Ankara Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinde, tanınmış "İş" ve "İşcep" markalarının davalı "... cepte" markasıyla karıştırılma ihtimali iddialarına dayalı marka hükümsüzlüğü ve sicilden terkin davası.
Özet: Bir banka, 100 yıldır kullandığı ve tanınmış "iş" ile "işcep" markalarıyla görsel, işitsel ve anlamsal olarak benzerlik taşıdığını ileri sürdüğü "… cepte" ibareli markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkinini talep etmiştir; banka, davalı markasının kendi tanınmış markalarıyla karıştırılma ihtimali yaratıp haksız menfaat sağlamaya çalıştığını ve kötü niyetle tescil edildiğini savunurken, davalı ise markasının ayırt edici olduğunu, tüketiciler nezdinde karıştırılma ihtimali bulunmadığını ve başvurusunun kötü niyetli olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/213 Esas - 2026/27

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No
: 2025/213
Karar No
: 2026/27
....
Dava
: Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi
: 16/05/2025
Karar Tarihi
: 15/01/2026
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih
: 15/01/2026
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili ... Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
DAVA
:
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; müvekkili bankanın, sektöründe öncü, sunduğu hizmetler ve hizmetlere bağlı markalarının ulusal ve uluslararası düzeyde tanınmış olduğunu, "iş" kelimesinin 100 yıldır müvekkili bankanın ticaret unvanı olduğunu, ayrıca, müvekkili bankanın, "iş" tanınmış markası ile "iş" ibaresi taşıyan seri marka niteliğinde birçok markanın yanında tanınmış.... sayılı işcep markasının sahibi olduğunu, davalı markasının başta müvekkili banka adına tescilli .... sayılı “.... ve işçep seri markaları olmak üzere iş ve işcep kelime markasının serisi içerisinde yer alan tüm müvekkili banka markaları ve ticaret unvanıyla benzer olduğunu, davalının “... cepte” markası ile müvekkili bankanın...." kelimesinden oluşan markaları ile "iş" ve "işcep" esas unsurlu seri markalarının fonetik, görsel ve anlamsal bakımdan da benzer olduğunu, davalı markasının "...." kelie havi olduğunu, söz konusu markada -le çoğul eki -te ise bulunma durumu eki olduğunu, yani davalının markasının eksiz hali işcep'tir ki .... müvekkili bankanın tanınmış markalarından biri olduğunu, davalı marka başvurusu kapsamında yer alan hizmetlerin müvekkili bankanın itiraza mesnet markalarında yer alan 9. ve 35. Sınıflar olduğunu, işbu mal ve hizmetler, müvekkili banka adına tescilli hemen hemen tüm markalarda yer almakta olup müvekkili banka ana hizmetleri ile doğrudan bağlantılı sınıflar olduğunu, davaya konu marka başvurusunun müvekkili seri markalarından biri olarak algılanma ihtimalinin yüksek olduğunu, tüketiciler nezdinde de davalı markasının müvekkili banka markaları ile karıştırılma ihtimali ve müvekkili banka markası ile ilişkili olduğu izlenimi verdiğini, davalının marka başvurusunun tescilinin bir çaba sarf etmeksizin, tüketicilerin müvekkili tanınmış markaları ile ilişki kurmasına izin vereceğini, kolay yoldan müşteri çevresi oluşturacağını ve tanınmış markalardan haksız yarar elde etmesinin yolunu açacağını, marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığını ifade ederek,.... sayılı ve "... cepte" ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
:
Davalı .... vekili cevaplarında özetle; Global değerlendirme yapıldığında markalar arasında karıştırılma ihtimaline yol açacak veya iltibas tehlikesi oluşturacak bir benzerliğin bulunmadığını, ilgili tüketicinin markaların farklı olduğunu ilk bakışta kavrayabilecek ve ticari kaynaklarının aynı olmadığını algılayabileceğini, davalı başvuru markasının “.... cepte” sözcük unsurunu içerdiğini, davacı mesnet markalarında yer alan sözcük unsuru “İş” ibaresi iken davalı başvuru markasının esas unsurunun “...” ibaresi olduğunu, söz konusu ibare “işlemek” fiilinin geniş zamanda çekimlenmiş hali olabileceği gibi “İş” sözcüğünün çoğulu anlamına da gelebildiğini, dolayısıyla markaların kavramsal olarak da birbirlerinden uzaklaştığını, bütüncül değerlendirme yapıldığında markaların görsel, işitsel, kavramsal ve genel izlenim itibariyle farklılaştığını, bu nedenle markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, markalar arasında yapılan bütüncül değerlendirme sonucunda; markaların ayırt ediciliği bulunmayan ya da düşük ayırt ediciliğe sahip unsuru paylaşmalarının benzerlik ve iltibasa yol açmadığını, tüketici kitlesi nezdinde karıştırılmayacağını, birbirleriyle ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırılma olasılığının bulunmadığını, davacının SMK 6/4 ve 6/5 kapsamında sunduğu bilgi ve belgelerin tanınmışlık iddiasını ispatlamakta yetersiz olduğunu, tüketicinin derhal ve hiç düşünmeden markaların ticari kaynağının farklı olduğunu anlayacağını, davacının sunmuş olduğu delillerin; davalının marka ticareti yapmak, yedekleme veya şantaj yahut davacıyı engelleme, pazara girişini güçleştirmek veya davacıya zarar verme kastıyla hareket ettiğini kabule yeterli olmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket vekili cevaplarında özetle; ... Kitabevlerinin Türkiye'nin, alanında en önde gelen firmalarından olup lise ve üniversitelere hazırlanan hemen her öğrenci ve ailesince tanındığını, sınavlara hazırlık kitaplarında, yayımını yaptığı tescilli 60 markası ve Türkiye genelinde 600'e yakın mağazasıyla tüketiciler nezdinde ayırt ediciliği üst seviyelere ulaşmış bir marka olduğunu, davaya konu ... Cepte markasının amblemi/logosu/sembolünün iddiaların aksine davacı şirket ile hiçbir benzerlik taşımadığını, müvekkilinin yazı stili ile davacı markalarının yazı stilinin apayrı olduğunu, davacının kullanmakta olduğu yazı stili ile müvekkilinin kullanmakta olduğu yazı stili arasında bir benzerlik bulunmadığını, ....., markaları aynı emtialar üzerinde kullanmadığını, marka ve işaretler arasında küçük farklar olmadığını, dikkati doğrudan çeken belirli bir ortak simge taşımadıklarını, yerine kullanılabilecek alternatif sayısız kelime seçme olanağının yok olduğunu, firmaların benzer alıcı çevresine sahip olmadığını, farklı ihtiyaçlara hitap ettiklerini, birbiri yerine ikame edilemeyeceklerini, kullanım amaçlarının farklı olduğunu, hedeflenen halk kesimlerinin tamamen farklı olduğunu, aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer işaretler taşımadıklarını, davacı tarafın, müvekkilinin, kendilerinin mali yatırımlarından, reklamlarından, tanıtım kampanyalarından yararlandığı iddiasının da gerçeğe muhalif olduğunu, .... Grubunun kendi reklam harcamalarını, yatırımlarını, tanıtım kampanyalarını yaptığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE
:
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, ... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının kötü niyet ve tanınmışlık itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının....sayılı "... cepte" ibareli marka için davalı tarafından 16/03/2023 tarihinde .... 09/35.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacının bir takım markalarına dayanılarak itirazda bulunduğu, itirazın reddine karar verildiği, davacının Markalar Dairesi Başkanlığı kararına tekrar itiraz ederek marka başvurusunun reddini talep ettiği, ..... sayılı kararı ile itirazın nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Davalıya ait dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu 09. ve 35. sınıflardaki mallar/hizmetlerin davacının redde gerekçe markalarının kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı anlaşılmıştır.
Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır.
Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır.
Somut uyuşmazlıkta benzer bulunan 09. sınıfta yer alan malların ve bu malların satışı hizmetlerinin tüketici kitlesinin bilinç/dikkat/özen/bilgi düzeyi genel olarak yüksek olduğu değerlendirilse de, söz konusu sınıflarda yer alan mallar açısından tek bir sektörün belirlemesi yapılamayacağı, nitekim bu mal ve hizmetlerin her yaş ve eğitim seviyesindeki birçok kesimdeki tüketiciye hitap ettiğinin kabul edilmesi gerektiği, ayrıca söz konusu malların fiyatlarının düşük olabileceği gibi çok yüksek de olabileceği, 09. sınıfta yer alan malların bir kısmının teknolojik ürünler olması ve gündelik hayatta herkesin her zaman ihtiyaç duyacağı türden mallar/hizmetler olmaması nedeniyle hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin bilinç/dikkat/özen/bilgi seviyesinin yüksek olduğu (örneğin bilgisayarlar), öte yandan ilgili malların diğer bir kısmının ise günlük hayatta herkesin kullanımına konu olabilecek türden mallar olması nedeniyle hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen/bilgi seviyesinin daha düşük, makul derecede olduğu (örneğin lenslerin kutuları, kılıfları, fiş, kablo) değerlendirilmiştir.
Markalar arasında benzerlik değerlendirmesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla aslolan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır.
.... kararlarından da izlenebileceği gibi, karıştırma olasılığının değerlendirmesi, aslında ileriye dönük bir tetkiktir. Bu tetkikte; “Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları” ve “davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak, global olarak yapılmalıdır”.
Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir.
Dava konusu marka, turuncu zemin üzerine, beyaz renkte, kalın, büyük harflerle “...” ibaresi ile bu ibarenin altında, daha küçük punto ile beyaz renkte, küçük harflerle “cepte” ibaresinin yer aldığı herhangi bir figüratif unsur içermeyen kelime markasıdır. Dava konusu markada yer alan “...” ibaresinin görsel olarak ön planda olmasının yanı sıra “cepte” ibaresinin ilgili tüketicide söz konusu işletmenin cep telefonu üzerinden de hizmet verdiği algısı oluşacağı hususu dikkate alındığında, dava konusu markanın esas unsurunun bütüncül olarak “...” ibaresi olduğu değerlendirilmiştir.
Davacıya ait somut uyuşmazlıkta emsal teşkil edecek markalar, beyaz zemin üzerine, siyah renkte “İş” ve “İşCep” ibaresini münhasıran veya bu ibare ile birlikte “geleceğe nefes, pratik öde, wifi” gibi dava konusu mallar bakımından ayırt edici niteliğe haiz olmayan veya ayırt edici niteliği zayıf ibarelerin yer aldığı kelime markalarıdır. Dolayısıyla davacı markalarının esas unsurunun bütüncül olarak “İş” veya “İşcep” ibareleri olduğu değerlendirilmiştir.
Marka korumasının kapsamını genişleten hâller gibi daraltan hâller de ayırt edicilik unsuru ile ilgilidir. Bu bağlamda korumanın kapsamının daraldığı, marka sahibinin üçüncü kişilerin benzer veya yakın kullanımlarına katlanma zorunluluğunun doğduğu ilk hâl, markanın ayırt ediciliğinin zayıf olması hâlidir. Markanın ayırt ediciliğinin zayıf olarak değerlendirilmesine yol açan temel husus ise, tescili istenen işaretin niteliğidir. Söz gelimi; ticari hayatta yaygın kullanılan sözcük ve işaretler, özellikle cins isimleri, bir ülkede yaygın kullanılan kişi ad ve soyadları, günlük dilde sıklıkla kullanılan sözcükler, bir malın şekli veya ambalajından oluşan işaretler nitelikleri gereği sınırlı düzeyde ayırt ediciliğe sahiptir. Bütün olarak, sadece bu tür işaretlerden oluşan markaların koruma kapsamı da aynı ölçüde daralmaktadır.
Zayıf ayırt ediciliğin sonucu olarak, daha dar bir koruma alanına sahip olan bu markalar öğretide “zayıf marka” olarak adlandırılmaktadır. Esasen “güçlü” ya da “zayıf” marka ayrımının kanunî bir dayanağı bulunmamaktadır; ancak markaya tanınacak korumanın kapsamının belirlenmesinde önemli bir ayrım olarak öğretide ve yargı kararlarında kabul edilmektedir.
Zayıf markalara, özgün markaların aksine benzer mal veya hizmetleri ya da tanınmış markanın aksine farklı mal veya hizmetleri kapsayacak biçimde koruma sağlamak olanaklı değildir. Zayıf bir marka tescil ettiren kişi, o işaret ile normal koşullarda iltibas oluşturabilecek benzer işaretlerin üçüncü kişiler tarafından kullanılmasına katlanmak durumundadır. Zira marka olarak tescil edilmiş olsa bile zayıf bir işaret üzerinde bir kişiye tüm mal veya hizmetleri kapsayacak şekilde inhisarî hak tanınamaz. Bu husus, koruma kapsamının genişlediği hâller arasında sayılan ve karıştırılma ihtimalinin yükselmesine neden olan özgün markanın tam tersi bir durumu ifade etmektedir.
Markanın birden fazla unsurdan oluştuğu hâllerde unsurların ayırt edicilik düzeyleri birbirinden farklı olabilir. Bu doğrultuda, bir marka zayıf unsurlar içerse dahi, bir bütün olarak değerlendirildiğinde zayıf marka olarak nitelendirilmeyebilir. Şüphesiz zayıf markada olduğu gibi, zayıf unsurlar içeren markada da unsurların ayırt ediciliği koruma kapsamını etkilemektedir. Şöyle ki; marka sahibi, markasının ayırt edicilik gücü yüksek unsurları bakımından SMK m. 7.2 çerçevesinde koruma elde edebilirken; zayıf unsurlarının üçüncü kişilerce kullanılmasına ise kural olarak katlanmak zorundadır.
Temelde bir sözcüğün anlamsal içeriği o sözcüğün ayırt ediciliğini belirleyen en önemli husustur. Zira bir ülkenin konuşma dilinde yaygın olan sözcüklerin üçüncü kişiler tarafından kullanımının tümüyle engellenerek, sözcüğün sadece marka sahibinin tekeline verilmesi olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu hâllerde marka sahibi, üçüncü kişilerin dürüst kullanımına katlanmak zorundadır.
Dava konusu marka ile davacı markaları arasında ortak olarak yer alan “....” kelimelerinin ticaret hayatında yaygın olarak kullanılan kelimelerden olduğu, özellikle “cep” kelimesinin ilgili işletmenin hizmetlerinin cep telefonuna indirilen uygulamalarla takip edilebileceği hususları dikkate alındığında “iş” ve “cep” ibarelerinin ayırt ediciliği düşük ibareler olduğu değerlendirilmiştir.
Bu kapsamında; markalar görsel, işitsel ve kavramsal olarak değerlendirildiğinde, her ne kadar dava konusu marka ile davacı markalarında ....” kelimeleri ortak olarak yer alsa da, dava konusu markanın esas unsurunun bütüncül olarak “...” ibaresi olduğu, dava konusu markada yer alan “cepte” ibaresinin tüketici tarafından ilgili işletmenin hizmetlerinin cep telefonuna indirilen uygulamalarla takip edilebileceği olarak algılanacağı, dolayısıyla ilgili tüketici tarafından markasal bir ibare olarak değerlendirilmeyeceği, davacı markalarının esas unsurlarının ....” ibareleri olduğu, davacının tescilli markalarında yer alan ...” ibarelerinin ayırt edici niteliğinin düşük olması nedeniyle üçüncü kişilerin farklı unsurlar eklemek suretiyle oluşturdukları markalara katlanmak durumunda olduğu, ayrıca söz konusu ibarelerin kısa ibareler olması nedeniyle kısa işaretlerde küçük farklılıkların farklı bir genel izlenime yol açabileceği, yani dava konusu markada yer alan “-ler” ekinin “iş” ibaresinin ayırt edici niteliğinin düşük ve kısa bir ibare olması nedeniyle dava konusu markayı davacı markalarından işitsel ve görsel olarak farklılaştırdığı, bu farklılığın görsel ve işitsel bakımından dava konusu markanın üzerinde kullanılacağı emtianın ortalama tüketicileri nezdinde iltibası önleyici mahiyette olduğu, dolayısıyla işletmeler arasında bir farklılığa yol açacağı değerlendirilmiş, dava konusu marka ile davacı markaları arasında marka işaretleri bakımından karıştırılma ihtimaline yol açacak düzeyde işitsel ve görsel olarak benzerlik bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Güncel mevzuat gereğince iltibastan söz edilebilmesi için işaret aynılığı / benzerliği ile mal veya hizmet aynılığı / benzerliği bir arada bulunmak zorundadır. Bunun yanı sıra halk (ilgili tüketici kitlesi) tarafından markaların karıştırılma ihtimali ve karıştırılma ihtimalinin markalar arasında ilişki olduğu ihtimalini kapsaması gerekmektedir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi, karıştırılma ihtimali bulunduğunu kabul etmek için yeterli olacaktır.
“Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurmasıdır. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir.”
Elbette bu değerlendirme yapılırken markaların tescilli oldukları sınıflar da göz önünde bulundurulmalıdır. Markaları oluşturan işaretler arasındaki benzerlik, alıcıları satın almayı düşündükleri mal ve hizmet yerine, bir başka mal ve hizmeti almak durumunda bırakması kadar, alıcıların iki farklı mal veya hizmet karşısında olduklarını bilmelerine rağmen bu markaların aynı kişiye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları üreten işletmeler arasındaki idari - ekonomik anlamda bir bağlılığın bulunduğu düşüncesine kapılmaları da iltibas tehlikeleri içinde ele alınmalıdır.
Doktrinde kabul edildiği üzere iki marka arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir.
İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Nitekim tüketiciler daha önce gördükleri, satın aldıkları mal veya hizmetin markasının, göz ve kulağında kalan izine, hatırlayabildikleri kadarıyla hafızalarında kalan özelliklerine dayanarak sonraki alışverişlerinde aynı veya benzer markayı taşıyan ürünü/hizmeti satın almayı tercih ederler. Dolayısıyla, benzer işareti gören ve duyan tüketiciler daha önce tanıdıkları markaların bıraktığı intibaı hatırlayarak, yeni markanın daha önce görmüş oldukları markanın bir başka versiyonu, serisi, uzantısı olduğunu veyahut da bildikleri marka sahibi tarafından verilmiş bir lisans ile söz konusu ürünün üretildiğini düşünürler. Marka hukuku anlamında “imaj transferi” kavramının karşılığı olan bu durum sonraki markanın, önceki markanın ticaret sahasında sahip olduğu avantajdan yararlanması sonucunu da beraberinde getirmektedir.
Bunun yanı sıra markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin değerlendirmesinde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. .... ihtimalinin belirlenmesinde, ortalama tüketici testinin uygulanmasını isteyerek değerlendirmeye konu ürünün ortalama tüketicisini de makul düzeyde bilgili, dikkatli ve tedbirli olarak tanımlamıştır. Yine .... kararlarında belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar/kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir. Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zekâ ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir.
Neticede, her ne kadar dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu mallar/hizmetler redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür olarak yer alsa da, dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel ve görsel olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunmaması nedeniyle dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında dava konusu mallar/hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı kanaatine varılmıştır.
Davacının Tanınmışlık İddiaları Bakımından Değerlendirme:
6769 sayılı SMK m. 6/5 düzenlemesi “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” biçimindedir.
Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır.
Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir.
Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma) tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması mümkün değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır.
Yukarıda anlatılanlar doğrultusunda, dava konusu markanın davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şart dava konusu marka ile davacı markaları arasında aynılık/benzerlik olmasıdır. Somut olayda, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmamaktadır.
Markanın halk tarafından tanınmışlık düzeyi, markanın herkes tarafından bilinirliğini, markanın, malın potansiyel ve fiili kullanıcılarının da ötesinde ulaşmış olduğu genel tanınmışlık düzeyi bazı kriterler çerçevesinde değerlendirir. Bunlardan bazıları; markanın tescilinin ve kullanımının süresi, markanın tescilinin ve kullanımının yayıldığı coğrafi alan ve kapsam (Yurt içi ve yurt dışı tescilleri), markanın üzerinde kullanıldığı mal ve/veya hizmetin piyasadaki yaygınlığı, pazar payı, yıllık satış miktarı, markaya ilişkin promosyon çalışmalarının (özellikle de Türkiye'deki promosyon çalışmalarının) özelliklerinin neler olduğu (Promosyonun süresi, devamlılığı, yayıldığı coğrafi alan, kapsam, promosyona harcanan para, promosyonun niteliği (TV reklamı, yerel gazete ilanı, sadece çocuk sahiplerine yönelik yapılan tanıtım vs.), reklam niteliğinde olmayan ancak markanın tanıtımına faydalı olabilecek nitelikte faaliyetlerin varlığı (Gazete, dergi, TV vb. medya organlarındaki yayınlar, markalı ürünlerin fuarlarda teşhiri vb.), markanın tanınmışlığına ilişkin yapılmış kamuoyu araştırmaları varsa bunların sonuçları, markanın sahibi firmaya ilişkin özellikler (firmanın büyüklüğü, çalışan sayısı, ödenmiş sermayesi, cirosu, karı, yurt çapında ve yurt dışında sahip olduğu dağıtım kanalları: şubeleri, bayilikleri, servis ağı, ödediği vergi, ihraç miktarları, piyasasına hakimiyeti vs.), eğer marka bir satışa konu olmuşsa, marka üzerinde kıymet takdiri yapılmışsa markanın parasal değeri, marka tescillerinin kapsadığı mal ve/veya hizmet portföyünün genişliği olarak belirtilebilir.
6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, dosya kapsamında sunulan belgeler neticesinde, her ne kadar davacıya ait ... sayıları ile tanınmış olarak kabul edildiği anlaşılmış ise de, dava konusu marka ile davacının “iş/işcep” ibaresi içeren markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmaması ve dava konusu markanın davacı markasından haksız yarar sağlama, davacı markasının itibarına zarar verme, ayırt ediciliğini zedeleme ihtimali olduğunun davacı tarafından ispat edilemediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı kanaatine varılmıştır.
Davacının Kötü Niyet İddiaları Bakımından Değerlendirme:
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir.
Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir.
Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir.
Somut olayda, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı değerlendirilmiştir. Karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, velev ki markalar arasında karıştırılma ihtimali olsa dahi, -somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir- davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu mallar/hizmetlerin redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı, dava konusu marka ile davacı markaları arasında işitsel ve görsel karıştırılma ihtimaline yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığı, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, davacının tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, .... kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M
:
Davanın Reddine,
Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 116,60.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum ve davalı şirket kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.15/01/2026
Kâtip Hâkim....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır