Kredi sözleşmesindeki imzanın davacıya ait olmadığının tespiti talepli menfi tespit davasında, bilirkişi raporlarındaki çelişkili ve kesin olmayan bulguların değerlendirilmesi üzerine verilen kararın temyiz incelemesi.
Özet: Bir kredi sözleşmesine dayalı icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti talebiyle açılan menfi tespit davasında, ilk derece mahkemesi ve istinaf, davacının imzasının basit yapısı nedeniyle aidiyetinin kesin olarak tespit edilememesi ve ispat yükünün alacaklıda olması gerekçesiyle davayı kabul etmiş; ancak temyiz incelemesinde, önceki bilirkişi raporlarında imzaların davacıya ait olmasının "muhtemel olduğu" belirtilirken, son bilirkişi raporunda ise aidiyetinin "tespit edilemediği" yönündeki çelişkili tespitlerin dosyadaki belgelerde imzaların aidiyeti konusunda esaslı bir çelişki yarattığı vurgulanmıştır.

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI
: 2025/1067 Esas, 2025/1268 KararKARAR
: Esastan retİLK DERECE MAHKEMESİ
: İstanbul 14. Asliye Ticaret MahkemesiSAYISI
: 2024/444 E., 2025/321 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı-temlik alan vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:KARARI. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde; davalı bankanın 20.09.2010 tarihli kredi sözleşmesine dayalı olarak müvekkili hakkında icra takibi başlattığını, bu sözleşmede müvekkilinin imzası olmadığını, bu kapsamda davalı tarafından müvekkiline karşı başlatılan icra takibine konu borca ilişkin bir sorumluluğu bulunmadığını ileri sürerek müvekkilinin icra takibi nedeniyle davalılara borçlu olmadığının tespitine ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAP1.Davalı temlik eden vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin takibe konu alacağı 26.09.2014 tarihli sözleşme ile diğer davalıya temlik ettiğini, dolayısıyla müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.2.Davalı Şirket vekili cevap dilekçesinde; dava dışı asıl borçlu ile imzalanan 20.09.20 10... .12.2010 tarihli iki adet genel kredi sözleşmesi olduğunu, davalının 27.12.2010 tarihli sözleşmede imzası olduğunu, 20.09.2010 tarihli sözleşmede imzasının bulunmamasının davacıyı sorumluluktan kurtarmayacağını, taksitli ticari kredi riskinin 27.12.2010 tarihinde açıldığını, esnek hesabın 19.07.2011 tarihinde eksiye düştüğünü, trio kartı için ayrı bir sözleşme yapıldığını ve bu sözleşmede davacının kefalet imzası bulunduğunu, risklerinin 27.12.2010 tarihli sözleşmeden sonra oluştuğunu savunarak davanın reddini ve davacı aleyhine tazminata hükmedilmesini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 27.12.2010 tarihine en yakın tarihli imzalarını taşıyan belge asıllarının getirtilerek alınan ATK raporu ile davacı adına atılı imzaların teşhise götürecek önemli karakteristik materyal ve yazı unsuru içermeyen, tersimi basit, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle söz konusu imzaların aidiyetinin, bu meyanda sorulduğu üzere ...'ın eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediği kanaatine varıldığı, somut olayda davacı adına atılan imzaların teşhise götürecek önemli karakteristik materyal ve yazı unsuru içermeyen, tersimi basit, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle aidiyetinin tespit edilemeyeceğinin tespit edildiği, imzanın davacıya ait olduğuna ilişkin ispat yükünün alacaklı üzerinde olduğu, imzaların davacı tarafından atıldığı hususunun kanıtlanamadığından davanın kabulüne, imzanın kim tarafından atıldığı tespit edilmediğinden davacının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, hüküm, davalı -temlik alan vekilince istinaf edilmiştir.IV. İSTİNAFBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı-temlik alan vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davalı-temlik alan vekilince temyiz edilmiştir.V. TEMYİZA. Dava ve Hukuki NitelendirmeDava, menfi tespit talebine ilişkindir.B.Değerlendirme ve GerekçeDosya kapsamında alınan 26.02.2020 tarihli bilirkişi raporunda; sözleşme sayfalarındaki 26 adet imzanın davacının eli ürünü olmasının muhtemel olduğu ancak imzaların basit tersimli olmaları nedeniyle kesinlik arz eden daha ileri bir tespite gidilemediği kanaati bildirildiği, aynı bilirkişiden alınmış 02.12.2020 tarihli ek raporda da, sözleşmenin 51. sayfasındaki yazıların davacının eli ürünü olmadığı, imza hususunda da davacının imzalarının basit tersimli, polimorf imzalar olmaları nedeniyle kök raporda davacının eli ürünü olmasının muhtemel olduğu tespitine varıldığını, adli belge inceleme alanında uygulamada sınırlılık arz eden imzalarda “eli ürünü olmalarının muhtemel olduğu” şeklinde rapor düzenlendiğini, bu teknik tespitin %100 oranında kesinlik arz etmediği, adli mercilere bu şekilde rapor verilmesinin amacının Mahkemenin, bu tespiti diğer delillerle birlikte değerlendirmesi olduğu ve imzanın aidiyeti konusunda daha ileri bir tespite gidilemeyeceği yolunda kanaatini bildirilmiş, 10.03.2025 tarihli ATK raporu ile de davacı adına atılı imzaların teşhise götürecek önemli karakteristik materyal ve yazı unsuru içermeyen, tersimi basit, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle söz konusu imzaların aidiyetinin, bu meyanda sorulduğu üzere ...'ın eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediği sonuç ve kanaatine varılmıştır. Bu tespitler karşısında alınan raporlar arasında çelişki oluşmuştur. Buna göre dava konusu genel kredi sözleşmesindeki imzanın davacının eli ürünü olup olmadığı hususunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümleri uyarınca imza incelemesine esas alınacak önceki ve sonraki tarihli belge asılları ilgili kurumlardan getirilip davacının da Mahkeme tarafından imza örneklerinin huzurda alınıp çelişki giderilecek şekilde konusunda uzman kişilerden rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.VI. SONUÇ
: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı temlik alan vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1 hükmü uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 29.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.