .... vekili cevaplarında özetle; davacının markası “... iç anadolu gübre sanayi” ibaresinden; davalının markalarının ise "....., "... şekil" ibarelerinden oluştuğunu, dava konusu markalar, karıştırılma ihtimali oluşturacak şekilde benzer markalar olduğunu, dava konusu markalar arasında görsel ve işitsel yönden benzerlik bulunmadığını, dava konusu markalar, kapsadıkları mal ve hizmetler açısından incelendiğinde de, aynı/benzer mal/hizmetleri kapsadıkları da görüldüğünden ilgili tüketici kesimi nezdinde marka sahipleri arasında iktisadi yönden bir bağlantı bulunduğu yönünde bir izlenim oluşabildiğini, bu iki durum yani dava konusu markaların benzerliği ve kapsadıkları mal ve hizmetlerin aynı/aynı tür olması birlikte değerlendirildiğinde; davacı vekilinin iddialarının aksine; dava konusu markalar arasında, SMK’nın 6/1 maddesi anlamında ilişkilendirme ihtimalini de kapsayacak şekilde karıştırılma ihtimali bulunmakta olup verilen .... kararının hukuka uygun olduğunu verilen kurum kararının yerinde olduğunu, davanın reddinin gerektiğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket vekili cevaplarında özetle; müvekkili şirket markası "..." ile davacı tarafından tescil edilmek istenen "..." markaları arasında iltibasa yol açacak derecede görsel ve işitsel benzerlik bulunduğunu, müvekkili ve davacının sektörlerinin aynı olduğunu, tek harf değişikliği yapılmış olsa dahi iltibas tehlikesini yok etmediği gibi adeta müvekkilinin başka bir versiyonu, bağlantılı olduğu bir firma hissinin oluştuğunu, başvuru sahibi şirket ile müvekkilinin aynı sektör içerisinde yer almasından dolayı itiraz edilen marka ile müvekkili arasında iltibasa yol açacağını, markaların ortalama tüketici tarafından karıştırılmasının buna bağlı olarak iltibas tehlikesiyle karşı karşıya gelmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu, ayırt edilemeyecek derecede benzer olan ve karıştırılma ihtimali aşikar olan itiraz konusu marka ile müvekkili markasının aynı alanda bu derece benzer şekilde kullanılması halinde orta düzeyli tüketiciler nezdinde karışıklığa sebep olacağını, davacı taraf dilekçesinde müvekkili şirket ... ile davacı ... arasında ticari ilişkinin varlığından söz ederek kötü niyetli hareket edildiğini iddia ettiğini, ancak taraftar arasındaki ticari ilişkinin varlığının marka başvurusuna muvafakat edildiği anlamına gelmeyeceğini, aksine davacının ticari ilişkiye dayalı olarak müvekkilinin sahip olduğu marka hakkına tecavüz sayılabilecek eylemlerden kaçınmasının gerektiğini, davacı taraf markası ile müvekkilinin markasının profesyonel tüketici kitlesinin dahi karışma ihtimalinin yüksek olduğunu, davacının kazanılmış hak ilkesi gereğince tescil talebinde bulunması yerinde olmamış olduğunu, kazanılmış hak, yalnızca tescilli marka haklarıyla ilgili bir koruma sağlar ve davacının henüz tescil edilmemiş bir markaya dayalı hak talebinde bulunmasının mümkün olmadığını, bu bağlamda, davacının iddia ettiği gibi, tescilli olmayan bir markaya dayalı hak talep etmesinin hukuka aykırı olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE
:
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, YİDK kararının yerinde olup olmadığı, davacının kazanılmış hak itirazının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davacının .... sayılı "... iç anadolu gübre sanayi" ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu .... sayılı "... iç anadolu gübre sanayi" ibareli marka için davacı tarafından 09/11/2023 tarihinde 01.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, davalı tarafından.... "... şekil" birtakım markalarına dayanarak itirazda bulunulduğu, itirazın kabulüne karar verildiği, davacının işbu karara karşı itirazda bulunduğu, .... sayılı kararı ile itirazın ve başvurunun reddine nihai olarak karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Davacıya ait dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu malların davalının redde gerekçe markalarının kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı anlaşılmıştır.
Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır.
Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır.
Somut olayda benzer bulunan 01. sınıftaki mallar, günlük kullanıma tabi olmayan, belirli bir düzeyde uzmanlık gerektiren mallardan olup, ilgili tüketicinin dikkat seviyesi ve bilinç düzeyi ortalamanın üstündedir. Bu mallar yönünden, ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesinin yüksek olabileceği ve iltibas değerlendirmesinde dikkat düzeyi ortalamanın üzerinde olan ilgili tüketici kesiminin dikkate alınabileceği değerlendirilmiştir.
Markalar arasında benzerlik değerlendirmesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla aslolan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır.
ATAD kararlarından da izlenebileceği gibi, karıştırma olasılığının değerlendirmesi, aslında ileriye dönük bir tetkiktir. Bu tetkikte; “Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları” ve “davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak, global olarak yapılmalıdır”.
Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir.
Dava konusu marka, beyaz zemin üzerine, açık yeşil renkte, büyük harflerle, “...” ibaresi ile bu ibarenin altında, dava konusu mallar bakımından ayırt edici niteliğe haiz olmayan, tanımlayıcı “İç Anadolu Gübre Sanayi” ibaresi, marka işaretinin başında ise figüratif bir unsurun yer aldığı karma bir markadır. Marka hukukunda “söz görünümden yüksek sesle konuşur” ilkesi ve ayırt edici niteliğe haiz olmayan ibarelerin marka olarak değerlendirilemeyeceği hususları dikkate alındığında, dava konusu markanın esas unsurunun “... ibaresi olduğu değerlendirilmiştir.
Davalıya ait markalar, “...” ibaresi ile birlikte ayırt edici niteliğe haiz olmayan veya ayırt edici niteliği zayıf olan “İstanbul Gübre Sanayii, tarımsal, çiftçim kart, hasat fest, drip world (damla dünyası)” gibi ibareler, bazılarında da figüratif unsurların yer aldığı kelime markaları veya karma markalardır. Marka hukukunda söz görünümden yüksek sesle konuşur” ilkesi gereğince, ayrıca marka işaretlerinde yer alan “...” ibaresinin diğer kelime unsurlarına kıyasla daha ön planda ve ayırt edici niteliğinin yüksek olduğu dikkate alındığında davalı markalarının esas unsurunun “...” ibaresi olduğu değerlendirilmiştir.
Dava konusu markanın esas unsuru konumundaki “...” ibaresi ile davalı markalarının esas unsuru olan “...” ibaresinin herhangi anlamının bulunmadığı anlaşılmıştır.
Bu kapsamında; markalar görsel, işitsel ve kavramsal olarak değerlendirildiğinde; dava konusu marka ile davalının markalarının esas unsurlarının beş harfli olduğu ve ilk dört harflerinin (....”) aynı olduğu, markalar arasındaki tek farklılığın son harfleri olan “N” ve “Ş” harflerinden kaynaklandığı, söz konusu farklılığın markalar arasındaki işitsel ve görsel benzerliği ortadan kaldırmaya yeterli olmadığı, zira ilgili tüketicinin marka işaretinin başına daha fazla odaklandığı, her ne kadar dava konusu marka ile davalı markaları anlamlı kelimeler olmasa da, dava konusu markanın sonunda yer alan “....” ibaresi ile davalı markalarının sonunda yer alan “AŞ” ibaresinin ticari hayatta “sanayi” ve “anonim şirketi” ibarelerinin kısaltması olarak sıkça kullanıldığı, dolayısıyla, ilgili tüketicinin markalar arasında kavramsal benzerlik kurmasının da kuvvetle muhtemel olduğu, ayrıca ilgili tüketicinin dava konusu markayı davalının markalarının bir serisi olarak algılama ihtimalinin de olduğu, dolayısıyla işletmeler arasında bir farklılığa yol açmayacağı değerlendirilmiş, dava konusu marka ile davalı markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunduğu kanaatine varılmıştır.
Güncel mevzuat gereğince iltibastan söz edilebilmesi için işaret aynılığı / benzerliği ile mal veya hizmet aynılığı/benzerliği bir arada bulunmak zorundadır. Bunun yanı sıra halk (ilgili tüketici kitlesi) tarafından markaların karıştırılma ihtimali ve karıştırılma ihtimalinin markalar arasında ilişki olduğu ihtimalini kapsaması gerekmektedir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi, karıştırılma ihtimali bulunduğunu kabul etmek için yeterli olacaktır.
“Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurmasıdır. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir.”
Elbette bu değerlendirme yapılırken markaların tescilli oldukları sınıflar da göz önünde bulundurulmalıdır. Markaları oluşturan işaretler arasındaki benzerlik, alıcıları satın almayı düşündükleri mal ve hizmet yerine, bir başka mal ve hizmeti almak durumunda bırakması kadar, alıcıların iki farklı mal veya hizmet karşısında olduklarını bilmelerine rağmen bu markaların aynı kişiye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları üreten işletmeler arasındaki idari - ekonomik anlamda bir bağlılığın bulunduğu düşüncesine kapılmaları da iltibas tehlikeleri içinde ele alınmalıdır.
Doktrinde kabul edildiği üzere iki marka arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir. İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Nitekim tüketiciler daha önce gördükleri, satın aldıkları mal veya hizmetin markasının, göz ve kulağında kalan izine, hatırlayabildikleri kadarıyla hafızalarında kalan özelliklerine dayanarak sonraki alışverişlerinde aynı veya benzer markayı taşıyan ürünü/hizmeti satın almayı tercih ederler. Dolayısıyla, benzer işareti gören ve duyan tüketiciler daha önce tanıdıkları markaların bıraktığı intibaı hatırlayarak, yeni markanın daha önce görmüş oldukları markanın bir başka versiyonu, serisi, uzantısı olduğunu veyahut da bildikleri marka sahibi tarafından verilmiş bir lisans ile söz konusu ürünün üretildiğini düşünürler. Marka hukuku anlamında “imaj transferi” kavramının karşılığı olan bu durum sonraki markanın, önceki markanın ticaret sahasında sahip olduğu avantajdan yararlanması sonucunu da beraberinde getirmektedir.
Bunun yanı sıra markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin değerlendirmesinde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır.....iltibas ihtimalinin belirlenmesinde, ortalama tüketici testinin uygulanmasını isteyerek değerlendirmeye konu ürünün ortalama tüketicisini de makul düzeyde bilgili, dikkatli ve tedbirli olarak tanımlamıştır. Yine .... kararlarında belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar/kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir. Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zekâ ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir.
Netice, hem dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu malların redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür olarak yer alması, hem dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunması nedeniyle bilinç düzeyi yüksek olan tüketici kitlesinde bile dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında dava konusu hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olduğu kanaatine varılmıştır.
Davacının Müktesep Hak İddiası Bakımından Değerlendirme;
Davacı vekili, müvekkilinin önceki tescillerine dayalı olarak müktesep hak sahibi olduğunu iddia etmiştir.
Yargıtay’ın müktesep hak konusundaki görüşlerine değinerek değerlendirme yapmakta fayda bulunmaktadır. Yargıtay aşağıda belirtilen kararında, bazı istisnai durum ve koşullarda önceki tarihli marka tescilinin sonraki tarihli marka ya da marka başvurusu açısından kazanılmış bir hak teşkil edeceği içtihat edilmiştir.
“…başvuru sahibinin bu yöndeki kazanılmış hakkının varlığından bahsedilebilmesi için müktesep hakkına dayanak teşkil eden önceki tarihli markasının hükümsüzlük tehdidi altında bulunmaması, önceki marka ile sonraki markanın ayırt edici ve asıl unsurlarıyla tescil kapsamlarının aynı olması, sonraki tescili istenen markanın başkası adına tescilli bir markaya yanaşmaması ve son olarak marka sahibinin markasını yeni bir görünümle yeniden tescil ettirmek istemesi amacına uygun olarak önceki tarihli müktesep hak iddiasına dayanak markasını uzun süredir kullanılıyor olması gereklidir.” (....) Bu karardan da anlaşılabileceği üzere müktesep hakkın kabulü dört koşula bağlanmıştır. Bunlar:
1. Müktesep hak iddia edilen marka ile davaya konu markadaki asli unsurların muhafaza edilmiş olması ve eski markaya karşı hükümsüzlük davası açılacak sürenin dolmuş olması ve bu markanın çekişmesiz şekilde kullanılması,
2. Markalar arasında işletme ile bağlantısı ve tüketici nezdinde yaratılan izlenimin korunması,
3. Dava konusu markada, müktesep hak iddia edilen markaya nazaran kapsamın genişletilmemiş olması,
4. Markayı uzun süredir kullanıyor olması.
Bu dört şartın gerçekleştiği durumlarda marka sahibi kazanılmış hak elde eder. Bu şartlar dava konusu olay açısından değerlendirilecek olursa aşağıdaki sonuçlara ulaşılmaktadır.
Yukarıda anlatılan kriterler doğrultusunda yapılan değerlendirme neticesinde, davacının dava konusu markanın başvuru tarihi (09.11.2023) itibariyle 5 yıl sürenin geçtiği herhangi bir markasının bulunmadığı,
Netice itibariyle de, davacının müktesep hak iddiasının yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu malların redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı, dava konusu marka ile davalı markaları arasında işitsel, görsel ve kavramsal benzerlik bulunduğu, dava konusu marka ile davalı markaları arasında dava konusu mallar bakımından karıştırılma ihtimali bulunduğu, davacının müktesep hak iddiasının yerinde olmadığı, YİDK kararının yerinde olduğu ve iptali şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M
:
Davanın Reddine,
Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 116,60.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum ve davalı şirket kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.14/01/2026
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır