Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, tanınmış markalarla benzerlik ve karıştırılma ihtimali iddialarıyla YIDK kararının iptali ve marka başvurusunun reddi talepli davada emtia ve sınıf benzerliğini değerlendirdi.
Özet: Bu hukuki uyuşmazlık, davacının kendi tanınmış ve seri markalarıyla ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, aynı/benzer sınıflarda yer aldığını, karıştırılma ihtimali bulunduğunu ve itibarını zedelediğini iddia ederek, bir marka başvurusuyla ilgili YİDK kararının iptalini, marka başvurusunun reddini ve ilanını talep ettiği bir davayı konu almaktadır; davalı kurum ise markaların farklı olduğunu, karıştırılma ihtimali olmadığını ve itirazların mesnetsiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/219 Esas - 2026/28

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No
: 2025/219
Karar No
: 2026/28
....
Dava
: Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Başvurusunun Reddi, İlan
Dava Tarihi
: 20/05/2025
Karar Tarihi
: 15/01/2026
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih
: 15/01/2026
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Başvurusunun Reddi, İlan istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
DAVA
:
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; .... sayılı kararı ile reddedildiğini, dava konusu marka başvurusu ile müvekkiline ait markaların ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, markaların kapsadığı sınıfların aynı/benzer olduğunu, markaların karıştırılması ihtimali bulunduğunu, dava konusu markanın müvekkiline ait tanınmış markaların itibarını zedelediğini, davalı şirketin iyi niyetli olmadığını, dava konusu markanın müvekkiline ait seri marka izlenimi oluşturduğunu ifade ederek, ....sayılı ve "..." ibareli marka başvurusunun reddine, kararın ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 30.10.2025 tarihli beyan dilekçesinde; dava açıldığı tarihte dava konusu marka tescil edilmemiş olduğundan hükümsüzlük talebi bulunmadığını, işbu davada .... kararının iptalinin talep edildiğini beyan etmiştir.
CEVAP
:
Davalı .... vekili cevaplarında özetle; taraf markalarının birbiriyle kıyaslanamayacak kadar farklı olduğunu, markalarda ortak olan “bin” harflerinin tek başına markaları birbirlerine yaklaştırmaya yetmediğini, ortalama tüketicilerin markaları karıştırması ihtimali bulunmadığını, davacının SMK 6/6 ve 6/9 maddelerine dayalı itirazlarının mesnetsiz olduğunu, davacının itiraz aşamasında ileri sürmediği tanınmışlık itirazının işbu davada değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, müvekkili Kurum tarafından tesis edilen iş ve işlemlerin hukuka uygun olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirkete usulüne göre tebligat yapılmasına karşın, yargılamaya bir katılımı olmadığından cevabına rastlanmamıştır.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE
:
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, YİDK kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık, kötü niyet ve 6769 sayılı kanunun 6/6 kapsamındaki itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının .... sayılı "..." ibareli marka için davalı tarafından 26/10/2023 tarihinde 09 / 12 / 35 / 36 / 39 / 42.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacı tarafında.... sayılı bin esas unsurlu markalarına dayanarak, “benzerlik/karıştırılma ihtimali”, “eskiye dayalı kullanım”, “diğer fikri haklar veya kişi hakları” ve “kötü niyet” gerekçeleriyle itirazda bulunulduğu, davacı şirketin yayıma itirazının ..... sayılı karar ile reddedildiği, davacı şirketin ... sayılı kararı ile itirazın nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Dava konusu marka başvurusu, 09, 12, 35, 36, 39, 42. Sınıflarda başvuruya konu edilmiştir. Davacıya ait markalar, hali hazırda 09, 12, 35, 36, 39, 42. Sınıflarda tescilli olup, taraf markaları arasında sınıfsal ayniyet oluşmuştur. Neticede, dava konusu marka kapsamında yer alan tüm mal ve hizmetler bakımından, taraf markaları arasında “emtiaların aynı ve/veya benzer olması” şartının sağlandığı kanaatine varılmıştır.
Dava konusu marka başvurusu, “...” ibaresi ile bu ibarenin solunda konumlandırılmış, stilize edilmiş bir “G” harfinden oluşan karma nitelikte bir markadır. Markanın kelime unsurunu oluşturan “...” ibaresini oluşturan “gel” ve “bin” kelimeleri ayrı ayrı ele alındığında, her iki kelimenin de Türkçe’de yerleşik ve yaygın anlamları bulunduğu anlaşılmıştır. “Gel” kelimesi, Türkçe’de esasen “gelmek” fiilinin emir kipidir ve “bir yere doğru hareket etme” anlamını taşımaktadır. “Bin” kelimesi ise Türkçe’de birden fazla anlama sahiptir. Bir fiil olarak “binmek” fiilinin emir kipi olup, “1. Yüksek bir şeyin veya bir hayvanın üstüne çıkıp ayaklarını sallandırarak oturmak. 2. Bir yere gitmek için tren, vapur, uçak, otomobil vb. bir taşıtta yer almak; atlamak. 3. Bisiklet, motosiklet, binek hayvanı kullanmak. 4. Bir şey sıkışarak yanındakinin üstüne çıkmak, üst üste gelmek. 5. nesnesiz Fiyatı artmak. 6. Bir şeyin üzerine ilave edilmek.” anlamlarını taşımaktadır. Bunun yanı sıra “bin” kelimesi, sayı olarak “1000” anlamına da gelmektedir. Bu iki kelimenin birleşimiyle oluşan “...” ibaresi ise, “gelip binmek” anlamını vermektedir. Dava konusu markada, herhangi bir kelime, gerek yazı olarak gerekse anlam olarak ön planda olmayıp, dava konusu markanın esas unsuru bir bütün olarak “...” ibaresidir. Dava konusu markanın esas unsuru, genel olarak ayırt edici niteliği zayıf bir markadır. Zira “gel” ve “bin” kelimelerinin bir araya gelmesi ile yeni bir anlam oluşmadığı gibi, markayı oluşturan kelimelerin anlamından da uzaklaşılmamıştır.
Dava konusu markada yer alan stilize “G” harfi ise, kelime unsurunun baş harfine atıf yapan, süsleme ve tamamlayıcı nitelikte bir şekil unsuru olup, markanın kelime unsurundan bağımsız bir ayırt edicilik sağlamamıştır. Şekil unsurunun, kelime unsurunu destekleyici ve görsel bütünlük sağlayıcı bir işlev sağladığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla, dava konusu marka başvurusunda esas ve baskın unsurun, “...” ibaresi olduğu; şekil unsurunun ise tali ve tamamlayıcı nitelikte kaldığı değerlendirilmiştir.
Davacıya ait markalar; ....”, “....” ibarelerinden oluşmaktadır. Anılan markaların tamamında ortak ve tekrar eden unsurun ....” ibaresi olduğu anlaşılmıştır. Söz konusu markalarda yer alan “binbin” ibaresi, markaların esas ve baskın unsurunu oluşturmakta olup, ilgili tüketici nezdinde markaları ayırt etmeye yarayan temel ibare konumundadır. Buna karşılık, “....” ibaresine eklenen diğer kelimeler; sunulan hizmetlerin niteliğini, kullanım biçimini veya işlevini açıklayan, tanımlayıcı veya çağrışımsal mahiyette tali unsurlar niteliğindedir. Nitekim anılan ek ibareler, tek başlarına markanın kaynağını göstermeye elverişli bir ayırt edicilik taşımamaktadır. Bu nedenle, davacıya ait markaların ilgili tüketici nezdinde yarattığı genel izlenim, ağırlıklı olarak “binbin” ibaresi üzerinden oluşmakta; eklenen diğer kelimeler bu algıyı değiştirecek veya bağımsız bir ayırt edici unsur teşkil edecek nitelik arz etmemektedir. Dolayısıyla, davacı markalarının esas unsurunun “binbin” ibaresi olduğu; bu ibareye eklenen diğer kelime unsurlarının ise tali ve tamamlayıcı nitelikte bulunduğu hususu izahtan varestedir. Davacıya ait “binpay” ve “bin pass” ibareli markalarda ise esas unsur “bin” ibaresidir.
Davacıya ait markaların esas unsurunu oluşturan “binbin” ibaresi, “bin” kelimesinin tekrar edilmesi suretiyle oluşturulmuş bir ifade niteliğindedir. Söz konusu tekrar, “bin” kelimesinin Türkçe’de sahip olduğu anlamdan kopuk, bağımsız ve özgün bir kavram yaratmamakta; aksine, mevcut anlamın güçlendirilmesi ve pekiştirilmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu itibarla, “binbin” ibaresi, yapısal ve anlamsal olarak “bin” kelimesinden uzaklaşmış, ondan tamamen bağımsız yeni ve özgün bir anlam kazanan bir ibare olarak değerlendirilemez. İbarenin, kelime tekrarına dayalı bu yapısı dikkate alındığında, ilgili tüketici nezdinde de “bin” kelimesinin çağrıştırdığı anlam çerçevesinde algılanacağı açıktır.
Davacıya ait markaların esas ve baskın unsuru “bin” ya da bunun tekrarı niteliğindeki “binbin” ibaresi iken, dava konusu marka başvurusunun esas unsuru, “...” ibaresidir. Taraf markalarının esas unsurları arasında, gerek yazılış gerek okunuş gerekse anlamsal yapı bakımından benzerlik bulunmamaktadır. “Bin” ibaresi, Türkçe’de yaygın ve günlük kullanımda yer alan bir kelime olup, gerek fiil gerek sayı anlamları itibarıyla genel ve zayıf ayırt ediciliğe sahiptir. Bu nedenle, marka hukukunda geniş bir korumadan yararlanması mümkün olmayan, herkesin kullanımına açık bir ibare niteliğindedir. Davacı markalarında esas unsur olarak kullanılan “bin” veya “binbin” ibarelerinin ayırt edici gücünün sınırlı olduğu dikkate alındığında, bu ibarenin dava konusu marka başvurusu içerisinde yer alıyor olmasının, tek başına markalar arasında benzerlik doğurması mümkün olmadığı değerlendirilmiştir. Ayrıca dava konusu marka başvurusunda yer alan “...” ibaresi, “gel” ve “bin” kelimelerinin birleşimiyle oluşan, iki kelimeden oluşan bir ibare olup, bu yönüyle, davacı markalarındaki “bin” veya “binbin” ibarelerinden gerek görsel gerek fonetik gerekse kavramsal olarak farklılaşmıştır. Taraf markaların bütünsel yapıları değerlendirildiğinde, yalnızca zayıf ayırt edici niteliğe sahip “bin” ibaresinin ortaklığının, markaları benzer kılmadığı değerlendirilmiştir. Dava konusu marka başvurusunun ilk hecesi “gel” iken, davacı markalarının ilk hecesi “bin” ibaresidir.
Öte yandan, dava konusu marka başvurusunda, “...” ibaresine doğrudan atıf yapan ve kelime unsurunun baş harfini temsil eden stilize “G” harfinden oluşan bir şekil unsuruna da yer verilmiştir. Anılan şekil unsuru, markanın genel görünümünü ve algısını güçlendirmekte, dava konusu markayı davacı markalarından görsel olarak daha da uzaklaştırmaktadır.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; taraf markalarının esas unsurlarının farklı olduğu, “bin” ibaresinin zayıf ayırt edici niteliği nedeniyle ortaklığının markaları benzer kılmaya yeterli olmadığı, markaların bütünsel yapıları ve ilgili tüketici nezdinde yarattıkları genel izlenim itibarıyla farklılaştığı değerlendirilmiştir.
Netice itibariyle de, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı değerlendirilmiş olup, bu nedenle somut olayda “markaların benzer olması” şartının sağlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus; ortalama düzeydeki halk nezdinde bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurulmasıdır. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta genel görünüş açısından umumi intiba olmasa bile halk tarafından iki marka arasında bir bağlantı kurulması ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir. Tüketicinin iki işaret arasında doğrudan ya da kaynakları bakımından idari – iktisadi bir ilişki kurma yanılgısına düşmesi iltibas ihtimalinin kabulü için yeterli olacaktır.
Karıştırılma olasılığının değerlendirmesi, değerlendirme konusu markaların görsel, işitsel veya kavramsal benzerliği bakımından, markaların ayırt edici ve baskın unsurları özellikle göz önüne alınarak, markaların bütünsel olarak ortaya çıkardıkları izlenim esasında yapılmalıdır. Değerlendirme konusu malların veya hizmetlerin ortalama tüketicilerinin markaları algılayış biçimi, karıştırılma olasılığına yönelik genel değerlendirmede belirleyici rol oynar.
Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları ve davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak global olarak yapılmalıdır.
Karıştırılma ihtimali değerlendirilirken araştırılması gereken bir diğer husus da hedef tüketici kitlesidir. Tüketici kitlesi, her bir mal ve hizmet türü için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin değerlendirmesinde kural olarak ortalama tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği makul düzeyde bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır.
Somut olayda, dava konusu marka kapsamında yer alan 09, 12, 35, 36, 39 ve 42. sınıf mal ve hizmetler bakımından ilgili tüketici kitlesi; genel tüketiciler ile birlikte, söz konusu mal ve hizmetlerin niteliğine göre değişen düzeylerde bilgi, deneyim ve dikkat seviyesine sahip profesyonel veya yarı profesyonel kullanıcılardan oluşmaktadır. 09. sınıf kapsamındaki teknolojik, elektronik ve dijital ürünler bakımından ilgili tüketici kitlesi, ortalama düzeyde teknik bilgiye sahip, ürün özellikleri, marka ve kalite unsurlarına dikkat eden kullanıcılar olup; 12. sınıf kapsamında yer alan taşıtlar ve bunlara ilişkin ürünler bakımından ise, yüksek bedelli ve uzun vadeli kullanım söz konusu olduğundan, tüketicilerin dikkat ve özen düzeyi daha yüksektir. 35. sınıf hizmetler bakımından ilgili tüketici kitlesi, perakende ve toptan satış hizmetlerinden yararlanan nihai tüketiciler ile bu hizmetleri ticari faaliyetleri kapsamında kullanan tacir ve işletmelerden oluşmaktadır. 36. sınıf kapsamındaki finansal, sigorta ve gayrimenkul hizmetleri bakımından ilgili tüketici kitlesi, çoğunlukla bilinçli, karşılaştırma yapan ve uzman görüşüne önem veren kişilerden oluşmakta olup, karar verme sürecinde yüksek dikkat seviyesine sahiptir. 39. sınıf ulaştırma, depolama ve lojistik hizmetleri bakımından ise, bireysel kullanıcıların yanı sıra bu hizmetleri profesyonel faaliyetleri kapsamında kullanan ticari işletmeler söz konusudur. 42. sınıf kapsamında yer alan bilimsel, teknolojik, yazılım ve mühendislik hizmetleri bakımından ilgili tüketici kitlesi ise, büyük ölçüde teknik bilgiye sahip, bilinçli ve seçici profesyonellerden oluşmakta; bu nedenle söz konusu hizmetlerde ilgili tüketicinin dikkat düzeyi ortalamanın üzerindedir.
Neticede; dava konusu marka kapsamında yer alan tüm mal ve hizmetlerin, davacıya ait markalar kapsamında hali hazırda yer aldığı, dolayısıyla markalar arasında sınıfsal ayniyet oluştuğu, dava konusu markanın esas unsurunun “...”, davacı markalarının esas unsurunun ise “bin” veya “binbin” ibaresi olduğu, taraf markalarında “bin” ibaresi ortak ise de, bu ibarenin genel ayırt edici niteliği zayıf ibarelerden olduğu, dolayısıyla bu ibarenin ortaklığının markaları benzer kılmayacağı, taraf markalarının bütünsel değerlendirmede de farklı tali unsurlara ya da şekil unsuruna sahip olduğu, dava konusu marka başvurusu ile davacı markalarının görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmadığı, dava konusu emtia bakımından ilgili tüketicinin bilgi ve dikkat düzeyinin de düşük olmadığı, bütün olarak bakıldığında dava konusu markanın davacı markalarının imajından uzaklaştığı, tüketicinin taraf markalarını aynı/benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olduğu, taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunmadığı, somut olayda markaların karıştırılması/ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı nispi tescil engeline ilişkin şartların oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
Davacı Markasının Tanınmış Olup Olmadığı, Davalının Başvuruya Konu Markasının Davacının Tanınmış Markasından Haksız Yararlanma Sağlayıp Sağlamadığı, Davacı Markasının İtibarına Zarar Verip Veremeyeceği, Ayırt Ediciliğini Zedeleyip Zedelemeyeceği Hususları Bakımından Değerlendirme:
6769 sayılı SMK 6/5 maddesi; "Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir." hükmünü amirdir. Bu madde kapsamında koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve maddede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. "Tanınmış marka" kavramı Yargıtay içtihatlarında "bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım" olarak tarif edilmiştir.... Tavsiye Kararı" adı altında bazı ölçütler getirmiştir. Bu suretle bir markanın tanınmışlığında kendisinden yararlanılabilecek bazı kriterler oluşturulmuştur. Bağlayıcılığı olmamakla birlikte uygulamada da kabul gören bu kriterler şunlardır; Toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi, Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, Marka promosyonlarının hedef aldığı coğrafi alan, promosyon süresi ve yoğunluğu, Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, Markanın resmi makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, Markanın ekonomik değeri. Bu kıstaslardan birisinin, birkaçının veya tamamının varlığı tanınmışlığı gösterebilecektir. Yukarıda yapılan açıklamalardan çıkan sonuç; bir hizmet ya da ticaret markasının tanınmışlığından söz edilebilmesi için; toplumun ilgili sektöründe tanınmış olması, başka bir anlatımla o marka telaffuz edildiğinde ilgili sektördekilerin hiç düşünmeden refleks halinde hatırlamaları gerektiğidir. 6769 sayılı SMK madde 6/5 hükmüne göre, toplumda belirli bir tanınmışlık düzeyine ulaşan önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markadan, Tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarara sağlayabilecek, Markanın itibarına zarar verebilecek, Markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabilecek durumda olan sonraki başvuru, farklı mal ve hizmetlerde kullanılacak olsa bile reddedilecektir. Yukarıda da belirtildiği üzere, tanınmış markalar sadece tescil kapsamındaki aynı tür mal ve hizmetler yönünden değil, ayrıca farklı türden mal ve hizmetler yönünden de sahibine koruma sağlar. Tanınmış markalara sağlanan koruma önlemleri sayesinde, sonraki markanın tescili yoluyla marka sahibinin, tanınmış markanın itibarına ve ayırt edicilik düzeyine zarar verme, bu markadan imaj transfer etme ve böylelikle haksız yarar sağlama çabalarının önüne geçilmek istenmiştir. Böylece, önceki ve tanınmış nitelikteki markanın ayırt edicilik karakterine ve tanınmışlığına zarar verebilecek, tüketicinin daha önce tanınmış markayı gördüğünde, refleks halinde tek bir işletmeyi algısında canlandıracakken, yeni durum nedeniyle eskiden olduğu gibi kişilerin aklına sadece tek bir ticari işletme gelmeyecektir. Bunun sonucunda ise, büyük emek, çaba, zaman ve masrafla tanınmış hale getirilen markanın ayırt edicilik gücü zaafa uğratılmış olabilecektir.
Davacı taraf, itiraz aşamasında, davacı markalarının tanınmışlığını gösterir herhangi bir belge dosyaya sunmamıştır.
Somut uyuşmazlık bakımından değerlendirildiğinde, davacı tarafça gerekçe gösterilen markanın tanınmışlığının ispatına yönelik Türkiye’de gerçekleşen tanıtım faaliyetlerine ilişkin, itiraz aşamasında dosyaya herhangi bir belge, ilan, reklam harcaması, haber, dergi vb. tanıtım malzemesi sunulmadığı, tanınmışlığın değerlendirilebileceği herhangi bir belgenin dosya kapsamında bulunmadığı, iddia edilen tanınmışlığın ispatlanamadığı, davacı markasının tanınmış olarak değerlendirilemeyeceği, netice itibariyle de, somut olayda tanınmışlığa bağlı koşulların oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
Davacıya Ait "Diğer Fikri Hak” ile Dava Konusu Marka Arasında İltibas Tehlikesi Bulunup Bulunmadığı Bakımından Değerlendirme:
6769 sayılı SMK’nın 6/6 maddesine göre; “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.”. Bu maddeden anlaşılabileceği üzere başkasına ait ticaret unvanı, işletme adı, endüstriyel tasarım tescili gibi sınaî hak sahiplerinin ve telif hakkı gibi fikri hak sahiplerinin, bu hak konularının bir başkası tarafından izinsiz olarak tescili taleplerine itirazda bulunarak tescili engellemeleri veya tescil gerçekleşmiş ise hükümsüzlüğünü talep etmeleri mümkündür. Bu halde, dava konusu marka tescillerinin davacıya ait telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, başvurunun önceki hak kapsamında kalıp kalmadığı değerlendirilmelidir.
Davacıya ait ticaret unvanının ayırt edicilik sağlaması gereken “ek” unsuru “BİN” ibaresidir.
“BİN” ibareli marka ile dava konusu marka başvurusunun benzer olmadığı yukarıda değerlendirilmiş olup, ibarelerin benzer olmadığı yönündeki kanaat bu değerlendirmede de aynen geçerli olup, netice itibariyle de, davacının ticaret unvanından kaynaklı olarak, dava konusu markanın reddi koşullarının somut olayda bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Davacının Kötü Niyet İddiası Bakımından Değerlendirme:
6769 sayılı SMK’nın 6/9 maddesinde “Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.” düzenlemesi yapılmıştır.
Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. .... kararında da, “Başvuru sahibinin, bir markanın aynısı veya benzerinin, aynı veya benzer mal ve/veya hizmetlerde kullanılmakta olduğunu bildiği halde, o markayla karıştırılabilecek bir markayı tescil ettirmek istemesi ve söz konusu işaretin asıl sahibinin markayı kullanmasını önlemek amacıyla marka tescil ettirmesi” gibi unsurların, kötü niyetin varlığına karar vermeye yarayacak işaretler olduğu ifade edilmiştir.
Tüm bu kriterler kapsamında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; davacı tarafça, davalının marka tescil başvurusunda kötü niyetli davrandığına yönelik ileri sürdüğü iddiaları ile ilgili olarak dosyaya herhangi bir belge sunmadığı gibi davalı yanın anılan başvuruyu kötü niyetli olarak gerçekleştirdiğini gösterir herhangi bir emareye de dosya kapsamında rastlanmadığı; dolayısıyla, salt taraf işaretleri arasındaki benzerlik iddialarının kötü niyete delalet olarak kabul edilemeyeceği değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, somut olayda kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu marka kapsamında yer alan tüm emtia bakımından taraf markaları arasında sınıfsal ayniyet bulunduğu, davacıya ait markalar ile dava konusu marka başvurusunun görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmadığı ve markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, davacıya ait markanın tanınmışlığının ispatlanamadığı, davacının "diğer fikri hak” iddiasına dayalı itirazının yerinde olmadığı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, .... kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, marka başvurusunun reddi koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M
:
Davanın Reddine,
Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 116,60.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı ve davalı kurum vekillerinin yüzlerine karşı, davalı şirketin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.15/01/2026
Kâtip Hâkim ...
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır